Posts Tagged With: Aşk

Güzel Bakan Gözler Birbirini Bulur

Fotoğraf sanatçısı Yıldız Moran’ın, şair Özdemir Asaf’ın eşi olduğunu öğrendim. Ve de aslan burcu olduğunu 😀 

1932 doğumlu Moran, Robert Kolej’de öğrenim görür. Ardından İngiltere’ye gider ve fotoğrafçılık eğitimi alır. 1953 yılında ilk sergisini açar İngiltere’de. Sergilerin ve çalışmaların arkası gelir. Onsekiz yaşında fotoğraf makinesi ile tanışıp kendini bu alanda yetiştirmeye başlayan Moran, “Türkiye’nin akademik eğitim almış ilk kadın fotoğraf sanatçısı” ünvanına erişir. Çok gezer ve çok fotoğraflar. İngiltere’de iyi para getiren sanatı Türkiye’de aynı heyecanla karşılanmaz. O da para kazanmak için yılbaşı kartları yapıp satmak ister. Fakat anlaştığı yerle problem yaşayınca, şair Asaf’ın matbaası önerilir kendisine ve titiz çalışmaları övülür. Yıldız Moran matbaadan içeri adım atınca hayatı değişir. Şairi ilk gördüğü günü ve hatta saati bir daha asla unutmaz. Yani 4 Kasım 1954 gününü. O sırada zaten evli olan Özdemir Asaf ile Yıldız Moran’ın evlenmesi ise sekiz yıl kadar sonra gerçekleşir ve bu evliliğin ardından Moran sanatını bırakarak çeviri ve sözlük çalışmaları yapmaya başlar. Üç çocukları olur: Gün, Olgun, Etkin. 1981’de Asaf ayrılır aramızdan, 1995’de de Moran.

Tutkularının peşinden gitmekte hiç tereddüt etmeyen cesur, güçlü ve kararlı kadınlara saygılarımla…

“Zamansız Fotoğraflar” sergisini Antalya’ya getirerek bu değerli sanatçımızdan haberdar olmamı sağlayan Antalya Kültür Sanat’a bir kez daha teşekkür ederim. Sergiden kareler:

Yıldız Moran Arun web sayfası: yildizmoran.com.tr

Bu web sayfası çok kapsamlı ve harika derlenmiş. Kaynağım olan iki röportaja da oradan ulaştım:

Moran ile Röportaj 1: Ses Dergisi, 25.Sayı, 25 Haziran 1983, “Türkiye’nin İlk Kadın Fotoğraf Sanatçısı Yıldız Moran”
Moran ile Röportaj 2: Son Saat, Mart 1955, “Kapanmıyacak Bir Sergi!.” Yüksel Söylemez – Sanat Âleminde

Facebook: Yıldız Moran Arun

Reklamlar
Categories: Antalya, Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Kuçuradi

İoanna Kuçuradi isminde çok değerli bir felsefe insanımız olduğunu öğrendim. Hacettepe Üniversitesi’nin Felsefe Bölümünü de Türkiye Felsefe Kurumunu da, İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezini de Kuçuradi kurmuş. 1988’de genel sekreterliğine getirildiği Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonunun (FISP: Fédération Internationale des Sociétés de Philosophie) 1998-2003 yılları arasında da başkanlığını yürütmüş.

Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve eğitiminin tamamını bu ülkede almış Kuçuradi bir Rum. 1936’da doğmuş. Varlık Vergisini de 6-7 Eylül olaylarını da 1964’teki zorunlu Rum göçünü de görmüş. Ülkesi Türkiye’nin eğitimine katkıda bulunmaya devam etmiş. “Okullarda felsefe öğretsek yirmi yıl sonra farklı bir Türkiye olur” diyerek konunun önemini anlatmaya çalışmış da sesini pek duyuramamış. Yılmamış. Elinden geleni yapmaya devam ediyor.

İki de sözünü paylaşayım:

Bir tane insan hakkı ihlali vardır; o da kişiye farklı davranmaktır.

Niye insanlar sık sık sevgili değiştiriyor? Niye sık sık aşık oluyor? Çünkü o ilişkide, karşısındaki insan, o kişinin bir ihtiyacını karşılıyor. Kendisine yönelik bir nedenden dolayı duygular besliyor. O ihtiyacı karşılamaz olduğu anda o ilişki bitiyor.

Categories: Bilim, Diğer, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

İlkokul Mezunuyla Evlenmem

Bir kadının ağzından dökülen “ilkokul mezunuyla evlenemem” lafının, koskoca eğitim kurumlarının temelini atabileceğini öğrendim. İstanbul’un iyi okullarından birinin kurucusu olan Rüstem Eyüboğlu, zor geçen çocukluğu nedeniyle okuyamamış ve küçük yaşta iş hayatına atılmış. Doğduğu Çayeli’nde ilkokulu bitirdikten bir süre sonra ailesiyle İstanbul’a göçen Rüstem Bey, onlara destek olmak için gazete satmış, ayakkabı boyamış… Garsonluktan aşçılığa kadar bir çok işte çalışmış. Derken bir kıza aşık olmuş. Fakat lise mezunu kızımız evlilik teklifini kabul etmeyince Rüstem Bey iş dünyasını biraz ileri iterek okula dönmüş. 22’sinde ortaokul sınavlarını halletmiş. 23 yaşında liseye başlamış. Veee gerisi gelmiş… Dr. Rüstem Eyüboğlu’nun heyecan verici yaşam öyküsünün detaylarını okumak için kaynaklarıma bakabilirsiniz: 

Demet Cengiz Bilgin, Hürriyet Gazetesi, 12.11.2007
Murat Aydın, Sözcü Gazetesi, 31.03.2016

Fotoğraf: Dr. Rüstem Eyüboğlu Twitter Hesabından: @rustemeyuboglu

Categories: Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Ciddi Evlilik İlişkisi

Sait Faik Abasıyanık’ın güneye yerleşip bir kahve açmayı ve orada Leyla Erbil ile çalışmayı düşlediğini öğrendim. 1953 Nisanı ile 1954 Mayısı arasında arkadaşlık etmişler. Yani Sait Faik sirozdan ölene kadar. Tanıştıklarında Abasıyanık 47 yaşında. Leyla Hanım ise 22’sinde, filolojide okuyan bir genç kız ve İskandinav Hava Yollarında sekreterlik ve çevirmenlik yapıyor.

Abasıyanık’ın ölümünden Erbil’i suçlayanlar olmuş. Mektuplaştığı Ahmed Arif ise hiçbir suçu olmadığı konusunda Leyla Hanımı ikna etmiş.

Öykülerine hayranlık duyduğu, çok etkilendiği, tanışıp arkadaşlık ettiği yazarın ölümünden bir yıl sonra Erbil bir yüksek mühendis ile evlenmiş. Eşi Mehmet Erbil ile İskandinav Hava Yollarında çalışırken tanışmış.

Anladığım kadarıyla Erbil için Abasıyanık ömrünce en değer verdiği figürlerden biri olarak kalmış.

Kaynaklar:
* Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları
Writers of Turkey
Sennur Sezer, 22.09.2013, Radikal Kitap

İleri Okuma:
Elif Tanrıyar, 19.07.2015, t24

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Seviyor Sevmiyor

Şu bizim “seviyoooor… seemiyoor…” bel bağlamasıyla yapraklarını yolduğumuz zavallı papatyanın falına Fransızların daha farklı baktığını öğrendim. Yenilgi Günlükleri’nin bir yazısında okuyunca haberdar olduğum konuyu araştırdım ve Fransız papatya falında çiçeğin beşli set halinde parçalandığını anladım. Yani yolma işlemine “Il m’aime” diye başlıyor ve koparılan her yaprakta seviyor-sevmiyor değil, sırasıyla şunları söylüyorlarmış: 

az seviyor (un peu),
çok seviyor (beaucoup),
tutkuyla seviyor (passionnément),
delice seviyor (à la folie),
hiç sevmiyor (pas du tout)

Böylece sevmeme ihtimali %50’den %20’ye düşmüş oluyor. Daha iyimser ve heyecanlı!

 

Bu arada, eğer “o beni takip etti, ben de onu edeyim,” “yazısını beğeneyim ki o da beni beğensin” şeklindeki blog okurlarından değilseniz eğer Yenilgi Günlükleri‘ni öneririm. Bilgi, deneyim ve duyguların birleştiği derin yazılar okumayı özleyenlere Onikinci Defter iyi gelecektir.

 

Categories: Dil, Doğa, Kültür, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | 2 Yorum

Arbaş’ın Ağrılı Aşkı

Seksenlerde Amerika’dan gelip sinema dünyamıza dalan Derya Arbaş’ın, “Dilan” filminin çekimleri için 1986’da gittiği Ağrı’da tanıdığı bir gence aşık olduğunu, çekimler bittiği gibi de Ağrılı bu delikanlıyla evlenip ABD’ye yerleştiklerini öğrendim. Tabii onsekiz yaşında tadılan bu aşk üç yıl sürmüş. Arbaş, bazı kaynaklarda aşiret reisi oğlu olduğu belirtilen Nihat Polat’tan 1989 yılında boşanmış.

Ah ne severdim rahmetliyi… Güzel gülüşlü insan, ışıklar içinde uyu ❤

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Tarsus’ta Aşk Başkadır

Kleopatra ve Mark Antony’nin aşklarının en alevli zamanını bizim Tarsus’ta yaşadığını öğrendim. Hatta Tarsus’ta ‘Kleopatra Kapısı’ diye bilinen bir kapı varmış ki Hazret kente oradan teşrif etmiş. Biz de ne kapılardan girdik ama…

Categories: Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Devlerin Aşkı

Napolyon’un ilk eşi Joséphine’in, büyük İmparatora yazdığı aşk kokulu mektupların çok ünlü olduğunu öğrendim. Joséphine ve Napolyon’un aşkı tarihe adını yazdırmış ancak çocukları olmadığı için anlaşarak ayrılmayı seçmişler. Adam öğretmen değil sonuçta, koca İmparator!

 

Categories: Tarih | Etiketler: , , , , , , | 2 Yorum

Hangi Münevver

Şair Nazım Hikmet’in dayısının kızı ve aynı zamanda dördüncü hayat arkadaşı olan Münevver Andaç‘ın, mükemmel Fransızcasıyla çok başarılı ve ödüllü, aranan bir çevirmen olduğunu öğrendim. Sadece Nazım’ın değil Yaşar Kemal’in ve Orhan Pamuk’un eserlerinin de Fransızlar tarafından okunmasını sağlamış. Aynı zamanda son derece kültürlü bir üniversite hocasıı olan Münevver Hanım’ı sadece şairin oğlunun anası ve yıllar sonra ortada bıraktığı kadını olarak anmamamız gerekir. Ancak Nazım Bey’e yazdığı mektuplar da, sergilediği üstün Türkçe hakimiyetinin ötesinde, dönemin olaylarına ışık tuttuğu ve yeniliklere eleştirel bakış açısını yansıttığı için çok değerlidir. Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan bir mektuptan şunu öğreniyoruz: Münevver Hanım 1957’de bir konserde izlediği keman virtüözü David Oistrakh‘ın sanatına hayran kalmış ve ilahileştirerek dile getirdiği bu hayranlığını şairimize yazdığı bir mektubunda anlatınca şu şiirin doğmasına neden olmuş:

 

Kaynaklar:

Cumhuriyet Gazetesi – 15 Ocak 2015 (Mektup)
Cumhuriyet Gazetesi – 16 Mayıs 1999 (Andaç’ın yaşamöyküsü)

 

 

Categories: Dil, Edebiyat, Konser, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Gönül Bu…

1980 yılında John Lennon’ı öldüren hayranı Mark Chapman’ın şarkıcıya benzeme işini fazlasıyla abartıp John Lennon Yoko Ono’yla evlendi diye Japon bir kadınla evlendiğini öğrendim. Hala hayatta olan Chapman’ın altmış yaş üstü eşi Gloria ise sevgilerinin her geçen gün daha da güçlendiğini düşünüyor ve hala yılda bir kez 44 saatlik yalnız kalma-yeme-içme-sevişme ve televizyonda Çarkıfelek izleme iznini birlikte geçirmek üzere Hawaii’den New York’a Mark Chapman’ın yanına uçuyor.

 

Kaynaklar:
Daily Mail 2010 – Daily Mail 2014Daily Mail 2015
New York Post (2014)

Categories: Müzik, Psikoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Aşkı Sınıf Arkadaşı

Deniz Baykal’ın eşi Olcay Hanım’ın Antalya Lisesinden sınıf arkadaşı olduğunu öğrendim. Yani hala 1950lerden beri aşık olduğu insanla birlikte.

Categories: Antalya, Diğer | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Robertli Çiftler

Tomris Uyar ve ilk eşi Ülkü Tamer gibi Bülent Ecevit ve Rahşan Ecevit’in de, Tansu ve Özer Çiller’in de Robert Kolej’de okurken tanıştıklarını öğrendim. Bu okulda yetişen insanlar ilginç bir çeşitlilik sergiliyor. Buyurun size wikipedia‘dan kısalttığım liste:

Abidin Dino,
Halide Edip Adıvar,
Gündüz Vassaf,
Halikarnas Balıkçısı,
Ayşe Kulin,
Mihri Belli,
Mina Urgan,
Orhan Pamuk,
Perihan Mağden,
Pınar Kür,
Sevan Nişanyan,
İpek Ongun,
Refik Erduran,
Can Kozanoğlu,
Ömer Madra,
Çiğdem Talu ve Melih Kibar,
Cem Karaca,
Ömer Kavur,
Halit Refiğ,
Genco Erkal,
Zeki Alasya,
Nevra Serezli,
Gülriz Sururi ve eşi Engin Cezzar,
Nedim Saban,
Haldun Dormen,
Özdemir Nutku,
Talat Halman,
Behice Boran,
Cem Boyner,
İsmail Cem,
Rüştü Saracoğlu,
Kasım Gülek,
Cem Kozlu,
Betül Mardin,
Hüsnü Özyeğin,
Mehmet Emin Karamehmet,
Şakir Eczacıbaşı,
Nejat Eczacıbaşı,
Rahmi Koç,
Suna Kıraç,
Arman Manukyan,
Kaan Kural,
Neşe Erberk

Categories: Diğer, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Zekiler Dikkat!

Zaaf derecesinde akla hayran ve zeki olana aşık kişileri ‘sapyoseksüel’ sıfatıyla tanımlamaya başladığımızı öğrendim. Sapyoseksüel kişi, partnerinin görünümünün ya da bir başka özelliğinin çekiciliğinden ziyade zekasından etkilenip tahrik oluyormuş, akıl gücüne arzu duyuyormuş. Sosyal medyanın etkisiyle yaratılarak dile yeni girmiş sözcüklerdenmiş. ‘Sapien’ ve ‘sexualis’ kelimeleri kullanılarak türetilmiş.

Categories: Dil, Güncel, Psikoloji, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Küçük Prensler

Küçük Prens’in ilk kez New York’ta yayınlanışından on yıl sonra Türkiye’ye ulaştığını, ilk çevirisinin Ahmet Muhip Dıranas tarafından Çocuk Esirgeme Kurumunun dergisi için yapıldığını ve üç sayıda tamamlandığını, sonra başkaları tarafından çevrildiğini, 1965 yılında ise Cemal Süreya ve Tomris Uyar’ın birlikte günlerce gecelerce çalışarak çevirdiği versiyonunun çıktığını öğrendim. 2015 yılı itibariyle yayınevlerinin bu kitaba dair telif hakkı sıkıntısı ortadan kalktığı için bu yıl bu değerli klasiğin bir sürü yayınevinden basımı gerçekleşmiş, ama şüphesiz ki bizler için en değerli olanı iki üstadın birlikte ürettikleri çalışmanın yeniden dile gelmesidir. Dolu dizgin yaşanmış bir aşkın yıllar sonra ortaya çıkmış bir meyvesi gibi…

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Haberin Yok, Ölüyorum..

Duman Grubunun Solisti Kaan’ın yıllarca birlikte olduğu Ahu adlı bir sevgilisi olduğunu, varlıklı ve nüfuslu bir ailenin eğitimli kızı olan bu hanımefendinin 2002 yılında intihar ettiğini, ardından Kaan’ın bir süre dağıldığını ama bu aşk sayesinde bir çok beste yaptığını öğrendim. Grubun her konserinde hazır bulunan ‘Sevgili’ Ahu, Kaan’la aralarında yaşanan bir sorundan dolayı gelmediği konseri telefonla dinlemiş ve kendisi için yazılmış olan ‘Bal’ adlı şarkıyı cep telefonundan dinledikten sonra spor yaparken kullandığı iple kendini asmış. Doğruysa eğer, Kaan hiç bir konserinde ‘Bal’ parçasını söylemezmiş..

Ve… Yıllardır Duman’ın beni en kendimden geçiren parçası olan ‘Haberin Yok Ölüyorum’ adlı derinliğin de Ahu için yazıldığını öğrenmek beni iyice sarstı. Ve ‘Oje’…

Categories: Konser, Müzik, Psikoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Sübyancıymış!

Ünlü Fahriye Abla şiirinin başrolünü kapmış hanımefendinin, bu eşsiz eserin şairi olan Ahmet Muhip Dıranas’ın bir komşusu olduğunu öğrendim. Edebiyatımıza güzel eserler vermiş Dıranas’ın çocukluğunda yaşadığı Sinop’ta çobanlık yapmasının da, ardından taşındıkları Ankara’daki öğretmenlerinin Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar olmasının da sanatına katkıları tartışmasızdır, ancak şu bir gerçek ki ‘Fahriye Abla’ adlı şiiri, usta şaire “ellerim kırılsaydı da yazmasaydım” dedirtecek kadar ön plana çıkmıştır.

Gerek yazın, gerek müzik, gerekse film dünyasına damgasını vurmuş dizeleri üretmesini sağlayacak bu büyülü hisleri yaşadığı yıllarda onbeş-onaltı yaşlarında bir delikanlı olan Dıranas sürekli evlerine girip çıktığı evli ve çocuklu ama işveli bu komşu kadına hayranmış. Yıllarını birlikte geçirdiği eşi Münire Dıranas’ın verdiği bir röportajdan Dıranas’ın babasının askeri fabrikada çalıştığı için Cebeci’de yaptırılan işçi evlerinde kaldıkları ve Fahriye Hanım’ın da yine bu evlerden birinde yaşayan bir komşuları olduğu bilgisini öğreniyoruz. Bir dönem Türk kültür hayatının bile şekillenmesine yön vermiş bu hisleri kendisi şu şekilde özetliyor: “Muhip Bey, o sıralarda bir sübyan. Yeni erkek olmuş yani. Fahriye de galiba sübyancıymış!” Ancak yaşı kendisinden çok ileri olan bir hanıma duyduğu hayranlığın damgasını vurduğu bu yaşamın mimarının, ironik bir şekilde, 32 yaşındayken evlendiği Münire Hanım kendinden onbeş yaş küçüktür.

Sayın Münire Dıranas ile yapılan röportajı okumak için: Ebru Toktar Çekiç, Akşam Gazetesi

**************************************************************************************

FAHRİYE ABLA

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.
Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Eviniz kutu gibi bir küçücük evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi;
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede.
Yaz, kış yeşil bir saksı ıtır pencerede;
Bahçende akasyalar açardı baharla.
Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı;
Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı.
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin.
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin;
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla.
Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye Abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya.
Bilmem şimdi hala bu ilk kocanda mısın,
Hala dağları karlı Erzincan’da mısın?
Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın;
Hatırada kalan şey değişmez zamanla.
Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye Abla!

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Öğütçü Olmak da Zor

Kırkbeş yıl önce bugün aramızdan ayrılan en sevdiğim yazar Orhan Kemal’in “Bir Filiz Vardı” adlı romanında bahsi geçen Filiz’in (yani Ülkü) yazarın son aşkı olduğunu, tanıştıkları 1960 yılında yazar 47 yaşındayken Ülkü’nün 17 yaşında olduğunu, ama değerli Mehmet Raşit Öğütçü’nün gerek yaş farkından gerekse zaten evli oluşundan dolayı sorgulayıp rahatsız olduğu bu beraberliğini aynı evde yaşayarak hissettiğini öğrendim. Eşi bu durumu kabullenmek durumunda hissetmiş kendini ve bir süre sonra Ülkü’den ayrılan Sevgili Öğütçü ölene kadar karısıyla olan evliliğini sürdürmüş.

Orhan Kemal – Bir Filiz Vardı – Kendi Sesinden Romanın Bir Bölümü

Rahşan Yıldız Eyigün’ün Tezi – Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniverstitesi

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: