Posts Tagged With: Siyaset

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

En Uzun Yürüyüş

Ankara’dan İstanbul’a 25 günde yürüyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gandhi’nin tuz yürüyüşünü (the salt march) hem süre hem de mesafe bakımından geçerek yürüme rekoru kırdığını öğrendim. Gandhi o zaman 61 yaşındaymış, Kılıçdaroğlu 69; Gandhi 390 kilometre kadar katetmiş, Kılıçdaroğlu 450; 1930 yılında gerçekleşen yürüyüş 24 gün sürmüş, 2017’deki 25 gün; Gandhi çıplak ayak yürümüş, Kılıçdaroğlu spor ayakkabıyla.

Categories: Güncel, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kadıköy’ün Terbiyecisi

Kadıköy ‘ün ilk Belediye Başkanının ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ressamı Osman Hamdi Bey olduğunu öğrendim.

 

 

 

Kaynak: Gazete Kadıköy

Categories: Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Boğaziçili

Enis Berberoğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi mezunu olduğunu öğrendim.

Categories: Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kaç Ülke Var?

Dünyada kaç ülke olduğu sorusuna kısaca “195” dendiğini öğrendim. Yani Birleşmiş Milletler’e üye 193 ülke + Vatikan ve Filistin. Ama aslında doğru cevap biraz daha karışık. Örneğin BM tarafından Çin’e bağlı olarak kabul edilen Tayvan, ülkeler listesinde yer almamaktadır. Bir de tabii tanıma-tanımama halleri var. O onu tanıyor, bunu tanımıyor şeklinde uzayıp giden bir liste var ki içinden çıkmak mümkün değil. Örneğin KKTC’yi biz tanıyoruz ama bu, ülkeler listesine girmesine yetmiyor. Ayrıca Kosova da bu listelerde yer almıyor. Hong Kong gibi ülke kılıklı olup da farklı konumda bulunan birçok devlet daha var ki bu da ülke sayısını çok çok yukarılara çıkarır. Ülke kavramının tanımına göre sorunun cevabı değişkenlik gösteriyor. 

 

 

Alfabetik sıraya göre ülkeler listesi: Birleşmiş Milletler

 

Nüfusa göre ülkeler listesi: worldometers (Türkiye 19. sırada)

 

Categories: Ülkeler, Coğrafya | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tartışma

Fransa’da Cumhurbaşkanlığı seçimine katılacak onbir adayın televizyonda dört saat tartıştığını öğrendim.

Categories: Ülkeler, Güncel, TV | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Yapılacaksa Biz Yaparız 

Ankara’nın eski valilerinden Nevzat Tandoğan’ın 1946’da intihar ederek öldüğünü öğrendim. Tek partili dönemde onyedi yıl Ankara’ya vali (ve tabii belediye başkanı) olmuş ve başkentteki birçok uygulamanın mimarı kabul edilen, eski eğitimci Tandoğan hakkında günümüzde pek kimse bir şey bilmiyor olsa da Anadolu insanına seslendiği şu lafı birçok yerde geçiyor: “Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız, komünizm gerekirse onu da biz getiririz.”

Ankara’nın Tandoğan Meydanının adı birkaç yıldır Anadolu Meydanıdır.

Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Metin Kurt Gibi Yalnızız

Futbolda sendikalaşma fikrini ortaya atan ilk kişinin Metin Kurt olduğunu öğrendim. Türkiye futbol tarihinde ilk greve imza atmış. “Atılan hiçbir şut emekçi kalesine girmeyecek” gibi bir laf da etmiş rahmetlik. Kesme Şeker şarkısında da söylenmiş: “Kula kulluk etmezdin çok yanlış biriydin.”

Categories: Müzik, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

FDR

ABD’nin dört kez seçilmiş tek başkanı olan Franklin D. Roosevelt’in aynı zamanda Birleşik Devletler’in fiziksel engelli tek başkanı olma özelliğine de sahip olduğunu öğrendim. Engelli başkanı olmuş olan herhangi başka bir ülke var mı bilmiyorum aslında.

Categories: Ülkeler, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nutopia

John Lennon’a yetmişli yılların başında Amerikan vatandaşlığı verilmediğini hatta bir ara sınırdışı edilmek istendiğini öğrendim. Özellikle Vietnam savaşına karşı duruşları ve eylemleri onay görmemiş tabii. 1 Nisan 1973’te bir basın açıklaması yaparak kendi ülkelerini ilan etmişler onlar da: Nutopia. New York’taki evlerine de ‘Nutopia Elçiliği’ diye tabela asmışlar. Ama Nutopia’nın toprakları yok, dolayısıyla sınırları ve pasaportu da yok, başkan yok, kanunlar yok. Aynı “Imagine” adlı şarkıda anlatıldığı gibi. Sadece insanları var ve her Nutopia yurttaşı bu ülke adına bir elçi aynı zamanda. Nutopia vatandaşlığı almak da çok kolay.

Kaynak: Yoko Ono Web Sitesi  ve “The US vs John Lennon” adlı belgesel

Categories: Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

O Sırada Amerika’da…

ABD başkanlık seçimini Trump’ın kazandığını öğrendim.

Categories: Ülkeler, Güncel | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Başkan Kafe

Rusya’daki bir kafenin dekorasyonunda çeşitli ülke başkanları ve bayraklarının olumsuz bir şekilde kullanıldığını öğrendim. Özellikle ABD karşıtı fotoğraflar tüm mekanda dikkat çekerken tuvalet zeminindeki Amerikan bayrakları ve hatta Obama resimli tuvalet kağıtları şaşırtıyor. President Cafe duvarlarına sadece Obama değil Cameron ve Merkel gibi başka başkanların karalanmış resimleri de konuk olmuş. Putin fotoğraflarının yer aldığı duvarda ise kalp şekli verilmiş dizayn söz konusu.

Vallahi benim nutkum tutuldu. Fotoğraflara bakıp fikrinizi benimle paylaşırsanız sevinirim.

Haber ve Fotoğraflar: Huffington Post

Categories: Ülkeler, Mekan, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Edebiyat Ödülü

1942-1946 yılları arasında roman ve şiir dallarında ‘CHP Edebiyat Ödülleri’ verildiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Şahinim Memed

İnce Memed romanını film yapmak üzere birkaç kez girişimde bulunulduğunu ancak başarılı olunamadığını öğrendim. Hikaye şöyle: 1969 yılında İnce Memed II’nin filmi yapılmak istendi ancak sansür kurulu bu durumu sakıncalı görerek bu romanın filme alınmasını yasakladı. Zaten bir süredir birinci kitabın çekimleri için de izni alınamıyordu ve nihayetinde filmi yapmak isteyen Twentieth Century Fox adlı Amerikan şirketine hükümetler aracılığıyla proje bıraktırıldı. Bu durum tabii ki Yaşar Kemal’i çok üzdü. Yıllar sonra dünya sinemasının önemli isimlerinden Sir Peter Ustinov İnce Memed’in filminin yapılması konusuna ilgi gösterdi. İlgisi Kemal üzerinde biraz heyecan yaratsa da Türk Hükümetinden çekimlerin Türkiye’de yapılabilmesine izin çıkmaması yeniden hüsran yarattı. Komünizm propagandası yaptığına inanıldığı için Çukurova’da yapılamayan çekimlerin Yugoslavya’da gerçekleşmesi Kemal’i çok da memnun etmedi. Hoşuna gitse de gitmese de çekimler bu şekilde tamamlandı. Abdi Ağa’yı Ustinov’un oynaması gibi değişik bir oyuncu kadrosuyla ve İngiliz-Yugoslav ortak yapımı olarak 1984 yılında film ortaya çıktı. Londra’da yapılan görkemli galada çok değerli konuklar hazır bulundu, ancak Bakanlar Kurulu kararınca filmin gösteriminin yasaklandığı Türkiye’nin elçisi tabii ki yoktu. 

7 Temmuz 1969 tarihli Saklambaç gazetesindeki haberi okumak için: Geçmiş Gazete

Categories: Edebiyat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kırmızı Mercedes

Yakın tarihimize damgasını vurmuş bir kırmızı Mercedes olduğunu öğrendim. 1980’de askeri yönetim Adalet Partisini kapatıp liderlerine yasak getirmiş, 1983’te de Süleyman Demirel dahil bazı politikacıları Zincirbozan’da zorunlu ikamete davet etmişti. Dava arkadaşı Necmettin Cevheri, Demirel’i, Zincirbozan’a sürgüne kendi arabasıyla götürdü, yani kırmızı Mercedesle. Yolda konuşmadan durmadılar elbet. Demirel mutlaka birşeyler yapmaları gerektiğini söylüyordu. Yeni bir siyasi hareket, yani kısaca, yeni bir parti kurulmasını kararlaştırdılar: Doğru Yol Partisi o arabada doğdu.

Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tayvan Farkı

Tayvan’da topuklu ayakkabı şeklinde bir kilise yapıldığını öğrendim. Açılışı üç hafta sonraymış. 

Ayrıca, Tayvan’da yapılan son seçimleri kazanan kişinin bayan olduğunu öğrendim. Yani Tayvan ilk kadın devlet başkanını seçmiş.

 

Categories: Ülkeler, Güncel, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Süper Koruma

1991 seçimleri öncesinde yapılan kampanyalarda halk tarafından fazla sıkıştırılınca koruma talep eden Tansu Çiller’in yanına verilen iri-yarı iki korumanın bir randevuevi işlettikleri ortaya çıkınca bir skandalın kıl payı önlendiğini Faruk Bildirici‘den öğrendim.

Kaynak: Bildirici, F. (1998). Maskeli Leydi – Tekmili Birden Tansu Çiller. Ankara: Ümit Yayıncılık

Categories: Diğer | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Aşkı Sınıf Arkadaşı

Deniz Baykal’ın eşi Olcay Hanım’ın Antalya Lisesinden sınıf arkadaşı olduğunu öğrendim. Yani hala 1950lerden beri aşık olduğu insanla birlikte.

Categories: Antalya, Diğer | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Dinsiz Hoca

Arnavutluk Komünist Parti Lideri olan ve kırk yıl kadar ülkesini yöneten Enver Hoca’nın Arnavutluk’u resmi olarak dünyadaki ilk ateist devlet haline getirdiğini öğrendim.

Categories: Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , | 3 Yorum

Engel Geliyorum Demez

Şafak Pavey’in, Zürih’te sanat ve film eğitimi aldığı sırada geçirdiği tren kazası nedeniyle engelli dünyasıyla tanıştığını öğrendim.

Kaynak: safakpavey.com

Categories: Güncel, Sağlık | Etiketler: , , , | 1 Yorum

Fişek

Tepesi attı mı koridoru inleten küfürleri nedeniyle korktuğum ama yine de aynı gazetede aynı yıllarda çalışma ‘şerefine’ erdiğimi düşünecek kadar zeki ve aykırı bulduğum Kurthan Fişek hakkında bazı gerçekler öğrendim. O zaman herkes ona ‘Sıfırcı Hoca’ derdi de nedenini tam söyleyebilen olmamıştı (Bu kadar donanımlı bir insanın sadece içkisinden bahsetmeyi yeğlerdi çoğunluk nedense). ‘Sıfırcı Hoca’nın nereden geldiğini bugün öğrendim: Meğer Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar ve Abdüllatif Şener gibi pek çok politikacının hocası olmuş olan Kurthan Hoca ömrü boyunca aslında sadece bir tek öğrencisine sıfır vermiş ve lakabını bu sebeple almış: Abdullah Öcalan (ki o da sınava girmediği için).

Tıp dünyasında çok önemli bir isim olan babası Nusret Fişek‘in ısrarıyla Kimya Mühendisliği okuduğunda Erbakan, Demirel, İnönü ve Özal’ın öğrencisi olmuş. Özal hariç hepsinin dersinden kalınca atılmış da bu sayede hayatını yeniden şekillendirip İdari İlimler’e girmiş.

1978 sonu gibi, Spor Akademisinin başındayken bir televizyon programında ‘‘Galatasaray aristokrasiyi, Beşiktaş proletaryayı, Fenerbahçe burjuvaziyi simgeler’’ diyerek ortalığı karıştırmış. Hatta komünizm propagandası yapıyor diye ihbar edilerek savcıya ifade vermek durumunda kalmış. Ama zaten bu olay yaşandığında mahkemelere de savcılara da alışıkmış.

Akademisyenlikten uzaklaştırılınca gazeteye, gazeteden atılınca tekrar üniversiteye dönmek suretiyle geçimini sürdüren bu siyaset profesörünün gençken arkadaşlarının ödevlerini de yazdığını, Amerikan karşıtı haliyle Turkish Daily News Gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptığını, Hürriyet’teki işine son verilince Mülkiye’ye döndüğünü de yeni öğrendim. Geçmişte bir dönem Playmen’e yazdığını ise zaten biliyordum.

Birçok kişinin aksine, Kurthan Fişek hakkında soyadının nereden geldiğinden 555K‘da iyi cop yediğine kadar bilgiye ve detaya ulaşmak güzel. Örneğin, ‘telekulak’ ifadesini dilimize kazandıranların Kurthan Hoca ve Faruk Bildirici olduğunu bile öğrenmiş oldum (birlikte yaratmışlar).

Ölümünün ardından öğrencilerinin ve basın duayenlerinin paylaştığı anıları okurken, kenara çekilip yol vererek başını hafif öne eğdiğini ve “hanımefendi, saygılar” dediğini tekrar duyar gibi oldum.

Kaynaklarımdan Bazıları:

Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi olduğu ‘Çalışma Ortamı’ dergisinin Kurthan Fişek için hazırladığı web sayfası: kurthan.fisek.net (Fişek Enstitüsü)

Kurthan Fişek’ten Veda Röportajı – Deniz Bilgen Çakır, Halkın Habercisi (18 Eylül 2012)

Güzel İnsan Erken Ölmeye Mecbur mu? – Kurthan Fişek, Hürriyet (02 Ekim 1999)

Bu Haftanın Gündemi Nasıl Değiştirilir – Kurthan Fişek, Hürriyet (28 Ağustos 2000)

Çeşitli Anılar: Ekşi Sözlük

Kurthan’ım – Yalçın Küçük, Aydınlık (27 Eylül 2012)

Basın Mensuplarının Hakkında Yazdıkları

Categories: Dil, Diğer, Eğitim, Sağlık, Spor, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kolinda

Hırvatistan Cumhurbaşkanının kim olduğunu öğrendim:

Categories: Ülkeler, Güncel | Etiketler: , , , | 7 Yorum

Kasım Kasım

6 Kasım tarihini duyunca aklına gelen tek şey 2002’de oynanan ve 6-0 biten Fenerbehçe-Galatasaray maçı olan ve bu maçın tüm detaylarını hatırlayan insanlar olduğunu öğrendim. Yani 6 Kasım 1981’de YÖK’ün kurulduğunu, bu Kurulun varlığının onaylanmadığını göstermek için yapılan protestolardan en kanlısının ise 6 Kasım 1996’da (meşhur Susurluk kazasından üç gün sonra) gerçekleştiğini bilmeyen insanlar olduğunu..

Categories: Eğitim, Spor, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Partiler Ülkesi

Ülkemizde faaliyet gösteren yüz tane siyasi parti bulunduğunu ve bunlardan birisinin de geçen sene Emrehan Halıcı tarafından kurulan e-Parti (Elektronik Demokrasi Partisi) olduğunu öğrendim.

Categories: Güncel | Etiketler: , , | 3 Yorum

Poe’ya Ne Oldu?

Bir Ekim günü yaşamını yitiren Edgar Allan Poe’nun ölümünün kesin nedeninin bilinmediğini, 166 yıl önce gerçekleşen bu sır ölümün gizemini hala koruduğunu öğrendim. Seçimlerin yapılmakta olduğu yağmurlu bir Baltimore gününde (Maryland, ABD) tuhaf bir durumda bulunup hastaneye götürülen Poe, Richmond’dan (Virginia) dönüyordu ve önce bir iş için Philadelphia’ya, sonra da New York’a gidecekti, ama olmadı. Düğününden on gün önce, kırk yaşında hayata gözlerini yumdu, alelacele kıyılan cenaze törenine katılan yedi kişinin eşliğinde belli belirsiz bir mezara gömüldü.

Ölümünden önceki dört gün bilinci yerinde olmadığı için başına gelenleri anlatamayan, Baltimore’da bulunuşundan önceki beş gün kadar da kendisinden hiç haber alınamayan Edgar Allan Poe’nun şimdiye kadar ileri sürülen olası ölüm nedenleri arasında intihar, serserilerce dövülme, zengin nişanlısının erkek kardeşlerince öldürülme, epilepsi, alkol, kolera, kolera için kullanılan ilaç sebebiyle civa zehirlenmesi, kuduz, iyi bir kadın-sever yakıştırmasıyla frengi, ilerleyip zatürreye çevirmiş grip, karbonmonoksit zehirlenmesi ve cooping‘e kurban gitmiş olması var. Dedektif öykülerinin mucidi olduğu için dünyamızdan böyle sır gibi ayrıldığını iddia eden romantikler bile var ama tabii belli mi olur bir yazarın da neler yapabileceği?

Yazarın sır ölümüne bu yakıştırmaları yapmalarının nedeni onu bulduklarında tuhaf davranışlar sergiliyor oluşu. Hastaneye yatırıldığında bilinci tam olarak yerinde değilmiş. Uyuşukluk ve zihin karışıklığı durumları sergiliyormuş ve hatta halüsinasyonlar görüyormuş. Tabii büyük bir kısım -bugün de geçerli olduğu gibi- ‘alkolik’ yakıştırmasına sığınma kolaylığını tercih etmiş. İçkiden öldüğü savının yerleşmesinde en büyük etken, ölümünün ardından biyografisini yazan rakibinin Poe’yu ayyaş ve kadın düşkünü bir afyon bağımlısı olarak resmetmesidir şüphesiz.

Bir barda bulunması da bu savı destekliyor kendilerince, ama bulunduğu yer bir bar olmasının yanı sıra oy kullanılan bir yerdi ve üstelik o gün Baltimore’da seçim günüydü. Tüm bunlar başkasının giysileri içinde bulunması gerçeğiyle birleşince ‘cooping‘ ihtimali daha da güçleniyor aslında. Ama oldukça tuhaf ve kendine uymayan kıyafetler içinde bulunmasını illegal çetenin işine değil de içki için kendi giysilerini satmasına bağlayan da var.

“Doktor ölüm raporuna ‘frenits’ (çılgınlık, cinnet, bilinç kaybı, beyin iltihabı) yazdığına göre değerli yazın insanının ensefalit ya da menenjitten muzdarip olması ihtimali olabilir” diyor günümüz uzmanları. Ensefalit yani beyin iltihabının belirtilerinin de uyuşukluk hissi, baş ağrısı, ateş, kusma, çift görme, konuşma bozukluğu, zihinsel karışıklık, denge bozukluğu ve sara nöbetleri olduğunu düşünecek olursak… neden olmasın?

Öte yandan, “büyük ihtimal, epilepsi (sara) hastası idi, alkolle birleşince ölümcül oldu” diye yorumlayan da var, ki içinde alkol geçse de bu yorum kulağa daha insani geliyor. Bu arada Poe da kız kardeşi de bir kadeh bile içse lökür lökür içmiş kadar etkilenirlermiş bir rivayete göre. “Zaten Edgar içkiyi bırakmıştı” diyen de var. “Muhtemelen beyninde lezyon olduğu için azıcık da olsa alkole çok tepki verdiğini” söyleyip tümör olasılığına inanan da.

Poe Richmond’dan ayrılmadan önce kendini pek iyi hissetmediği için doktor bir arkadaşını ziyaret etmiş ve arkadaşı da ona yola çıkmayıp dinlenmesini salık vermiş. Doktor tavsiyesini dinlemeyip yola çıkarak rahatsızlığının ilerlemesine sebep olduğunu, zamanla artan ateş ve benzeri şikayetin halsizliğe, bilinç kaybına ve hatta halüsinasyona kadar varmış olabileceğini iddia eden de var, o yılların modasına uyup kuduz olduğunu savunan da. Ama ısırık izlerine rastlanmamış ve sudan da korkmuyormuş. 166 yıl öncesinin olmayan hastane kayıtlarına dayanarak fikirler yürütmek zor olduğu için Edgar Allan Poe’nun ölümünün ardındaki sır perdesi de çeşitli kollarca farklı yerlerinden aralanıp durmaktan öteye gidemiyor.

Poe hayranı olan Charles Baudelaire’e göre şairin ölümü, “uzun zamandır hazırladığı bir intihar gibiydi”. Demek ki, Poe’yu Fransızcaya kazandıran Baudelaire, şairin içtiğine ve uç bir hayat yaşadığına inanan taraftaydı. Peki öyleyse bile, üç yaşındayken annesini, ardından babasını, onbeş yaşlarındayken de aşık olduğu kadını yitiren, bir aile tarafından sahiplenilerek bakılan ancak bir süre sonra bu ailenin kendi annesi gibi sevdiği hanımını kaybeden, yalnız ömründe ayakta durmaya çalışırken evlendiği gencecik eşini ölümün kucağına veren bir sanatçı için içmek ve belki de yitirdiği kadınların intikamını almak olası bir davranış şekli değil midir? Okuduğu okulun Matematik derslerini mezar taşlarındaki tarihleri kullanarak yaş hesaplamayla yapan, Beden Eğitimi dersinde mezar kazılmasına yardım eden bir çocuk büyüyünce hayatı nasıl görür? İngiltere’de büyüyüp, sevemediği Amerika’da yalnız kalmak, kardeşlerinden ayrı yaşamak, para kazanacağı yazıları yazabilmek için önce parmaklarını mum alevinde ısıtmak sıradan yaşam kesitleri midir? Okulundan ve ordudan ayrılmak? Bütün üretkenliğine rağmen fakir yaşamaya devam eden bir insanın, geleceği boş ve kasvetli görmesi normal değil mi? Shakespeare’in Juliet’ini canlandıran tiyatrocu annesinin her gece sahnede ölüp oyundan sonra dirilmesini üç yaşına kadar devamlı izlemiş bir evlat olarak ölüm karşısındaki tutumunun anormal olabilmesi ihtimali normal değil mi? Peki her gece ölüp dirilen Jülyet’in bir ölümden uyanmayışına tanık olmanın bir çocuğu ömür boyu harap etmesi normal değil mi? Bunların hepsi, parasızlıktan ısıtmakta zorlandığı eşinin ardından yazdığı ve neredeyse tüm dünyanın bildiği ‘Annabel Lee’ şiirinin başarısı kadar normaldir kanımca.

 

Kaynaklarım:

The (Still) Mysterious Death of Edgar Allan Poe – Smithsonian.com (Natasha Geiling)

13 Haunting Facts About Edgar Allan Poe’s Death – biography.com (C.P.Semtner, Edgar Allan Poe Museum, Richmond)

Engel, E. (2002). Oscar Nasıl Wilde Oldu? (Z. Avcı, Çev.) İstanbul: Sel Yayıncılık.

Beyin İltihabı Nedir? genelsaglikbilgileri.com

 

Youtube’dan bu konuda Discovery’nin hazırladığı ama Türkçe seslendirmeli bir belgesel izlemek isterseniz – “Ölülerin Öyküleri: Edgar Allan Poe” – Michael Mcdonough tarafından sunulmuş:

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Cooping

Çok şükür henüz Türkçe sözcük atayacak kadar kavramsal karşılığı olmayan, ‘cooping’ diye İngilizce bir sözcüğün anlamını öğrendim. Ondokuzuncu yüzyılda Amerika’da belli bir kişiye daha çok oy verilsin diye o kişinin taraftarlarının oynadığı illegal oyunlardan birisiymiş cooping. Taraftar çete tarafından tenhada kıstırılan seçmen ‘coop’* denen odaya tıkılıyor ve içiriliyormuş, ya da ‘laudanum’ gibi o yıllarda çok bilinen haplardan yükleniyormuş. Kurbanlar çoğunlukla, oradan öylesine geçen sapsız üzümlerden veya ‘ötekine’ oy verme olasılığı yüksek olanlardan seçiliyormuş. Haplanan kurban oy verme yerlerinden birine götürülüyor ve kime oy vereceğinden emin olunuyormuş. Orada oy kullanınca, kıyafeti değiştiriliyor, peruk ve benzeri aksesuarla tipi değiştirilip bir başka oy kullanma noktasına götürülüyormuş. Böyle böyle, kişi gösterilen kutuyu işaretleyemeyecek hale gelene kadar kullanılıp bir kenara atılıyor ve ölüme terk ediliyormuş. Tabii karşı çıkacak kadar güçlüyse dövülüyor ya da kısa yoldan öldürülüyormuş. Bazen de oy pusulaları kaçırılıyormuş filan. Yaa… Neler oluyormuş neler… Ondokuzuncu yüzyıl tabii… Allah’tan teknoloji ilerledi de çok şey değişti.

* coop: kişinin kafes ya da kümes gibi ufacık ve kapalı-tıkalı bir odada hapisteymiş gibi istemeden tıkılıp kalması ve bu durumu yaşadığı rahatsız odayı/mekanı anlatmak için kullanılan sözcük.

Categories: Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Hayal Ettiğim Ülke

Bugün vefat eden Çetin Altan’ın bu yaz doğum günü şerefine yazdığı yazısında “Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan” dediğini öğrendim. ‘Hayal ettiğim ülke bu değildi’ sözleri onun da aramızdan küs ayrıldığını gösteriyor. Bu arada saat onikide sosyal medyaya düşen haberin hemen ardından yaptığım araştırmada Altan’ın ölüm tarihinin Wikipedia’da çoktan 22 Ekim 2015 olarak yazıldığını görmek beni ayrıca şaşırttı.

Categories: Edebiyat, Güncel, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

55 Yıl Önce 555

1960 yılında, 27 Mayısın hemen öncesinde, Ankara’nın göbeğindeki Kızılay’da Demokrat Parti ve Başbakan Adnan Menderes aleyhine yapılan geniş çaplı protesto eylemine 555K dendiğini öğrendim. Mayısın beşinde gerçekleştirilen gösterinin parolasıymış 555K; ‘5.ayın 5.günü saat 5’te Kızılay’da buluşalım’ anlamında. Aslında o gün o saatte Kızılay’da DP’ye sevgi gösterisi yapılacak, Menderesgiller meclisten çıkınca partili gençlerce alkışlanacaktır, ama bunu öğrenen iktidar aleyhtarı gençler de karşıt gösteri yapmayı kararlaştırır ve bu 555k parolasıyla geniş bir kesimi o gün Ankara’nın ortasında buluştururlar. Menderes Kızılay’a geldiğinde eylemcilerin ortasında kalır. Bu olaydan 22 gün sonra Albay Alparslan Türkeş’in radyodan okuduğu bildiriyle asker yönetime el koyar.
Peki tüm bu olaylar nasıl alevlenmişti? Demokrat Parti, yaşamaya başladığı gerginlikler ve halkın mutsuzluğu konusunda CHP’yi sorumlu görüyor, bu partinin halkı ve orduyu DP iktidarına karşı kışkırttığını söylüyor. Muhalefet parti ve medyanın soruşturulması amacıyla  bir komisyon kuruluyor ve komisyonun çalışmaya başlamasıyla ülke de karışmaya başlıyor. Nisan ayında öğrenci protestolarına yapılan müdahalede Turan Emeksiz’in öldürülmesini müteakip İstanbul ve Ankara’da sıkıyönetim ilan ediliyor.
Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: