Posts Tagged With: Yazar

Trump Konya’da Bulundu

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde “İnsansı Taşlar Müzesi” olduğunu öğrendim. Müze kurucusu Ahmet Aslan bir çoban. Konya’da hayvan güderken rastladığı ‘insan yüzünü andıran’ taşları toplamış. Mevlana’ya benzeyen taşı tam da Konya’da bulmuş. Gel gör ki Trump da Konya’da bulunmuş. Walt Disney’in “her şey bir fareyle başladı” sözünden çok etkilenen Aslan, sekiz yıldır biriktirdiği taşların bir yerde sergilenmesi için, sosyal medya da dahil çeşitli araçlar kullanmış ve yılmadan girişimlerde bulunmuş. Sonunda Edirne’den kabul görmüş ve taşlarıyla Uzunköprü yolunu tutmuş. Kültür-Sanat Evi olarak kullanılan Aziz İoannis Kilisesi’nde sergilenen taşların ziyaretçilerle buluşmaya başlaması Aslan’ı çok mutlu etmiştir eminim. Kendisi ise 2023 hedefinin olduğunu belirtmiş. Belirgin bir hedefimiz olmadan hiçbir şey başaramayız ne de olsa.

Urfalı çoban Ahmet Aslan dört tane de kitap yayınlamış bugüne kadar. Belli ki kendisinden öğreneceğimiz çok şey var…

Japonya’da da Chinsekikan Müzesi var aynı şekilde.

Kaynak: Anadolu Ajansı, Gökhan Zobar, 29.11.2017 ve Edirne Televizyonu

Reklamlar
Categories: Doğa, Güncel, Mekan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 14 Yorum

Murdoch Kitaplarındaki Sorun

Iris Murdoch’ın son kitabının, yazarın Alzheimer’ın erken evrelerinde olduğunu gösterdiğini öğrendim. Eleştirmenlerce ‘çok basit’ bulunan, hatta bir ergen kızın yazabileceği tarzda diye nitelenen son romanı, o zamanlar henüz tanısı konmamış olan hastalığının habercisiymiş aslında. Konu hakkında araştırma yapan İngiliz ekip, yazarın farklı dönemlerde kaleme aldığı üç romanını incelemiş: İlk yayınlanan kitabı, kariyerinin en parlak dönemine ait ödüllü bir kitabı ve Alzheimer teşhisi koyulmadan önce çıkan son kitabı. Bilgisayarda metin-analiz yazılımı kullanarak yapılan bu incelemede, kullanılan sözcük çeşitliliğine bakılmış. Dijital ortama aktarılan kitaplarda kullanılan sözcükler listelenmiş ve her birinin kaç kez kullanıldığı, kelime türleriyle birlikte kaydedilmiş. Kısaca söylemek gerekirse; son kitabında dil bilgisi yönünden hiçbir problem olmasa da kelime çeşitliliğinin azaldığı ve dilinin basitleştiği tespit edilmiş. “The Sea, The Sea” (Deniz Deniz) kitabında alışılmışın dışında sözcüklerle karşılaşılmasına rağmen son roman olan “Jackson’s Dilemma” (İkilem) çok sıradan sözcüklerden oluşuyormuş. Uzmanlar bu durumun, Alzheimer’ın dil üzerindeki etkilerinin erken aşamalarına uyduğunu belirtmişler. Kişinin sözcükleri sürekli ‘dilinin ucunda’ hissedip bir türlü bulamaması ve dağarcık azalması problemi, cümle kurma sorunlarından önce gelirmiş. Bu arada “İkilem” kitabını tamamlama sürecinde Murdoch şaşılası bir biçimde yazma sıkıntısı yaşamış yani tıkanma, yazamama sorunu baş göstermiş. Bununla ilintili olarak da, hastalığının, bilişsel becerilerini ele geçirmeye başlamış olması açıklamasını getiriyor uzmanlar. Zaten ortaya çıkan eser için eşi bile ‘sanki Murdoch yazmamış gibi’ yorumunu getirmiş.

Son kitabı 1995 yılında çıkan yazar dört yıl sonra öldü.

Kaynak: UCL News, 1 Aralık 2004

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çalışkan Oblomov

Gonçarov’un “Oblomov” adlı romanını bir ayda yazdığını öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

İstinyelinin Sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu Ercüment Ekrem’in de yazar olduğunu öğrendim. İstinye’de doğmuş Ercüment Ekrem Talu, İstanbullu oluşuyla pek bir gururlanırmış. 1924’te Cumhurbaşkanlığı‘nda çalışmış. Birçok dil bilen Ercüment Bey öğretmenlik dahil çeşitli görevlerde bulunmuş. Gazetelere makaleler, sohbetler, öyküler yazmışsa da kaynaklar asıl romancılığını övmekte. Zamanının çok satan yazarı olduğu anlaşılan Ercüment Bey’in kitaplarını bulabilir miyiz bilmem.

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu da Çiğdem Talu imiş. Yani Türk pop müziğinin pek ünlü şarkılarının sözlerini yazmış sevgili Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in torununun kızı imiş. Gazeteci Umur Talu da Çiğdem Talu’nun kardeşi.

Categories: Edebiyat, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şarlatan!

Nazım Hikmet’in Pierre Loti’yi hiç sevmediğini öğrendim. Buyurunuz ünlü yazar için 1925’te yazdığı şiiri:

Esrar!
Tevekkül!
Kısmet!
Kafes, han, kervan
şadırvan!
Gümüş tepsilerde rakseden sultan!
Mihrace, padişah,
bin bir yaşında bir şah.
Minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,
burunları kınalı kadınlar
ayaklarıyla gergef dokuyor.
Rüzgârlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!

İşte frenk şairinin gördüğü şark!
İşte
dakikada 1.000.000 basılan
kitapların
şarkı!
Lâkin
ne dün
ne bugün
ne yarın
böyle bir şark
yoktu,
olmayacak!

Şark
üstünde çıplak
esirlerin
aç geberdiği toprak!
Şarklıdan başka herkesin
orta malı olan memleket!
Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!
Ağzına kadar
buğdayla dolu ambar!
Avrupanın ambarı!

Asya!
Amerikan dretnotlarının tel direklerine
senin Çinlilerin
uzun saçlarından
sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!
Himalayanın
en yüksek
en dik
en karlı tepesinde
Britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,
kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,
Paryaların
beyaz dişli ölülerini attığı Ganja!
Anadolu baştan başa
Armistrongun
talim meydanı oldu!
Asyanın bağrı doldu!
Şark
yutmayacak
artık!
Bıktık be bıktık!
İçinizden biri
can verebilse bile
açlıktan ölen öküzümüze,
burjuvaysa eğer
gözükmesin gözümüze!
Hattâ sen
sen Piyer Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
Fransız zabiti sen,
o üzüm gözlü Azadeyi
bir orospudan
daha çabuk unuttun!
Kalbimize diktiğin
Azadenin taşını
bir tahta hedef gibi topa tuttun!
Bilmeyenler
bilsin:
sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
Şarlatan!
Çürük Fransız kumaşlarını
yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan:
Piyer Loti!
Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!
Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
Şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprü başında çarmıha gerer
karşısında cigara içerdim!
Ben elimi size verdim,
size verdik biz elimizi
kucaklayın bizi
Avrupanın sankülotları!
Sürelim yan yana bindiğimiz al atları!
Menzil yakın
bakın
kurtuluş günü artık sayılı.
Önümüzde şarkın kurtuluş yılı
bize kanlı mendilini sallıyor.
Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.

 

*******************************************

HİKMET Nazım, “835 Satır (Şiirler 1)”, (Ed.Güven Turan, Fahri Güllüoğlu), Bütün Şiirleri, Mehmet Hikmet, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008, s.34-37.

Mahmut Keçeci‘nin sesinden şiiri dinleyebilirsiniz.

Sevmeme nedeni net değilse AGOS‘tan detaylı okuma yapabilirsiniz.

Categories: Ülkeler, Edebiyat, Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti

Pierre Loti isminin yazarın gerçek adı değil takma isim olduğunu öğrendim. Louis Marie Julien Viaud’e ilk kez Pierre şeklinde hitap eden kişi o zamanların büyük tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt imiş. Yani Pierre ismini veren kişi ünlü tiyatrocu Sarah Bernhardt. Rivayet odur ki, 1875’te Paris’te aktrisin performansını izleyen Viaud, bu oyuncuyla tanışmayı kafasına koyar ve şöyle bir mizansene girişir: Viaud kendini bir acem halısına sardıracak, Arap kıyafetleri içindeki adamlar rulo halindeki halıyı tiyatrocunun odasına getirecek ve sanatçının gözleri önünde yuvarlanarak açılan halının içindeki genç yazarımız hanımefendinin huzuruna serilecek! Böyle bir girişin ardından ikisinin hemen dost olduğu söyleniyor.

Loti kısmı ise henüz 22 yaşındayken yani 1872 yılında yapışıyor üzerine. Katıldığı donanmayla Tahiti’ye giden Viaud’a ‘Loti’ ismi bu adada verilir. Loti’nin adaya özgü bir çiçek olduğu kesin olsa da yazara ismi kimin verdiği net değil. Kimi kaynak yerlilerin Viaud adını telaffuz edememesi nedeniyle Loti dediklerini söylüyor, kimi bu adı bizzat kraliçenin taktığını belirtiyor, kimi de yazarın roti sözcüğünü yanlış söylemesinden sonra loti diye çağrılmaya başladığını ifade ediyor. Sonuç olarak bir Tahiti çiçeğinden almış takma ismini. 

Categories: Dil, Doğa, Edebiyat, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Yazın Mühendisleri

Murat Gülsoy’un da mühendis olduğunu öğrendim. Böylece yazın dünyasında mühendis olduğunu bildiğim kişiler listeme bir isim daha ekledim:

Murat Gülsoy (Elektrik-Elektronik Mühendisi),
Cemil Kavukçu (Jeofizik Mühendisi),
Oğuz Atay (İnşaat Mühendisi),
Boris Vian (Maden Mühendisi),
Fyodor Dostoyevski (Askeri Mühendis),
Mehmet Eroğlu (İnşaat Mühendisi)

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarının Fotoğrafçısı

“Alis Harikalar Diyarında” (Alice in Wonderland) kitabının yazarı Lewis Carroll’ın başarılı bir matematikçi olmasının yanı sıra fotoğrafçı da olduğunu öğrendim. Matematik dehasına bir şey diyemem ama çektiği çocuk fotoğraflarını rahatsız edici buldum. 

 

Kaynak: photography-news (Lewis Carroll’s haunting photographs of young girls)

Categories: Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Fransızca Çok mu Kolay?

Panait Istrati’nin Fransızcayı kendi kendine öğrenerek bu dilde romanlar yazdığını öğrendim. Rumen yazar, temizlik yaparak geçimini güçlükle sağlayan bir hanımdan doğuyor. Babasına dair resmi bir kayıt bulunmasa da Yunan bir kaçakçı olduğuna inanılıyor. Fakir ve yeterli eğitim almamış bir çocuk olarak küçük yaşta kendisine uygun olmayan işlerde ve koşullarda çalışmak zorunda kalıp yaşamın zorluklarıyla ve sokak hayatıyla tanışmış.

Zorluklardan yılıp 37 yaşındayken boğazını keserek intihara kalkışması vesilesiyle Fransız yazar Romain Rolland ile tanışıyor ve yazın çalışmalarının önü açılarak dünya çapında beğenilen bir yazar doğuyor. 

Fransızcaya dönecek olursak: Derler ki bu dili sözlüklerden öğrenmiş otuzlu yaşlarında. Sonrasında da Fransız klasiklerini hatmederek geliştirmiş bilgisini. Sözlüklerin çok kıymetli kaynaklar olduğundan eminim ama Fransızcanın da en zor dillerden biri olduğunu iyi biliyorum. O zaman helal olsun Istrati’ye!

 

Kaynak: Encyclopaedia of the Hellenic World (blacksea.ehw.gr)

Categories: Dil, Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gazeteciler İkiye Ayrılır

Çetin Altan’ın gazetecileri ikiye ayırdığını öğrendim: ‘Kafa tutan gazeteciler’ ve ‘palto tutan gazeteciler’. Bunu Mete Akyol bir törende yaptığı konuşmasında anlatmış. Ancak Akyol da bu lafı kendi dönemine uyarlayarak şöyle demiş: “Şimdi patronlar ikiye ayrılıyor kafa tutanlar ve palto tutanlar olarak.” (Kaynak: Sabriye Aşır, OdaTV, 24.01.2015)

Öte yandan Enver Aysever de demiş ki: “İki tür yazar var derdi Çetin Altan; çok konuşan ve hep susan.” Acaba Çetin Altan her şeyi ikiye mi ayırıyormuş yoksa aynı sözü iki gazeteci iki farklı biçimde mi yorumlamış onu bilemedim. (Kaynak: Enver Aysever, BirGün, 08.11.2015)

 

 

 

Categories: Diğer | Etiketler: , , , , , , , | 1 Yorum

Kağıtla Geçinemeyen Yazar

Cengiz Aytmatov’un kağıda alerjisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Kumbaba

Turan Aziz Beler adında bir gazeteci-yazarımız olduğunu öğrendim. Düzeyli bir magazin gazeteciliği örneği de sergilemiş olan Beler, yazdığı kitaplarla adından çok söz ettirmiş, “Sevda” adlı romanı filme çekilmiş ve Şile’nin gelişimi için çok önemli adımlar atmış. Ilk sarı tabelasını diktirmiş, bir tesis kurmuş ve Şile halkına önemli bir ekmek kapısı açmış. Muhteşem doğayı koruyarak, yabancı eşiyle birlikte turistlere olağanüstü bir hizmet sunmuş. Çeşitli nedenlerle zaman içinde terk edilen “Kumbaba” adlı mekanı 2013 yılında yanmış.

Beler’in ilk eşi de Atatürk’le dans fotoğrafından tanıdığımız bir vali kızıymış.

Kaynaklarım:

Dr. Mithat Atabay

Sabri Kayacık

Yavuz Aydın

 

Categories: Edebiyat, Mekan, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Eski Üniversite

Afrikalı Leo’nun eğitim gördüğü Al-Karaouine (Karaviyyin) adlı okulun, halen eğitim vermeye devam eden en eski üniversite olarak Guinness rekorlar kitabına geçtiğini öğrendim. Fas’ın Fes kentinde bulunan okul 859 yılında kurulmuş. İngilizceniz varsa, Afrikalı Leo’nun yaşam öyküsüyle de ilgileniyorsanız, BBC yapımı şu belgeseli izlemenizi öneririm: Leo Africanus; A Man Between Worlds [BBC Arabic]

 

Kaynak: Guinness World Records

Categories: Edebiyat, Eğitim, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Manisa Atılgan’ı

Yusuf Atılgan’ın eğitimini tamamlayıp mesleğini eline aldıktan sonra başlayan yaşamının otuz yılını Manisa’nın bir köyünde geçirdiğini öğrendim. Bir dönem çiftçilik yapmış, köyde bir izdivaç gerçekleştirmiş, spor kulübü kurmuş  ve köyün gelişimi için de çok çaba harcamış. Durul Gence’nin kardeşi olan tiyatro sanatçısı hanımefendiyle evlenip İstanbul’da yaşamaya başladıktan sonra bile ufacık işler için hep köyün yolunu tutmuş. Bağını koparamamış. Tam bir yengeç burcuymuş zannımca. Yazmaktan çok kişilere, ilişkilere önem vermiş Atılgan. Politik görüşlerinden dolayı meslekten uzaklaştırıldığı için doyunca yapamadığı öğretmenliği özlemiş ömrünce.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Üsteğmen Seyfettin

Genç yaşta ölen yazar Ömer Seyfettin’in aynı zamanda subay olduğunu, Balkan Savaşı sırasında orduda görev aldığını ve Yunanlılar tarafından esir alındığını öğrendim. Bazı öykülerini esareti sırasında kaleme almış.

Categories: Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Uçan Kazcı mısın Pippici mi?

Uçan Kaz adıyla bildiğimiz çizgi filmin aslında 1906 ve 1907 yıllarında iki kitap halinde yayınlanan bir İsveç romanından uyarlandığını öğrendim. Hatta yazarı Selma Lagerlöf, Nobel Edebiyat ödülü alan ilk kadın yazarmış (1909).

Hala tedavülde olan 20 İsveç Kronunun üzerinde de uçan kazın ve yazarı Selma Lagerlöf’ün resimleri varmış ancak onlarca yıl sonra bir değişikliğe giderek yirmilik banknotlara bir başka İsveçli yazarın yani Uzun Çoraplı Pippi’nin yazarı Astrid Lindgren’nin resmini koymuşlar. Diğer banknotlar 2017’ye kadar kullanımdaymış.

[Bu arada ‘kron’ sözcüğü ‘taç’ anlamına geliyormuş.]

İsveç Hükümetinin edebiyatı, özellikle de geleceği biçimlendirmede önemli rol sahibi olan çocuk edebiyatını bu şekilde tanıması çok saygı uyandırıcı.

Peki içinizde bahsedilen çizgi filmleri bilen var mı?

Categories: Ülkeler, Dil, Edebiyat, Ekonomi, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: