Posts Tagged With: Heykel

Lurlu Meydan

‘Lur’ isminde bir müzik aleti olduğunu öğrendim. Günümüzde, Danimarka’nın ulusal enstrümanı muamelesi gören İskandinav kökenli bu üflemeli çalgının mağara duvarlarında resmedildiğini gösteren fotoğraflar var. Bronz çağa ait olduğu düşünülüyor. Kopenhag’ın ünlü ‘Belediye Binası Meydanı’ Rådhuspladsen’da da lur çalan adamlar heykeli yükseliyor.

 

 

 

Categories: Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Beni Putlaştırmayın 

2016’da ölen Castro’nun isminin, ülkesindeki caddelere ya da anıtlara verilmemekte olduğunu ve bundan sonra da verilmeyeceğini öğrendim. Bunun da tek nedeni Fidel’in kendi isteğiymiş. Castro, yaşarken de adının kamu alanlarında kullanılmasına karşıymış çünkü bunu ‘putlaştırma’ olarak görüyormuş. Yani putlaştırmanın önüne geçmek adına caddelere, sokaklara, parklara, okullara isminin verilmesine ve heykelinin ya da büstünün dikilmesine filan izin vermemiş.

Categories: Diğer | Etiketler: , , , , | 1 Yorum

Daktilodan Bilgisayara Hepkon

Seferihisar’a heykeli dikilmiş olan Necat Hepkon’un kim olduğunu öğrendim. Hepkon hayırsever bir işadamı imiş ve Seferihisar’a çok hizmetler vermiş. Hastane, üniversite ve okullar açmış. Adliyede artık daktilo kullanılmasın diye kendilerine bilgisayarlar ve yazıcılar bağışlamış. Okullara da onlarca bilgisayar armağan etmiş. Eğitimi çok önemsediği belli olan Hepkon bir sürü öğrenciye de burs vermiş. Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Seferihisarlı da bu hizmetleri esirgemeyen işadamını ölümsüzleştirmek için anıt heykelini dikmiş. 

 

 

 

Kaynak: Haber Ekspres, 18.09.2012

Categories: Eğitim, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kayıp Kent

Bin yıldan uzun zaman önce yok olan bir şehrin Akdeniz’in İskenderiye kentine yakın sularında (Mısır) bulunduğunu öğrendim. ‘Heracleion’ ya da ‘Thonis’ olarak bilinen haşmetli şehrin kalıntılarına ilk kez 2000 yılında rastlanmış. Nil Tanrısı Hapy’nin 5,4 metre boyundaki heykeli, denizden çıkarılan nadide eserlerden biri.

Kaynak: The Guardian

 [mtvnations]

Categories: Coğrafya, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Düşünen Şair

Rodin’in ‘Düşünen Adam’ heykelinin ilk isminin ‘Şair’ olduğunu öğrendim. 

Bakırköy’de yaşayan Düşünen Adam’ın öyküsünü merak ediyorsanız Ferhat Konas sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Categories: Sanat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Komşusuna Göz Koyan…

Sabin kadınlarının öyküsünü öğrendim. Yıllar yıllar önce, Romulus ve Remus Roma’yı kurduktan ve Remus öldükten ve de Romulus tek hakim olduktan bir süre sonra ciddi bir sorun baş göstermiş: Popülasyonda kadın kıtlığı! Bu sıkıntının soylarının kısa sürede sonlanmasına sebep olacağını fark eden Romalılar da ne yapsın, komşu kabile kadınlarına göz koymuş. Sabin kadınlarını oyuna getirip kaçırmış, kendi kadınları yapmışlar. Çok kanlar dökülmüş ve fakat yine efsaneye göre Sabin kadınları, Sabinli babalarının ve kardeşlerinin Romalı kocacıklarını öldürmelerini engellemiş ve bir süre sonra iki topluluk memnun-mesut hep birlikte yaşar olmuşlaaaar…

Efendim, bu hikaye mi daha ilginç yoksa İtalya’nın sanat başkenti Floransa’nın bu kaçırma, alıkoyma ve tecavüz öyküsünü resmeden tablo ve heykellerle süslü olması mı pek bilemedim. Suçun ödüllendirilmesi olarak bakmamam lazım tabii olaya. Sanat bu sanat!

Categories: Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Başkentimin Heykelleri

Yaşanan acı olaylar nedeniyle haklı olarak ilan edilen yasın Ankaramızın başkent oluşunu kutlamamızı da engellemesi beni bu konuda basit de olsa bir şeyler yapmaya itince, yıllarca yaşadığım kent hakkında araştırma yaparak daha önceden bilmediğim bazı şeyler öğrendim. Bunlardan biri, şehrin çeşitli yerlerinde görmeye alışık olduğumuz heykel ve anıtların çoğunun aynı heykeltraş tarafından gerçekleştirilmiş olması. Üç gün önce yüreğimizi dağlayan olayın yaşandığı Gar Meydanı’ndaki Miras, Abdi İpekçi Parkı’ndaki Eller, Yüksel’deki İnsan Hakları Heykeli, Olgunlar’daki Madenci, Polatlı’daki Duatepe Anıtı, TESK‘in önündeki anıt ve hatta Cinnah Caddesi başında yıllardır dans edip tepki çeken terbiyesiz (!) Balerinler, hepsi ve daha fazlası Metin Yurdanur‘a aitmiş.

Categories: Güncel, Kutlama, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Atacama

Dünyanın en eski mumyalama kültürünün Mısırlılara ait olmadığını öğrendim. İnsan tarafından yapılmış (doğal olmayan) en eski mumyalar yedibin yıl öncesinden kalmaymış ve kurak Atacama Çölünde yaşamış Chinchorro kavmine aitmiş. Şili’nin kuzeyi ve Peru’nun güneyine yayılan, okyanus kenarında ve And dağları eteklerindeki Atacama Çölü’nün Iowa eyaleti kadar bir alanı varmış. Milyonlarca yıl yaşı olan çöl dünyanın en kurak çölüymüş. Bu arada Amazonlarla yani yağmur ormanlarıyla bu çölün arasında yükselen And Dağları, aradaki farkı iyice belirgin kılıyor.

Koskocaman çölün bir noktasında da hoş bir heykel bulunuyor. Yer altından çıkıp göğe uzanan büyük el heykeli ‘Mano del Desierto (Çölün Eli)’ gömülmüş bir devin yardım dilenmesi hissini uyandırıyor. Zaten savunmasızlığımızı ve çaresizliğimizi sembolize ediyormuş. Sanatçının Uruguay gibi başka ülkelerde de benzeri el heykelleri (daha doğrusu parmaklar) varmış.

Mutlaka izlenmesi gereken süper bir belgesel: Belgesell

Gitmek isteyenler için Atacama Çölü hakkında detaylı bilgi: Gezimanya

Mumyalar hakkında detaylı bilgi: merakediyorumgrubu

Categories: Ülkeler, Bilim, Coğrafya, Doğa, Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: