Posts Tagged With: Yanlış Bilinen

Donald Duck Yasağı

Donald Duck’ın Finlandiya’da 1970 yılında yasaklandığına, yani bu sevimli ördeğin altına bir şey giymediği için eğitim devi bir ülkede halen yasaklı olduğuna, dolayısıyla çizgi filmlerinin televizyonda gösterilmesinin ve hatta çizgi romanlarının satılmasının yasak olduğuna dair bir paylaşımın uzunca bir süredir sanal alemimizde paylaşılmakta olduğunu öğrendim. ‘İlginç bilgi’ paylaşan bütün sitelerimiz ve sosyal medya hesaplarımız bunu bu kadar net bir bilgi olarak paylaşmış. Hem de ne cümleler kurarak… Yani çok aradım aksini iddia eden Türkçe bir hesap ama bulamadım. Ancak gerçek şu ki, böyle bir yasak yok! Hatta çok başarılı bir dergisi bile var: Aku Ankka (yani Donald Duck’ın Fincesi). Peki nereden çıkmış bu Daisy ile evlilik dışı ilişki yaşayan donsuz Donald hikayesi? Helsinki’de 1977’de yaşanan finansal sıkıntı üzerine yapılan toplantıda, Liberal Parti yerel temsilcisi Holopainen’in şöyle bir önerisi olmuş: Gençlik merkezleri için Donald Duck çizgi romanlarını satın almayı keselim. Para sıkıntısını çözmeye çalıştıkları için öneri kabul edilmiş ve şehir fonundan yapılan bu harcamaya son verilmiş. Ertesi yıl yapılan seçimlerde, öneri sahibi beyefendinin de aday olması, akıllara bu konuyu getirmiş ve medyanın abartılı başlıkları da devreye girince söylentiler almış yürümüş. Holopainen seçimi kaybetmiş ama Donald Duck kazanmış! Belli ki iyi reklam olmuş. Finlandiya’nın bu ünlü pekin ördeğine duyduğu sevgi katlanarak artmış.

Kısaca: Böyle bir yasak hiç olmamış!

Kaynaklar: Snopes ve The Disney Wiki (bu konuda bolca İngilizce kaynak var ve forumlarda olsun, videoların altında yazan yorumlarda olsun Fin halkı sürekli bu çizgi filmin ülkelerinde yasak olmadığını, aksine çok popüler olduğunu anlatmaya çalışmış.)

Reklamlar
Categories: Ülkeler, Dergi, Teknoloji, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Anya, Hanya, Konya, Gonya

‘Hanya’yı Konya’yı görmek’ olarak bildiğimiz sözdeki ‘Hanya’nın Girit adasında olduğunu öğrendim. Yani TDK gibi bir kaynakta izine rastlayamasam da bu Hanya’nın o Hanya olması olasılığı çok yüksek. Hanya (Hania / Χανιά / Chania), Girit adasının ikinci büyük kenti. Geçmişte daha da kıymetli bir yerleşim bölgesiymiş. 1600’lü yılların ortalarından 1900’e kadar Osmanlı var adada (Balkan Savaşları ardından Yunanistan’a geçiyor). Dolayısıyla herhangi bir sözde Hanya ilinin geçmesi çok doğal. Hatta Konya kısmı için de “aslında o Konya değil” diyenler mevcut, ki açıklamalar oldukça mantıklı. Hanya nere Konya nere… Konya olarak evrilmiş olan mekan için Girit’in yönetim merkezi ve en büyük kenti Heraklion olabilir diyen var. Heraklion’un eski adı ‘Kandiye’ imiş. Daha da mantıklı gelen bir başka açıklamaya göre ise, bu sözde geçen o yerin ismi ‘Gonia’ olmalı çünkü Hanya’ya 25 kilometre mesafede bulunan Gonia isminde bir yer var. Gonia’da da bir manastır var ve yerel tarih için çok çok önemli rol oynamış bu manastır. Gonia, koca Girit adasının batı ucunda ‘köşede’ kalan bir sahilde olduğu için konumu önem arz ediyor. Hanya kuşatmasında Türkler işgal ediyor mesela manastırı. Sıkça da tahrip ediyorlar. Ayrıca dönem dönem Gonia Manastırı isyancı grupların üssü haline geliyor. Girit asileri hep bu manastırda konuşlanarak örgütlenmiş. Girit’in büyük direniş hareketleri bu manastırda planlanıyor en önemli gizli devrim örgütlerince. Hatta son büyük eylemleri de yine Gonia Manastırının sahilinden başlatılıyor. (Kaynak: My Crete Guide)

Asilere sığınak olan, bu yüzden de sıkça saldırılara maruz kalan bu cennet ve cehennem köşesi adını da köşede bulunmasından alıyor. Yukarıda dediğim gibi, Girit adasının batısında önemli bir köşeyi tutuyor Gonia. Matematikte kullandığımız ‘gönye’ de Yunanca ‘gonia’ kelimesinden geliyor; yani ‘köşe, açı’ anlamında kullanılan sözcükten. Gördük mü şimdi Hania’yı Gonia’yı?

 

Categories: Dil, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Basında Cahil İnekler

İyi bilinen bir medya kuruluşunun yayınladığı Cahillikler Köşesinde yanlış bilgilere de yer verebildiğini öğrendim. Dün, yaz saati-kış saati uygulamasının mucidinin Franklin olduğunu söylemiş olmalarına şaşırmıştım. Bugün de, manyetik duyarlılık üzerine yapılan bir araştırmaya kafalarınca sonuç yazmalarına hayret ettim. Google Earth’ten elde edilen görseller, otlayan ya da dinlenen sığırların vücutlarını kuzey-güney doğrultusunda hizalayarak durduklarını gösteriyormuş. Yani başları ya kuzeye bakıyor, ya da güneye. Basın kuruluşumuz ise pusulasız kalırsak ineklere bakarak kuzeyi bulabileceğimizi belirtmiş rahat rahat. Holy Cow!

Araştırmanın detayları: Elizabeth Mitchell, BBC News, 25.08.2008

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yaz Saati – Kış Saati

Yaygın kanının aksine, yaz saati-kış saati uygulamasının fikir babasının Benjamin Franklin olmadığını öğrendim. Franklin’in 1784’te kaleme aldığı satirik bir makalede “Parizyenler erken yatıp şafak vakti uyanmayı alışkanlık haline getirirse mum masrafını ciddi anlamda düşürebilirler” dediği için bu uygulamanın mucidi kendisiymiş gibi söylenirmiş.

Günümüzde yetmişten fazla ülkenin kullandığı uygulamanın ilk kimin fikri olduğundan emin olamadım çünkü değişik kaynaklarda değişik isimler anılıyor. Ancak bir konuda hepsi birleşmiş: Saati geri alarak ya da ileri alarak gerçekleştirilen haliyle gün ışığından daha fazla yararlanma uygulamasını (DST) ilk kez Almanlar kullanmış 1916 yılında, savaş kaynaklarına katkı sağlamak amacıyla. Tabii müttefiki Avusturya da kullanmış.

Yaz saati, kış saati, hani bunun ilk sahibi? 🙂

Kaynaklar: timeanddate.com & History.com

Categories: Ülkeler, Doğa, Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Zürefanın Düşkünü

‘Zürefa’ sözcüğünün ‘zarif’in çoğulu olduğunu öğrendim. Dolayısıyla “zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü” sözündeki zürefa, zarif kişileri kastediyor. Düşkün ise düşmekten geliyor. TDK açıklamasıyla bu söz şu anlamda kullanılıyor: “daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur.” Bu sözü nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde geçmiş zaman lezbiyenlerine bağlayan açıklamalar olsa da bana en makul gelen bilgi şudur: Eskiden sarayda yaşayan, dolayısıyla her gün hoş giysilerle salınan kimseler bir biçimde kaderin tokadını yiyip halk içinde yaşamak durumunda kalınca giyecek sıradan bir şeyler bulamayarak hâlâ cicili-bicili gezince (ki muhtemelen beyazdı bunların bir kısmı) bu lafı türetivermiş ahali.

Annelerimizden işittiğimiz en güzel azarlardan biri olan zemheri zürefasındaki ‘zemheri’ de kış soğuğuna gönderme yapar biliyorsunuz. Ama iki söz birbirine karıştırılarak söylenmemeli yahu.

Yani kısaca zürafaların konuyla hiçbir ilgisi yok. Beyaz giyenler de zürafa düşkünü değil zaten. Rahatlayalım.

 

Categories: Dil, Giyim, Hayvan, Kültür, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | 4 Yorum

Havaalanında Susanmaz

Havalimanında bir taksi durağının fiyatının trilyon lirayı aştığını öğrendim. Yani tevellütümüzün aynı olduğunu düşündüğüm durak sahibinin söylemiyle trilyon da muhtemelen bir milyon lira. Durak bu kadar pahalıysa limandaki mekanların ücreti ne kadardır kim bilir. Sanırım bu da havaalanlarındaki gereksiz pahada satılan yiyeceklerin ve beş liralık küçük suların nedenini açıklıyor.

Geçenlerde dinlediğim bir radyo programındaki kadının serzenişi geldi aklıma: “Napolyon parayı bulmasaymış iyiymiş. Para, para diye tutturmuş, bizi ne hallere sokmuş.” Sözlerinin yarısına katılmamak mümkün değil 😀

Categories: Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Billie Jean 2

Michael Jackson’ın yazdığı 1982 yılına ait şarkı ‘Billie Jean’in öyküsünü öğrendim. Öncelikle dün bahsettiğim efsanevi tenis oyuncusu Billie Jean ile hiçbir ilgisi olmadığını belirteyim. Michael da bu şarkısında Billie Jean adlı kadınla ilgisi olmadığını anlatmaya çalışıyormuş. “Bu adam benim yavrumun bubasıdır” diyerekten musallat olan dünya güzeli bir hatun kişinin sevgilisi olmadığını anlatmak için debeleniyormuş kısaca. Tenis yıldızı Billie Jean King ile karışmasın diye yapımcısı şarkının adını değiştirmek istemiş ama o “hayır, buradaki Billie Jean, bu tür bir üçkağıt içinde olan tüm kadınları anlatmaktadır” demiş. Sahne ardında bekleşip şehre gelen her müzisyenle birlikte olabilen ve böylece prestij sağlamayı uman (groupie) kadınların genel ismidir Billie Jean demiş. Adamcık “o çocuk benden değil” deyipduruymuş da iki nesil anlamamışız bile ne dediğini, öyle ağzımız açık ay yürüyüşü izlemişiz sadece. Video klibinde bile aslında Michael dedektif kılıklı bir adam tarafından takip edilip fotoğraflanmaya çalışılıyor zaten. Demek ki kadınla sevgili olduklarını kanıtlayacak fotoğraflar elde etmek için çabalayan o garip adamı da fark etmemişiz. Tabii en sonunda polisler tarafından götürülen beyefendi dedektif değil gazeteci de olabilir çünkü o arada bir gazete manşeti gözümüze çarpıyor: Billie Jean Scandal.

Bir kaynakta, şarkının, Michael’a bu şekilde sıkıntı yaratan bir kadını anlattığı ifade ediliyor. Bir başkasında, The Jackson 5 ile gittikleri her yerde abilerinin başına gelenlerden dolayı yazdığını söylüyor. Birçok kadın çocuğunun Michael’ın abilerinden birisinden olduğunu iddia edermiş. Her ne olursa olsun kesin olan iki şey var: Birincisi, Jackson bu şarkıyı bu tür kadınların rahatsız edici varlığından yola çıkarak yazmış. İkincisi de, Billie Jean sayesinde ününe ün kattı, servetine servet. O zaman “Allah Billie Jean’den razı olsun” demiş midir acaba?

Billie Jean is not my lover
She’s just a girl who claims that I am the one
But the kid is not my son
She says I am the one, but the kid is not my son

Categories: Kültür, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yeniden Başlayabilseydim Yaşamaya

Herkesin Jorge Luis Borges tarafından yazıldığını sandığı “Anlar” adlı şiirin aslında ona ait olmadığını öğrendim. Tam olarak kime ait olduğu bilinmiyor. Hatta orijinali İngilizce mi İspanyolca mı ondan bile emin değil insanlar ama İngilizce yazılmış bir düz yazının İspanyolca şiirselleştirildiğine inanıyorlar çünkü İspanyolcası daha müzikselmiş. Ben kısaca yazdım tabii. Daha geniş araştırmalar var yoksa. 

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: