Posts Tagged With: Araştırma

Müzik Uykunun Gıdasıdır

Didgeridoo denen müzik aletini çalmanın horlama ve uyku apnesi sorunlarına iyi gelebileceği tezine dair çalışmaların devam etmekte olduğunu öğrendim. Didgeridoo öğretmeni Aj Block’un yönettiği web sayfasına yorum yazan bir beyin tümcelerini aktarıyorum: “Bir buçuk yıldır, belki de daha uzun zamandır uyku sırasında solunum problemleri yaşıyorum: yüksek sesli horlama, nefes alamama… İki ay kadar önce uyku apnesi için didgeridoo çalmaya başladım. Günde otuz dakikadan haftanın dört-beş günü pratik yapıyorum. Geçen hafta sonu arkadaşımın evindeydim. Bütün gece nefes alıp verişimin çok düzenli olduğunu söyleyince gururlandım. Uyku apnesine doğal terapi olarak didgeridoo kullanmak hayatımda büyük fark yarattı.”

2005 yılında The British Medical Journal’da yayınlanan bir raporda, ‘düzenli olarak didgeridoo çalmanın uyku apnesi için etkin bir tedavi sağlayabileceği’ hipotezinden yola çıkan araştırma görevlilerinin Zürih Üniversitesinde yürüttüğü çalışmanın detayları paylaşılmış. Çalışmaya katılanların çoğu gün içerisinde uykululuk hâli sıkıntısı yaşayan 50 yaş civarı beylermiş. Düzenli ders alarak didgeridoo çalmayı öğrenmeleri ve dört ay boyunca, her gün en az yirmi dakika olmak suretiyle haftada beş gün pratik yapmaları istenmiş.

Yazının gidişatından tahmin edileceği üzere didgeridoo çalanlar, çalmalarına izin verilmeyen kontrol grubu elemanlarına kıyasla gelişme göstermiş ve gün boyu deneyimledikleri uykuluk hâlinde azalma olmuş. Bu da bir başarı olarak kaydedilmiş ancak tabii çalışmalar devam ederse tam sonuçları alınabilir denmiş haberde. Yani deney-gözlem süreleri uzatılarak, daha yoğun ve sık dersler alınarak.

Enstrümanın uzmanları, didgeridoo çalmak için rahatlamış bir boğaz ve dudaklara gereksinim olduğunu, bu aleti çalmanın boğaz ve dil kaslarını güçlendirdiğini ve bu tür bir üflemeli çalgıyı seslendirmek için gereken ağız-dil hareketlerinin uyku apnesi sorununu olumlu yönde etkileyebileceğini belirtiyor.

Gece uyku bozukluğu yaşayan kişiler gündüz uykulu hissediyor, halsiz ve huysuz oluyor. Horlama sorunu olanların refakatçileri de halsiz ve huysuz oluyor. İngilizce olsa da izleyince anlaşılan videoda Aj bu enstrümanın nasıl çalınacağını öğretiyor. Baştan sona izleyince insan düşünmeden edemiyor: Gece horlayan bir koca mı, gündüz bu sesleri çıkaran koca mı? Sağlık hepsinden önemli tabii ama ufak bir sorun daha var: Didgeridoomuz yok 😉

Bol uykulu günler 🙂

[Didge Project]

Kaynaklar: Didge Project, American Sleep Apnea Association

Reklamlar
Categories: Bilim, Eğitim, Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Basında Cahil İnekler

İyi bilinen bir medya kuruluşunun yayınladığı Cahillikler Köşesinde yanlış bilgilere de yer verebildiğini öğrendim. Dün, yaz saati-kış saati uygulamasının mucidinin Franklin olduğunu söylemiş olmalarına şaşırmıştım. Bugün de, manyetik duyarlılık üzerine yapılan bir araştırmaya kafalarınca sonuç yazmalarına hayret ettim. Google Earth’ten elde edilen görseller, otlayan ya da dinlenen sığırların vücutlarını kuzey-güney doğrultusunda hizalayarak durduklarını gösteriyormuş. Yani başları ya kuzeye bakıyor, ya da güneye. Basın kuruluşumuz ise pusulasız kalırsak ineklere bakarak kuzeyi bulabileceğimizi belirtmiş rahat rahat. Holy Cow!

Araştırmanın detayları: Elizabeth Mitchell, BBC News, 25.08.2008

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Düşündüğünden Güzelsin

Kadınların sadece yüzde dördünün kendisini güzel bulduğunu ortaya çıkaran bir araştırmayla harekete geçen bir kişisel bakım ürünleri firmasının kampanyalar düzenleyerek kadınların geri kalan %96’sına da kendilerini sevdirmeye çalıştığını öğrendim.

* Boş bir odada robot resimler çizen bir sanatçı oturuyor. Sırayla bu odaya alınan kadınlar bir perdenin arkasına oturtuluyor. Gelen kişinin yüzünü göremeyen sanatçı kadına kendisini tarif etmesini söylüyor. Kadının tarifine göre ressam kendisini çiziyor. Kadın çıktıktan sonra bekleme salonunda konuştuğu kişilerden biri içeri davet ediliyor ve biraz önce çıkan kadını bu kez bu kişinin tarif etmesi isteniyor. İki tarife göre yapılmış çizimler yanyana asılarak resim sahipleri tekrar odaya alınıyor. Sonuç: Herkes kendisini olduğundan son derece farklı tarif etmiş ve bir başkasının anlatımıyla çizilen resimler aslına daha yakın çıkmış. (Video 1)

* Yolda giden kadınlara soruyorlar: Vücudunuzda en çok nerenizi beğeniyorsunuz? Soruyu bir türlü yanıtlayamayan kadınların yanlarındaki kadına soruyorlar bu kez: Arkadaşınızın/kızınızın/annenizin en çok neresini beğeniyorsunuz? İkinci soruya yanıtlar çok kolay bir şekilde veriliyor. Çoğu insan kendinde olanı değil bir başkasında gördüğünü seviyor ne de olsa. (Video 2)

* Bina girişindeki iki kapıdan birinin üstüne ‘Güzel’ yazılıyor, diğerine ‘Sıradan’ (averaj). Kadınların hangi kapıdan geçtiği inceleniyor. Siz hangisinden girerdiniz? (Video 3)

* Bu sene yaptıkları çalışmada da erkeklerin kalp atışları ölçülerek bir çıkarıma varılıyor. Beyler sırayla odaya alınıyor. Parmaklarına nabız ölçer takılıyor. Ekranda ünlü güzellerin resimleri gösteriliyor ve bunlara bakan erkekten gördüğü kişinin güzelliğini anlatması isteniyor. Dünya güzeli kabul edilen ünlüler için sıradan ve naif sayılabilecek ifadeler kullanan beyefendilerin kalp ritmi 80 civarı oluyor da yakın aileden bir hanımefendinin resmini görüp de bu güzelliği tanımlamaya geçtiler mi vuruş sayısı 110’u buluyor. Örneğin aşağıdaki bey, resimde gördüğümüz eşini şu şekilde anlatıyor: “Harika bir gülüşü var. Hiç değişmedi. Onu tanıdığımda 19-20 yaşındaydım. Hep aynı kaldı. Aynı yüz. Karım hakkında konuşmak tuhaf ama böyle hissediyorum. O eşsizdir.” Bunları söylerken çok duygulanıyor ve beni de ağlatıyor tabii ki… (Video 4 – Türkçesi yok henüz)

* Geçen hafta Türkiye’de yayınlanan reklamları da kız çocuklarının kendi bedenlerinde beğenmedikleri yerler konusundaki fikirlerini annelerinden miras aldıklarını söylüyor. Valla öyle. (Video 5)

Yani hanımlar, düşündüğümüzden çok çok daha güzel olduğumuzu bir kabullenelim artık. Her şeyden önce kanlı-canlı ve sağlıklıyız. Beğenmeyen kendine baksın!

Categories: Güncel, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | 5 Yorum

Facebook Parmağı

Üssü Kopenhag’da olan Happiness Research Institute’ün, yaptığı son araştırma ile, Facebook kullanmayı bırakınca mutluluk düzeyinin arttığını saptadığını öğrendim. Bin civarında denekle çalışan enstitü bunların yarısına bir haftalığına Facebook kullanımını tamamen bırakmalarını söylemiş, diğer yarısı ise feys rutinlerine devam etmiş. Çalışmanın öncesinde ve sonrasında deneklerin mutluluk düzeylerini on üzerinden değerlendirmeleri istenmiş. Tabii ki deney grubundakiler, kontrol grubundakilere göre daha mutlulaşmış. Bir haftada hemen gerçek hayatta olan türden sosyalleşmeleri artmış ve daha az yalnız ve öfkeli hissettiklerini ifade etmişler. Deneyin tamamı bundan ibaretse eğer, insanın “noolmuş yaani, bunu ben de söyleyebilirdim” diyebileceği türden çok vasat bir çalışma ama yine de bir farkındalık yaratılmasını sağlamıştır. En mutlu ülkelikten üçüncü mutlu ülkeliğe gerileyince telaşlandılar herhalde. Bir kere adamların ‘Mutluluk Araştırma Enstitüsü’ diye bir kurumları var ki bu bile vatandaşını mutlu etmeye yeter. Neyse… Artık ülkemizin mutluluk sıralamasında neden üst sıralarda yer almadığını biliyoruz: Üzüntü verecek hiçbir şey yok aslında ama işte Facebook parmağı var! Bence kapatılsın. Kah-rol-sun-Feeys-buk!

(Gerçi İsmail’i mutlu etmiş ama…)

Categories: Ülkeler, Bilim, Güncel, Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Ödev

Geçtiğimiz Ağustos ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, Amerikalı çocuklara, normalde uzmanlarca önerilenin üç katı kadar fazla ödev verildiğini öğrendim. Ulusal eğitim sendikası ile ulusal veli-öğretmen örgütünün uygun gördüğü günlük ödev yapma süresi, birinci sınıf öğrencileri için on dakika, ikinci sınıf için yirmi, üçüncü sınıf için otuz ve böyle böyle liseyi bitirene kadar onar dakika artarak devam ediyor. Beş-altı yaş grubuna ise ödev verilmesi onaylanmıyor. Bize de buyursunlar..

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Kahkahaya Gel!

Yapmacık gülüşlerin neden hemen anlaşıldığını öğrendim.

Gerçekten kahkaha attığımızda soluk borumuz daha sık açılıp kapanırmış, dolayısıyla nefes aralıklarımız daha fazla olurmuş. Ama sahte kahkahalarda durum böyle olmadığı gibi bir de konuşma sesimiz devreye girdiğinden birisinin gerçekten gülüp gülmediği rahat anlaşılırmış. Nitekim gerçek kahkahada çıkan sesler duygu ifade etmede kullandığımız seslerden olurmuş.

Categories: Bilim | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: