Posts Tagged With: Pierre Loti

Bursalı Laklakan

Bursa’da bir leylek hastanesi olduğunu öğrendim. Daha doğrusu, ondokuzuncu yüzyılda dünyanın ilk leylek hastanesine sahipmişiz. ‘Gurabahane-i Laklakan’, sakatlanan leyleklerin yanı sıra göç yolunda sıkıntısı olan diğer göçmen kuşların derdine de deva olmuş yıllarca. Derken bakımsız kalmış binası ve zamanla yok olup gitmiş. Ancak Osmangazi Belediyesi bu değere sahip çıkmayı aklına koymuş ve tarihi Irgandı Köprüsü’nün yanındaki hoş bir binanın restorasyonunu sağlayarak yine laklakana gurabahane olarak 2010 yılında hizmete açmışsa da yeni bina hayvan hastanesi olarak kedi-köpek-kuş, tüm sokak hayvanlarına yardım etmekteymiş.

Ben Pierre Loti’nin bir makalesinden öğrendim, ama Ahmet Haşim’in de “Gurebâhâne-i Laklakan” adında bir kitabı varmış ve Haşim de Bursa’da Haffaflar Çarşısı (Kapalıçarşı’daki ayakkabıcılar) meydanında bakım alan kuşlardan bahsedermiş.

Reklamlar
Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şarlatan!

Nazım Hikmet’in Pierre Loti’yi hiç sevmediğini öğrendim. Buyurunuz ünlü yazar için 1925’te yazdığı şiiri:

Esrar!
Tevekkül!
Kısmet!
Kafes, han, kervan
şadırvan!
Gümüş tepsilerde rakseden sultan!
Mihrace, padişah,
bin bir yaşında bir şah.
Minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,
burunları kınalı kadınlar
ayaklarıyla gergef dokuyor.
Rüzgârlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!

İşte frenk şairinin gördüğü şark!
İşte
dakikada 1.000.000 basılan
kitapların
şarkı!
Lâkin
ne dün
ne bugün
ne yarın
böyle bir şark
yoktu,
olmayacak!

Şark
üstünde çıplak
esirlerin
aç geberdiği toprak!
Şarklıdan başka herkesin
orta malı olan memleket!
Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!
Ağzına kadar
buğdayla dolu ambar!
Avrupanın ambarı!

Asya!
Amerikan dretnotlarının tel direklerine
senin Çinlilerin
uzun saçlarından
sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!
Himalayanın
en yüksek
en dik
en karlı tepesinde
Britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,
kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,
Paryaların
beyaz dişli ölülerini attığı Ganja!
Anadolu baştan başa
Armistrongun
talim meydanı oldu!
Asyanın bağrı doldu!
Şark
yutmayacak
artık!
Bıktık be bıktık!
İçinizden biri
can verebilse bile
açlıktan ölen öküzümüze,
burjuvaysa eğer
gözükmesin gözümüze!
Hattâ sen
sen Piyer Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
Fransız zabiti sen,
o üzüm gözlü Azadeyi
bir orospudan
daha çabuk unuttun!
Kalbimize diktiğin
Azadenin taşını
bir tahta hedef gibi topa tuttun!
Bilmeyenler
bilsin:
sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
Şarlatan!
Çürük Fransız kumaşlarını
yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan:
Piyer Loti!
Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!
Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
Şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprü başında çarmıha gerer
karşısında cigara içerdim!
Ben elimi size verdim,
size verdik biz elimizi
kucaklayın bizi
Avrupanın sankülotları!
Sürelim yan yana bindiğimiz al atları!
Menzil yakın
bakın
kurtuluş günü artık sayılı.
Önümüzde şarkın kurtuluş yılı
bize kanlı mendilini sallıyor.
Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.

 

*******************************************

HİKMET Nazım, “835 Satır (Şiirler 1)”, (Ed.Güven Turan, Fahri Güllüoğlu), Bütün Şiirleri, Mehmet Hikmet, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008, s.34-37.

Mahmut Keçeci‘nin sesinden şiiri dinleyebilirsiniz.

Sevmeme nedeni net değilse AGOS‘tan detaylı okuma yapabilirsiniz.

Categories: Ülkeler, Edebiyat, Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ölümsüzler Kulübü

Amin Maalouf’un da Fransız Akademisi üyesi olduğunu öğrendim. 1635 yılında kurulmuş olan bu köklü Fransız kurumuna girmek oldukça zordur. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: Üye sayısı 40 olarak sabitlenmiştir ve üyelerden birisi ölmeden yeni üye aranmaz (o yüzden üyelerine ‘ölümsüzler’ denir). Genel olarak sergilediği tutucu duruşu, edebi içerik ve biçime getirilmek istenen yeniliklere karşı çıkar. Zaten üye olmanın tek kriteri edebiyat alanında başarılara imza atmış olmak değildir. Örneğin politik bazı konular da söz konusu. Çok prestijli görülmesine rağmen bolca da eleştiri alan akademinin üyelerinin iyi ilişkilerle seçildiği de söyleniyor. Nitekim, Fransız dilinin korunmasını sağlamak ve edebi beğeninin standartlarını belirlemek gibi ulvi amaçlarla kurulmuş olan Akademi’nin bugüne kadar ölümsüz ilan etmediği adaylar arasında Molière, Rousseau, Balzac, Flaubert, Stendhal, Proust, Camus, Sartre, Descartes gibi isimler var. Yani dışarıda kalanlardan neredeyse daha seçkin bir liste oluşmuş.

Boşalan 29. koltuğu doldurma onuruna layık görülerek 2011’de Akademili olan Maalouf’un seçilme nedeni ise şu şekilde açıklanmış: Batının güçlü ve zayıf yanlarıyla tanışan doğuluları eserlerine taşıyor oluşu. Doğunun öykülerini batıya sunma durumu, ya da onların ifade şekliyle ‘iki kültür arasındaki etkileşime kapı aralama’ hâli bana bir başka doğu öyküleri yazarını anımsattı. Sosyal hayatı hareketli ve enteresan, çevresi geniş olan ve o zamanlar Fransa’da gayet saygın bir figür olarak görülen 41 yaşındaki Pierre Loti de 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilerek çıtır üye olmuştu. Hem de rakibi Emile Zola’yı açık ara farkla yenerek ve Akademi’ye giriş konuşmasında o yılların yeni edebi hareketi olan ve Zola’nın da öncüsü olduğu Natüralizm akımını hiç onaylamadığını anlatarak. Zola ise defalarca aday gösterilmiş olmasına rağmen -çok natüralist bulunduğundan olsa gerek- hiçbir zaman Akademi’nin itibarlı üyeleri arasına girememiştir, ancak bugün Loti’nin eserlerini sadece ilgili kesimler anımsarken Zola, Fransa’nın en fazla okunan ve saygı duyulan roman yazarlarından biri olarak halkının gözündeki ölümsüzlüğünü korumaktadır.

Bu arada 1635’ten bu yana faaliyet gösteren Akademi’nin ilk kez bir kadını ölümsüzleştirme tarihi sadece 1980.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Arif Efendi

İstanbul’da yaşarken Pierre Loti’ye ‘Arif Efendi’ dendiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , | 1 Yorum

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti

Pierre Loti isminin yazarın gerçek adı değil takma isim olduğunu öğrendim. Louis Marie Julien Viaud’e ilk kez Pierre şeklinde hitap eden kişi o zamanların büyük tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt imiş. Yani Pierre ismini veren kişi ünlü tiyatrocu Sarah Bernhardt. Rivayet odur ki, 1875’te Paris’te aktrisin performansını izleyen Viaud, bu oyuncuyla tanışmayı kafasına koyar ve şöyle bir mizansene girişir: Viaud kendini bir acem halısına sardıracak, Arap kıyafetleri içindeki adamlar rulo halindeki halıyı tiyatrocunun odasına getirecek ve sanatçının gözleri önünde yuvarlanarak açılan halının içindeki genç yazarımız hanımefendinin huzuruna serilecek! Böyle bir girişin ardından ikisinin hemen dost olduğu söyleniyor.

Loti kısmı ise henüz 22 yaşındayken yani 1872 yılında yapışıyor üzerine. Katıldığı donanmayla Tahiti’ye giden Viaud’a ‘Loti’ ismi bu adada verilir. Loti’nin adaya özgü bir çiçek olduğu kesin olsa da yazara ismi kimin verdiği net değil. Kimi kaynak yerlilerin Viaud adını telaffuz edememesi nedeniyle Loti dediklerini söylüyor, kimi bu adı bizzat kraliçenin taktığını belirtiyor, kimi de yazarın roti sözcüğünü yanlış söylemesinden sonra loti diye çağrılmaya başladığını ifade ediyor. Sonuç olarak bir Tahiti çiçeğinden almış takma ismini. 

Categories: Dil, Doğa, Edebiyat, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: