Posts Tagged With: Gezgin

Bursalı Laklakan

Bursa’da bir leylek hastanesi olduğunu öğrendim. Daha doğrusu, ondokuzuncu yüzyılda dünyanın ilk leylek hastanesine sahipmişiz. ‘Gurabahane-i Laklakan’, sakatlanan leyleklerin yanı sıra göç yolunda sıkıntısı olan diğer göçmen kuşların derdine de deva olmuş yıllarca. Derken bakımsız kalmış binası ve zamanla yok olup gitmiş. Ancak Osmangazi Belediyesi bu değere sahip çıkmayı aklına koymuş ve tarihi Irgandı Köprüsü’nün yanındaki hoş bir binanın restorasyonunu sağlayarak yine laklakana gurabahane olarak 2010 yılında hizmete açmışsa da yeni bina hayvan hastanesi olarak kedi-köpek-kuş, tüm sokak hayvanlarına yardım etmekteymiş.

Ben Pierre Loti’nin bir makalesinden öğrendim, ama Ahmet Haşim’in de “Gurebâhâne-i Laklakan” adında bir kitabı varmış ve Haşim de Bursa’da Haffaflar Çarşısı (Kapalıçarşı’daki ayakkabıcılar) meydanında bakım alan kuşlardan bahsedermiş.

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İşe Erken Gitsen Ölür müsün?

Jack Daniel’ın işe erken gittiği için öldüğünü öğrendim. Şöyle ki; Bay Daniel işe bir gün herkesten önce gidiyor, kargalardan bile önce ki biraz iş bitirsin kimse yokken. Ve fakat alması gereken evrak kasada. Bay Daniel öyle yapıyor böyle yapıyor, şifresini anımsayamadığı kasayı açamıyor ve sinirden küplere binerekten kasaya haşmetli bir tekme savuruyor. Kasa açılmıyor muhtemelen ama Jack Daniel’ın parmağı kırılıyor. Bu bölgede oluşan enfeksiyon zamanla yayılıyor, kan dolaşımını etkiliyor ve bacak ampute ediliyor. Fakat kangren yayılması önlenemiyor ve Sevgili Jack işe erken gittiği günden 5-6 yıl sonra (1911) kan zehirlenmesinden (sepsis) ölüyor.

Olayın yaşandığı yörenin halkı bu öyküden yola çıkarak bir söz geliştirmişler: İşe asla erken gitme! (Belki de gece yuvarlanan Jackler yüzünden işe hep geç kalanların ahı tutmuştur.)

Tennessee’de Jack Daniel Distillery turu yapanlar adam öldüren kasayı da görebiliyormuş. Kasa da kasa ama yani…

Categories: Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğal Yaşam Köyü

Bademler’de bir doğal yaşam köyünün kurulmakta olduğunu öğrendim. Yapılacak bungalovlarda ve pansiyonculuk hizmeti verecek köy evlerinde kalmaya gelen konuklar o dönemde gerçekleşen tüm üretime katılacakmış. Domates toplama; çiçek hasadı; köy ekmeği pişirme; tarhana, bulgur, enginar dolması yapma gibi her türlü sürecin parçası olacaklarmış.

Kaynak: Cem Seymen, Para Dedektifi, 21.05.2017, CNN Türk

Categories: Doğa, Ekonomi, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pembe Göl

Avustralya’nın batısındaki Middle Island adlı adada şeker gibi pembe bir göl olduğunu öğrendim: Lake Hillier.

Categories: Coğrafya, Doğa, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Lurlu Meydan

‘Lur’ isminde bir müzik aleti olduğunu öğrendim. Günümüzde, Danimarka’nın ulusal enstrümanı muamelesi gören İskandinav kökenli bu üflemeli çalgının mağara duvarlarında resmedildiğini gösteren fotoğraflar var. Bronz çağa ait olduğu düşünülüyor. Kopenhag’ın ünlü ‘Belediye Binası Meydanı’ Rådhuspladsen’da da lur çalan adamlar heykeli yükseliyor.

 

 

 

Categories: Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şeytan İşi Mangal

Et pişirme işini volkan ateşinde gerçekleştiren restoran olduğunu öğrendim. İspanya’ya bağlı Kanarya Adalarından Lanzarote’de bulunan Timanfaya Milli Parkında uyumakta olan volkanik dağın üzerine inşa edilmiş El Diablo Restoran belli ki barbekü işini ucuza getirmiş ve onlarca yıldır jeotermal ısıyla et pişirmekte. [Kaynak: DailyMail]
[Martin Allen]

 

Uzmanlar, en son 1824 yılında patlamış olan Ateş Dağının güvenli olduğunu belirtmiş. Halkı da ateşle yaşamaya alışmış belli ki. Videolardan gördüğüm kadarıyla restoran çalışanları müşteriler için ateşli gösteriler yapmaktan çekinmiyor.

[Isabel García]
 

Categories: Coğrafya, Doğa, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kırmızı Duvar

İspanya’da “La Muralla Roja” adında bir yer olduğunu öğrendim. Alicante’ye bağlı Calpe’de bulunan, bolca duvardan, basamaktan ve renkten oluşmuş La Manzanera yerleşkesinin bir parçası olan La Muralla Roja, Internetteki otel-pansiyon arama sitelerinden ulaşıp kalabileceğiniz bir yer. La Muralla Roja, İspanyolcada kırmızı duvar demek, ama içinde bulunduğu bina sadece kırmızı duvarlardan oluşmuyor. Kırmızının, mavinini, leylağın oynaştığı labirent gibi bir kaleye benzeyen yapı, bu haliyle ‘street jumper’ denen sokaklarda atlayıp zıplayarak dolaşan gençlerin de gözdesi.

Daha fazla fotoğraf için: Arch Daily

Categories: Seyahat, Spor | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bisikletçi Kahvesi

İzmir’de bir dağ köyünde bisikletçi kahvesi olduğunu öğrendim. Seferihisar merkezinden ayrılıp Orhanlı-Kuyucak-Menderes yolunda ilerlerken bolca karşımıza çıkan bisikletçilerin bir köy kahvesinde konuşlandıklarını gördüm. Son saniyede isminin ‘Bisikletçi Kahvesi’ olduğunu okuyabildiğim mekan hakkında daha fazla bilgi edinemedim araba içinde olduğumdan. Ama fikre bayıldım.

Bu arada İzmir’in ulaşım ağının genişliğine de hayran kaldım. Yukarıda bahsettiğim güzergah boyunca belediye otobüsü durakları vardı ve yollarda otobüs bekleyen vatandaşlar bana Avrupa köylerinde gezdiğim hissi verdi.

Categories: Doğa, Mekan, Seyahat, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bademler Köyünden Selamlar!

İzmir-Urla’daki Bademler Köyü’nde bir tiyatro binası olduğunu öğrendim. Hem de yeni değil. El birliğiyle yaptıkları tiyatro binasının açılış yılı 1969 olsa da oyun sahnelemeye başlamaları ondan çok çok yıllar öncesine gidiyormuş.

Birkaç yıl önce de Türkiye’nin en temiz köyü seçilmiş. Ama zaten araştırırken öyle özelliklerini öğrendim ki, bu muhteşem köyü görmek şart oldu. Dolayısıyla işte şimdi Bademler’deyim!

 

Detaylı Gezi Yazım için: ozlemsoydan.wordpress.com (Bademler, Teos, Sığacık)

Categories: Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , | 4 Yorum

Basında Cahil İnekler

İyi bilinen bir medya kuruluşunun yayınladığı Cahillikler Köşesinde yanlış bilgilere de yer verebildiğini öğrendim. Dün, yaz saati-kış saati uygulamasının mucidinin Franklin olduğunu söylemiş olmalarına şaşırmıştım. Bugün de, manyetik duyarlılık üzerine yapılan bir araştırmaya kafalarınca sonuç yazmalarına hayret ettim. Google Earth’ten elde edilen görseller, otlayan ya da dinlenen sığırların vücutlarını kuzey-güney doğrultusunda hizalayarak durduklarını gösteriyormuş. Yani başları ya kuzeye bakıyor, ya da güneye. Basın kuruluşumuz ise pusulasız kalırsak ineklere bakarak kuzeyi bulabileceğimizi belirtmiş rahat rahat. Holy Cow!

Araştırmanın detayları: Elizabeth Mitchell, BBC News, 25.08.2008

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

225 Metreden Manzara

Artvin’de cam seyir terası olduğunu ve yerden yüksekliğinin 225 metre olduğunu öğrendim. Keyifli olmaz mıydı o camdan aşağı bakmak? 😀

Öğrettiğiniz için teşekkür ederim DreamWorks08  (Fotoğraflarını ve detaylı bilgiyi bu blogda bulabilirsiniz)

Categories: Doğa, Seyahat | Etiketler: , | 2 Yorum

Şarap Çeşmesi

İtalya’da ve İspanya’da şarap akan çeşmeler olduğunu öğrendim. İspanya’daki daha eski. Hristiyan hac rotası olan ‘El Camino de Santiago’ yolunda yer alan Irache Manastırı’nın oradaki şarap üreticisi firma sunuyor. Uzun bir yol yürüyen hacı adaylarının susuzluğunu gidermek için düşünülmüş. Tabii ki bedava. İki çeşmenin birinden su, diğerinden kırmızı şarap akıyor.

İtalya’daki iyiliksever bağ sahibi ise Ortona’da: Dora Sarchese. Orası da hac yolunda bulunuyor. Yedi gün yirmidört saat emre amadeymiş. Bu cömertliği suistimal etmedikleri sürece herkesin içebileceğini belirtmişler. “Naaptın Hacı!” dedirtmeyecek kadar yani.

[Carlotta Balena]

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Kültür, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Topic: Despina

Madam Despina’nın kim olduğunu öğrendim. Dünya güzeli bir dostumun en sevdiği şarkı olduğu için duymuş olduğum Sezen Aksu şarkısında geçermiş ismi. Ancak her dinlediğimizde kurulu bir masada ‘güzel’ olmakla meşgul olduğumuz için anlamazmışım ne dediğini. Bir tek “yine mi güzeliz” kısmını duyardım. Ne bileyim.

Despina Hanım Türkiye’nin ilk kadın meyhane işletmecisiymiş. Hem de herkesin sevdiği iyi bir işletmeciymiş. Ama sağlam da kuralları varmış hani. İstemediği adamı mekanına sokmazmış filan. 1946’da ilk yerini açmış. 2006 yılında öldüğünde mezarına şarap dökülmüş, sevdiği parçalar çalınmış (Hürriyet). Kendisi gitse de halen varlığını sürdüren ve okuduklarımdan anladığım kadarıyla bir kültür mirası denebilecek son meyhanesinde ise vasiyet ettiği üzere dekorasyon dahi değiştirilmiyormuş. Akıllı kadınmış belli ki. Rum usulü pilakisi, yaprak ciğeri, aşçısı, garsonları ve muşamba masa örtüleri hep aynıymış. Gerçi son yıllarda yorum yazan sözlük yazarları pek beğenmemiş mezelerini.

Şarkıda geçen ‘topik’ de bir Rum mezesiymiş meğer. İngilizcede ‘topic’ ‘konu’ anlamına geldiği için -ki çocuklar çok güler öğretmenleri topic deyince- ben onu Sezen’in söz yazmadaki şakacı tavrına vermiştim oysa. Konu mu bitti? Canın sağolsun hesabı… Biliyorum, çok saçma. Zaten şarkının sözlerini de Sezen değil Meral Okay yazmış. Çünkü kendisi de Kurtuluş son duraktaki bu salaş meyhanenin müdavimiymiş.

Öğrettiğin için teşekkür ederim Dünyalı Deli… İstanbul’a gittiğimde nereyi görmek için tutturacağım belli oldu. 🙂

Kur masayı Madam Despina
Kirli beyaz muşamba örtüleri ser
Çek sediri asmanın altına
Yanında bir ince Müzeyyen Abla
Yine mi güzeliz, yine mi Çiçek?
Hamdolsun
Taze mi bitti topik
Canın sağ olsun
Amanın yine mi güzeliz, yine mi çiçek?
Hamdolsun
Altınbaş kadehe yağ gibi dolsun
Gece çok genç arzular şelale
Haber etsek o yare
Gelse Bomonti’den
Şereflendirse bizi
Olsak teyyare

[Futca G]

Categories: Kültür, Müzik, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Zalipie

Polonya’da Zalipie adında süslü evlerden oluşan masalsı bir köy olduğunu öğrendim. 

 

 

Öğrettiğin için teşekkür ederim Ruşyena

 

Categories: Ülkeler, Seyahat | Etiketler: , , , , | 2 Yorum

Şu Bizim Fasulye

Karadağ’da, “şu bizim bildiğimiz fasulye” diyerek sipariş ettiğiniz kuru fasulyenin içinden şu bizim bilmediğimiz domuzun çıkabildiğini öğrendim 🙂

Categories: Kültür, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , | 3 Yorum

Arka Kapıdan

Kotor Kalesine çıkmak için tırmanılan dik merdivenli rotanın dışında bir ulaşım yolu daha olduğunu öğrendim.

Eski kentin içindeki sokaklardan çıkmak yerine kent surları dışında kalan zikzak yoldan yürüyüş yaparak da kaleye girebiliyorsunuz.

Yolda karşılaştığımız bir Çek vatandaştan öğrendiğimize göre bu yola devam edip ulu dağı aşarsanız eski başkent Cetinje’ye varabiliyormuşsunuz. Eskiden Kotor limanına yanaşan gemilerdeki haşmetli devlet büyüklerinin elçileri bu yolu kullanırlarmış. Biz o kadar gitmeyip arka kapısından kaleye kıvrıldık ve güzel körfez manzarasını seyrettik.

Categories: Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , | 1 Yorum

Amerika’da Araba Yasağı

ABD’nin Michigan eyaletinde bulunan Mackinac adlı kentte (bir ada) 119 yıldır süregelen bir araba yasağı olduğunu öğrendim. Adada araba sürülemiyor. Hatta motora da binilemiyor. İzin verilen ulaşım yolları sadece bisiklet, paten ve at arabası. Yürüyebilirsiniz de tabii. Şehir merkezinde paten de yasakmış. Kışın snowmobile denen kar araçlarına izin veriyorlarmış. Yerleşeceğim yeri buldum galiba!

 

 

Adanın resmi web sitesi: mackinacisland.org

Eyalet web sitesindeki bağlantısı: michigan.org

Resimlere bakabileceğiniz bir site: mightymac.org

Categories: Ülkeler, Doğa, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Arif Nerede?

Likya’nın en eski kentlerinden olan Arykanda’nın içinde bulunduğu köyün adının Arif Köyü olduğunu öğrendim. Finike’den yarım saat kadar uzakta bulunan Arykanda, tiyatrosu da dahil olmak üzere çok çok iyi korunabilmiş antik kentlerimizden. ‘Yüksek kayalığın yanındaki yer’ anlamına gelen Arykanda, gerçekten de sarp bir kayanın dibinden yükselir.

Categories: Antalya, Coğrafya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pastis

Fransızların ‘pastis’ adında ulusal bir içecekleri olduğunu öğrendim. Bizim rakımız gibi o da anasondan yapılıyormuş ama suyla karıştırınca sarımtırak bir renk alıyormuş. Alkol oranı %40-45 civarı imiş. Fransa genelinde bolca tüketilse de, özellikle Marsilya (Marseille) gibi Akdeniz’e bakan kıyılarıyla ilişkilendirilirmiş. Öğrenme aşkına Fransa’ya gitmek lazım şimdi.

Categories: Kültür, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kav Gibisin

‘Kav’ denen şeyin ne olduğunu öğrendim. Dokunduğunuz kısmı elinizde ufalanan koca bir kütük parçası düşünün. Ufacık bir kıvılcımda tutuşuveriyor ve kolay kolay sönmüyor ama nemliyse ne yapsan yanmıyor. Mantarlanıp çürümüş ağaç diyelim.

Peki siz bu ismi taşıyan kibrit markasının kutularında çakmak reklamı olduğunu hiç fark etmiş miydiniz?

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Eski Üniversite

Afrikalı Leo’nun eğitim gördüğü Al-Karaouine (Karaviyyin) adlı okulun, halen eğitim vermeye devam eden en eski üniversite olarak Guinness rekorlar kitabına geçtiğini öğrendim. Fas’ın Fes kentinde bulunan okul 859 yılında kurulmuş. İngilizceniz varsa, Afrikalı Leo’nun yaşam öyküsüyle de ilgileniyorsanız, BBC yapımı şu belgeseli izlemenizi öneririm: Leo Africanus; A Man Between Worlds [BBC Arabic]

 

Kaynak: Guinness World Records

Categories: Edebiyat, Eğitim, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Adana Kebap

Adana kebabın erkek koyun ya da kuzu etinden yapılırsa lezzetli olacağını öğrendim. Kancıktan yapılmazmış. Hatta olmazsa olmazı olan kuyruk yağının da illa erkek kuzudan alınması gerekiyormuş. O zaman çok daha lezzetli ve yumuşak olurmuş. Zaten iyi bir Adana kebap da çatalı görünce dağılmalıymış. Dağıtırım!

Categories: Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Gırnata Emirliği

İspanya’nın tarihinde ‘Gırnata Emirliği’ olduğunu öğrendim. Yani şu bizim bildiğimiz Granada dolayları, yani şu bildiğimiz El Hamra Sarayı’nın olduğu yerler  ‘Gırnata Emirliği’ içerisindeymiş. İspanya’nın son müslüman topluluğunun yaşadığı bölge. ‘Katolik Krallar’ olarak bilinen Kastilya Kraliçesi Isabella ve eşi Ferdinand tarafından 1492’de ele geçirilerek yok edilene kadar güzel günler geçirmişler. 

Ben hemen müzik aleti olan gırnatayla bir ilgisi var mı diye merak ettim ama o gırnata klarnetten geliyormuş. Belki de klarnet sözcüğü bu yöreden geliyordur ama bu da ayrı bir araştırma konusu. Bilen varsa yazsın lütfen.

Categories: Dil, Müzik, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Akraba Napolyon

I.Abdülhamid’in kadını ve bir Valide Sultan kişi olan Nakşidil Sultan’ın, Napolyon’un hanımı Joséphine ile akraba olduğu söylentilerinin anlatılagelmekte olduğunu öğrendim. Alt tarafı 1800 civarı olmasına rağmen, ‘kayıt’ denen şey olmadığından kesin bilgiye ulaşılamıyor tabii. Ama hanımların doğum yeri olan Fransız Martinique adası sakinleri bu öyküden bayağı bir yararlanarak turistik çalışmalar yapıyorlarmış. Mis gibi…

Categories: Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hatuna Hakuna

‘Hakuna Matata’ sözünün (ve hayat felsefesinin) ‘üzülme, kaygılanma, kafana takma’ anlamına geldiğini öğrendim. Dertsizlik felsefesiymiş kısaca. Sorun yok adamım, heey endişeye gerek yok, ha?

Bir şeye canınız sıkıldığında bu sözü fısıldayınca dertlerden sıyrılıyormuşsunuz der konunun bilicileri. Hatta bağıra bağıra söylerseniz daha iyi hissediyormuşsunuz. Ama tabii Olimpos yolunda karşılaştığımız minibüsün arkasındaki yazıyı okumaya çalışırken dili sürçen arkadaşım gibi ‘Hatuna Makata’ diye okuyacaksanız hiç bağırmamanızı öneririm 😀

Tanzanya dolaylarında çok kullanılan bir sözmüş. Günlük yaşam koşturmacasında sık duymak azıcık sinir bozucu olsa gerek.

Categories: Dil, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Tekneyle Perge’ye mi?

Günümüzde tekne trafiğine elverişli olmadığı için seyrüsefer olanağı sunmayan Aksu Çayının yıllar önce Perge antik kentinin gelişmesini sağlayan ulaşım yolu olduğunu öğrendim. Eski ismi Kestros olan nehir yıllar içinde yolunu değiştirmiş tabii ama görkemli yıllarında Perge’yi Perge yapmış. Topraklarını besleyip bereketli hale getirdiği gibi kente ulaşımı ve kent içi ulaşımı da sağlamış. Hatta Hristiyanlıkta önemli yeri olan St Paul’ün de Kıbrıs’tan deniz yoluyla Perge’ye ulaştığı ve meşhur yolculuğuna buradan başladığı bilinir (ki Likya Yolu gibi bu rotayı da bize kazandıran İngiliz Kate Clow‘dur).

Antik kentin kalıntılarını gezince bile tam bir su kenti olduğunu anlayabiliyorsunuz zaten. Anıtsal çeşmeyi Nehir Tanrısı Kestros heykeli süslemektedir. Koruma altında olup ziyarete kapalı tutulan tiyatrosundaki Kestros rölyefinin ise yüz kısmını çalmışlar daha önce (Kadir Zengin, Sabah, 12.05.2004). Oooof of…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Categories: Antalya, Coğrafya, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Ankara Yeniden

İki yıl içinde Ankara’da nelerin değiştiğini öğrendim. Gözlemlerimden bir kısmını okumak için şu yazıma bakabilirsiniz: Ankara Notları

Categories: Güncel, Seyahat | Etiketler: , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: