Posts Tagged With: İlginç Aşklar

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Reklamlar
Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Öldüren Eşarp

ABD’de modern dansın yaratıcısı olarak bilinen Isadora Duncan’ın bir eşarp yüzünden öldüğünü öğrendim. Ya da şal diyelim. O yıllarda hanımların boynuna doladığı şu havalı aksesuardan bahsediyorum. 1927 yılının Fransa’sı. Arkadaşının armağanı olan upuzun eşarbını dolayıp üstü açık arabadaki yerini alan Duncan’ın yaşamı çok kısa sürede son bulmuş. Çünkü arabanın hareket etmesiyle tekerleğe dolanan eşarbın boynunu sıkması bir olmuş.

Yaşarken dansına hayat veren, can katan bir aksesuar olarak kullandığı eşarbın* aynı canı yok etmesi oldukça ironik geliyor. Ancak güçlü, devrimci ve feminist Isadora’nın hayatını incelediğimizde karşılaştığımız trajediler bununla sınırlı değil. Yenilikçi bir kadın olarak zorluklar yaşadığını zaten tahmin edersiniz. Evliliğe karşı olan ve bağımsız yaşamayı seçen Isadora’nın yaşamı heyecanlar kadar mutsuzluklarla dolu. Gordon Craig ile olan birlikteliğinden bir kızı, Paris Singer’den bir oğlu oluyor. Singer dikiş makinelerinin varlıklı oğlu Paris’le memnun mesut yaşarken asıl hayatını karartan araba kazasını yaşıyor. Çocukları eve götürecek aracın şoförü motoru çalıştırmak için arabadan iniyor. Eğimde çalışan araba, şoförü binemeden hız alıyor ve Sen Nehrinin sularına dalıyor. Boğulduklarında kızı yedi, oğlu üç yaşında. Yıl 1913.

26 Nisan 1913 tarihli ve 3661 sayılı L’Illustration kapağında yayınlanan fotoğraf

Duncan bir İtalyan’dan hamile kaldığında da I.Dünya Savaşı patlak veriyor ve olanaksızlıklar sebebiyle bebeğini kaybediyor.

1921’de Moskova’ya taşınıyor. Aşk yaşadığı genç Rus şair Sergei Esenin ile evlenerek onu ABD’ye götürüyor. Kısa süre sonra şair boşanarak ülkesine dönüyor. Birkaç yıl sonra da intihar haberi geliyor. Bu ölümün üstünden iki yıl geçmeden Isadora’nın acılarla yoğrulmuş hayatı da son buluyor. İnadına sanatla, aşkla ve kavgayla örülü hayatı… 

 

* Günümüzde çalışmalarını sürdüren Duncan dansçılarından Elyssa Dru Rosenberg Isadora’nın eşarp kullanımını şu şekilde açıklıyor: “Sahnede kullandığı kırmızı eşarp Isadora’nın bekaretini temsil ederdi. Seyirciler arasından seçtiği kişilerin önünde eşarbını azametle dalgalandırırdı. Dansın sonunda, o günkü ruh haline göre ya bir meydan okumayla eşarbı yere atar ya da iyice kendine çeker ve böylece cinselliğinin sadece ve sadece kendine ait olduğunu ilan ederdi.” (Kaynak: isadoraNOW, YouTube)

 
[LaVale]

 

Categories: Giyim, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Manson Ailesi

‘Manson Cinayetleri’ diye bilinen ve 1969 yılında Los Angeles ahalisine kabuslar yaşatan olaylar dizisi olduğunu öğrendim. Charles Manson adında sorunlu bir şahıs kendine müritler yapıyor ve çoğunluğu sevgi görmemiş güzel genç kızlardan oluşan bu güruh aynı evde hep birlikte yaşamaya başlayarak kendilerine ‘Manson Ailesi’ diyorlar. California Ölüm Vadisindeki çiftlik evlerinde döneme yakışır bir şekilde çiçek çocuklar gibi yaşarken ve herkes birbiriyle olmaktan mesutken film kopuyor. Charles Manson, masum bir Beatles şarkısından yola çıkarak enteresan bir kuram geliştiriyor (!) ve ırk savaşları olacağı, siyahların tüm beyazları öldüreceği fikrine kapılıyor. Tabii ki sadece Charles ve inananlarını bırakarak, çünkü siyahlar Charles’ın krallığına gereksinim duyacaklar. Sonra bu beyefendi projeyi daha da geliştirerek -ailesine- görevler vermeye başlıyor: “Ses getirecek cinayetler işleyin. Ünlü beyazları sanki siyahlar öldürmüş gibi düşünülecek şekilde öldürün.” Bunun üzerine ilk icraatlarını Roman Polanski’nin evine girip hamile eşini ve beraberindekileri vahşice öldürerek gerçekleştirmişler. Polanski o sırada film çekimleri için Londra’da olduğundan paçayı kurtarmış. (Seyredecek filmlerimiz varmış.) Ancak çok başarılı bir Shakespeare uyarlaması olan Macbeth filmini bu acı olaylardan iki yıl sonra piyasaya sürmesi bana çok manidar geldi. Bilen bilir, ünlü oyunun son sahnesinde Lady Macbeth işlettiği cinayetin ağırlığı altında ezilir, iyice sıyırır ve sürekli olarak elindeki -olmayan- kan lekelerini temizlemeye çalışır hale gelir, ama namussuzlar bir türlü çıkmaz.

Müziğin insanlar üzerindeki etkisinin büyüklüğü tartışılamaz ama Beatles da çok olmuş hani yani…. John Lennon’ı öldüren hayranının eşi hakkındaki yazımı unutmamışsınızdır herhalde (Gloria Chapman).

Tahmin edeceğiniz üzere, bu insanların geçmişte yaşadığı yerleri gezdiren tur filan yapılıyor bugün Amerika’da. Ayrıca evlerine ulaşabileceğiniz yolu tüm detayıyla gösteren videolar var Internette. Bu arada, ünlü Marilyn Manson da sahne adını bu ilahi kişilikten almış. Tabii bir de Marilyn Monroe’dan. O yıllarda popüler kültürün parçası olmuş olması normal karşılanabilir belki ama seksen yaşını devirmiş bu insan evladının hala hayranları var ve hatta iki yıl önce, Charles için doğduğuna inanan 26 yaşındaki bir hanımkızla evlenmek üzereymişler. Hey Allahım sen akıl ver biz kadınlara…

 

Kaynak: Biography.com

Aile üyelerinin o zamanki hallerini ve yaşlı hallerini görmek isterseniz: ABC

Whole Story: CNN

Categories: Ülkeler, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: