Posts Tagged With: Etimoloji

Güneydeki Bilinmeyen Ülke

Avustralya kıtasına adını veren ‘Australis’ sözcüğünün Latincede ‘güney’ anlamına geldiğini öğrendim. Güneydeki, güneyli, güneye ait, güney tarafta olan demekmiş Australis.

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Dil | Etiketler: , , , , , , , | 5 Yorum

Kibar Ekabirde Tek Bir Kibirli Kübra

Kibar‘ ve ‘Kibir‘ sözcüklerinin aynı kökten türediğini öğrendim.

 

kibir: büyüklük, büyük olma

kibar: büyük ve önemli kimse, kibir sahibi

kebir: büyük anlamında bir sıfat

ekâbir: büyükler

ekber: kıyaslamada daha büyük, en büyük anlamında

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Keşkül

‘Keşkül’ kelimesinin Farsçadan geldiğini ve kâse demek olduğunu öğrendim. Ama her türlü kâse değil. TDK’da verilen tanımı şöyle: “Gezici bazı dervişlerin ve dilencilerin ellerinde tuttukları, Hindistan cevizi kabuğundan, metalden veya abanozdan yapılmış dilenci çanağı.”

Keşkül dediğimiz tatlının adı da ‘keşkül-i fukara’ imiş. Fukara, fakir sözcüğünün çoğuludur. Eskiden, el açmak söz konusu olmasın diye, yardım almak isteyenler koluna keşkül asıp dolaşarak halkın verdiklerini toplarmış. Derler ki, fakirlere dağıtılan tatlı da bu yüzden bu ismi almış.

Farsça keş, ‘çeken’ anlamına gelirmiş. Keşide ve keşmekeş sözcükleri de aynı köktenmiş.

Categories: Antalya, Dil, Ekonomi, Giyim, Kültür, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Blog Ne Demek?

Blog sözcüğünün ‘weblog‘un kısaltılmış hali olduğunu öğrendim.

WEB + LOG:
‘Web’, yani ‘World Wide Web’, yani www, bildiğimiz gibi Internet ağını kastediyor. ‘Log’ ise olayların-gelişmelerin düzenli olarak kaydedilişini anlatan bir sözcüktür. Günlük gibi de düşünülebilir ama günlük olmak zorunda değildir. Denizcilikte kaptanın seyir defteri de ‘log’dur.

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Mastorluk Üzerine Master

‘Mastor’ kelimesinin ‘master’ ile aynı kökenden geldiğini öğrendim. Yani ‘magister’ kelimesinden. Latincede bu sözcük usta demekmiş. Ayrıca, saygı gösterilen kişiler için kullanılırmış.

Bizdeki en yaygın kullanımıyla ‘master’ (mastır) kelimesi yüksek lisans ile aynı anlama gelmektedir.

Rumca kaynaklı argo bir kelime olduğu söylenen ‘mastor’ lafını ise büyüklerimiz içen kişiler için kullanırdı. Zaten TDK‘ya göre ‘mastor’ çok sarhoş demek. ‘Mastor olmak’ sözünü ise ‘esrar içerek kendinden geçmek’ olarak vermiş. Yunan için ‘meyhaneci’ anlamına da gelirmiş ‘mastor’.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Lesbian

Denizlerin değerli komutanı Barbaros Hayreddin Paşanın Midilli’de doğduğunu öğrendim. Doğal olarak kardeşi Oruç Reis de bu adada doğmuş. Bunu bilmiyordum. Merkezi Midilli olduğu için bizim öyle isimlendirdiğimiz, ama aslında Yunanca adı ‘Lesbos’ olan bu adayı biz hep şair Sappho ile özdeşleştirmişizdir oysa. Kendisi Lesbos’da doğduğu için ‘Lesbian’ yani Lesboslu olarak anılmaktadır. Sappho’nun öyküsünü bunca insanın bilmesi güzel tabii ama keşke biz bu adayı Kaptan-ı Deryamızın memleketi olarak da öğrenebilseymişiz. Sonuçta Avrupalının Akdeniz’i titreten bir Osmanlı paşasını değil Sappho’yu ön plana çıkarması normal de bizim tarihimizi daha iyi bilmemiz gerekiyor. Geçmişimizi bilelim de, sonra yine “savaşma seviş” diyebiliriz. Bob Marley şarkısında geçtiği gibi yani: “Tarihini bilirsen nereden geldiğini bilirsin. Böylece ‘kim olduğumu sanıyorum ben’ diye bana sorman gerekmez”

 

Categories: Dil, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Apaçi

Türk diline geçmiş ‘apaş’ diye bir sözcük olduğunu, kökeninin de Amerika’nın Apache yerlilerine dayandığını öğrendim. Kabilelerin dövüş becerileri ve azimlilikleri konusunda yaptığı ün romanlara konu olmuş ve böylece Parizyen topluluğun yaşantısını da etkileyerek, gözleri gibi koruyup sevip sakladıkları, pamuklara sardıkları dillerine bir sözcük daha girmesine neden olmuş: Apache (okunuşu ‘apaş’). Dolayısıyla da Türkçeye…

Fransızca kullanım şekli ‘haydut’, TDK’da verilen anlamı da ‘hayta’. EtimolojiTürkçe sitesine göre de ‘şehirli suç çetesi mensubu, serseri’ anlamına geliyor.

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hatunummm

‘Kadın’ sözcüğünün ‘hatun’dan geldiğini öğrendim. Soğdca olarak bilinen ve İpek Yolu üzerinde konuşulan dildeki χwatēn kelimesi ‘kraliçe’ anlamına geliyormuş. Prenses de dahil soylu kadınlar için kullanılan xatun zamanla evrilerek hatun, kadun ve kadın olmuş. Ne de güzel bir kadın olmuş… 

Hatunlar gününüz kutlu olsun kıymetli kraliçeler!

Bu arada bu sözcük, hükümdar anlamına gelen ‘χwatāw‘dan türemeymiş. Dolayısıyla kadındı, bayandı, hatundu, kelimelere çok takılmayalım bence. Ardından ne dendiği ve nasıl bir duyguyla, nasıl bir tavırla dendiği daha önemli sanki…

Categories: Dil, Kültür, Kutlama, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Rumi

‘Rumi’ sözcüğünün, Anadolu anlamına geldiğini öğrendim. Anadolu’da yaşayan, Anadolu’ya ait demekmiş geçmişte. Insana daha çok Roma dolaylarını çağrıştırmasının nedeni ise Bizans Imparatorluğunun ve Imparatorluğa mensup halka ait şeyler için kullanılmasından kaynaklı. Doğu Roma Imparatorluğu yani Bizans topraklarının büyük bir kısmını oluşturmuş olan Anadolu topraklarına ‘Diyar-ı Rum’ yani ‘Roma Ülkesi’ denirmiş. Aslen Doğu Roma Imparatorluğu halkı olan Rumlar eskiden Latince konuşurken yıllar içinde Yunancayı benimsemiş. 

Mevlana‘nın isminde geçen Rumi de Romalı yani Anadolulu anlamı veriyormuş.

Categories: Dil, Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Dest

Farsça ‘dast’ sözcüğünden türemiş Türkçe kelimelerin neler olduğunu öğrendim. Farsçadan alıntı olan ‘dast’ yani bize geçiş biçimiyle ‘dest’, ‘el’ anlamına gelir. Örneğin ‘testi’ sözcüğü Farsçada ‘dasti’ şeklinde görülen ve anlamı ‘el kabı’ olan kelimeden gelir, yani elde taşınabilen kabı anlatır. ‘Deste’ bir elin alabileceği kadar miktarı anlatır ama aynı zamanda Matematikte karşılığı 10’dur ki bu da bana bir elin parmaklarının sayısını anımsatıyor. ‘Destur‘ sözcüğü izin alma ile ilintilidir yani bir tür ‘eline almak’tır. Kulağa öz Türkçeymiş gibi gelen ‘destek’ bile Farsçadan geçmedir. Bulmacalardan tanıdığımız ‘ab’ ‘su’ anlamına gelmekte, ‘abdest’ ise ‘el suyu’ yani ‘el yıkama’dan türemektedir. Kürtçede de ‘el’ için ‘dest’ sözcüğü kullanılırmış.

Peki, Arapça kökenli ‘izdivaç’ sözcüğü ‘eşleşme’ anlamına geliyorsa, ‘dest-i izdivaç’ ne demektir sizce? 😉 

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çakır

Çakır‘ sözcüğünün iki anlamını öğrendim. ‘Çakırkeyif’ kelimesindeki çakır ‘şarap’ anlamına geliyormuş (Arapçada şrp sessizleri içmekle ilgili herhangi bir şey olabilir tabii, illa bizim bildiğimiz şarap olmak durumunda değil). Ama bir de, -yeni olgunlaşmaya başlamış meyveyi kastettiğinden midir yoksa içilen meşrubatın verdiği keyiften mi bilinmez-  akılları baştan alan, arzulanan hanımları anlatmak için ‘çakır‘ tabiri kullanılırmış ki Sabahattin Ali’nin bir şiirinde gözlerden yaş getirecek denli canlı betimlenen bir çakır kişisi sahne alır ve can yakıcı hatun Sevgili Ali yetmezmiş gibi bir de mükemmel yorumcu Nükhet Duru tarafından ölümsüz kılınır. Nasıl ustaca resmedilmiş bir öyküdür o… Kaç çakıra nasip olur? Tüm çakırların en azından saygı görmesi dileğiyle…

Altın saçlarını sıkıca tarar,
Sonra iki örgü yana bırakır;
Ayağında pembe dallı mor şalvar,
Taze gelin gibi süzülür çakır…

Beyaz ellerine kına yaraşır,
Mavi gözleriyle bir içim sudur.
Efeler onu el üstünde taşır;
Köyün bir tanecik orospusudur.

Çakırsız olamaz hiç bir eğlence
Herkesin gönlünü kaplar çünkü sis…
Bazan mal olsa da iki üç gence,
Yine çakırını ister her meclis…

Geniş meydanlarda yakılır çıra,
Çakır nazlı nazlı dokunur defe…
Süt gibi rakıyı sunar çakıra
Gür bıyıklı, ateş gözlü bir efe…

Gitgide açılır sırma cepkenler;
Kıllı göğüslerinden süzülür rakı.
Bazan birisinin bağrına girer,
Elma soymak için alınan çakı…

Çakır yılan gibi döner, kıvrılır
-Sırma saçlarında fildişi tarak-
Tabanca çekilir, bıçak sıyrılır,
O döner elini şıkırdatarak…

Yalnız bazı kere taze gelinler,
‘Bize kocamızı ver!..’ diye inler…
O zaman çakırın gözü doludur…

O zaman gözünün önüne gelen
Cepheden şehitlik alıp yükselen
İncecik bıyıklı bir yavukludur…

Categories: Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Velespit

Küçükken büyüklerden duymaya alıştığımız ama doğrusunu söyleyemedikleri için öyle dediklerini sandığımız ‘velespit’ sözcüğünün aslını öğrendim. TDK‘da yazdığı üzere velespit (ya da velesbit), Fransızca vélocipède sözcüğünden geliyor ama tabii ki Latince kökenli. Tren raylarında insanların hareket ettirdiği araçlara da, 2-3 tekerlekli ve pedallı araçlara da velespit deniyormuş ama ilk bisikletlere yani tekerleğinden pedallı olanlara asıl velespit dendiği için dedelerimizin ve anneannelerimizin tüm bisikletleri ‘velespit’ bellemesi çok normal 🙂

İtalyancada ‘veloce’ ‘hızlı’ demek. Latinceden gelen ‘pede‘ ise ‘pedal’ ve ‘pedikür’ sözcüklerinin de kökü olan ayakları anlatır. İngilizcede ‘pedestrian’ ‘yaya’ anlamına gelir örneğin (ayakları üzerinde gitmekten yola çıkarak), ‘centipede‘ ise yüz ayağı olan şeklinde bir mantıkla kırkayaklar için kullanılır (ki yüz ayakları yoktur).

 

Categories: Dil, Kültür | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Kızımı Verdim Mazmana

Kıldan ip büken, keçe yapan yani kısaca kıldan dokuma yapan kişilere ‘mazman‘ dendiğini öğrendim. Keçi kılı yıkanıp kurutulduktan sonra taranarak hazır hale getirilince bir alet yardımıyla bükülürmüş. İstenen kalınlıkta iyice sıkılan ipler bükülmüş olurmuş.

Mazman etmek ‘kendir bükmek’ anlamına gelir der bazı kaynaklar. Mazman da ‘kendirden ip yapan, çuval/çuha dokuyan’ demektir o kaynaklara göre. Etimolojik açıdan Ermeniceden geçtiği kabul edilir. 3-4 yaşındaki koyuna ‘maz’ denmesinin yanı sıra ‘mazman’ dendiği de söylenir. Bulmacalarda ‘bir tür kilim dokuma tezgahı’ olarak karşımıza çıksa da, bazıları kısaca ‘kilimci’ ya da ‘dokuyucu’ dese de yörüklerle kültürümüze yerleşmiş önemli bir zanaattır mazmancılık yani ip bükme mesleği. Soğuk hava şartlarıyla baş etmesi gereken yörükler önceleri hayvan derisiyle yetinmiş ama zamanla bitkileri ve keçi yününü de bu amaçla kullanmayı öğrenmiş ve zor şartlarda güvenebilecekleri, sağlam dokumalar üretmiştir.

Unutulmaya yüz tutmuş diğer zanaatlar gibi mazmancılık da çok az yerde devam etmektedir. Maraş’ın Kapalı Çarşısında ‘Mazman Çarşısı’ varmış ama içinde mazman kalmamış pek. Ancak halen Aydın’ın üç köyünde keçi kılından çadırlar üretilip dünya pazarına sürülmektedir (Kızılcaköy, Olukbaşı, Dutağaç).

[Ellerin Türküsü – Kanal B & Osmanlı Yörük Çadırı tarafından]

*****

Çeşitli bölgelerde söylenegelen şöyle bir tekerleme varmış:

Kızım kızım kızmana
Kızımı verdim dızmana
Dızman para kazana
Kızım yiye uzana

Ancak bu tekerleme/oyun/nazlatma/ninni Antep’te şu şekilde söylenirmiş:

Kızım kızım kızmana
Kızımı verdim mazmana
Mazman kazansın getirsin
Kızım yesin otursun

Bunu ‘tuzman’ ya da ‘hızan’ olarak söyleyen yöreler de var ama Antepliler için en değerli ve en para kazanan meslek mazmanlıkmış ki biricik kızlarını sadece mazmana vermeye gönülleri razı gelirmiş.

*****

Bu konuda bilgi vererek araştırma arzumu uyandıran ve öğrenmemi sağlayan Arif Kemal Mazmanoğlu‘na teşekkür ederim.

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Giyim, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Üç Otağ Bir Salon

‘Oda’ kelimesinin kökeninin ‘otağ’ sözcüğü (çadır, göçebe evi) olduğunu öğrendim.

Categories: Dil | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Arnavutluk’a Giriş

Arnavutların kendi ülkesine “Shqipëria” dediğini, ülke nüfusunun üç milyon civarı olduğunu, Arnavutluk’ta kullanılan para biriminin lek olduğunu, lek sözcüğünün Büyük İskender’den (Alexander the Great – Arnavutçada Leka) geldiğini, Rahibe Teresa’nın Arnavut olduğunu öğrendim.

Categories: Ülkeler, Dil, Ekonomi, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altılı Ganyan

‘Ganyan’ sözcüğünün Fransızcadan geldiğini ve ‘birinciliği kazanan (at)’ anlamına geldiğini öğrendim.

Categories: Dil | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Deve Gibi

İntihar‘ sözcüğünün, ‘nahr‘ yani bir hayvanı, boğazını kesmek yoluyla öldürmek ya da boğazlamak anlamındaki Arapça kökten türediğini öğrendim. Aynı zamanda boğazın altındaki çukura da ‘nahr‘ deniyormuş. Dolayısıyla bu çukura bıçak sokarak hayvanı kesmek nahr etmek oluyor. Fakat ‘nahr‘ devenin kesilmesi iken, koyun gibi hayvanların öldürülmesi anlamında ‘zebh‘ köküne baş vuruluyormuş, ki bu da bizdeki ‘mezbaha’ sözcüğünün çıkış noktasıymış.

İlginç… Ama en azından koyun olmuyorsun da deve oluyorsun bari 🙂

Categories: Dil | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Hijyen

‘Hijyen’ sözcüğünün Yunan Tanrıçası Hygieia’dan (Hygeia) türediğini öğrendim. Aynı zamanda Roma mitolojisinde de aynı isimle yer alan Hygieia, sağlık ve temizlikten sorumlu tanrıça imiş. Sağlıklı ve iyi yaşama sanatını ve bedene iyi bakmayı ifade eden sözcüğün sıfat olarak Aristo tarafından kullanıldığı söyleniyor.

Categories: Dil, Kültür, Sağlık | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Müjgan

Ahmet Kaya’dan dinlemeye alışık olduğumuz “o mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız” nakaratlı parçadaki ‘müjgan’ sözcüğünün bir kadından bahsetmediğini öğrendim. Atilla İlhan’ın, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının ardından yazdığı şiirinden bestelenen parçada bahsi geçen ‘müjgan’ Farsça kökenli bir sözcükmüş ve ‘kirpikler’ anlamına geliyormuş. Hatta bu müjgan, yeri gelip aşığını yaralayan ok oluyormuş… İşte yine o mahur bestenin çaldığı ve müjganla benim ağlaştığımız bir Türkiyem gününde sizlere bunu anlatmak istedim 😦


Bu arada, onbeşinci saniyedeki resimde en önde görülen ama ismi paylaşılmayan şahıs kim sizce?

Categories: Dil, Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Fasching

Arada medyada karşımıza çıkan ama sanki Alman kadınları çıldırmış gibi hissettiren kravat kesme olayının aslını öğrendim. Bu, başta Köln olmak üzere çeşitli kentlerde coşkuyla kutlanan ve ‘Beşinci Mevsim’ adı verilen bir karnavalmış. Onbirinci ayın onbirinde saat onbiri onbir geçe başlayıp şubata kadar sürüyormuş ancak karnavalın en hareketli kısmı perşembe (Weiberfastnacht) başlayan, ‘gül pazartesi’de (Rosenmontag) tavan yapan ve ‘kül çarşamba’da (Aschermittwoch) biten son haftasıymış. Kadınlar karnavalı olarak bilinen bu sürede değişik kıyafetler giyen kadınlar hakimiyeti ele geçirdiklerinin göstergesi olarak belediye binasına doluşmak, erkekleri makam odalarından kovmak, erkeklerin kravatını kesip onları öpmek gibi çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyormuş (bu kısım, erkekler karnavalı kutlarken çamaşır yıkayan kadınların direnişiyle eklenmiş). Tabii ki göçmenlerin ve özellikle de Türk vatandaşların yoğun katılımının söz konusu olduğu karnaval boyunca bir ağızdan söylenen şarkılardan biri tramvayda otururken Türkiye’ye gittiğini hayal eden bir adamın şarkısı olan “Heute fährt die 18 bis nach Istanbul” adlı şarkıymış (18 numaralı tramvay bugün İstanbul’a gider). Ne diyeyim, insanlar eğleniyor, bizim gibi sürekli unutmayıp unutturmayacakları siyah kurdeleli günler yaşamıyor.

Kül Çarşambadan sonra yani karnaval bitince dindar Katolikler perhize giriyormuş. Yani, Hristiyan takvimiyle belirlenen günlerde -ki bu paskalyadan önceki altı hafta/40 gün oluyor- et yemiyorlar ve böylece İsa’nın yeniden hayata gelişinin kutlandığı Paskalyaya ruhlarını hazırlıyorlar. Bu dönemi anlatmak için kullanılan ‘Fasching’ sözcüğü ‘son içki’ anlamına gelirken ‘Karnaval’ sözcüğü ise ‘ete veda’ gibi bir anlama geliyor. Latincede ‘carn’ ‘et’ demekmiş ve carnival da ‘eti bir kenara koymak’ oluyormuş. Beşinci mevsimin ardından et yemeyecekleri dönem başlayacağından karnavalda ete veda ederek çılgınlar gibi kutlama yapıyorlarmış. Zaten bu dönemde karnaval sadece Almanya’da değil İtalya gibi başka ülkelerde de oluyor. Maksat oruç tutmaya başlamadan önce biraz tüketim yapmak ve eğlenmek. Tabii Hristiyanların orucu sadece et yememek değil, sevdikleri bir şeyi kullanmamak şeklinde oluyor. Mesela benim İngiliz arkadaşlarımdan biri çikolatayı bırakıyordu, diğeri birayı. Kanadalı arkadaşım ise Facebook’u bıraktı!

2016 yılında Kadınlar Karnavalı 4 Şubat – 10 Şubat arasında kutlanacak. Gidecek olursanız çakma kravat takın 😉

Detaylı Okuma: Semra Çelik, YeniHayat    ve    DW

Categories: Ülkeler, Dil, Etkinlik, Kutlama, Müzik, Seyahat, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bohem Cingenler

İngilizcedeki ‘gypsy’ (çingene) kelimesinin ‘Egyptian’ (Mısırlı) sözcüğünden türediğini, bunun nedeninin de ülkelerinde görmeye başladıkları Roman halkının Mısır ülkesinden geldiğini sanmaları olduğunu öğrendim (orijini 16.yüzyıl). Oysa ki esmer vatandaşlar Kuzey Hindistan’dan yayılmıştır dünyaya. Fakat ne hikmetse Fransızlar da, Bohemya’dan (bugünkü Çek Cumhuriyeti’nde) geldiklerini düşündükleri için ‘Bohemién’ demiş çingenelere, yani bugün Türkçe’de de kullandığımız ‘bohem’ sözcüğünün atası. Bohem yaşam tarzına sahip kişiler Çigan’a benzetilmiş belli ki de Türkiye’nin ünlü Romanlarına bakınca pek de bohem bir duruş göremiyor insan. Buyrun size gerçek Bohemian Rhapsody:

(filmturkey.net – documentary on gypsies – with English subtitles)

Categories: Coğrafya, Dil, Kültür | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hoşçakalın

İngiliz dilinde vedalaşırken kullanılan ‘goodbye’ sözcüğünün ‘God be with ye (you)’ (‘Tanrı seninle olsun’ yani ‘Tanrı seni korusun’) ifadesinin zamanla kısalması sonucu ve yıllar içinde ‘good morning’, ‘good night’ gibi selamlamalara benzetilerek son şeklini aldığını öğrendim. 14. yüzyıl sonlarında ‘God be with ye’ 1570lerde ‘godbwye’ imiş.

Kaynak: English Language & Usage Stack Exchange

Categories: Dil | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Lepiska Saç

‘Lepiska’ sözcüğünün Almanya dolaylarından geldiğini öğrendim. Gerçekte Leipzig kentinde üretilen ipeğe verilen bu isim zamanla sıfatlaştırılmış ve Leipzig’li anlamındaki ‘Lepiska’ sözcüğü Osmanlı zamanında bu kentten gelen sapsarı ve dümdüz saçları olan kadınlar için de kullanılmaya başlamış. Günümüzde bu Alman kenti unutulmuş tabii ama lepiska sözcüğü halen uzun, düz ve şekil alamayacak denli yumuşak saçlar için kullanılmaktadır.

 

Mavi gözleri mahmur
lepiska saçları darmadağın,
çıplak ilik teninde bürümcük geceliği,
yani açık saçık,
hatta hayasızca biraz,
çıkar ansızın yatağından,
bizim İstanbul’da bahar…

Nazım Hikmet Ran

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Cinsiyet Trafiği

‘Seks’ sözcüğünün Almancasını öğrendim. ‘Geschlechtsverkehr’ olarak ifade edilen kelime ‘cinsiyet’ ve ‘trafik’ sözcüklerinin birleşmesinden oluşuyormuş. Öte yandan herkes gibi onlar da ‘seks’ diyormuş tabii.

Categories: Ülkeler, Dil, Diğer | Etiketler: , , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: