Posts Tagged With: Ölüm

Baltık’da Küller

İlhan Koman’ın da öldükten sonra yakıldığını öğrendim. Onun külleri de Baltık Denizi’ne dökülmüş.

 

Reklamlar
Categories: Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gölcük Vapur Faciası

1958 yılında İzmit Körfezi’nde berbat bir kaza yaşandığını öğrendim. O zamanlar İzmit merkezi dışında lise olmadığı için Gölcük gibi civar ilçelerde yaşayan gençler her gün vapurla İzmit’e gidip geliyormuş. Cumartesileri yarım gün okul var. 1 Mart Cumartesi günü okul çıkışı hava güneşli ve güzelmiş. Ama, çoğunluğunu evlerine dönen öğrencilerin oluşturduğu altı yüz kadar yolcusuyla ‘Üsküdar Vapuru’nun yola çıktığı öğlen vakti hava aniden kararmış ve şiddetli rüzgar başlamış. Güçlü fırtına önce kaptan köşkünü uçurmuş, ardından emektar gemiyi batırmış. 400’e yakın can yitmiş Üsküdar Vapuru’nda. Batan gemide kumlar altında kalanlar… Donanlar… Ayrıca kaybolanlar… Büyük facia!

Facianın ardından lise yapılmış Gölcük’e. Yeni vapurlar da gelmiş. Ama körfezde hayat uzun süre normale dönmemiş.

Babası denizci olan ve küçüklüğünde Gölcük’te yaşayan Erden Kıral’dan okumuştum bunu ilk kez, “Aynadan Yansıyan Hatıralar” kitabında. Ortaokuldayken Gölcük-İzmit vapurunu kaçırdığı için ölümden döndüğünü belirtiyordu ünlü ve de değerli yönetmenimiz. Yüzlerce öğrencinin batan gemide öldüğünü ondan öğrenmiştim ama olayın detaylarını bilmiyordum.

Gölcük’te deprem olduğunda saçmalayan beyinsizlerin ataları bu zavallı çocukların arkasından konuşmuş mudur acaba? Kıral’ın Allah’ın sevgili kulu olduğunu düşünmüşler midir?

Haberin detaylarını öğrenmek, faciadan sağ kurtulanların anılarını ve kadere dair göndermelerini okumak, yürek yakan fotoğrafları görmek isterseniz Gölcük Haber‘e bakabilirsiniz.

Kaynaklar:

Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı
Gölcük Haber, 28.02.2017

Categories: Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Ciddi Evlilik İlişkisi

Sait Faik Abasıyanık’ın güneye yerleşip bir kahve açmayı ve orada Leyla Erbil ile çalışmayı düşlediğini öğrendim. 1953 Nisanı ile 1954 Mayısı arasında arkadaşlık etmişler. Yani Sait Faik sirozdan ölene kadar. Tanıştıklarında Abasıyanık 47 yaşında. Leyla Hanım ise 22’sinde, filolojide okuyan bir genç kız ve İskandinav Hava Yollarında sekreterlik ve çevirmenlik yapıyor.

Abasıyanık’ın ölümünden Erbil’i suçlayanlar olmuş. Mektuplaştığı Ahmed Arif ise hiçbir suçu olmadığı konusunda Leyla Hanımı ikna etmiş.

Öykülerine hayranlık duyduğu, çok etkilendiği, tanışıp arkadaşlık ettiği yazarın ölümünden bir yıl sonra Erbil bir yüksek mühendis ile evlenmiş. Eşi Mehmet Erbil ile İskandinav Hava Yollarında çalışırken tanışmış.

Anladığım kadarıyla Erbil için Abasıyanık ömrünce en değer verdiği figürlerden biri olarak kalmış.

Kaynaklar:
* Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları
Writers of Turkey
Sennur Sezer, 22.09.2013, Radikal Kitap

İleri Okuma:
Elif Tanrıyar, 19.07.2015, t24

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Baba Travmalılardan

‘Halikarnas Balıkçısı’ olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın babasını tabancayla öldürdüğünü öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | 8 Yorum

İşe Erken Gitsen Ölür müsün?

Jack Daniel’ın işe erken gittiği için öldüğünü öğrendim. Şöyle ki; Bay Daniel işe bir gün herkesten önce gidiyor, kargalardan bile önce ki biraz iş bitirsin kimse yokken. Ve fakat alması gereken evrak kasada. Bay Daniel öyle yapıyor böyle yapıyor, şifresini anımsayamadığı kasayı açamıyor ve sinirden küplere binerekten kasaya haşmetli bir tekme savuruyor. Kasa açılmıyor muhtemelen ama Jack Daniel’ın parmağı kırılıyor. Bu bölgede oluşan enfeksiyon zamanla yayılıyor, kan dolaşımını etkiliyor ve bacak ampute ediliyor. Fakat kangren yayılması önlenemiyor ve Sevgili Jack işe erken gittiği günden 5-6 yıl sonra (1911) kan zehirlenmesinden (sepsis) ölüyor.

Olayın yaşandığı yörenin halkı bu öyküden yola çıkarak bir söz geliştirmişler: İşe asla erken gitme! (Belki de gece yuvarlanan Jackler yüzünden işe hep geç kalanların ahı tutmuştur.)

Tennessee’de Jack Daniel Distillery turu yapanlar adam öldüren kasayı da görebiliyormuş. Kasa da kasa ama yani…

Categories: Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Boğaz’da Küller

Leyla Gencer’in öldükten sonra yakıldığını ve küllerinin tekneden İstanbul Boğazı’na döküldüğünü öğrendim.

Categories: Müzik, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Krematoryumda Son

Tüm bedenin yanma işleminin iki-üç saatte tamamlandığını ve ortaya çıkacak kül miktarının kemik yapısına bağlı olduğunu öğrendim. Krematoryumda yapılan yakma işleminden önce ceset, protez gibi maddelerden de arındırılıyormuş.

Categories: Diğer, Kültür, İnanç | Etiketler: , , , , , , , | 4 Yorum

Hastalık Hastasının Ölümü

Molière’in nasıl öldüğünü öğrendim. Son yazdığı eser olan ‘Hastalık Hastası’ sahnelenmektedir. Yazar da baş rolü oynamaktadır, yani ölümden ve doktorlardan korkan hipokondriyak bir insanı. Ancak yazarın kendisi de gerçek hayatta verem hastasıdır ve sahnede fenalaşır. Durumunun ciddiyetine ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen oyunu tamamlamayı başarır, ancak oyundan sonra götürüldüğü evinde ölür. 

 

 

‘Hastalık Hastası’ oyununu dinlemek için: Radyo Tiyatrosu

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

31 Yılda

Schubert’in öldüğünde sadece 31 yaşında olduğunu öğrendim. Oncacık ömre bunca eser sığdırdıysa biraz daha uzun yaşayabilse neler yapacaktı kim bilir..

[LonelyMoonRise]

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Öldüren Eşarp

ABD’de modern dansın yaratıcısı olarak bilinen Isadora Duncan’ın bir eşarp yüzünden öldüğünü öğrendim. Ya da şal diyelim. O yıllarda hanımların boynuna doladığı şu havalı aksesuardan bahsediyorum. 1927 yılının Fransa’sı. Arkadaşının armağanı olan upuzun eşarbını dolayıp üstü açık arabadaki yerini alan Duncan’ın yaşamı çok kısa sürede son bulmuş. Çünkü arabanın hareket etmesiyle tekerleğe dolanan eşarbın boynunu sıkması bir olmuş.

Yaşarken dansına hayat veren, can katan bir aksesuar olarak kullandığı eşarbın* aynı canı yok etmesi oldukça ironik geliyor. Ancak güçlü, devrimci ve feminist Isadora’nın hayatını incelediğimizde karşılaştığımız trajediler bununla sınırlı değil. Yenilikçi bir kadın olarak zorluklar yaşadığını zaten tahmin edersiniz. Evliliğe karşı olan ve bağımsız yaşamayı seçen Isadora’nın yaşamı heyecanlar kadar mutsuzluklarla dolu. Gordon Craig ile olan birlikteliğinden bir kızı, Paris Singer’den bir oğlu oluyor. Singer dikiş makinelerinin varlıklı oğlu Paris’le memnun mesut yaşarken asıl hayatını karartan araba kazasını yaşıyor. Çocukları eve götürecek aracın şoförü motoru çalıştırmak için arabadan iniyor. Eğimde çalışan araba, şoförü binemeden hız alıyor ve Sen Nehrinin sularına dalıyor. Boğulduklarında kızı yedi, oğlu üç yaşında. Yıl 1913.

26 Nisan 1913 tarihli ve 3661 sayılı L’Illustration kapağında yayınlanan fotoğraf

Duncan bir İtalyan’dan hamile kaldığında da I.Dünya Savaşı patlak veriyor ve olanaksızlıklar sebebiyle bebeğini kaybediyor.

1921’de Moskova’ya taşınıyor. Aşk yaşadığı genç Rus şair Sergei Esenin ile evlenerek onu ABD’ye götürüyor. Kısa süre sonra şair boşanarak ülkesine dönüyor. Birkaç yıl sonra da intihar haberi geliyor. Bu ölümün üstünden iki yıl geçmeden Isadora’nın acılarla yoğrulmuş hayatı da son buluyor. İnadına sanatla, aşkla ve kavgayla örülü hayatı… 

 

* Günümüzde çalışmalarını sürdüren Duncan dansçılarından Elyssa Dru Rosenberg Isadora’nın eşarp kullanımını şu şekilde açıklıyor: “Sahnede kullandığı kırmızı eşarp Isadora’nın bekaretini temsil ederdi. Seyirciler arasından seçtiği kişilerin önünde eşarbını azametle dalgalandırırdı. Dansın sonunda, o günkü ruh haline göre ya bir meydan okumayla eşarbı yere atar ya da iyice kendine çeker ve böylece cinselliğinin sadece ve sadece kendine ait olduğunu ilan ederdi.” (Kaynak: isadoraNOW, YouTube)

 
[LaVale]

 

Categories: Giyim, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Bir Arap Öldürmek

The Cure grubunun ‘Killing an Arab’ adlı bir parçası olduğunu öğrendim. Başlığı görünce şok geçirdim tabii ve hemen incelemeye geçtim. Şok geçiren bir tek ben değilmişim. Yıllar önce çok sayıda dünyalı şarkıya tepki göstermiş ve 1978’de çıkan şarkının ırkçılık aşıladığı görüşü almış yürümüş. Grup bazı konserlerinde parçayı ‘Kissing an Arab’ biçiminde değiştirerek okumuş. Yani öpmüş Arabı.

Tabii araştırınca sadece bu bilgileri değil neden böyle bir parça olduğunu da öğrendim. Aslında Cure’un şarkısı tamamen Camus’nun “Yabancı” adlı eserinden bahseder imiş. Romanın baş kişisi Meursault, sahildeki Arabın elinde tuttuğu bıçağın yansıttığı güneş ışığından rahatsız olur, dönüp gitmek üzereyken birden istemsiz bir şekilde ateş eder ve Arabın ölümüne neden olur. İdama mahkum edilir. Yani şarkıda dediği gibi “canlıyım, ölüyüm” olur. Bir başkasını öldürmüş ama kendi ölmüştür. Yaşam daima ölümle sonlanır ve kişi hangi yolu seçerse seçsin sonuç koca bir hiçtir ve bu bireyin kendi seçimleriyle değiştirilemez. Attığımız adımlar her halükarda anlamsızdır ve yaşamımızın yönünü değiştirebilme şansımız yoktur. Kitapta verilen idam kararının sebebi de birini öldürmesi değil pişmanlık duymamasıdır. Yani sonuçları geldiği gibi kabul etmesi.

Bana bu şarkıyı öğreten Peyman Hanım’a çok teşekkür ederim. Sayfası Avare Balon‘daki ufkumu açan öykülerinden birisini de ‘Yabancı’dan esinlenerek kaleme almış. Ve tabii her zamanki gibi beyninde ve yüreğinde yer etmiş deneyim ve gözlemlerinden yol alarak. Hem öykülerini hem de öykü tadındaki gezi yazılarını öneririm.

Roman hakkında ileri okuma: Murat Gülsoy

 

Kumsalda duruyorum
Elimde bir silahla
Denize bakıyorum
Kuma bakıyorum
Namluya bakıyorum
Yerdeki Arap’a bakıyorum
Ağzının açık olduğunu görebiliyorum
Ama hiç ses duymuyorum
 

Canlıyım
Ölüyüm
Bir Arap’ı öldüren yabancıyım
 

Dönüp gidebilirim
Silahımı ateşleyebilirim
Gökyüzüne bakıyorum
Güneşe bakıyorum
Hangini seçersem seçeyim
Sonuç aynı olacaktı
Koca bir hiç
 

Çelik dipçiğin yumuşakça teptiğini hissediyorum
Denize bakıyorum
Kumlara bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın gözlerindeki yansımamda kendime bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın
 

Of Meursault

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Topic: Despina

Madam Despina’nın kim olduğunu öğrendim. Dünya güzeli bir dostumun en sevdiği şarkı olduğu için duymuş olduğum Sezen Aksu şarkısında geçermiş ismi. Ancak her dinlediğimizde kurulu bir masada ‘güzel’ olmakla meşgul olduğumuz için anlamazmışım ne dediğini. Bir tek “yine mi güzeliz” kısmını duyardım. Ne bileyim.

Despina Hanım Türkiye’nin ilk kadın meyhane işletmecisiymiş. Hem de herkesin sevdiği iyi bir işletmeciymiş. Ama sağlam da kuralları varmış hani. İstemediği adamı mekanına sokmazmış filan. 1946’da ilk yerini açmış. 2006 yılında öldüğünde mezarına şarap dökülmüş, sevdiği parçalar çalınmış (Hürriyet). Kendisi gitse de halen varlığını sürdüren ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla bir kültür mirası denebilecek son meyhanesinde ise vasiyet ettiği üzere dekorasyon dahi değiştirilmiyormuş. Akıllı kadınmış belli ki. Rum usulü pilakisi, yaprak ciğeri, aşçısı, garsonları ve muşamba masa örtüleri hep aynıymış. Gerçi son yıllarda yorum yazan sözlük yazarları pek beğenmemiş mezelerini.

Şarkıda geçen ‘topik’ de bir Rum mezesiymiş meğer. İngilizcede ‘topic’ ‘konu’ anlamına geldiği için -ki çocuklar çok güler öğretmenleri topic deyince- ben onu Sezen’in söz yazmadaki şakacı tavrına vermiştim oysa. Konu mu bitti? Canın sağolsun hesabı… Biliyorum, çok saçma. Zaten şarkının sözlerini de Sezen değil Meral Okay yazmış. Çünkü kendisi de Kurtuluş son duraktaki bu salaş meyhanenin müdavimiymiş.

Öğrettiğin için teşekkür ederim Dünyalı Deli… İstanbul’a gittiğimde nereyi görmek için tutturacağım belli oldu. 🙂

Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla
Yine mi güzeliz, yine mi Çiçek?
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamdolsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

[Futca G]

Categories: Kültür, Müzik, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Rasputin

Çocukluğuma damgasını vurmuş Boney M şarkılarından ‘Rasputin’in öyküsünü öğrendim. Şarkıya adını vermiş olan keşiş Grigori Rasputin Rus tarihinin en ilginç karakterlerindenmiş. Doğaüstü güçleri olduğuna inanılıyormuş. Keşiş dediğime bakmayın, bu iki metrelik derin bakışlı ve keçi kokulu beyefendiye kadınlar hayranmış. Onlarla birlikte olarak kendilerini günahlarından arındırıyormuş tabii ki. Bol içkili ve kadınlı bir hayat sürüyormuş  yani. Hatta kendisinin bulunduğu yerlerde inekler bile daha çok süt veriyormuş 🙂             [Kaynak: dailymail]

Sibirya’nın bir köyünde doğup Çarlık nazarında söz sahibi olacak bir yetki ve saygınlığa erişmek her babayiğidin harcı değil. Çariçe’nin sevgilisi olduğunu iddia eden de var sadece oğlunu iyileştirdiği için kalbini kazandığını da. Nitekim Çariçe’nin hemofili olan oğlunu doktorlar değil Rasputin iyileştirmiş anlaşılamayan güçlerini kullanarak. Çariçe Rasputin’i saraya kabul ettirmiş ve görüşlerine öyle değer vermiş ki bir süre sonra sarayın yetkili ağızlarının işine son verilerek boşalan mevkilere Rasputin’in söyledikleri yerleştirilmiş. Günümüz tarihçilerinin Rus İmparatorluğu’nun çökmesini ve SSCB’nin doğuşunu bile kendisine bağladığı bu efsanevi kişi yüzyıl önce öldürülmüş (30 Aralık 1916). Ölümü de çok zor gerçekleşmiş. Zehirlenmiş, ölmemiş, kurşunlar yemiş ölmemiş filan. Çok uğraşmışlar çünkü ülke yönetiminin bu denli kötüye gitmesinin sebebini ondan bilmişler. Bir rivayete göre de İngilizler barış yanlısı tutumundan hoşlanmamış. Sonuçta öldürülmüş ve 1917’de de Çar ve Çariçe tutuklanmış ve akabinde Bolşevikler tarafından kurşuna dizilmiş.

İlginç bir şekilde, Boney M grubunun çılgın dansçısı ve tek erkek elemanı Bobby Farrell de 30 Aralık 2010 tarihinde Rusya’da bir otel odasında ölü bulunmuş.

Karayip kökenlilerden oluşan bir Alman grubun söylediği İngilizce şarkıyla dünyaya Rus tarihi üzerine ders verirken çılgınca dans ettirmesi de müziğin evrensel gücüdür kanımca… Bu arada 1970lerde Boney M grubu Sovyetler Birliği’nde de çok popülermiş ama ‘Rasputin’ şarkısını SSCB’de verilen konserlerinde seslendirmeleri yasakmış.

Şarkının sözleri:

There lived a certain man in Russia long ago
He was big and strong, in his eyes a flaming glow
Most people looked at him with terror and with fear
But to Moscow chicks he was such a lovely dear
He could preach the bible like a preacher
Full of ecstacy and fire
But he also was the kind of teacher
Women would desire

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

He ruled the Russian land and never mind the Czar
But the kasachok he danced really wunderbar
In all affairs of state he was the man to please
But he was real great when he had a girl to squeeze
For the queen he was no wheeler dealer
Though she’d heard the things he’d done
She believed he was a holy healer
Who would heal her son

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

But when his drinking and lusting and his hunger
for power became known to more and more people,
the demands to do something about this outrageous
man became louder and louder.

“This man’s just got to go!” declared his enemies
But the ladies begged “Don’t you try to do it, please”
No doubt this Rasputin had lots of hidden charms
Though he was a brute they just fell into his arms
Then one night some men of higher standing
Set a trap, they’re not to blame
“Come to visit us” they kept demanding
And he really came

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They put some poison into his wine
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
He drank it all and he said “I feel fine”

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They didn’t quit, they wanted his head
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
And so they shot him till he was dead

Oh, those Russians…

Categories: Ülkeler, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Yapılacaksa Biz Yaparız 

Ankara’nın eski valilerinden Nevzat Tandoğan’ın 1946’da intihar ederek öldüğünü öğrendim. Tek partili dönemde onyedi yıl Ankara’ya vali (ve tabii belediye başkanı) olmuş ve başkentteki birçok uygulamanın mimarı kabul edilen, eski eğitimci Tandoğan hakkında günümüzde pek kimse bir şey bilmiyor olsa da Anadolu insanına seslendiği şu lafı birçok yerde geçiyor: “Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız, komünizm gerekirse onu da biz getiririz.”

Ankara’nın Tandoğan Meydanının adı birkaç yıldır Anadolu Meydanıdır.

Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hangimiz Sevmedik Çılgınlar Gibi?

Müslüm Gürses’in annesinin öldürüldüğünü, katilin de eşi yani Müslüm’ün babası olduğunu öğrendim. Ama ne diyeceksin, Tanrı istemezse yaprak düşmezmiş…

Bugün Müslüm Babanın ölüm yıldönümüymüş. Bir şarkı patlatalım o zaman!

Categories: Güncel, Kültür, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , | 9 Yorum

Brandon Lee

Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla vurularak öldüğünü öğrendim. Filmde canlandırdığı karakteri vurmakta kullanılan silah dolu olunca 28 yaşındaki aktör de gerçekten ölüvermiş. Film bir şekilde tamamlanmış ve tabii ki oldukça iyi hasılat yapmış. Babası o sırada hayatta olsa döverdi hepsini 🙂 Ama baba Bruce Lee de oğlu Brandon Lee’nin ölümünden yirmi yıl önce yine sevimsiz bir şekilde hayata veda etmiş. Başı ağrıdığı için bir tanıdığın verdiği ağrı kesici sebebiyle. Arkadaş tavsiyesiyle içilen ilacın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görüyoruz. Savunma sanatının en usta ismi bile böyle bir ölümden kaçamamış.

Çok filmini izlemekten çok yaşadı sanıyoruz ama öldüğünde Bruce Lee de 32 yaşındaymış sadece.

Categories: Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Memphis

Martin Luther King’in Memphis’de öldürüldüğünü öğrendim. Yani dünyaya Elvis Presley gibi bir kralı kazandıran kent bir başka kralı da aramızdan almış. Martin Luther King Günü kutlu olsun 😦

Categories: Kutlama, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Fındıkkıran

Çaykovski’nin 1891’de bestelediği son balesi Fındıkkıran Balesinin ilk kez 17 Aralık 1892’de Rusya’da sahnelendiğini ancak hiç beğenilmeyerek büyük başarısızlıkla sonuçlandığını, ertesi yıl da bestecinin öldüğünü öğrendim. Eserin başarıya ulaşması elli-altmış yılı bulmuş.

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Uyan Vedat

Ümit Yaşar Oğuzcan’ın intihar teşebbüsleri olduğunu, oğlu Vedat’ın ise gencecik yaşında Galata Kulesi’nden atlayıp öldüğünü öğrendim.


Galata Kulesi’nden bir adam attı kendini
Bu nankör insanlara
Bu kalleş dünyaya inat
Şimdi yine bir ninni söylüyorum ona
Uyan oğlum, uyan oğlum, uyan Vedat
Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Prens Medici

Machiavelli’nin “Prens” isimli kitabının, yazarın ölümünden sonra yayınlandığını öğrendim. Machiavelli, eserinin bir prens tarafından kabul görmesi gerektiğine inandığı için, o sıralar Floransa’ya egemen olan Medici sülalesinden II.Lorenzo’ya adamış. Böylece onun gözüne gireceğini düşünmüş. Ama söylenen odur ki Muhteşem Lorenzo de Medici hiiiç oralı olmadığı için eserin kitap şeklinde basıldığını görmek Machiavelli’ye nasip olmamış. El yazması kopyalarından okunan eser, ilk kez 1532’de basılmış. Eseri dört ayda yazmış olan yazarın elinden çıkışından 19 yıl sonra, ölümünden de beş yıl sonra. Yazık yaa.. Mukadderat.

Kaynak: Nazım Güvenç’in Anahtar Kitaplar’dan çıkan kitap için yazdığı ‘Sunuş’ (Eylül 1992)

Categories: Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Dante’yi Tanır mısınız?

Voltaire’in şöyle bir lakırtı ettiğini öğrendim: İtalyanlar Dante Alighieri için ‘ilahi’ der ancak ozanın yazılarını pek de anlamazlar. Az okunan bir yazar olduğu için Dante’nin ünü sürecektir. Voltaire bu düşüncesini “Felsefe Sözlüğü” adlı yapıtında ‘Dante’ başlığı altında yazdığı yazıda dile getirmiş.

Bu bana neredeyse her vatandaşımızın iyi bildiği “Otuz Beş Yaş” şiirini anımsattı. 1970’lerden beri dinlenmekte olan ünlü Hümeyra şarkısı sebebiyle olsa gerek herkes ‘Dante gibi ortasındayız ömrün’ dizesini bilir ve söyler de, ‘Dante gibi ortada olmak’ ne demek pek merak eden olmaz. Dante’nin kaderidir belki de anlaşılmamak. Cahit Sıtkı ise bırakın yolu yarılamayı 46’sında ölmüş bir şairimizdir.

[Mustafa Guvenen]

Yazın, felsefe ve müzik dünyasının duayenlerine saygılarımla.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Düğün Masraflı İş

Konya’daki semazen gösterileriyle bildiğimiz Şeb-i Arus ismi verilen etkinliğin manasını öğrendim. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ölüm günü olan 17 Aralık gününde kutlanan Şeb-i Arus, düğün gecesi anlamına geliyormuş. Bunun sebebi de Rumi’nin ölüme bakış açısı elbet. Ömrünü ‘vuslat’ içerisinde, sevgiliye yani rabbına kavuşma özlemiyle geçiren Rumi için ölüm elbette ki bir kavuşma gecesi, bir düğün gecesi, yani kutlanması gereken bir zamandır. Ben evliliğe karşıyım zaten.

Categories: Edebiyat, Etkinlik, Kültür, Kutlama, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | 1 Yorum

Kapılar Kapalıysa

Türk dinleyicisinin daha çok ‘Im Nin Alu’ parçasıyla tanıdığı Ofra Haza’nın ölüm nedeninin AIDS kaynaklı olduğunu öğrendim. Yemen asıllı İsrailli sanatçının küçük yaşlarından itibaren menajerliğini yapmış olan bey, Haza’nın kırkında evlendiği eşinden önce kimseyle birlikte olmadığını, çocuk yapıp bir aile kurmayı düşlediği kocasından başka hiç kimseyle cinsel ilişki yaşamadığını, AIDS’in de kocasından geçtiğini ifade edince sevgili koca da karısının bu virüsü Türkiye’de gerçekleşen bir kan nakliyle kaptığını belirtmiş.

Evliliğinin üçüncü yılında ölmüş Ofra Haza. Çocuğu da olmamış. Hepsi acı tabii ama bizim açımızdan olayın asıl sevimsiz yanı şu ki, Internette arama yaptığınız zaman, bu mükemmele yakın sese sahip olduğu kabul edilen büyük sanatçının hamileliğini bir Türk hastanesinde sonlandırırken verilen kanla HIV virüsünü aldığı haberlerine ulaşıyorsunuz (yani bir dehayı öldürmüşüz gibi) de, Türk yetkililerin bunu araştırmak ya da hastanelerimizi aklamak için yaptığı herhangi bir veriye ulaşılamamaktadır henüz (2000’den beri).

Ama diyeceğim o ki, sen ne yaparsan yap, ne kadar korumacı bir karakter olursan ol, kader seni o şekilde kıstırmayı kafaya koyduysa, kıskıvrak yakalıyor valla. Haza’yı bir dünya starı yapan parça Im Nin Alu, ‘Kapılar Kapalıysa’ anlamına geliyor ve merhametin, doğruluğun, erdemin kapıları kapalıysa bile Cennetin kapılarının açık olacağını söylüyor. Bu kadar erdemli bir insan AIDS’ten ölüp cennetin kapılarından geçmiş midir ne dersiniz?

Sesinin büyüsünü kulaklarımıza üfleyen Shecharchoret şarkısı, yani Morenika, esmer kızın öyküsünü anlatır. Peki sizce de bu esmer kızın öyküsü bir haksızlıkla sonlanmamış mı?

Categories: Müzik, Sağlık, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Manson Ailesi

‘Manson Cinayetleri’ diye bilinen ve 1969 yılında Los Angeles ahalisine kabuslar yaşatan olaylar dizisi olduğunu öğrendim. Charles Manson adında sorunlu bir şahıs kendine müritler yapıyor ve çoğunluğu sevgi görmemiş güzel genç kızlardan oluşan bu güruh aynı evde hep birlikte yaşamaya başlayarak kendilerine ‘Manson Ailesi’ diyorlar. California Ölüm Vadisindeki çiftlik evlerinde döneme yakışır bir şekilde çiçek çocuklar gibi yaşarken ve herkes birbiriyle olmaktan mesutken film kopuyor. Charles Manson, masum bir Beatles şarkısından yola çıkarak enteresan bir kuram geliştiriyor (!) ve ırk savaşları olacağı, siyahların tüm beyazları öldüreceği fikrine kapılıyor. Tabii ki sadece Charles ve inananlarını bırakarak, çünkü siyahlar Charles’ın krallığına gereksinim duyacaklar. Sonra bu beyefendi projeyi daha da geliştirerek -ailesine- görevler vermeye başlıyor: “Ses getirecek cinayetler işleyin. Ünlü beyazları sanki siyahlar öldürmüş gibi düşünülecek şekilde öldürün.” Bunun üzerine ilk icraatlarını Roman Polanski’nin evine girip hamile eşini ve beraberindekileri vahşice öldürerek gerçekleştirmişler. Polanski o sırada film çekimleri için Londra’da olduğundan paçayı kurtarmış. (Seyredecek filmlerimiz varmış.) Ancak çok başarılı bir Shakespeare uyarlaması olan Macbeth filmini bu acı olaylardan iki yıl sonra piyasaya sürmesi bana çok manidar geldi. Bilen bilir, ünlü oyunun son sahnesinde Lady Macbeth işlettiği cinayetin ağırlığı altında ezilir, iyice sıyırır ve sürekli olarak elindeki -olmayan- kan lekelerini temizlemeye çalışır hale gelir, ama namussuzlar bir türlü çıkmaz.

Müziğin insanlar üzerindeki etkisinin büyüklüğü tartışılamaz ama Beatles da çok olmuş hani yani…. John Lennon’ı öldüren hayranının eşi hakkındaki yazımı unutmamışsınızdır herhalde (Gloria Chapman).

Tahmin edeceğiniz üzere, bu insanların geçmişte yaşadığı yerleri gezdiren tur filan yapılıyor bugün Amerika’da. Ayrıca evlerine ulaşabileceğiniz yolu tüm detayıyla gösteren videolar var Internette. Bu arada, ünlü Marilyn Manson da sahne adını bu ilahi kişilikten almış. Tabii bir de Marilyn Monroe’dan. O yıllarda popüler kültürün parçası olmuş olması normal karşılanabilir belki ama seksen yaşını devirmiş bu insan evladının hala hayranları var ve hatta iki yıl önce, Charles için doğduğuna inanan 26 yaşındaki bir hanımkızla evlenmek üzereymişler. Hey Allahım sen akıl ver biz kadınlara…

 

Kaynak: Biography.com

Aile üyelerinin o zamanki hallerini ve yaşlı hallerini görmek isterseniz: ABC

Whole Story: CNN

Categories: Ülkeler, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tolstoy’un Bisikleti

Tolstoy’un bisiklet sürmeyi 67 yaşında öğrendiğini öğrendim. Oğlu ölünce karalar bağlayıp her gün ağlamaya başlayan ünlü yazar kendini bisiklete vererek tedavi etmeyi başarmış. Bisiklet merakını da, kederinin üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek bir tür masum ve kutsal saçmalık olarak tanımlamış. Moskova’daki Tolstoy Müzesinde bisikleti görülebilirmiş.

Kaynak: Tolstoy Therapy

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sağlık, Seyahat, Spor | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gönül Bu…

1980 yılında John Lennon’ı öldüren hayranı Mark Chapman’ın şarkıcıya benzeme işini fazlasıyla abartıp John Lennon Yoko Ono’yla evlendi diye Japon bir kadınla evlendiğini öğrendim. Hala hayatta olan Chapman’ın altmış yaş üstü eşi Gloria ise sevgilerinin her geçen gün daha da güçlendiğini düşünüyor ve hala yılda bir kez 44 saatlik yalnız kalma-yeme-içme-sevişme ve televizyonda Çarkıfelek izleme iznini birlikte geçirmek üzere Hawaii’den New York’a Mark Chapman’ın yanına uçuyor.

 

Kaynaklar:
Daily Mail 2010 – Daily Mail 2014Daily Mail 2015
New York Post (2014)

Categories: Müzik, Psikoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Andy Warhol’u Vurdum

Pop-art akımın ünlü temsilcisi Andy Warhol’un, feminist yazar ve kadın hakları savunucusu Valerie Solanas tarafından vurulduğunu ama ciddi bir şekilde yaralandığı halde ölmediğini öğrendim. Solanas, erkeklere düşman bir hayat kadınını anlattığı oyun senaryosunu değerlendirmesi için Warhol’a teslim eder, ancak Warhol yazarı yanıtlamadığı gibi bir de senaryoyu kaybeder ve Solanas’ın tabancasından çıkan kurşunların hedefi olur. Öldürmek istemesinin nedenini farklı açıklamalarla veren kaynaklar da var ama sonuç olarak Warhol, ölümden dönmüştü ve bunu kendisine sunulmuş ikinci şans olarak nitelendirdi. Sanatçı, bu olaydan ondokuz yıl sonra yani 1987’de geçirdiği safra kesesi ameliyatı sonrası ölmüş.

Solanas, kendi kurduğu bir cemiyetin yani Erkekleri Doğrama Cemiyeti’nin tek üyesi olarak yayınladığı bildirge (SCUM Manifesto) ile de tanınıyor. Bu bildirgede, erkeklerin yok edilmesi suretiyle sadece kadınlardan oluşan bir toplumu savunmaktadır. Psikoloji okumuş olduğunu da belirteyim.

Bu olayı anlatan “I Shot Andy Warhol” diye de film varmış:

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Çocuk İşçi

2015 yılında hayatını kaybeden işçilerden 63 tanesinin 18 yaşının altında olduğunu öğrendim. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin konuya ilişkin olarak sunduğu sayıları bianet.org sitesinde bulabilirsiniz.

 

Categories: Ekonomi | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Sağduyu Çıktısı Alacaktım

 

3D printer ile canlı doku ve organ basabildiklerini ve bu organların hayvanlara implantının başarıyla sonuçlandığını yani organların sorunsuz bir şekilde fonksiyonlarını yerine getirdiğini öğrendim. Daha fazla insanı yaşatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek adına girişilen çalışmalar tam hız sürerken ülkemde de tam hız insanlar ölmektedir.

Kaynak: Devindra Hardawar, engadget

Categories: Bilim, Güncel, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: