Posts Tagged With: Kim

Tasha Tudor

Dünyamızda Tasha Tudor adında bir çocuk kitapları yazarı ve çizerinin yaşamış ve göçmüş olduğunu öğrendim. Geçmişin debdebeli Tudor ailesiyle nedense pek bir ilgisi olduğunu sanamadığım hanımefendi 1915’te ABD’de doğmuş, teknolojiden fersah fersah uzak ve de son derece doğal bir ortam olan köy evinde, uzun etekleri ve çıplacık ayaklarıyla, sebzeleri, hayvanları, çiçekleri, resmettiği kitaplarıyla yaşamış. Doğal mı doğal ve de huzurlu mu huzurlu bir Tasha Tudor geçmiş bu hayattan. Yüze yakın yıl yaşamış olan Tudor, “‘Şimdi’de bulunamayacak hiçbir huzur yoktur” demiş gitmeden de. Ve daha neler söylemiş… 

Lütfen sanat eseri tadındaki fotoğraflarına bakmayı unutmayın. Öyküsünün tamamına ve muhteşem fotoğraflara şu siteden ulaşabilirsiniz: “Reçel karıştırırken Shakespeare okuyabilirsiniz

Ama resmi sitesi de şudur: Tasha Tudor & Family

Daha önce uzun yaşamanın formülünü verirken de Alice Herz-Sommer adında harika bir başka bayandan bahsetmiştim. Konu ilginizi çekiyorsa buyurun: Uzun Yaşamanın Şifresi Çözüldü

Reklamlar
Categories: Edebiyat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İnan ki Oğulları

Adnan Şenses’in Gülşen Bubikoğlu’nun dayısı olduğunu öğrendim. Ama bu bilgiyi araştırırken daha bir sürü başka ilişki daha öğrendim. Anlatmaya Türker İnanoğlu ile başlamak yerinde olur sanırım.

Türkiyemin en uzun ömürlü film şirketi Erler Filmi 1960 yılında kuran yönetmen Türker İnanoğlu’nun ilk eşi, çocukluğumda hayran olduğum sinema sanatçısı Filiz Akın. Oğulları İlker İnanoğlu da ‘Yumurcak’ olarak bildiğimiz çocuk oyuncu.

Türker İnanoğlu’nun ikinci eşi Gülşen Bubikoğlu. Kızları Zeynep İnanoğlu Cüneyt Özdemir’in eşi.

Türker İnanoğlu’nun kardeşi Berker İnanoğlu. Berker Beyin oğlu Sezer İnanoğlu da yine Türk sinemasından ‘Sezercik’ olarak tanıdığımız güzel çocuk (ama babasının ölen ikizinin adı verilmiş olan Sezercik çok acılı bir hayat yaşamış). Berker İnanoğlu’nun aşkı paylaştığı kişilerden birisi Perihan Savaş imiş. Behiye Aksoy da eşi olmuş. Daha başka tanıdık isimler de var hikayede ama belki de burada durmalıyız.

Yani Türker, Berker, İlker, Sezer İnanoğlu ile tam anlamıyla bir Erler Film yapımı…

Categories: Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İstinyelinin Sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu Ercüment Ekrem’in de yazar olduğunu öğrendim. İstinye’de doğmuş Ercüment Ekrem Talu, İstanbullu oluşuyla pek bir gururlanırmış. 1924’te Cumhurbaşkanlığı‘nda çalışmış. Birçok dil bilen Ercüment Bey öğretmenlik dahil çeşitli görevlerde bulunmuş. Gazetelere makaleler, sohbetler, öyküler yazmışsa da kaynaklar asıl romancılığını övmekte. Zamanının çok satan yazarı olduğu anlaşılan Ercüment Bey’in kitaplarını bulabilir miyiz bilmem.

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu da Çiğdem Talu imiş. Yani Türk pop müziğinin pek ünlü şarkılarının sözlerini yazmış sevgili Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in torununun kızı imiş. Gazeteci Umur Talu da Çiğdem Talu’nun kardeşi.

Categories: Edebiyat, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ölümsüzler Kulübü

Amin Maalouf’un da Fransız Akademisi üyesi olduğunu öğrendim. 1635 yılında kurulmuş olan bu köklü Fransız kurumuna girmek oldukça zordur. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: Üye sayısı 40 olarak sabitlenmiştir ve üyelerden birisi ölmeden yeni üye aranmaz (o yüzden üyelerine ‘ölümsüzler’ denir). Genel olarak sergilediği tutucu duruşu, edebi içerik ve biçime getirilmek istenen yeniliklere karşı çıkar. Zaten üye olmanın tek kriteri edebiyat alanında başarılara imza atmış olmak değildir. Örneğin politik bazı konular da söz konusu. Çok prestijli görülmesine rağmen bolca da eleştiri alan akademinin üyelerinin iyi ilişkilerle seçildiği de söyleniyor. Nitekim, Fransız dilinin korunmasını sağlamak ve edebi beğeninin standartlarını belirlemek gibi ulvi amaçlarla kurulmuş olan Akademi’nin bugüne kadar ölümsüz ilan etmediği adaylar arasında Molière, Rousseau, Balzac, Flaubert, Stendhal, Proust, Camus, Sartre, Descartes gibi isimler var. Yani dışarıda kalanlardan neredeyse daha seçkin bir liste oluşmuş.

Boşalan 29. koltuğu doldurma onuruna layık görülerek 2011’de Akademili olan Maalouf’un seçilme nedeni ise şu şekilde açıklanmış: Batının güçlü ve zayıf yanlarıyla tanışan doğuluları eserlerine taşıyor oluşu. Doğunun öykülerini batıya sunma durumu, ya da onların ifade şekliyle ‘iki kültür arasındaki etkileşime kapı aralama’ hâli bana bir başka doğu öyküleri yazarını anımsattı. Sosyal hayatı hareketli ve enteresan, çevresi geniş olan ve o zamanlar Fransa’da gayet saygın bir figür olarak görülen 41 yaşındaki Pierre Loti de 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilerek çıtır üye olmuştu. Hem de rakibi Emile Zola’yı açık ara farkla yenerek ve Akademi’ye giriş konuşmasında o yılların yeni edebi hareketi olan ve Zola’nın da öncüsü olduğu Natüralizm akımını hiç onaylamadığını anlatarak. Zola ise defalarca aday gösterilmiş olmasına rağmen -çok natüralist bulunduğundan olsa gerek- hiçbir zaman Akademi’nin itibarlı üyeleri arasına girememiştir, ancak bugün Loti’nin eserlerini sadece ilgili kesimler anımsarken Zola, Fransa’nın en fazla okunan ve saygı duyulan roman yazarlarından biri olarak halkının gözündeki ölümsüzlüğünü korumaktadır.

Bu arada 1635’ten bu yana faaliyet gösteren Akademi’nin ilk kez bir kadını ölümsüzleştirme tarihi sadece 1980.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Murphy Ailesi

Değerli koreografımız Beyhan Murphy’nin eşinin 1980’lerde parlamış rock grubu Bauhaus’un vokalisti Peter Murphy olduğunu öğrendim. 1992’de Londra’yı bırakıp Ankara’ya yerleşme sebepleri, çocuklarının bu ülkede yaşamalarını istemeleriymiş. 2002 yılında Hürriyet‘e verdiği bir röportajda şöyle demiş Beyhan Hanım: “Buradaki insan ilişkileri, genişletilmiş aile sistemleri ve arkadaş destek mekanizmaları hakikaten muhteşem. Türkiye’de çocuk yetiştirmek daha kolay.”

[NudeAvenger]

[Beyhan M.]

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kadıköy’ün Terbiyecisi

Kadıköy ‘ün ilk Belediye Başkanının ‘Kaplumbağa Terbiyecisi’nin ressamı Osman Hamdi Bey olduğunu öğrendim.

 

 

 

Kaynak: Gazete Kadıköy

Categories: Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Loti

Pierre Loti isminin yazarın gerçek adı değil takma isim olduğunu öğrendim. Louis Marie Julien Viaud’e ilk kez Pierre şeklinde hitap eden kişi o zamanların büyük tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt imiş. Yani Pierre ismini veren kişi ünlü tiyatrocu Sarah Bernhardt. Rivayet odur ki, 1875’te Paris’te aktrisin performansını izleyen Viaud, bu oyuncuyla tanışmayı kafasına koyar ve şöyle bir mizansene girişir: Viaud kendini bir acem halısına sardıracak, Arap kıyafetleri içindeki adamlar rulo halindeki halıyı tiyatrocunun odasına getirecek ve sanatçının gözleri önünde yuvarlanarak açılan halının içindeki genç yazarımız hanımefendinin huzuruna serilecek! Böyle bir girişin ardından ikisinin hemen dost olduğu söyleniyor.

Loti kısmı ise henüz 22 yaşındayken yani 1872 yılında yapışıyor üzerine. Katıldığı donanmayla Tahiti’ye giden Viaud’a ‘Loti’ ismi bu adada verilir. Loti’nin adaya özgü bir çiçek olduğu kesin olsa da yazara ismi kimin verdiği net değil. Kimi kaynak yerlilerin Viaud adını telaffuz edememesi nedeniyle Loti dediklerini söylüyor, kimi bu adı bizzat kraliçenin taktığını belirtiyor, kimi de yazarın roti sözcüğünü yanlış söylemesinden sonra loti diye çağrılmaya başladığını ifade ediyor. Sonuç olarak bir Tahiti çiçeğinden almış takma ismini. 

Categories: Dil, Doğa, Edebiyat, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kıspet

Kıspet fiyatının 500 lira civarı olduğunu öğrendim. Yağlı güreşçilerin giydiği kıspetin üretilişini izledim. Gerçekten ciddi bir emek ve ustalık istiyor. Zaten bu iş kolunun ölmemesi için yıllarca tek başına mücadele vermiş ve son yıllarda nihayet yetiştirebileceği birkaç kişi bulabilmiş Bigalı Îrfan Usta UNESCO Yaşayan Insan Hazinesine alınmış. Kıspetler eskiden manda derisinden yapılırmış ve on kilo kadar gelebilirmiş. Şimdilerde dana derisinden yapılıyormuş ve iki kilo civarına düşmüş (yağlanınca daha ağırlaşıyor tabii).

Kaynaklar:

Edirne Aktüel

Kültür ve Turizm Bakanlığı

Kıspet Yapım Videosu

Categories: Ekonomi, Giyim, Kültür, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , | 6 Yorum

Daktilodan Bilgisayara Hepkon

Seferihisar’a heykeli dikilmiş olan Necat Hepkon’un kim olduğunu öğrendim. Hepkon hayırsever bir işadamı imiş ve Seferihisar’a çok hizmetler vermiş. Hastane, üniversite ve okullar açmış. Adliyede artık daktilo kullanılmasın diye kendilerine bilgisayarlar ve yazıcılar bağışlamış. Okullara da onlarca bilgisayar armağan etmiş. Eğitimi çok önemsediği belli olan Hepkon bir sürü öğrenciye de burs vermiş. Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Seferihisarlı da bu hizmetleri esirgemeyen işadamını ölümsüzleştirmek için anıt heykelini dikmiş. 

 

 

 

Kaynak: Haber Ekspres, 18.09.2012

Categories: Eğitim, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Afrika’ya Kaynak

Güney Afrika, Cape Town’da bir lisenin 12. sınıf öğrencilerinin, Wikipedia’ya ücretsiz erişim olanağı sağlanması için cep telefonu operatörlerine mektup yolladığını öğrendim: “Okulumuzun kütüphanesi yok. Öğrencilerin yüzde doksanında cep telefonu var ama fatura ücretleri bizim için çok yüksek. Wikipedia’ya serbest erişim sağlayabilmemiz büyük fark yaratacak. Bunun, biz öğrencileri ve Güney Afrika’nın tüm eğitim sistemini nasıl olumlu yönde etkileyeceğini düşünün. Eğitim sistemimizin desteğe ihtiyacı var ve Wikipedia’ya erişim çok olumlu bir fark yaratacaktır. Teşekkür ederiz.” Üç ay sonra da şirketlerin birinden olumlu bir yanıt almışlar.

Wikipedia kurucusu Jimmy Wales, işlerin bu raddeye geleceğini hiç düşünmüş müydü acaba? Ben düşünmemiştim şahsen. Kurulduğu ilk yıllarda kabusum oldu Wikipedia, çünkü araştırma derslerimde öğrenciler sadece oradaki bilgileri kopyalayıp yapıştırırdı ve bu beni çileden çıkarırdı. Tek kaynak kullanmanın doğru olmadığını anlatana kadar dilimde tüy biterdi ama tabii ki bu, ödevlerden bunalmış öğrencilere çok kolay gelirdi. Ancak Wikipedia da ilk yıllarında doğruluk-güvenilirlik anlamında yerlerde sürünüyordu.

Öte yandan, ulaşabileceği tek bilgi kaynağı olarak Wikipedia’ya ihtiyaç duyacak toplumlar olduğunu da hiç düşünmemiştim.

Kaynak: TED Archive, 13.02.2017

Categories: Eğitim, Güncel, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 7 Yorum

Öldüren Eşarp

ABD’de modern dansın yaratıcısı olarak bilinen Isadora Duncan’ın bir eşarp yüzünden öldüğünü öğrendim. Ya da şal diyelim. O yıllarda hanımların boynuna doladığı şu havalı aksesuardan bahsediyorum. 1927 yılının Fransa’sı. Arkadaşının armağanı olan upuzun eşarbını dolayıp üstü açık arabadaki yerini alan Duncan’ın yaşamı çok kısa sürede son bulmuş. Çünkü arabanın hareket etmesiyle tekerleğe dolanan eşarbın boynunu sıkması bir olmuş.

Yaşarken dansına hayat veren, can katan bir aksesuar olarak kullandığı eşarbın* aynı canı yok etmesi oldukça ironik geliyor. Ancak güçlü, devrimci ve feminist Isadora’nın hayatını incelediğimizde karşılaştığımız trajediler bununla sınırlı değil. Yenilikçi bir kadın olarak zorluklar yaşadığını zaten tahmin edersiniz. Evliliğe karşı olan ve bağımsız yaşamayı seçen Isadora’nın yaşamı heyecanlar kadar mutsuzluklarla dolu. Gordon Craig ile olan birlikteliğinden bir kızı, Paris Singer’den bir oğlu oluyor. Singer dikiş makinelerinin varlıklı oğlu Paris’le memnun mesut yaşarken asıl hayatını karartan araba kazasını yaşıyor. Çocukları eve götürecek aracın şoförü motoru çalıştırmak için arabadan iniyor. Eğimde çalışan araba, şoförü binemeden hız alıyor ve Sen Nehrinin sularına dalıyor. Boğulduklarında kızı yedi, oğlu üç yaşında. Yıl 1913.

26 Nisan 1913 tarihli ve 3661 sayılı L’Illustration kapağında yayınlanan fotoğraf

Duncan bir İtalyan’dan hamile kaldığında da I.Dünya Savaşı patlak veriyor ve olanaksızlıklar sebebiyle bebeğini kaybediyor.

1921’de Moskova’ya taşınıyor. Aşk yaşadığı genç Rus şair Sergei Esenin ile evlenerek onu ABD’ye götürüyor. Kısa süre sonra şair boşanarak ülkesine dönüyor. Birkaç yıl sonra da intihar haberi geliyor. Bu ölümün üstünden iki yıl geçmeden Isadora’nın acılarla yoğrulmuş hayatı da son buluyor. İnadına sanatla, aşkla ve kavgayla örülü hayatı… 

 

* Günümüzde çalışmalarını sürdüren Duncan dansçılarından Elyssa Dru Rosenberg Isadora’nın eşarp kullanımını şu şekilde açıklıyor: “Sahnede kullandığı kırmızı eşarp Isadora’nın bekaretini temsil ederdi. Seyirciler arasından seçtiği kişilerin önünde eşarbını azametle dalgalandırırdı. Dansın sonunda, o günkü ruh haline göre ya bir meydan okumayla eşarbı yere atar ya da iyice kendine çeker ve böylece cinselliğinin sadece ve sadece kendine ait olduğunu ilan ederdi.” (Kaynak: isadoraNOW, YouTube)

 
[LaVale]

 

Categories: Giyim, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğum Günüm

17 Nisan’ın hem Köy Enstitülerinin hem de Öğrenince Mutluyum’un doğum günü olduğunu biliyordum da, Dünya Hemofili Günü de olduğunu yeni öğrendim. Halikarnas Balıkçısı’nın da yaş günüymüş. Yüz dolardaki resmin sahibi Benjamin Franklin’in ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ise ölüm günü. Bir de Gabriel García Márquez’in…

Aslında tarihe bugün kaydolmuş volkanik patlama faciası dahil ilginç olaylar var. Yıl 1492: Kolomb’un sürekli batıya giderek Hindistan’a ulaşmaya dair çılgın projesinin finansmanına İspanya Kraliyetinden  onay geldi. Böylece tüm geleceği değiştirecek imzalar atıldı. 1961: Castro rejimini yıkmak için Küba’ya ‘Domuzlar Körfezi’ Çıkarması. 1969: Sovyet askeri müdahalesi ile Çekoslavakya Lideri Dubček görevinden uzaklaşmak zorunda kaldı. 1982: Kanada Anayasasının son hali Kraliçe II. Elizabeth tarafından imzalandı.

Hiç de komik olmayan bir şaka gibi ama 17 Nisan Suriye’nin de Fransa yönetiminden kurtuluşunu kutladığı Bağımsızlık Günü.

Geçen sene ilk yaş günümü kutlayışımın ardından bu blogu bitirmeye karar vermiştim. Bir ay hiç yazmadıktan sonra yeniden başladım ve Öğrenince Mutluyum’un 651. yazısını yayınladım şu an. İyi ki bitirmemişim. Öğrenmek ve öğretmek bana her zaman zevk vermiştir ama geçen yıldan bu yana blog üzerinden edindiğim dostluklar da ayrı bir güzel. Varlığınız ve destekleriniz için teşekkür ederim… Saygılarımla…

Doğum günümüz kutlu olsun!

İlk Yazım: 17 Nisan 2015

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Edebiyat, Eğitim, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 34 Yorum

Kağıtla Geçinemeyen Yazar

Cengiz Aytmatov’un kağıda alerjisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Topic: Despina

Madam Despina’nın kim olduğunu öğrendim. Dünya güzeli bir dostumun en sevdiği şarkı olduğu için duymuş olduğum Sezen Aksu şarkısında geçermiş ismi. Ancak her dinlediğimizde kurulu bir masada ‘güzel’ olmakla meşgul olduğumuz için anlamazmışım ne dediğini. Bir tek “yine mi güzeliz” kısmını duyardım. Ne bileyim.

Despina Hanım Türkiye’nin ilk kadın meyhane işletmecisiymiş. Hem de herkesin sevdiği iyi bir işletmeciymiş. Ama sağlam da kuralları varmış hani. İstemediği adamı mekanına sokmazmış filan. 1946’da ilk yerini açmış. 2006 yılında öldüğünde mezarına şarap dökülmüş, sevdiği parçalar çalınmış (Hürriyet). Kendisi gitse de halen varlığını sürdüren ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla bir kültür mirası denebilecek son meyhanesinde ise vasiyet ettiği üzere dekorasyon dahi değiştirilmiyormuş. Akıllı kadınmış belli ki. Rum usulü pilakisi, yaprak ciğeri, aşçısı, garsonları ve muşamba masa örtüleri hep aynıymış. Gerçi son yıllarda yorum yazan sözlük yazarları pek beğenmemiş mezelerini.

Şarkıda geçen ‘topik’ de bir Rum mezesiymiş meğer. İngilizcede ‘topic’ ‘konu’ anlamına geldiği için -ki çocuklar çok güler öğretmenleri topic deyince- ben onu Sezen’in söz yazmadaki şakacı tavrına vermiştim oysa. Konu mu bitti? Canın sağolsun hesabı… Biliyorum, çok saçma. Zaten şarkının sözlerini de Sezen değil Meral Okay yazmış. Çünkü kendisi de Kurtuluş son duraktaki bu salaş meyhanenin müdavimiymiş.

Öğrettiğin için teşekkür ederim Dünyalı Deli… İstanbul’a gittiğimde nereyi görmek için tutturacağım belli oldu. 🙂

Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla
Yine mi güzeliz, yine mi Çiçek?
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamdolsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

[Futca G]

Categories: Kültür, Müzik, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Rasputin

Çocukluğuma damgasını vurmuş Boney M şarkılarından ‘Rasputin’in öyküsünü öğrendim. Şarkıya adını vermiş olan keşiş Grigori Rasputin Rus tarihinin en ilginç karakterlerindenmiş. Doğaüstü güçleri olduğuna inanılıyormuş. Keşiş dediğime bakmayın, bu iki metrelik derin bakışlı ve keçi kokulu beyefendiye kadınlar hayranmış. Onlarla birlikte olarak kendilerini günahlarından arındırıyormuş tabii ki. Bol içkili ve kadınlı bir hayat sürüyormuş  yani. Hatta kendisinin bulunduğu yerlerde inekler bile daha çok süt veriyormuş 🙂             [Kaynak: dailymail]

Sibirya’nın bir köyünde doğup Çarlık nazarında söz sahibi olacak bir yetki ve saygınlığa erişmek her babayiğidin harcı değil. Çariçe’nin sevgilisi olduğunu iddia eden de var sadece oğlunu iyileştirdiği için kalbini kazandığını da. Nitekim Çariçe’nin hemofili olan oğlunu doktorlar değil Rasputin iyileştirmiş anlaşılamayan güçlerini kullanarak. Çariçe Rasputin’i saraya kabul ettirmiş ve görüşlerine öyle değer vermiş ki bir süre sonra sarayın yetkili ağızlarının işine son verilerek boşalan mevkilere Rasputin’in söyledikleri yerleştirilmiş. Günümüz tarihçilerinin Rus İmparatorluğu’nun çökmesini ve SSCB’nin doğuşunu bile kendisine bağladığı bu efsanevi kişi yüzyıl önce öldürülmüş (30 Aralık 1916). Ölümü de çok zor gerçekleşmiş. Zehirlenmiş, ölmemiş, kurşunlar yemiş ölmemiş filan. Çok uğraşmışlar çünkü ülke yönetiminin bu denli kötüye gitmesinin sebebini ondan bilmişler. Bir rivayete göre de İngilizler barış yanlısı tutumundan hoşlanmamış. Sonuçta öldürülmüş ve 1917’de de Çar ve Çariçe tutuklanmış ve akabinde Bolşevikler tarafından kurşuna dizilmiş.

İlginç bir şekilde, Boney M grubunun çılgın dansçısı ve tek erkek elemanı Bobby Farrell de 30 Aralık 2010 tarihinde Rusya’da bir otel odasında ölü bulunmuş.

Karayip kökenlilerden oluşan bir Alman grubun söylediği İngilizce şarkıyla dünyaya Rus tarihi üzerine ders verirken çılgınca dans ettirmesi de müziğin evrensel gücüdür kanımca… Bu arada 1970lerde Boney M grubu Sovyetler Birliği’nde de çok popülermiş ama ‘Rasputin’ şarkısını SSCB’de verilen konserlerinde seslendirmeleri yasakmış.

Şarkının sözleri:

There lived a certain man in Russia long ago
He was big and strong, in his eyes a flaming glow
Most people looked at him with terror and with fear
But to Moscow chicks he was such a lovely dear
He could preach the bible like a preacher
Full of ecstacy and fire
But he also was the kind of teacher
Women would desire

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

He ruled the Russian land and never mind the Czar
But the kasachok he danced really wunderbar
In all affairs of state he was the man to please
But he was real great when he had a girl to squeeze
For the queen he was no wheeler dealer
Though she’d heard the things he’d done
She believed he was a holy healer
Who would heal her son

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
There was a cat that really was gone
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
It was a shame how he carried on

But when his drinking and lusting and his hunger
for power became known to more and more people,
the demands to do something about this outrageous
man became louder and louder.

“This man’s just got to go!” declared his enemies
But the ladies begged “Don’t you try to do it, please”
No doubt this Rasputin had lots of hidden charms
Though he was a brute they just fell into his arms
Then one night some men of higher standing
Set a trap, they’re not to blame
“Come to visit us” they kept demanding
And he really came

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They put some poison into his wine
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
He drank it all and he said “I feel fine”

RA RA RASPUTIN
Lover of the Russian queen
They didn’t quit, they wanted his head
RA RA RASPUTIN
Russia’s greatest love machine
And so they shot him till he was dead

Oh, those Russians…

Categories: Ülkeler, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Yazar, Kemancı, Özge

Oğuz Atay’ın Suna Kan hayranı olduğunu, kızının adını da Özge koyduğunu öğrendim.

 

 

 

Oğuz Atay hayranı iseniz Murat Örem’in çok emek vererek yazdığı detaylı Oğuz Atay yazısını okumanızı öneririm: yedigünyazıları

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Havaalanında Susanmaz

Havalimanında bir taksi durağının fiyatının trilyon lirayı aştığını öğrendim. Yani tevellütümüzün aynı olduğunu düşündüğüm durak sahibinin söylemiyle trilyon da muhtemelen bir milyon lira. Durak bu kadar pahalıysa limandaki mekanların ücreti ne kadardır kim bilir. Sanırım bu da havaalanlarındaki gereksiz pahada satılan yiyeceklerin ve beş liralık küçük suların nedenini açıklıyor.

Geçenlerde dinlediğim bir radyo programındaki kadının serzenişi geldi aklıma: “Napolyon parayı bulmasaymış iyiymiş. Para, para diye tutturmuş, bizi ne hallere sokmuş.” Sözlerinin yarısına katılmamak mümkün değil 😀

Categories: Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

FDR

ABD’nin dört kez seçilmiş tek başkanı olan Franklin D. Roosevelt’in aynı zamanda Birleşik Devletler’in fiziksel engelli tek başkanı olma özelliğine de sahip olduğunu öğrendim. Engelli başkanı olmuş olan herhangi başka bir ülke var mı bilmiyorum aslında.

Categories: Ülkeler, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kafadan Koparmış

Türkiye’nin ilk plastik poşetlerini Yıldo’ya borçlu olduğunu öğrendim. Çoğu kaynak böyle derken bazısı da ‘torba sektörünün öncülerinden’ şeklinde niteliyor. Her halükarda kafadan koparmış bir kişilik olduğu kesin. Ahhahhahahahah kocanı yatırdın mı?

Categories: Ekonomi, TV | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Cochrane ile Bulaşık Çok Kolay

Bulaşık makinesinin mucidinin bir kadın olduğunu öğrendim.

Categories: Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Cin Ali

Okuma-yazmayı öğrenmemize yardımcı olan minimalist karakter Cin Ali’nin yaratıcısı Öğretmen Rasim Kaygusuz’un Hasanoğlan Köy Enstitüsü mezunu olduğunu öğrendim. Bu arada Cin Ali’nin sadece bizim kuşağı değil bizden öncekileri de eğittiğini keşfettim. Nitekim kendisi 1968 doğumluymuş.

 

 

Web Sayfası: Cin Ali ®

Categories: Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Hakim Hanım

‘Hakim Bey’ şarkısının söz ve müziğinin de Sezen Aksu’ya ait olduğunu öğrendim. Maşallah Minik Serçemiz tüm müzik piyasasının hakimi.

Şarkıyı daha önce Zülfü Livaneli de söylemiş, onu da yeni öğrendim. Tabii ki tarzına çok gitmiş, sesine yakışmış.

Sussan olmuyor susmasan olmaz,
Dil dursa hakim bey tende can durmaz,
Yazsan olmuyor yazmasan olmaz,
Kaleme tedbir koma tek durmaz.

[Banta Peran]

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Sinek Papaz

Oyun kartlarındaki resimlerin, yani vale-kız-papaz kartlarındaki karakterlerin tanıdığımız isimleri sembolize ettiğinin söylendiğini öğrendim. Örneğin Sinek Papazı Büyük İskender imiş. Ama bunun sadece bir efsane olduğunu savunan kaynaklar da var tabii.

 

Categories: Diğer | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: