Posts Tagged With: Şarkı

İngilizceci Çiğdem

Söz yazarı Çiğdem Talu’nun, İstanbul’da bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştığını öğrendim. Ben doğduğum yıl mesleği bırakıp şarkı sözü yazarlığına başlamış.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sen Neymişsin Be Abi

‘Peki Peki Anladık’ şarkısının Ayhan Sicimoğlu’na ithafen yazıldığını öğrendim.

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , | 2 Yorum

Benzemez Kimse Sana

‘Nothing Compares To You’ adlı parçanın özünde Prince’e ait olduğunu öğrendim.

Prince kendi parçalarının dışında oldukça meşhur edici parçaya daha imza atmış. Bizim ilk gençlik yıllarımızın ‘Manic Monday’i örneğin.

Tom Jones’u bile yıllar sonra tekrar hit yapan prensimizin ‘Kiss’ adlı parçasıdır.

Bir de benim sevdiğim ‘Love.. Thy Will Be Done’ vardır:

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bir Arap Öldürmek

The Cure grubunun ‘Killing an Arab’ adlı bir parçası olduğunu öğrendim. Başlığı görünce şok geçirdim tabii ve hemen incelemeye geçtim. Şok geçiren bir tek ben değilmişim. Yıllar önce çok sayıda dünyalı şarkıya tepki göstermiş ve 1978’de çıkan şarkının ırkçılık aşıladığı görüşü almış yürümüş. Grup bazı konserlerinde parçayı ‘Kissing an Arab’ biçiminde değiştirerek okumuş. Yani öpmüş Arabı.

Tabii araştırınca sadece bu bilgileri değil neden böyle bir parça olduğunu da öğrendim. Aslında Cure’un şarkısı tamamen Camus’nun “Yabancı” adlı eserinden bahseder imiş. Romanın baş kişisi Meursault, sahildeki Arabın elinde tuttuğu bıçağın yansıttığı güneş ışığından rahatsız olur, dönüp gitmek üzereyken birden istemsiz bir şekilde ateş eder ve Arabın ölümüne neden olur. İdama mahkum edilir. Yani şarkıda dediği gibi “canlıyım, ölüyüm” olur. Bir başkasını öldürmüş ama kendi ölmüştür. Yaşam daima ölümle sonlanır ve kişi hangi yolu seçerse seçsin sonuç koca bir hiçtir ve bu bireyin kendi seçimleriyle değiştirilemez. Attığımız adımlar her halükarda anlamsızdır ve yaşamımızın yönünü değiştirebilme şansımız yoktur. Kitapta verilen idam kararının sebebi de birini öldürmesi değil pişmanlık duymamasıdır. Yani sonuçları geldiği gibi kabul etmesi.

Bana bu şarkıyı öğreten Peyman Hanım’a çok teşekkür ederim. Sayfası Avare Balon‘daki ufkumu açan öykülerinden birisini de ‘Yabancı’dan esinlenerek kaleme almış. Ve tabii her zamanki gibi beyninde ve yüreğinde yer etmiş deneyim ve gözlemlerinden yol alarak. Hem öykülerini hem de öykü tadındaki gezi yazılarını öneririm.

Roman hakkında ileri okuma: Murat Gülsoy

 

Kumsalda duruyorum
Elimde bir silahla
Denize bakıyorum
Kuma bakıyorum
Namluya bakıyorum
Yerdeki Arap’a bakıyorum
Ağzının açık olduğunu görebiliyorum
Ama hiç ses duymuyorum
 

Canlıyım
Ölüyüm
Bir Arap’ı öldüren yabancıyım
 

Dönüp gidebilirim
Silahımı ateşleyebilirim
Gökyüzüne bakıyorum
Güneşe bakıyorum
Hangini seçersem seçeyim
Sonuç aynı olacaktı
Koca bir hiç
 

Çelik dipçiğin yumuşakça teptiğini hissediyorum
Denize bakıyorum
Kumlara bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın gözlerindeki yansımamda kendime bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın
 

Of Meursault

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Topic: Despina

Madam Despina’nın kim olduğunu öğrendim. Dünya güzeli bir dostumun en sevdiği şarkı olduğu için duymuş olduğum Sezen Aksu şarkısında geçermiş ismi. Ancak her dinlediğimizde kurulu bir masada ‘güzel’ olmakla meşgul olduğumuz için anlamazmışım ne dediğini. Bir tek “yine mi güzeliz” kısmını duyardım. Ne bileyim.

Despina Hanım Türkiye’nin ilk kadın meyhane işletmecisiymiş. Hem de herkesin sevdiği iyi bir işletmeciymiş. Ama sağlam da kuralları varmış hani. İstemediği adamı mekanına sokmazmış filan. 1946’da ilk yerini açmış. 2006 yılında öldüğünde mezarına şarap dökülmüş, sevdiği parçalar çalınmış (Hürriyet). Kendisi gitse de halen varlığını sürdüren ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla bir kültür mirası denebilecek son meyhanesinde ise vasiyet ettiği üzere dekorasyon dahi değiştirilmiyormuş. Akıllı kadınmış belli ki. Rum usulü pilakisi, yaprak ciğeri, aşçısı, garsonları ve muşamba masa örtüleri hep aynıymış. Gerçi son yıllarda yorum yazan sözlük yazarları pek beğenmemiş mezelerini.

Şarkıda geçen ‘topik’ de bir Rum mezesiymiş meğer. İngilizcede ‘topic’ ‘konu’ anlamına geldiği için -ki çocuklar çok güler öğretmenleri topic deyince- ben onu Sezen’in söz yazmadaki şakacı tavrına vermiştim oysa. Konu mu bitti? Canın sağolsun hesabı… Biliyorum, çok saçma. Zaten şarkının sözlerini de Sezen değil Meral Okay yazmış. Çünkü kendisi de Kurtuluş son duraktaki bu salaş meyhanenin müdavimiymiş.

Öğrettiğin için teşekkür ederim Dünyalı Deli… İstanbul’a gittiğimde nereyi görmek için tutturacağım belli oldu. 🙂

Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla
Yine mi güzeliz, yine mi Çiçek?
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamdolsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

[Futca G]

Categories: Kültür, Müzik, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Rasputin

Çocukluğuma damgasını vurmuş Boney M şarkılarından ‘Rasputin’in öyküsünü öğrendim. Şarkıya adını vermiş olan keşiş Grigori Rasputin Rus tarihinin en ilginç karakterlerindenmiş. Doğaüstü güçleri olduğuna inanılıyormuş. Keşiş dediğime bakmayın, bu iki metrelik derin bakışlı ve keçi kokulu beyefendiye kadınlar hayranmış. Onlarla birlikte olarak kendilerini günahlarından arındırıyormuş tabii ki. Bol içkili ve kadınlı bir hayat sürüyormuş  yani. Hatta kendisinin bulunduğu yerlerde inekler bile daha çok süt veriyormuş 🙂             [Kaynak: dailymail]

Sibirya’nın bir köyünde doğup Çarlık nazarında söz sahibi olacak bir yetki ve saygınlığa erişmek her babayiğidin harcı değil. Çariçe’nin sevgilisi olduğunu iddia eden de var sadece oğlunu iyileştirdiği için kalbini kazandığını da. Nitekim Çariçe’nin hemofili olan oğlunu doktorlar değil Rasputin iyileştirmiş anlaşılamayan güçlerini kullanarak. Çariçe Rasputin’i saraya kabul ettirmiş ve görüşlerine öyle değer vermiş ki bir süre sonra sarayın yetkili ağızlarının işine son verilerek boşalan mevkilere Rasputin’in söyledikleri yerleştirilmiş. Günümüz tarihçilerinin Rus İmparatorluğu’nun çökmesini ve SSCB’nin doğuşunu bile kendisine bağladığı bu efsanevi kişi yüzyıl önce öldürülmüş (30 Aralık 1916). Ölümü de çok zor gerçekleşmiş. Zehirlenmiş, ölmemiş, kurşunlar yemiş ölmemiş filan. Çok uğraşmışlar çünkü ülke yönetiminin bu denli kötüye gitmesinin sebebini ondan bilmişler. Bir rivayete göre de İngilizler barış yanlısı tutumundan hoşlanmamış. Sonuçta öldürülmüş ve 1917’de de Çar ve Çariçe tutuklanmış ve akabinde Bolşevikler tarafından kurşuna dizilmiş.

İlginç bir şekilde, Boney M grubunun çılgın dansçısı ve tek erkek elemanı Bobby Farrell de 30 Aralık 2010 tarihinde Rusya’da bir otel odasında ölü bulunmuş.

Karayip kökenlilerden oluşan bir Alman grubun söylediği İngilizce şarkıyla dünyaya Rus tarihi üzerine ders verirken çılgınca dans ettirmesi de müziğin evrensel gücüdür kanımca… Bu arada 1970lerde Boney M grubu Sovyetler Birliği’nde de çok popülermiş ama ‘Rasputin’ şarkısını SSCB’de verilen konserlerinde seslendirmeleri yasakmış.

Şarkının sözleri:

There lived a certain man in Russia long ago
He was big and strong, in his eyes a flaming glow
Most people looked at him with terror and with fear
But to Moscow chicks he was such a lovely dear
He could preach the bible like a preacher
Full of ecstacy and fire
But he also was the kind of teacher
Women would desire

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

He ruled the Russian land and never mind the Czar
But the kasachok he danced really wunderbar
In all affairs of state he was the man to please
But he was real great when he had a girl to squeeze
For the queen he was no wheeler dealer
Though she’d heard the things he’d done
She believed he was a holy healer
Who would heal her son

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

But when his drinking and lusting and his hunger
for power became known to more and more people,
the demands to do something about this outrageous
man became louder and louder.

“This man’s just got to go!” declared his enemies
But the ladies begged “Don’t you try to do it, please”
No doubt this Rasputin had lots of hidden charms
Though he was a brute they just fell into his arms
Then one night some men of higher standing
Set a trap, they’re not to blame
“Come to visit us” they kept demanding
And he really came

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They put some poison into his wine
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
He drank it all and he said “I feel fine”

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They didn’t quit, they wanted his head
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
And so they shot him till he was dead

Oh, those Russians…

Categories: Ülkeler, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Nutopia

John Lennon’a yetmişli yılların başında Amerikan vatandaşlığı verilmediğini hatta bir ara sınırdışı edilmek istendiğini öğrendim. Özellikle Vietnam savaşına karşı duruşları ve eylemleri onay görmemiş tabii. 1 Nisan 1973’te bir basın açıklaması yaparak kendi ülkelerini ilan etmişler onlar da: Nutopia. New York’taki evlerine de ‘Nutopia Elçiliği’ diye tabela asmışlar. Ama Nutopia’nın toprakları yok, dolayısıyla sınırları ve pasaportu da yok, başkan yok, kanunlar yok. Aynı “Imagine” adlı şarkıda anlatıldığı gibi. Sadece insanları var ve her Nutopia yurttaşı bu ülke adına bir elçi aynı zamanda. Nutopia vatandaşlığı almak da çok kolay.

Kaynak: Yoko Ono Web Sitesi  ve “The US vs John Lennon” adlı belgesel

Categories: Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Billie Jean 2

Michael Jackson’ın yazdığı 1982 yılına ait şarkı ‘Billie Jean’in öyküsünü öğrendim. Öncelikle dün bahsettiğim efsanevi tenis oyuncusu Billie Jean ile hiçbir ilgisi olmadığını belirteyim. Michael da bu şarkısında Billie Jean adlı kadınla ilgisi olmadığını anlatmaya çalışıyormuş. “Bu adam benim yavrumun bubasıdır” diyerekten musallat olan dünya güzeli bir hatun kişinin sevgilisi olmadığını anlatmak için debeleniyormuş kısaca. Tenis yıldızı Billie Jean King ile karışmasın diye yapımcısı şarkının adını değiştirmek istemiş ama o “hayır, buradaki Billie Jean, bu tür bir üçkağıt içinde olan tüm kadınları anlatmaktadır” demiş. Sahne ardında bekleşip şehre gelen her müzisyenle birlikte olabilen ve böylece prestij sağlamayı uman (groupie) kadınların genel ismidir Billie Jean demiş. Adamcık “o çocuk benden değil” deyipduruymuş da iki nesil anlamamışız bile ne dediğini, öyle ağzımız açık ay yürüyüşü izlemişiz sadece. Video klibinde bile aslında Michael dedektif kılıklı bir adam tarafından takip edilip fotoğraflanmaya çalışılıyor zaten. Demek ki kadınla sevgili olduklarını kanıtlayacak fotoğraflar elde etmek için çabalayan o garip adamı da fark etmemişiz. Tabii en sonunda polisler tarafından götürülen beyefendi dedektif değil gazeteci de olabilir çünkü o arada bir gazete manşeti gözümüze çarpıyor: Billie Jean Scandal.

Bir kaynakta, şarkının, Michael’a bu şekilde sıkıntı yaratan bir kadını anlattığı ifade ediliyor. Bir başkasında, The Jackson 5 ile gittikleri her yerde abilerinin başına gelenlerden dolayı yazdığını söylüyor. Birçok kadın çocuğunun Michael’ın abilerinden birisinden olduğunu iddia edermiş. Her ne olursa olsun kesin olan iki şey var: Birincisi, Jackson bu şarkıyı bu tür kadınların rahatsız edici varlığından yola çıkarak yazmış. İkincisi de, Billie Jean sayesinde ününe ün kattı, servetine servet. O zaman “Allah Billie Jean’den razı olsun” demiş midir acaba?

Billie Jean is not my lover
She’s just a girl who claims that I am the one
But the kid is not my son
She says I am the one, but the kid is not my son

Categories: Kültür, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bizim Serhat

Avrupa müzik listelerine yerleşmiş ünlü bir dünya starı olarak görülen Türk şarkıcı Serhat’ın bu yıl (2016) Eurovision Şarkı Yarışmasında San Marino’yu temsil ettiğini öğrendim. Biz bu yarışmaya girmediğimizi sanarken meğer bir tanecik de olsa Türk yarışmacı varmış. Tabii Raffaella Carra’dan destek telefonu alan, Chris de Burgh gibi şarkıcılarla sahneye çıkan, Bonnie Tyler ile kanka olan Serhat’ın başarısını “keh keh, kendisi Türk’tür” diye sahiplenmek ne kadar doğru bilemem.

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Dante’yi Tanır mısınız?

Voltaire’in şöyle bir lakırtı ettiğini öğrendim: İtalyanlar Dante Alighieri için ‘ilahi’ der ancak ozanın yazılarını pek de anlamazlar. Az okunan bir yazar olduğu için Dante’nin ünü sürecektir. Voltaire bu düşüncesini “Felsefe Sözlüğü” adlı yapıtında ‘Dante’ başlığı altında yazdığı yazıda dile getirmiş.

Bu bana neredeyse her vatandaşımızın iyi bildiği “Otuz Beş Yaş” şiirini anımsattı. 1970’lerden beri dinlenmekte olan ünlü Hümeyra şarkısı sebebiyle olsa gerek herkes ‘Dante gibi ortasındayız ömrün’ dizesini bilir ve söyler de, ‘Dante gibi ortada olmak’ ne demek pek merak eden olmaz. Dante’nin kaderidir belki de anlaşılmamak. Cahit Sıtkı ise bırakın yolu yarılamayı 46’sında ölmüş bir şairimizdir.

[Mustafa Guvenen]

Yazın, felsefe ve müzik dünyasının duayenlerine saygılarımla.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Manson Ailesi

‘Manson Cinayetleri’ diye bilinen ve 1969 yılında Los Angeles ahalisine kabuslar yaşatan olaylar dizisi olduğunu öğrendim. Charles Manson adında sorunlu bir şahıs kendine müritler yapıyor ve çoğunluğu sevgi görmemiş güzel genç kızlardan oluşan bu güruh aynı evde hep birlikte yaşamaya başlayarak kendilerine ‘Manson Ailesi’ diyorlar. California Ölüm Vadisindeki çiftlik evlerinde döneme yakışır bir şekilde çiçek çocuklar gibi yaşarken ve herkes birbiriyle olmaktan mesutken film kopuyor. Charles Manson, masum bir Beatles şarkısından yola çıkarak enteresan bir kuram geliştiriyor (!) ve ırk savaşları olacağı, siyahların tüm beyazları öldüreceği fikrine kapılıyor. Tabii ki sadece Charles ve inananlarını bırakarak, çünkü siyahlar Charles’ın krallığına gereksinim duyacaklar. Sonra bu beyefendi projeyi daha da geliştirerek -ailesine- görevler vermeye başlıyor: “Ses getirecek cinayetler işleyin. Ünlü beyazları sanki siyahlar öldürmüş gibi düşünülecek şekilde öldürün.” Bunun üzerine ilk icraatlarını Roman Polanski’nin evine girip hamile eşini ve beraberindekileri vahşice öldürerek gerçekleştirmişler. Polanski o sırada film çekimleri için Londra’da olduğundan paçayı kurtarmış. (Seyredecek filmlerimiz varmış.) Ancak çok başarılı bir Shakespeare uyarlaması olan Macbeth filmini bu acı olaylardan iki yıl sonra piyasaya sürmesi bana çok manidar geldi. Bilen bilir, ünlü oyunun son sahnesinde Lady Macbeth işlettiği cinayetin ağırlığı altında ezilir, iyice sıyırır ve sürekli olarak elindeki -olmayan- kan lekelerini temizlemeye çalışır hale gelir, ama namussuzlar bir türlü çıkmaz.

Müziğin insanlar üzerindeki etkisinin büyüklüğü tartışılamaz ama Beatles da çok olmuş hani yani…. John Lennon’ı öldüren hayranının eşi hakkındaki yazımı unutmamışsınızdır herhalde (Gloria Chapman).

Tahmin edeceğiniz üzere, bu insanların geçmişte yaşadığı yerleri gezdiren tur filan yapılıyor bugün Amerika’da. Ayrıca evlerine ulaşabileceğiniz yolu tüm detayıyla gösteren videolar var Internette. Bu arada, ünlü Marilyn Manson da sahne adını bu ilahi kişilikten almış. Tabii bir de Marilyn Monroe’dan. O yıllarda popüler kültürün parçası olmuş olması normal karşılanabilir belki ama seksen yaşını devirmiş bu insan evladının hala hayranları var ve hatta iki yıl önce, Charles için doğduğuna inanan 26 yaşındaki bir hanımkızla evlenmek üzereymişler. Hey Allahım sen akıl ver biz kadınlara…

 

Kaynak: Biography.com

Aile üyelerinin o zamanki hallerini ve yaşlı hallerini görmek isterseniz: ABC

Whole Story: CNN

Categories: Ülkeler, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Alphabet Song

Harry Potter’ın (Daniel Radcliffe) rap yaptığını öğrendim.

Categories: Müzik, Sinema, TV | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Jo’anna

Bir döneme damgasını vurmuş oynak parça ‘Gimme Hope Jo’anna’daki Jo’anna’nın Johannesburg şehrinin kısaltması olduğunu öğrendim. Fıkır fıkır olması nedeniyle düşündürdüğü gibi boş sözlü bir parça değil ayrımcılık karşıtı mesajlar veren bir şarkıymış. Hatta yayınlandığı tarihte Güney Afrika hükümeti tarafından yasaklanmış. Jo’anna aynı zamanda bu hükümeti kastediyormuş. Eddy Grant‘in ne dediğini hiç dinlemeden çılgınlar gibi oynamışız 😀

Categories: Ülkeler, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Müjgan

Ahmet Kaya’dan dinlemeye alışık olduğumuz “o mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız” nakaratlı parçadaki ‘müjgan’ sözcüğünün bir kadından bahsetmediğini öğrendim. Atilla İlhan’ın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının ardından yazdığı şiirinden bestelenen parçada bahsi geçen ‘müjgan’ Farsça kökenli bir sözcükmüş ve ‘kirpikler’ anlamına geliyormuş. Hatta bu müjgan, yeri gelip aşığını yaralayan ok oluyormuş… İşte yine o mahur bestenin çaldığı ve müjganla benim ağlaştığımız bir Türkiyem gününde sizlere bunu anlatmak istedim 😦


Bu arada, onbeşinci saniyedeki resimde en önde görülen ama ismi paylaşılmayan şahıs kim sizce?

Categories: Dil, Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Fasching

Arada medyada karşımıza çıkan ama sanki Alman kadınları çıldırmış gibi hissettiren kravat kesme olayının aslını öğrendim. Bu, başta Köln olmak üzere çeşitli kentlerde coşkuyla kutlanan ve ‘Beşinci Mevsim’ adı verilen bir karnavalmış. Onbirinci ayın onbirinde saat onbiri onbir geçe başlayıp şubata kadar sürüyormuş ancak karnavalın en hareketli kısmı perşembe (Weiberfastnacht) başlayan, ‘gül pazartesi’de (Rosenmontag) tavan yapan ve ‘kül çarşamba’da (Aschermittwoch) biten son haftasıymış. Kadınlar karnavalı olarak bilinen bu sürede değişik kıyafetler giyen kadınlar hakimiyeti ele geçirdiklerinin göstergesi olarak belediye binasına doluşmak, erkekleri makam odalarından kovmak, erkeklerin kravatını kesip onları öpmek gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyormuş (bu kısım, erkekler karnavalı kutlarken çamaşır yıkayan kadınların direnişiyle eklenmiş). Tabii ki göçmenlerin ve özellikle de Türk vatandaşların yoğun katılımının söz konusu olduğu karnaval boyunca bir ağızdan söylenen şarkılardan biri tramvayda otururken Türkiye’ye gittiğini hayal eden bir adamın şarkısı olan “Heute fährt die 18 bis nach Istanbul” adlı şarkıymış (18 numaralı tramvay bugün İstanbul’a gider). Ne diyeyim, insanlar eğleniyor, bizim gibi sürekli unutmayıp unutturmayacakları siyah kurdeleli günler yaşamıyor.

Kül Çarşambadan sonra yani karnaval bitince dindar Katolikler perhize giriyormuş. Yani, Hristiyan takvimiyle belirlenen günlerde -ki bu paskalyadan önceki altı hafta/40 gün oluyor- et yemiyorlar ve böylece İsa’nın yeniden hayata gelişinin kutlandığı Paskalyaya ruhlarını hazırlıyorlar. Bu dönemi anlatmak için kullanılan ‘Fasching’ sözcüğü ‘son içki’ anlamına gelirken ‘Karnaval’ sözcüğü ise ‘ete veda’ gibi bir anlama geliyor. Latincede ‘carn’ ‘et’ demekmiş ve carnival da ‘eti bir kenara koymak’ oluyormuş. Beşinci mevsimin ardından et yemeyecekleri dönem başlayacağından karnavalda ete veda ederek çılgınlar gibi kutlama yapıyorlarmış. Zaten bu dönemde karnaval sadece Almanya’da değil İtalya gibi başka ülkelerde de oluyor. Maksat oruç tutmaya başlamadan önce biraz tüketim yapmak ve eğlenmek. Tabii Hristiyanların orucu sadece et yememek değil, sevdikleri bir şeyi kullanmamak şeklinde oluyor. Mesela benim İngiliz arkadaşlarımdan biri çikolatayı bırakıyordu, diğeri birayı. Kanadalı arkadaşım ise Facebook’u bıraktı!

2016 yılında Kadınlar Karnavalı 4 Şubat – 10 Şubat arasında kutlanacak. Gidecek olursanız çakma kravat takın 😉

Detaylı Okuma: Semra Çelik, YeniHayat    ve    DW

Categories: Ülkeler, Dil, Etkinlik, Kutlama, Müzik, Seyahat, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Romantik Hayvan

Erkek farelerin dişi farelere kur yaparken ve cinsel ilişki sırasında şarkı söylediklerini öğrendim. Tabii bunu normalde duyamıyoruz. Kaydedilen sesler bizim duyabileceğimiz frekansa getirilince anlaşılıyor.

(Duke University)

Categories: Hayvan | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Bana Evimin Yolunu Göster

1925’de yazılmış “Show Me The Way To Go Home” adında bir parça olduğunu ve bu parçanın dünyayı salladığını öğrendim. Yine George Orwell’in “Burma Günleri” kitabında bahsi geçtiği için araştırma gereksinimi duyduğum şarkı sadece bu kitapta değil çeşitli edebi eserde, filmde ve dizide rol almış ve bunların en önemlisi de “Jaws” filmi.

Özellikle İngiliz, İrlandalı ve Amerikalılar için bir klasik niteliğinde olan şarkıyı öğrenirsek bu milletlerden arkadaşlarla içerken Fransız kalmayız. Sözleri çalışın da kıro demesinler 😉

Show me the way to go home
I’m tired and I want to go to bed
I had a little drink about an hour ago
And it’s gone right to my head
Everywhere I roam
Over land or sea or foam
You can always hear me singing this song
Said show me the way to go home.

[Bana evimin yolunu göster
Yorgunum ve yatmak istiyorum
Bir saat kadar önce az birşey içtim
O da çarptı beni 😀 ]

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Meryem – Osmanlı İlişkileri

Özellikle her mahalle düğününde çalınıp göbek atılması özelliğiyle çocukluğumun Adana yıllarına damgasına vurmuş olan ‘Maryam Maryamti’ adlı halk türküsünün aslında bir Osmanlı askerinin göz koyduğu ve akabinde el koyduğu bir Arap kızı için yazılmış, az acıklı bir parça olduğunu öğrendim Hatta bazı kaynaklar ‘ağıt’ kategorisine koyuyor. Yaşanan olayın gidişatı konusunda iki rivayet var: Birincisine göre, bizim Hatay’lı Meryem’in sınır kaçakçısı bir sevdiği olmasına rağmen ‘asker Osmanli’ kızı kaçırıyor; ikincisine göre ise, Osmanlı’nın kaçırdığı Meryem’i tesadüfen bulan kaçakçı, kızın ısrarı üzerine kendisine yardımcı olup Hatay’a geri dönebilmesini sağlıyor.   Not: Bir dönem ülkemizde yasaklı şarkılardan birisiymiş Maryam Maryamti.

Categories: Kültür | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: