Posts Tagged With: Yanlış Bilinen

Basında Cahil İnekler

İyi bilinen bir medya kuruluşunun yayınladığı Cahillikler Köşesinde yanlış bilgilere de yer verebildiğini öğrendim. Dün, yaz saati-kış saati uygulamasının mucidinin Franklin olduğunu söylemiş olmalarına şaşırmıştım. Bugün de, manyetik duyarlılık üzerine yapılan bir araştırmaya kafalarınca sonuç yazmalarına hayret ettim. Google Earth’ten elde edilen görseller, otlayan ya da dinlenen sığırların vücutlarını kuzey-güney doğrultusunda hizalayarak durduklarını gösteriyormuş. Yani başları ya kuzeye bakıyor, ya da güneye. Basın kuruluşumuz ise pusulasız kalırsak ineklere bakarak kuzeyi bulabileceğimizi belirtmiş rahat rahat. Holy Cow!

Araştırmanın detayları: Elizabeth Mitchell, BBC News, 25.08.2008

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yaz Saati – Kış Saati

Yaygın kanının aksine, yaz saati-kış saati uygulamasının fikir babasının Benjamin Franklin olmadığını öğrendim. Franklin’in 1784’te kaleme aldığı satirik bir makalede “Parizyenler erken yatıp şafak vakti uyanmayı alışkanlık haline getirirse mum masrafını ciddi anlamda düşürebilirler” dediği için bu uygulamanın mucidi kendisiymiş gibi söylenirmiş.

Günümüzde yetmişten fazla ülkenin kullandığı uygulamanın ilk kimin fikri olduğundan emin olamadım çünkü değişik kaynaklarda değişik isimler anılıyor. Ancak bir konuda hepsi birleşmiş: Saati geri alarak ya da ileri alarak gerçekleştirilen haliyle gün ışığından daha fazla yararlanma uygulamasını (DST) ilk kez Almanlar kullanmış 1916 yılında, savaş kaynaklarına katkı sağlamak amacıyla. Tabii müttefiki Avusturya da kullanmış.

Yaz saati, kış saati, hani bunun ilk sahibi? 🙂

Kaynaklar: timeanddate.com & History.com

Categories: Ülkeler, Doğa, Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Zürefanın Düşkünü

‘Zürefa’ sözcüğünün ‘zarif’in çoğulu olduğunu öğrendim. Dolayısıyla “zürefanın düşkünü, beyaz giyer kış günü” sözündeki zürefa, zarif kişileri kastediyor. Düşkün ise düşmekten geliyor. TDK açıklamasıyla bu söz şu anlamda kullanılıyor: “daha önce iyi bir durumda olan kişi bu konumunu kaybettiğinde uygun olmayan, yersiz davranışlarda bulunur.” Bu sözü nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde geçmiş zaman lezbiyenlerine bağlayan açıklamalar olsa da bana en makul gelen bilgi şudur: Eskiden sarayda yaşayan, dolayısıyla her gün hoş giysilerle salınan kimseler bir biçimde kaderin tokadını yiyip halk içinde yaşamak durumunda kalınca giyecek sıradan bir şeyler bulamayarak hâlâ cicili-bicili gezince (ki muhtemelen beyazdı bunların bir kısmı) bu lafı türetivermiş ahali.

Annelerimizden işittiğimiz en güzel azarlardan biri olan zemheri zürefasındaki ‘zemheri’ de kış soğuğuna gönderme yapar biliyorsunuz. Ama iki söz birbirine karıştırılarak söylenmemeli yahu.

Yani kısaca zürafaların konuyla hiçbir ilgisi yok. Beyaz giyenler de zürafa düşkünü değil zaten. Rahatlayalım.

 

Categories: Dil, Giyim, Hayvan, Kültür, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | 4 Yorum

Havaalanında Susanmaz

Havalimanında bir taksi durağının fiyatının trilyon lirayı aştığını öğrendim. Yani tevellütümüzün aynı olduğunu düşündüğüm durak sahibinin söylemiyle trilyon da muhtemelen bir milyon lira. Durak bu kadar pahalıysa limandaki mekanların ücreti ne kadardır kim bilir. Sanırım bu da havaalanlarındaki gereksiz pahada satılan yiyeceklerin ve beş liralık küçük suların nedenini açıklıyor.

Geçenlerde dinlediğim bir radyo programındaki kadının serzenişi geldi aklıma: “Napolyon parayı bulmasaymış iyiymiş. Para, para diye tutturmuş, bizi ne hallere sokmuş.” Sözlerinin yarısına katılmamak mümkün değil 😀

Categories: Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Billie Jean 2

Michael Jackson’ın yazdığı 1982 yılına ait şarkı ‘Billie Jean’in öyküsünü öğrendim. Öncelikle dün bahsettiğim efsanevi tenis oyuncusu Billie Jean ile hiçbir ilgisi olmadığını belirteyim. Michael da bu şarkısında Billie Jean adlı kadınla ilgisi olmadığını anlatmaya çalışıyormuş. “Bu adam benim yavrumun bubasıdır” diyerekten musallat olan dünya güzeli bir hatun kişinin sevgilisi olmadığını anlatmak için debeleniyormuş kısaca. Tenis yıldızı Billie Jean King ile karışmasın diye yapımcısı şarkının adını değiştirmek istemiş ama o “hayır, buradaki Billie Jean, bu tür bir üçkağıt içinde olan tüm kadınları anlatmaktadır” demiş. Sahne ardında bekleşip şehre gelen her müzisyenle birlikte olabilen ve böylece prestij sağlamayı uman (groupie) kadınların genel ismidir Billie Jean demiş. Adamcık “o çocuk benden değil” deyipduruymuş da iki nesil anlamamışız bile ne dediğini, öyle ağzımız açık ay yürüyüşü izlemişiz sadece. Video klibinde bile aslında Michael dedektif kılıklı bir adam tarafından takip edilip fotoğraflanmaya çalışılıyor zaten. Demek ki kadınla sevgili olduklarını kanıtlayacak fotoğraflar elde etmek için çabalayan o garip adamı da fark etmemişiz. Tabii en sonunda polisler tarafından götürülen beyefendi dedektif değil gazeteci de olabilir çünkü o arada bir gazete manşeti gözümüze çarpıyor: Billie Jean Scandal.

Bir kaynakta, şarkının, Michael’a bu şekilde sıkıntı yaratan bir kadını anlattığı ifade ediliyor. Bir başkasında, The Jackson 5 ile gittikleri her yerde abilerinin başına gelenlerden dolayı yazdığını söylüyor. Birçok kadın çocuğunun Michael’ın abilerinden birisinden olduğunu iddia edermiş. Her ne olursa olsun kesin olan iki şey var: Birincisi, Jackson bu şarkıyı bu tür kadınların rahatsız edici varlığından yola çıkarak yazmış. İkincisi de, Billie Jean sayesinde ününe ün kattı, servetine servet. O zaman “Allah Billie Jean’den razı olsun” demiş midir acaba?

Billie Jean is not my lover
She’s just a girl who claims that I am the one
But the kid is not my son
She says I am the one, but the kid is not my son

Categories: Kültür, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yeniden Başlayabilseydim Yaşamaya

Herkesin Jorge Luis Borges tarafından yazıldığını sandığı “Anlar” adlı şiirin aslında ona ait olmadığını öğrendim. Tam olarak kime ait olduğu bilinmiyor. Hatta orijinali İngilizce mi İspanyolca mı ondan bile emin değil insanlar ama İngilizce yazılmış bir düz yazının İspanyolca şiirselleştirildiğine inanıyorlar çünkü İspanyolcası daha müzikselmiş. Ben kısaca yazdım tabii. Daha geniş araştırmalar var yoksa. 

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: