Posts Tagged With: İngiliz

Murdoch Kitaplarındaki Sorun

Iris Murdoch’ın son kitabının, yazarın Alzheimer’ın erken evrelerinde olduğunu gösterdiğini öğrendim. Eleştirmenlerce ‘çok basit’ bulunan, hatta bir ergen kızın yazabileceği tarzda diye nitelenen son romanı, o zamanlar henüz tanısı konmamış olan hastalığının habercisiymiş aslında. Konu hakkında araştırma yapan İngiliz ekip, yazarın farklı dönemlerde kaleme aldığı üç romanını incelemiş: İlk yayınlanan kitabı, kariyerinin en parlak dönemine ait ödüllü bir kitabı ve Alzheimer teşhisi koyulmadan önce çıkan son kitabı. Bilgisayarda metin-analiz yazılımı kullanarak yapılan bu incelemede, kullanılan sözcük çeşitliliğine bakılmış. Dijital ortama aktarılan kitaplarda kullanılan sözcükler listelenmiş ve her birinin kaç kez kullanıldığı, kelime türleriyle birlikte kaydedilmiş. Kısaca söylemek gerekirse; son kitabında dil bilgisi yönünden hiçbir problem olmasa da kelime çeşitliliğinin azaldığı ve dilinin basitleştiği tespit edilmiş. “The Sea, The Sea” (Deniz Deniz) kitabında alışılmışın dışında sözcüklerle karşılaşılmasına rağmen son roman olan “Jackson’s Dilemma” (İkilem) çok sıradan sözcüklerden oluşuyormuş. Uzmanlar bu durumun, Alzheimer’ın dil üzerindeki etkilerinin erken aşamalarına uyduğunu belirtmişler. Kişinin sözcükleri sürekli ‘dilinin ucunda’ hissedip bir türlü bulamaması ve dağarcık azalması problemi, cümle kurma sorunlarından önce gelirmiş. Bu arada “İkilem” kitabını tamamlama sürecinde Murdoch şaşılası bir biçimde yazma sıkıntısı yaşamış yani tıkanma, yazamama sorunu baş göstermiş. Bununla ilintili olarak da, hastalığının, bilişsel becerilerini ele geçirmeye başlamış olması açıklamasını getiriyor uzmanlar. Zaten ortaya çıkan eser için eşi bile ‘sanki Murdoch yazmamış gibi’ yorumunu getirmiş.

Son kitabı 1995 yılında çıkan yazar dört yıl sonra öldü.

Kaynak: UCL News, 1 Aralık 2004

Reklamlar
Categories: Bilim, Dil, Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Murphy Ailesi

Değerli koreografımız Beyhan Murphy’nin eşinin 1980’lerde parlamış rock grubu Bauhaus’un vokalisti Peter Murphy olduğunu öğrendim. 1992’de Londra’yı bırakıp Ankara’ya yerleşme sebepleri, çocuklarının bu ülkede yaşamalarını istemeleriymiş. 2002 yılında Hürriyet‘e verdiği bir röportajda şöyle demiş Beyhan Hanım: “Buradaki insan ilişkileri, genişletilmiş aile sistemleri ve arkadaş destek mekanizmaları hakikaten muhteşem. Türkiye’de çocuk yetiştirmek daha kolay.”

[NudeAvenger]

[Beyhan M.]

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İlk Yapboz

İlk yapbozun bir harita olduğunu öğrendim. Eğitim amaçlı olarak yaratma gereksinimi duyulmuş. Mucidine dair rivayet çeşitli olsa da en sık rastlanan yanıt İngiliz Spilsbury’ye işaret ediyor. 1760’larda John Spilsbury coğrafya öğretimini desteklemek için bu aracı geliştirmiş ve bir tahta parçasına iliştirdiği haritayı sınırlardan keserek parçalara ayırmış. Yıllarca sadece harita yapbozları üretilmiş ve bunlar tahtadan yapıldığı için pahalıymış. Gerçi şimdi de puzzle fiyatları hiç fena değil.

 

Kaynak: ThoughtCo, Mary Bellis

Categories: Coğrafya, Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarının Fotoğrafçısı

“Alis Harikalar Diyarında” (Alice in Wonderland) kitabının yazarı Lewis Carroll’ın başarılı bir matematikçi olmasının yanı sıra fotoğrafçı da olduğunu öğrendim. Matematik dehasına bir şey diyemem ama çektiği çocuk fotoğraflarını rahatsız edici buldum. 

 

Kaynak: photography-news (Lewis Carroll’s haunting photographs of young girls)

Categories: Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hakaret Söylemleri

“Yahudi’ye güveneceğine yılana güven, Yunan’a güveneceğine Yahudi’ye güven, ama Ermeni’ye asla güvenme” şeklinde bir söz olduğunu öğrendim. Bazı kaynaklarda Fransız atasözü olarak açıklanıyor.

Bizim hakkımızda da bu tür sözler olduğunu biliyoruz tabii. En basitinden “Türk gibi başla, Alman gibi bitir” sözü. Ya da bilinen diğer biçimiyle “Türk gibi başla, Alman gibi çalış, İngiliz gibi bitir”. Başlamadaki şevkimizi bitirme sebatı olarak da gösteremediğimizin ima edilmesi çok da hoş değil tabii ama maalesef daha sevimsizleri de var.

Hakaret söylemleri için kaynak: insults.net

Categories: Ülkeler, Dil, Edebiyat, Kültür, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yorgos

George Michael’ın babasının Kıbrıs Rumu olduğunu öğrendim.

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Mısır Yunanları

Mısır’da krallık döneminin sona erdiği 1952 yılına kadar, yani 150 yıl boyunca hükümdarlığı elinde bulunduran sülalenin ilk temsilcisi Mehmet Ali Paşa’nın Kavalalı olduğunu, bugün Yunan topraklarına dahil olan Kavala’nın o zamanlar Osmanlı’ya bağlı bulunduğunu öğrendim.

Mısır’ı işgal eden Napolyon’u ve Fransız askerlerini ülkeden çıkarma görevi verilen bir ordunun içinde ilk kez Mısır’a ayak basan Mehmet Ali başarıdan başarıya koşarak Mısır Valiliğine kadar yükselmiş. Mısır’ı askerlik, ekonomi ve eğitim alanlarında geliştirip batılılaştırırken İstanbul’daki Padişahı da itaatiyle ihya etmeye devam etmiş. Ancak oğlu İbrahim Paşa’nın Osmanlı adına gerçekleştirdiği bir ‘ayaklanma bastırma’ işindeki (Mora) başarısından İngiliz, Fransız ve Ruslar hoşnut kalmayarak bu işe taş koyunca ilişkiler çatırdamaya başlıyor. Büyük devletlerin Yunanistan’ı Osmanlı’dan ayırmak istediğini fark eden Mehmet Ali Paşa oğlunu geri çekiyor ama İstanbul’la bazı sürtüşmeler baş gösteriyor. Neyse, uzun bir tarih bu, hepsi anlatılmaz. 🙂

Bu arada, Kleopatra’nın da aslen Yunan olduğunu hatırlatırım. Yani tabii sınırlar yıllar içerisinde değişip durduğu için insanların alakasız görünen yerlerden çıkması çok doğal ama Mısır tarihindeki iki önemli liderin de Yunan geçmişine sahip olması da ilginç bir bilgi.

İbrahim Paşa’nın gözler de tam Mısırlı Mısırlı bakıyor.

Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şahinim Memed

İnce Memed romanını film yapmak üzere birkaç kez girişimde bulunulduğunu ancak başarılı olunamadığını öğrendim. Hikaye şöyle: 1969 yılında İnce Memed II’nin filmi yapılmak istendi ancak sansür kurulu bu durumu sakıncalı görerek bu romanın filme alınmasını yasakladı. Zaten bir süredir birinci kitabın çekimleri için de izni alınamıyordu ve nihayetinde filmi yapmak isteyen Twentieth Century Fox adlı Amerikan şirketine hükümetler aracılığıyla proje bıraktırıldı. Bu durum tabii ki Yaşar Kemal’i çok üzdü. Yıllar sonra dünya sinemasının önemli isimlerinden Sir Peter Ustinov İnce Memed’in filminin yapılması konusuna ilgi gösterdi. İlgisi Kemal üzerinde biraz heyecan yaratsa da Türk Hükümetinden çekimlerin Türkiye’de yapılabilmesine izin çıkmaması yeniden hüsran yarattı. Komünizm propagandası yaptığına inanıldığı için Çukurova’da yapılamayan çekimlerin Yugoslavya’da gerçekleşmesi Kemal’i çok da memnun etmedi. Hoşuna gitse de gitmese de çekimler bu şekilde tamamlandı. Abdi Ağa’yı Ustinov’un oynaması gibi değişik bir oyuncu kadrosuyla ve İngiliz-Yugoslav ortak yapımı olarak 1984 yılında film ortaya çıktı. Londra’da yapılan görkemli galada çok değerli konuklar hazır bulundu, ancak Bakanlar Kurulu kararınca filmin gösteriminin yasaklandığı Türkiye’nin elçisi tabii ki yoktu. 

7 Temmuz 1969 tarihli Saklambaç gazetesindeki haberi okumak için: Geçmiş Gazete

Categories: Edebiyat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kardelen Karlı

Likya Yolu yürüyüşlerini bir İngiliz’e borçlu olduğumuzu öğrendim. Teke Yarımadasındaki dağ köylerinde unutulmaya yüz tutmuş patika yolları araştırıp ortaya çıkarmış, ve kırmızı-beyaz çizgilerle işaretlenmesini ve tabelalandırılmasını sağlamış, böylece ülkemize ilk uzun mesafe yürüyüş rotasını kazandırmış olan Kate Clow, Türk vatandaşlığına geçtikten sonra Kardelen Karlı adını almış. 1999’da açılmasını sağladığı bu rotadaki eski yolları koruyabilmek ve tanınmasını sağlamak adına elinden geleni yapan Clow’a yoldaki konaklama olanağını artırdığı, gerekli bilgiyi kitapları aracılığıyla güncel tuttuğu ve Türk turizmine önemli bir alan yarattığı için de teşekkür borçluyuz. Avrupa’da çok iyi bilinen bu rotayı tamamlamak için her yıl çok sayıda turist ülkemize geliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

Who is Kate Clow? Trekking in Turkey

Categories: Antalya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Hicaz Demiryolu

Şam ile Medine’yi birbirine bağlayan Hicaz Demiryolu’nun 1908 yılında II. Abdülhamid tarafından açıldığını öğrendim. İstanbul’dan Hacca gidilebilmesini kolaylaştırmak da dahil olmak üzere birkaç nedenle hayata geçirilen bu proje Haydarpaşa’dan Mekke’ye kadar trenle ulaşabilmeyi amaçlıyormuş ancak Medine’de kalmış. Ama yine de Şam-Medine yolculuğunu develerden kurtarıp üç güne indirmesiyle yük taşıyıcılara büyük avantaj sağlamış. Gel gör ki Hicaz olarak anılan bu bölge o zamanlar Osmanlı topraklarına dahil ve böyle bir yolla Osmanlının o bölgede güçlenmesi İngilizlerin hoşuna gitmemiş.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında İngiliz Lawrence idaresindeki Arap grupların tren yolunu tahrip etmeleri neticesinde kullanılamaz hale gelmiş. Sonrasında da Osmanlı’nın altınlarını sakladığını düşünen define avcıları tarafından parçalanmaya devam edilmiş. Hatta incelediğim bloglardan birine yorum yazan bir adamdan şu tümceyi okuyunca hayretler içinde kaldım: “I have a piece of original railway line from this railway contact me if you are interested” (elimde bu demiryolu hattından orijinal bir parça var, ilgilenirseniz benimle iletişime geçin). Şu an çeşitli ülkeler bu hattın bazı bölümlerini kullanıyor. Eski vagonların kullanıldığı yerler bile var. Suudi Arabistan’ın Ürdün sınırına yakın kısmında ise vagonlar düştüğü yerde bırakılmış ve bu şekilde turist çekiyor.

Bu hat başka bir coğrafyada köklenmiş olsaydı eminim çok daha farklı değerlendirilirdi.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bir Sanatçının Kaleminden Demiryolunun Tarihi ve Arabistanlı Lawrence: Bülent Özgen

Eski Fotoğraflar: Nabataea

Yeni Fotoğraflar: Ol’ Big Jim’s Place

Arabistan’daki Devrik Vagon Fotoğrafları: Not So Hairy Jerry

Hattın Şimdiki Durumuna Dair Fotoğraflar: Henrich Center

Konu Hakkında Forum: WOW Turkey

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Bayrakları Bayrak Yapan

Filistin bayrağını İngilizlerin tasarladığını öğrendim.

Categories: Tarih | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: