Posts Tagged With: Antik Kent

Nike

Nike’nin ‘kanatlı tanrıça’ olduğunu öğrendim. Bir elinde defneden yapılma taç, diğerindeyse zaferi simgeleyen hurma dalı tutan, çok hızlı koşan ve hatta uçan hanımefendi, gücün, süratin ve zaferin tanrıçası. Kalkıştıkları işlerin zaferle sonuçlanması için güce ve hıza gereksinen eski Yunan insanları Nike’ye yakarırmış. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varmış yani 😛

Aslen Side antik kentinin hamamlarından biri olan ve bugün harika bir müze olarak hizmet veren Agora Hamamı’nda bulunan heykelin yanında şu bilgi yer almakta: “Nike, zafer tanrıçasıdır. Hızla uçan bir kız olarak canlandırılır.”

Güce’ tapan ve ‘zafer‘ kazanmayı her şeyden çok önemseyen insanlarla dolu bu tuhaf ‘sürat‘ çağında, en lazım olan tanrı da Nike imiş demek ki…

Reklamlar
Categories: Antalya, Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Frieseler

Side’deki Giritlileri araştırırken izlediğim Kalimerhaba belgeselinde şakır şakır Türkçe konuşan Alman heykeltraş Dietmar Friese’nin, flamenko öğretmenim olan muhteşem dansçı Deniz Friese’nin dedesi olduğunu öğrendim.

Bay Friese, 1955 yılında otostopla Türkiye’ye gelmiş, 1957’de Fatma Hanımla evlenip Beyoğlu’nda atölye açmış, 1961’de Side’yi görüp aşık olmuş. Oraya yerleşmeyi kafasına koyan çift bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış ve nihayet başarılı olarak 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşmiş. Bir de kafe açmışlar burada. İşte bu ‘Apollonik’ kafede büyüyen öğretmenim Deniz Friese’nin yaşamını da sanat kokan kafede her gün çalınan ezgiler şekillendirmiş.

Tabii burada beni asıl heyecanlandıran konu, Side’nin korunması için çok önemli çalışmalar yapmış kişilerden birinin, çok takdir ettiğim bir başka insanla bağlantılı olması oldu. Yani tam da bu günlerde yoğunlaştığım konu. Tesadüfün böyle tatlısı! Hatta Side’ye gidip Apollonik’te oturdum ve menüde öğretmenimin isminin de yazılı olduğunu görüp çocuk gibi sevindim.

Bay Friese, tarihi eserlerin restorasyonunda gönüllü çalışmış, kültür varlıklarını koruyabilmek için hizmet vermiş, danışmanlık yapmış. 2016 Ekiminde vefat edene kadar, yani yarım asır boyunca kendini Side Müzesine adamış. Müzedeki eserlerin korunması ve bakımıyla ilgili ayrıntılı raporlar hazırlayıp bakanlığa yollamış. Kendinden sonrasını da düşünerek, heykel onarabilecek öğrenci yetiştirmiş.

Dietmar Friese… Ressam Max Friese’nin oğlu… Aliye Berger gibi, güzellikleri yüreğinde yaşayan insanların dostu… Öğretmenimi de tanısanız, genleriyle devraldığı, görüp hissederek özümsedikleriyle içine nakşettiği ışıltılı güzelliğini ve bunun sanatına yansımasını gönül gözünüzle görebilirdiniz… İnsanın sizi dinlerkenki bir samimi kıvrılışında gizli geldiği ailenin değer yargıları… İşte bu kadar basit… Ve bir o kadar karmaşık…

*******************

Kaynaklarım:

Tamay Açıkel Söyleşisi, 5 Nisan 2007 
Azulmavidergi

Fotoğraf: Kumbara Haber

 

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Giritliler

Suat Şakir Kabaağaçlı’nın, Side’nin dünyaya tanıtılmasında büyük emeği geçtiğini öğrendim.

Tarihinin İ.Ö. 7. yüzyıla dayandığı düşünülen Side, İ.S. 5 ve 6. yüzyıllarda en parlak devrini yaşamış. Bu gelişim 7.-9. yüzyıllar arasında Arap akınları ile son bulmuş ve kent önemini yitirmiş. Şehrin, büyük bir yangın ve birçok deprem geçirdiği kazılarda ortaya çıkmış. Arap istilası ve korsanlar bir taraftan, doğal felaketler diğer taraftan Pamfilya’nın yıldızını söndürüvermiş. Kent zamanla terk edilmiş. 13.yy’da Selçukluların, 14.yy’da da bazı Anadolu Beyliklerinin egemenliği altında olmasına ragmen, Side’de bu dönemlerde de yerleşim olmamış. Selçuklular gibi Osmanlılar da Side’de oturmadıklarından, yarımada üzerinde bu kültürlerin izleri yokmuş. Yani yaşadığı felaketlerle terk edilerek önemini yitiren ve yıllarca bomboş bırakılan yarımada, çok değil, bundan anca yarım asır önce yeniden hareketlenip bugünkü Side turistik beldesini ortaya çıkarmış. Peki bu nasıl olmuş?

1800’lerin sonlarında, Yunan ayaklanmalarının etkileri Girit’e kadar uzanır. Girit Adasında özellikle Hanya gibi yerlerde yaşanan bol kanlı olaylar nedeniyle Girit halkından birçok kişi bütün mallarını ve hatta ailelerini bırakarak, zor şartlarda Anadolu’ya göç ediyor 1897’de. Ulaşmayı başarabilenler çeşitli bölgelere dağılıyor. Antalya’ya gelenler de önce bir göçmen kampında kalıyor birkaç yıl, ama sonra bazı köylere yerleştiriliyorlar. Bunlardan biri de Selimiye, yani Side. Yarımadaya 68 tane ev yapılarak Giritli aileler yerleştiriliyor. Tabii ne sorunlar ne göçler sona eriyor. Başka aileler de geldikçe ev sayısı artıyor. En son göçünü mübadele ile 1924’te alıyor Side.

Her ne kadar adadan geldikleri için deniz kenarında yer verildiği düşünülse de asıl açıklaması bana biraz farklıymış gibi geliyor. Geçmişte deniz kenarındaki toprakların işe yaramazlığı sebebiyle kız çocuklarına bırakılmasıyla aynı mantık bu sanki. Side de Giritli göçmenlerin yerleştirildiği istenmeyen bir bölge gibi. Manavgat’ın en fakir köyü. Geldikleri adada çektikleri inanılmaz sıkıntılar, din ve ulusçuluk adına işlenen katliamlar yetmiyormuş gibi bir de Sidemizde yani Selimiye’de neredeyse yüz yıl boyunca ciddi bir geçim sıkıntısı, açlık, yoksulluk, bataklık durumundaki limandan dolayı sıtma benzeri hastalıklardan ölen çocuklar, askere gidip de yıllarca dönememeler, bölgenin ağasından dayak yeme, emeklerinin sömürülmesi, aza kanaat getirme durumlarını deneyimliyor Giritliler. Zeytin ağaçlarından ve sağda solda bularak değerlendirdikleri otlardan oluşan mutfaklarına yıllar sonra lüks meyhanelerde sarı ablaların “woaaa Girit mutfağı” diye atlayacaklarını henüz bilmiyorlar.

Antik Side’nin kalıntılarını da Giritli çocuklar koruyormuş eskiden. Buldukları taşları okullarına götürüyorlar, müze gibi bir odaya koyuyorlarmış. Derken Side halkının başına olabilecek en güzel şey gelmiş: 1947’de Prof. Arif Mansel burada kazılara başlamış. Tüm Side halkı kazı çalışmalarına katılmış, hatta tarihi eser kaçırmakta olan bir İngilizi yakalamışlar. El birliğiyle Side’yi tarihin derinlerinden güneş ışığına çıkarmışlar yeniden. Hasan Karakaş, evini kazı yapanlara vererek ilk pansiyoncu olmuş. 1960’larda, gelen konukların Side’deki evlere yerleştirilmesiyle tertemiz Giritlilerin ev pansiyonculuğu macerası da ufaktan başlar. Ancak Side tanınmaya başladıkça ve gelen giden arttıkça kazı çalışmalarında güçlükler baş gösterir ve 1967’de Arif Bey Side’den uzaklaşır. 1970’lerde Suat Şakir Kabaağaçlı’nın çabaları ve yabancı diplomatların sevdalarıyla Side turizm merkezi hâline gelme yolunda adım atar. Suat Bey’in, Fransız hanımıyla birlikte Side’ye yerleşip ilk küçük oteli açtığı söyleniyor kaynaklarda: Pamfilya Pansiyon. Beldenin dış dünyaya açılmasını sağlayan Suat Bey emekli diplomatmış. Yöre halkını ev pansiyonculuğuna teşvik ettiği, konukları arasındaki bazı kalburüstü Avrupalıları bile komşu evlere yerleştirerek pansiyonculuğun öğrenilmesine ve gelişmesine büyük katkıda bulunduğu söyleniyor. Halk, evlerinin yanına ek odalar yapmaya başlamış. 1975’ten sonra artık küçük işletmeler varmış.

Ardından başlayan süreç, her şeyleri yıkıp oteller yapmaya ve en nihayetinde günümüzün çok yıldızlı her şey dahil otellerine kadar varıyor. Torunlar kendi ‘kıymet bilme’ anlayışını getiriyor. Mülkler el değiştiriyor.

Yani… Bodrum’a büyük emeği geçmiş Girit kökenli Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kardeşi Suat Şakir Kabaağaçlı da Side’nin dünyaca tanınması konusunda büyük çabalar sarf etmiş. Onlarca yıllık geçmişe ve bir de bugüne bakınca tekrar düşünüyor insan tabii iyi mi yapmış ki acaba diye.

******

Side‘ yazılarım

Girit‘ yazılarım

Yunan‘ yazılarım

Cevat Şakir Kabaağaçlı‘ yazılarım

******

BU YAZI İÇİN KULLANDIĞIM BAŞLICA KAYNAKLAR:

antalyamiz.com

Kalimerhaba Side Belgeseli (Giritliler), Ağustos 2013, Giritliler Derneği [M. Savaş Güvezne yönetmenliğinde, Side Belediyesince 2004 yılında hazırlanan Kalimerhaba Side Belgeselinden üç bölüm]

Hüseyin Cimrin, Sabah Gazetesi, 14.11.2016

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Side = Nar

Antik kent Side’nin isminin ‘nar‘ anlamına geldiğini öğrendim.

Categories: Antalya, Dil, Kültür, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side Hippisi Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu ve diğer hippi arkadaşlarının, yetmişli yıllarda Side’deki antik tiyatroyu keşfettiklerini öğrendim. O zamanlar orada müze filan yokmuş ve tamamen bakir bir yermiş. Sicimoğlu abimin saçlar uzun, boynunda kolyeler, elinde gitar, antik tiyatroya takılırlarmış. Sabah yanlarında yiyecek götürüp kahvaltılarını yaparlarmış tiyatroda, akşamları da yabancı müzisyenlerle ve yerli halkla toplanıp resmen konser verirlermiş. Tamamen kendi kendilerine tabii. Tanrıların arasında… yıldızların altında… Yetmişler… Hastasıyız…

Kaynak: Ayhan Sicimoğlu ile Renkler – Side, Antalya – 26.06.2014

Categories: Antalya, Kültür, Konser, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Aizonai

Kütahya’da muazzam bir antik kent olduğunu öğrendim. Turizm potansiyelinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan (ama nedense ismi yanlış yazılan 😦 ) web sayfalarında şu özellikleri ön plana çıkarılmış Aizonai Antik Kenti’nin:

* Dünyada bir benzeri bulunmayan ve günümüze en sağlam gelmeyi başarmış Zeus Tapınağına sahip oluşu,
* Dünyanın bilinen en eski borsa yapısını barındırışı (ki bu yapı 1970 depreminde cami yıkılınca altından çıkmış),
* Stadyum-Tiyatro kompleksinin eşsizliği,
* Romalılara ait ilk barajı,
* Nekropolleri, köprüleri, tüneli…

Kaynak: Aizanoi.com

Kent hakkında detaylı bilgi almak için Ömer Çelik videosunu izleyebilirsiniz.

Not: TÜRSAB‘ın sitesinde gördüğüm şu ibare çok hoşuma gittiği için bunu da eklemeden geçemeyeceğim: “Fotoğrafların gerek amatör, gerekse profesyonel alanda kullanımı telif hakları açısından serbesttir.” Kendilerine teşekkür ederim 🙂

Categories: Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Arif Nerede?

Likya’nın en eski kentlerinden olan Arykanda’nın içinde bulunduğu köyün adının Arif Köyü olduğunu öğrendim. Finike’den yarım saat kadar uzakta bulunan Arykanda, tiyatrosu da dahil olmak üzere çok çok iyi korunabilmiş antik kentlerimizden. ‘Yüksek kayalığın yanındaki yer’ anlamına gelen Arykanda, gerçekten de sarp bir kayanın dibinden yükselir.

Categories: Antalya, Coğrafya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tekneyle Perge’ye mi?

Günümüzde tekne trafiğine elverişli olmadığı için seyrüsefer olanağı sunmayan Aksu Çayının yıllar önce Perge antik kentinin gelişmesini sağlayan ulaşım yolu olduğunu öğrendim. Eski ismi Kestros olan nehir yıllar içinde yolunu değiştirmiş tabii ama görkemli yıllarında Perge’yi Perge yapmış. Topraklarını besleyip bereketli hale getirdiği gibi kente ulaşımı ve kent içi ulaşımı da sağlamış. Hatta Hristiyanlıkta önemli yeri olan St Paul’ün de Kıbrıs’tan deniz yoluyla Perge’ye ulaştığı ve meşhur yolculuğuna buradan başladığı bilinir (ki Likya Yolu gibi bu rotayı da bize kazandıran İngiliz Kate Clow‘dur).

Antik kentin kalıntılarını gezince bile tam bir su kenti olduğunu anlayabiliyorsunuz zaten. Anıtsal çeşmeyi Nehir Tanrısı Kestros heykeli süslemektedir. Koruma altında olup ziyarete kapalı tutulan tiyatrosundaki Kestros rölyefinin ise yüz kısmını çalmışlar daha önce (Kadir Zengin, Sabah, 12.05.2004). Oooof of…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

 

Categories: Antalya, Coğrafya, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Ürdün Ulaşımı, Tatili, Petrası

Ürdün’de Cuma günü hafta sonu olduğu için (Pazar iş başı) otel fiyatlarının Perşembeden itibaren arttığını öğrendim. Ülke içinde özellikle kışın yaşanan şehirler arası ulaşım sıkıntılarına, ekonomiye, siyasete, uluslararası ilişkilere dair fikir sahibi oldum. Petra antik kentinde yaşamış hissettim.

Detaylar Ürdün yazı dizimin dördüncü gününde: Petra

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Doğa, Ekonomi, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Dünyanın Kültürü

‘Diyarbakır Surları’ ve bu surlarla Dicle Nehri arasında kalan bereketli ‘Hevsel Bahçeleri’ olarak bilinen, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınacak kadar değerli güzelliklerimiz olduğunu öğrendim. Hatta uzun zamandır, bu alanı talana karşı korumak için eylemler yapan gruplar varmış. Öte yandan, benim zaten bu listede olduğunu düşündüğüm Efes Antik Kenti daha bugün listeye alınmış. İyi ki bizi koruyanlar var…

Categories: Coğrafya, Doğa, Güncel, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: