Posts Tagged With: Film

Diş Hekimi Yönetmen

“Otobüs” ve “Sarı Mercedes” filmlerinin yönetmeni Tunç Okan’ın asıl mesleğinin diş hekimliği olduğunu öğrendim.

Reklamlar
Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sadri Kit

Sadri Alışık’ın 1970’lerde Red Kit’i oynadığını öğrendim. Ben bunu “Süper Kadın Dehşet Saçıyor” filmi hakkında bilgi peşine düşünce tesadüfen öğrendim, ama yılbaşı gecesi televizyondaki yarışma programında bol para getiren bir soru olmuş bu. Şöyle ki:

Başrolünü Sadri Alışık’ın oynadığı, Red Kit ile Daltonların mücadelesini anlatan 1974 yapımı Türkçe Western filminin adı nedir?

Cevap veriyoruz: Atını Seven Kovboy! 😀

Categories: Güncel, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Annem Sinema Öğreniyor

Yönetmen Nesimi Yetik’in ‘Annem Sinema Öğreniyor’ adlı kısa filminin ödüller aldığını, bunlardan birinin de 2007 Berlin Film Festivali’nden olduğunu öğrendim.
[Turkish Shorts Network]

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nar ve Ümitler

Ümit Ünal‘ın “Nar” adlı filminin 2011 yılında 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kadınlar Jürisi Özel Ödülü’ aldığını öğrendim. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasının jüri başkanı Müjde Ar imiş. Kadınlardan oluşan jüriden ödül alan filmde görülen tek erkek kapıcı. Serra Yılmaz’ın falcı kadın olarak izlendiği dört oyunculu filmde rol alan diğer iki bayan da sevgiliyi oynuyor. Film gösteriminin ardından yapılan söyleşide, Antalya Üniversitesi öğrencileri, Ümit Ünal’ın filmlerinin merkezinde neden kadınların yer aldığını sordular. Yönetmen şu yanıtı verdi: “Dünyanın en büyük azınlığı kadınlardır.”

Filmi, etkinliğin ev sahibi Muratpaşa Belediyesi’nin Başkanı Ümit Uysal ile izlemek ayrı bir keyifliydi. Hafta sonu birlikte sinemaya gitmişiz gibi oldu. Kendisini öyle çok seviyorum ki ayıp olmayacağını bilsem fotoğrafta okla değil kalple gösterirdim 😀 

Antalya Kültür Sanat’ta ‘1 Film 1 Konuk’ ismiyle gerçekleştirilen etkinlik, Altın Portakal’ın ‘ulusal’ yarışmasında ödül alan filmleri izleyiciye anımsatıyor. Serinin ikinci filmi 13 Ocak Cumartesi günü gösterilecek ve yönetmen söyleşisi bölümünün konuğu da Deniz Türkali. Film: “Eylül Fırtınası”

Kaynak: Muratpaşa Belediyesi

 

Categories: Antalya, Etkinlik, Güncel, Mekan, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hani Bunun İlk Sahibi?

Bir zamanlar silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’ya ait olan ‘Nabila’ adlı lüks yatın daha sonra Brunei Sultanı’na satıldığını, sonra da Trump tarafından alınarak ‘Trump Princess’ adı verildiğini, 86 metrelik yatın James Bond filminde de kullanıldığını öğrendim. Şu anda yat bir Suudi prense aitmiş.

Bu arada rahmetli Kaşıkçı Bey, rahmetli Dodi Fayed’in dayısı imiş. O zaman Yunus Emre’yi analım şu sözleriyle:

Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan…

 

Kaynak: House Beautiful, 9 Haziran 2017, Caroline Picard

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğan Kardeş Apartmanı

Doğan Kardeş dergisinin isminin nereden geldiğini öğrendim. Yapı ve Kredi Bankası’nı kuran Kazım Taşkent’in oğlunun adıymış Doğan. Çocuk yaşta Avrupa’ya yollanmış iyi bir eğitim alması için. Ancak 1939’da ölüm haberi gelir yavrucağın. Bu haberle sarsılan duayen bankacı, oğlunu bir şekilde yaşatabilmek için, onun adını vererek şirketler kurmaya başlar. İyi çocuklar yetişmesine katkı sağlamak için dergi de çıkarır. Düzeyli çocuk dergisi Doğan Kardeş onlarca yıl bu ismi başarıyla yaşatır.

İstanbul’daki güzel Doğan Apartmanı’nın ismi de aynı yerden geliyormuş. Bina, Taşkent’in şirketi tarafından alınınca ismi Doğan Apartmanı yapılmış Kuledibi’ndeki sarışın güzelin. Muhsin Bey filminin çekildiği bina da burasıymış. Ayrıca başka filmlerin sahneleri ve Deli Deli Kulakları Küpeli gibi şarkıların klipleri de Doğan Apartmanında çekilmiş. Doğan kardeşimizin adı birçok şekilde yaşatılmış. Ama yine de… Keşke Taşkent oğlunu evine yakın bir okula yollasaymış 😉

Yaşayan Mekanlar – Doğan Apartmanı Belgeselini de izlemenizi öneririm.

Categories: Dergi, Edebiyat, Eğitim, Mekan, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yazgı

Zeki Demirkubuz’un, “Yazgı” filmini, Fransa’nın sömürgesi altındaki Cezayir’de doğmuş yazar Albert Camus’nün “Yabancı” romanından esinlenerek senaryolaştırdığını öğrendim. Seyretmem gereken bir film daha çıktı.

Categories: Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Arbaş’ın Ağrılı Aşkı

Seksenlerde Amerika’dan gelip sinema dünyamıza dalan Derya Arbaş’ın, “Dilan” filminin çekimleri için 1986’da gittiği Ağrı’da tanıdığı bir gence aşık olduğunu, çekimler bittiği gibi de Ağrılı bu delikanlıyla evlenip ABD’ye yerleştiklerini öğrendim. Tabii onsekiz yaşında tadılan bu aşk üç yıl sürmüş. Arbaş, bazı kaynaklarda aşiret reisi oğlu olduğu belirtilen Nihat Polat’tan 1989 yılında boşanmış.

Ah ne severdim rahmetliyi… Güzel gülüşlü insan, ışıklar içinde uyu ❤

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kendi Dininden Olmayana Kıyanlar

1572 yılında Fransa’da korkunç bir katliam yaşandığını ve binlerce protestanın öldürüldüğünü öğrendim. Öncesinde uzun yıllardır devam edegelen bir Protestan-Katolik anlaşmazlığı var. O sırada tahtta olan IX.Charles ve ondan daha da çok tahtta olan İtalyan Medici sülalesinden gelmiş annesi Catherine de Medici, sonunda bu iki grubu barıştırıp kaynaştıracak bir çözüm bulur: Charles’ın kardeşi yani Catherine’in kızı Katolik Margaret ile Navarre’den olan Protestan Henry evlenmelidir. Ancak düğün için gelen protestan konuklar katledilir, Fransız protestanları Huguenotlar’dan olan lider öldürülür. Aziz Bartholomew Gününde Paris sokaklarını kan gölüne çeviren bu kıyım ünlü film Kraliçe Margot’da da anlatılmaktadır (Dumas romanından uyarlama).

Tabii ki ve maalesef ki tarihte kendi dininden olmayanları toptan ortadan kaldırmaya çalışanlar sadece Fransız soylu familyaları ve onların takipçileri değil. Daha önce ‘Ütopik Düşünceler‘ başlıklı yazımla İngiltere’nin Katolik Kilisesinden ayrılışına ve yerine kurulan Anglikan Kilisesinin işleyişini onaylamayan Thomas More’un idamına değinmiştim. İşte bu yeni yapılanmayı kabullenemeyen bir kişi daha vardı: Mary Tudor. Yani İngiltere Kralı VIII.Henry’nin Anne Boleyn ile evlenebilmek için tüm ülkenin dinini değiştirip de boşadığı karısından olan kızı. Yaşadığı her şeye rağmen ve de yıllarca tam bir Katolik olarak kalmayı başarmış olan I.Mary, 1553’te tahta geçince ülkeye Katolikliği yeniden yerleştirmeye kararlı bir şekilde çalışmalara koyulur. Beş yıllık saltanatı süresince yüzlerce protestanı yaktırır ve tarihe ‘kanlı’ yani Bloody Mary olarak geçer. Ardından tahta gelen I.Elizabeth protestandır ve tahmin edersiniz ki 1572’de Fransa’da yaşanan katliam günlerine çok üzülmüştür, ama bu yazıyı artık burada kesmek daha hayırlı olacaktır. Nitekim yine öğrenince mutlu olmadık… 😦

 

 

Catherine de Medici – BBC Historic Figures

Mary I – BBC Historic Figures

Categories: Ülkeler, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Livaneli Hollywood’da

Serenad adlı romanın haklarının Almanlar ve Amerikalılar tarafından satın alındığını ve bir Hollywood filmi yapılacağını öğrendim.

Categories: Edebiyat, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Spielberg’ü Geri Çevirmiş

Juliette Binoche’un, Jurassic Park ve Schindler’s List filmlerinde oynaması için gelen teklifleri geri çevirdiğini öğrendim.

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Kirli Dans

Dirty Dancing filmindeki dansların tek bir türde değil karma olduğunu öğrendim. Salsa ve cha cha’dan bolca bahsediliyor olsa da içinde swing, mambo ve rumba gibi dansların kırıntıları da varmış. Ama bir de ilk kez duyduğum ‘merengue’ isminde bir dans türünün etkilerinden bahsediliyor ki o da orijin olarak ayağından birbirine zincirlenmiş kölelerin yürüyüşünü barındırıyormuş.

Hey gidi gençliğimin Dirty Dancing filmi hey… Film ülkemize geldiğinde üniversitedeydim ve olmayan paramla yedi kez sinemaya giderek izleyecek kadar etkisi altına girmiştim.

Kaynak: Yahoo

Categories: Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Brandon Lee

Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla vurularak öldüğünü öğrendim. Filmde canlandırdığı karakteri vurmakta kullanılan silah dolu olunca 28 yaşındaki aktör de gerçekten ölüvermiş. Film bir şekilde tamamlanmış ve tabii ki oldukça iyi hasılat yapmış. Babası o sırada hayatta olsa döverdi hepsini 🙂 Ama baba Bruce Lee de oğlu Brandon Lee’nin ölümünden yirmi yıl önce yine sevimsiz bir şekilde hayata veda etmiş. Başı ağrıdığı için bir tanıdığın verdiği ağrı kesici sebebiyle. Arkadaş tavsiyesiyle içilen ilacın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görüyoruz. Savunma sanatının en usta ismi bile böyle bir ölümden kaçamamış.

Çok filmini izlemekten çok yaşadı sanıyoruz ama öldüğünde Bruce Lee de 32 yaşındaymış sadece.

Categories: Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Charlie Chaplin Sevilmez mi?

Yıllarca dünyanın dört bir yanındaki insanları kahkahaya boğmuş Charlie Chaplin’in, neden bazı çevrelerce sevilmediğini öğrendim. Ama söylemek istediklerim uzayınca “Şarlo” yazımı diğer blogumda yayınladım. Beklerim…

Sesli film çekme konusunda yıllarca gösterdiği direnci mecburen kırmak zorunda kaldığı savaş ve faşizm karşıtı filmi “Büyük Diktatör”ün son dört dakikasındaki ünlü konuşmasını sayfasında yayınlayarak konuyu gündemime getiren Sinem Hanım’a teşekkür ederim. Konuşma videosu için: Sinem’in Kalemi

Categories: Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Haymatlos 2

Nazi Almanyası döneminde çalıştıkları üniversitelerden uzaklaştırılınca ülkemize yerleşmiş değerli bilim insanları hakkında yapılmış ‘Haymatloz – Türkiye’de Sürgün’ adında yeni bir filmin iki ay önce Almanya’da gösterime girdiğini öğrendim. 1933’te çıkan bir kanun ile faşizm karşıtı Alman profesörler veya Yahudiler işlerinden çıkarılıyor. Bütün kapılar yüzlerine kapanınca büyük sıkıntıya düşen ve yaşamları alt-üst olan bu ‘istenmeyen’ sanatçılara ve bilim insanlarına biz kucak açıyoruz. Atatürk bu insanları ülkemize davet ediyor. Aralarında ünlü politikacılar, mimarlar, heykeltraşlar, besteciler bulunan sürgün konuklara TC’nin çağdaş üniversitelerinin kurulması aşamasında büyük yetkiler veriliyor. Örneğin Otto Gerngross Ankara’da Ziraat Fakültesini kurmuş.

Belgesel filmin yönetmeni Eren Önsöz, bu profesörlerden beşinin öyküsü üzerinden o dönemin gelişmelerine ışık tutmuş. Filmde bu kişilerin yaşayan akrabalarını dinleme şansı buluyorsunuz. Umarım bizde de gösterilir de biz de buluruz.


[Esin Özbanazı, DW Türkçe]

 

Kaynaklar:
Filmin Web Sitesi ve
Aydınlık (Mehmet Özaydın, 27.10.2016)

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Asperger

‘Asperger Sendromu’ denen gelişimsel bir bozukluk olduğunu öğrendim. Vücut dilini ve farklı anlamlara gelen yüz ifadelerini ya da tonlamaları tanımlayamayan, şaka ya da ironi benzeri soyut durumları anlamayan, sosyal becerileri gelişmemiş, dolayısıyla dışarıdan yadırganan, kendileri istese de uyum sağlayamayıp psikolojik sıkıntı yaşayan, empati kuramayan kişiler olurlarmış. Rutinin dışına çıkmayı sevmez, yeni insanlarla tanışmaktan ve yeni çevrelere girmekten hoşlanmazlarmış. Göz teması sıkıntı verirmiş. Net, somut konuları daha iyi kavrar, verilen görevleri yerine getirirlermiş. Birçok şeyi taklit ederek öğrenirler ve yaşamlarına geçirirlermiş. Bir konuya çok ilgi duyar ve o konuda çok iyi olurlarmış. Otizme benzer diyen kaynak da var, onun türü olduğunu söyleyen de. Dolayısıyla orayı pek açıklayamayacağım.

“Einstein’da da vardı” filan gibi tümcelerle olayı romantik ve arzu edilesi göstermeye çalışan bazı kaynaklar olsa da yaşayana sıkıntı dolu günler deneyimleteceği ortada. Başkalarının cümlelerini ya da kendi kelimelerini tekrarlayan, yürüyüşü veya bakışı farklı görünen bireyler olabiliyorlarmış. Ses, tat, koku ve görüntü konusunda aşırı duyarlı oldukları için gürültü ve benzeri can sıkıcı sesler, fazla parlak ışıklar dünyalarını alt-üst edebiliyormuş. Benim bu bozukluğu ilk defa duyduğum kaynak olan “My Name Is Khan” adlı Hint filmindeki asperger sendromlu adam sarı renge tahammül edemiyordu. Sarı görünce perişan oluyordu. Başrolü oynayan Shah Rukh Khan rolüne öyle sağlam çalışmış ve bu karakteri öyle iyi canlandırmış ki sadece filmi izleyerek yeterince bilgi sahibi oluyorsunuz. Zaten film ve Khan bolca ödül almış.

 

Kaynak: webmd.com

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nazilli’de Bir Otel

Ömer Kavur’un ‘Anayurt Oteli’ filminin Nazilli’de (Aydın) çekildiğini öğrendim. Filmin çekildigi bina Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma ve zamanında Ankara Palas Oteli olarak hizmet vermiş. Şu anda Nazilli Belediyesi Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktaymış.

[Romana adını veren otel ise Manisa’dadır.]

 

 

 

Filmin çekildiği mekanlara dair detaylı bilgi almak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz: Öteki Sinema, Özgür Ilgın

Categories: Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Depardieu Halkı

Gérard Depardieu’nın eski eşinin de, ondan olan iki çocuğunun da aktör veya aktris olduğunu öğrendim. Bazı filmlerde ünlü aktörün gençliğini ya da çocuğunu oynamış ama 2008’de ölmüş olan eksantrik ve bohem oğlu kendisine o kadar benziyor ki onu Gérard Depardieu diye seyretmiş bile olabilirim. Görselim zayıftır nitekim.

Gérard’ın bu eski eşinden önceki kız arkadaşı ve ondan olan çocuğu da aktrismiş. Hatta bu eski kız arkadaşın şimdiki eşiyle Cyrano de Bergerac filminde baş rolü paylaşmış Sayın Bay Gérard Depardieu. Hanımefendinin bütün çocuklarının babaları aynı filmde boy göstermiş yani. Stüdyoyu eve taşısalar da olurmuş hani.

Bu arada Depardieu’nun yaşamı gerçekten ilginç detaylarla dolu. Bir ara daha derinden incelemek lazım.

Eski eş Elisabeth Depardieu’dan olan çocukları: Guillaume Depardieu & Julie Depardieu
Eski kız arkadaş Karine Silla’dan olan çocuğu: Roxane Depardieu

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Villa Baviera

Şili’de şu an ‘Villa Baviera’ olarak bilinen yerleşkenin Diktatör General Pinochet’nin yönetimi döneminde ne şekilde kullanıldığını öğrendim. Ülkesi Almanya’da çocuklara cinsel istismar cezası almasının ardından bazı müritleriyle kaçan Paul Schäfer’a Şili yönetimi destek çıkarak yer temin ediyor. Schäfer, ‘Colonia Dignidad’ adı verilen prestijli kolonisinin başında Şili’ye hizmet ederken zamanla 300 kişiyi bulan cemaatinde neredeyse bir Tanrı gibi tapılıyor. Ruhani liderlerine ileri düzey saygıdan mı yoksa izole yaşam şartları, dayak ve ilaçların etkisiyle midir bu bağlılık bilemem. Ağır tarım işçiliği yapan halkı para filan almıyor tabii ki. Çocuk istismarı desen devam ediyor. Gel zaman git zaman Şili yönetimine 1973 darbesiyle Pinochet geliyor ve kötü insan kötü insanı pek de güzel buluyor. Schäfer, haşmetmeaba yardımlarını esirgemiyor ve yönetimindeki Colonia Dignidad, bir işkence ve cezalandırma merkezi olarak kullanılıyor. Silah işine de giriyor. Tel örgülerle çevrili ve sürekli kontrol altında tutulan yerden kaçmayı başarabilen kişilerin kampanyalarıyla çiftlikteki yaşamın gerçek yüzü ortaya çıkıyor ancak Schäfer efendi daha anca 2006’da hapse atılmış, dört yıl sonra da ölmüş.

Öğrenince pek de mutlu olmadığım bu acıdan haberdar olmamı sağlayan filmi seyretme sebebim Coffee Sounds Like That adlı bloga çok teşekkür ederim. Her zamanki gibi kaliteli film önerileri olmasaydı ne 2015 yapımı bu filmden ne de yıllar önce Şili’de yaşanan olaylardan haberim olacaktı.

 

İleri Okuma: “Almanya Yakın Tarihiyle Yüzleşiyor” – Özlem Coşkun, Deutsche Welle Türkçe 

Categories: Ülkeler, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Maraşlıların Harry

Harry Potter filmlerinde kullanılan çarıkların Kahramanmaraş’taki minicik bir dükkandan gittiğini öğrendim: Dedem Çarıkları. Büyük İskender, Yüzüklerin Efendisi ve Brad Pitt’in Truva filmleri de dahil yirmiden fazla film için aynı köşkerin üretimi çarıklar yollanmış.

 (Aksu TV)

Öyküsü: Esra Akın, Milliyet

Categories: Ekonomi, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Allam Çok Töbe

‘Tourette Sendromu’ (TS) adıyla bilinen ve oldukça da yaygın olan nöropsikiyatrik bir bozukluk türü olduğunu öğrendim. Tikler, kontrol edilemeyen sesler çıkarma ve sözler söyleme (vokal tikler) ile karakterize sendrom 1800lerden beri varmış ve Mozart gibi bazı ünlülerde de olduğu düşünülüyor. Zeka düzeyiyle hiç bir ilgisi yok. Çoğunlukla, kafayı sağa-sola sallama, yüzünü buruşturma, fazla göz kırpma, belli bir sözcüğü sık ya da alakasız zamanlarda söyleme şeklinde görülüyor. Durdurmaya çalıştıklarında çok sıkıntı çekiyorlarmış, hatta daha da kötüleyebiliyormuş. Özellikle çocuk yaşlarda başlaması ve bir kaynağa göre her bin kişiden birinde görülüyor olması sebebiyle bu konudaki cehaletime çok içerledim. Yıllarını çocuk ve ergen eğitimine ve eğitimcisinin eğitimine adamış bir öğretmen olarak bu sendromdan haberdar olmalıydım. Tüm öğretmenler de haberdar olmalı.

Tourette bozukluktan muzdarip hastaların bazılarında görülen koprolali (coprolalia) ise başlıbaşına zor bir durum çünkü bu durumdaki hastalar istemsiz bir şekilde müstehcen, kaba ve uygunsuz konuşuyorlarmış. Yani hiç istemedikleri halde küfür ediyorlar ve bunu engelleyemiyorlar. Bu sırada toplum içindeyseler doğal olarak çok fazla utanıyorlarmış. Yaşadığı sıkıntıyı ‘tormenting’ yani ciddi anlamda acı veren bir durum olarak nitelendiren bir kişinin yazısını okurken özellikle çok üzüldüm.

Tabii durum çok ciddi olsa da zeki beyinler bu değişik konuyla ilgili üretimlerde bulunma fırsatını kaçırmamışlar. 1999 yapımı “Deuce Bigalow: Male Gigolo” adlı filmden bu konuya değinen bir kesit izlemek isterseniz sesi kısmayı unutmayın:

Meraklısına, bu konuda yazılmış bir kitap:

Uçlarda Gezintiler – Tourette Sendromuyla Yaşamak, Gökçe Esen (Pan Yayıncılık)

İleri Okuma:

Halkın rahat anlayabileceği türden Soru-Cevap: tourette.de

Biraz daha kapsamlı bilgi: Aktüel Psikoloji (gata.edu.tr’den alınmış)

Akademik Çalışma: Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar, Hande Ayraler Taner, Esra Güney, Yasemen Taner

Categories: Eğitim, Müzik, Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Cemanuel

Feyza Perinçek arşivinde yer alan yarım kalmış bir Cemal Süreya şiirinde okuduğum üzere 1970lerin meşhur Emanuelle filminin Türkiye’de gösterimini şairin kendisine borçlu olduğumuzu öğrendim. ‘Övünme’ adlı şiirinde geçen ‘Kim serbest bıraktı yasaklanmış Emmanuel  filmini‘ dizesiyle gururunu dile getiren Süreya’nın övündüğü durum şöyle gelişmiştir: Film ülkemize ilk geldiğinde erotik sahneler içermesi sebebiyle yasaklanmış, bu kararın ardından Danıştaya baş vurulmuş, Danıştayın bilirkişi olarak atadığı Cemal Süreya da filmi sakıncalı bulmadığını ifade eden raporunu sununca yasak kaldırılmış, Türk halkı da sanatsal içerikli Emmanuelle serisiyle tanışabilmiştir. Severim ben bilir kişiyi ❤

Categories: Edebiyat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Ramo & Serdar

198o’lerde bizim de bir Rambo’muz olduğunu öğrendim. “Ramo” adlı bu filmin baş rolünde kötü karakter Sönmez Yıkılmaz oynamış. Ayrıca bir de, bazı yabancıların yanı sıra Hüseyin Peyda’nın bile rol aldığı Türk Rocky’si “Kara Şimşek” var. Müzikleri kaygısızca filmin orjinaline ait olan 1985 yapımı Kara Şimşek kesinlikle görülmeye değer 😉 Gelecek nesilleri belki de Ramo ile Serdar kurtarır… İyi Pazarlar!

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , | 2 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: