Yetmese de…

Antalya’da bir parka Büyüknohutçu çiftinin adının verildiğini öğrendim. Seviyorum belediyemizi.

Reklamlar
Categories: Antalya, Doğa | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Nike

Nike’nin ‘kanatlı tanrıça’ olduğunu öğrendim. Bir elinde defneden yapılma taç, diğerindeyse zaferi simgeleyen hurma dalı tutan, çok hızlı koşan ve hatta uçan hanımefendi, gücün, süratin ve zaferin tanrıçası. Kalkıştıkları işlerin zaferle sonuçlanması için güce ve hıza gereksinen eski Yunan insanları Nike’ye yakarırmış. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varmış yani 😛

Aslen Side antik kentinin hamamlarından biri olan ve bugün harika bir müze olarak hizmet veren Agora Hamamı’nda bulunan heykelin yanında şu bilgi yer almakta: “Nike, zafer tanrıçasıdır. Hızla uçan bir kız olarak canlandırılır.”

Güce’ tapan ve ‘zafer‘ kazanmayı her şeyden çok önemseyen insanlarla dolu bu tuhaf ‘sürat‘ çağında, en lazım olan tanrı da Nike imiş demek ki…

Categories: Antalya, Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yine Atatürk

Atatürk’ün, Türkiye’de arkeoloji çalışmaları yapacak insan yetiştirilmesinin sağlanması amacıyla yurt dışına devlet bursuyla öğrenciler gönderilmesini istediğini öğrendim. Arkeoloji alanında yaptığı onlarca çalışmanın yanı sıra Side ve Perge kentlerinin gün ışığına çıkması konusunda da çok şey borçlu olduğumuz Arif Mansel de bu burslu öğrencilerden biriymiş.

Ülkede ‘arkeoloji yapacak yetişmiş insan’ eksikliği konusunu çözen kişi de Atatürk olmuş yani. Diğer tüm sorunlar çözülüp de arkeolojiye sıra gelmesini beklemeden… Bu konunun da önemli olduğunu bilerek…

Categories: Antalya, Bilim, Eğitim, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | 8 Yorum

Yazgı

Zeki Demirkubuz’un, “Yazgı” filmini, Fransa’nın sömürgesi altındaki Cezayir’de doğmuş yazar Albert Camus’nün “Yabancı” romanından esinlenerek senaryolaştırdığını öğrendim. Seyretmem gereken bir film daha çıktı.

Categories: Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Troçki Baltası

Troçki’yi öldüren buz baltasının, Washington Uluslararası Casusluk Müzesi’nde sergileneceğini öğrendim. 😮

 

Categories: Güncel, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Murdoch Kitaplarındaki Sorun

Iris Murdoch’ın son kitabının, yazarın Alzheimer’ın erken evrelerinde olduğunu gösterdiğini öğrendim. Eleştirmenlerce ‘çok basit’ bulunan, hatta bir ergen kızın yazabileceği tarzda diye nitelenen son romanı, o zamanlar henüz tanısı konmamış olan hastalığının habercisiymiş aslında. Konu hakkında araştırma yapan İngiliz ekip, yazarın farklı dönemlerde kaleme aldığı üç romanını incelemiş: İlk yayınlanan kitabı, kariyerinin en parlak dönemine ait ödüllü bir kitabı ve Alzheimer teşhisi koyulmadan önce çıkan son kitabı. Bilgisayarda metin-analiz yazılımı kullanarak yapılan bu incelemede, kullanılan sözcük çeşitliliğine bakılmış. Dijital ortama aktarılan kitaplarda kullanılan sözcükler listelenmiş ve her birinin kaç kez kullanıldığı, kelime türleriyle birlikte kaydedilmiş. Kısaca söylemek gerekirse; son kitabında dil bilgisi yönünden hiçbir problem olmasa da kelime çeşitliliğinin azaldığı ve dilinin basitleştiği tespit edilmiş. “The Sea, The Sea” (Deniz Deniz) kitabında alışılmışın dışında sözcüklerle karşılaşılmasına rağmen son roman olan “Jackson’s Dilemma” (İkilem) çok sıradan sözcüklerden oluşuyormuş. Uzmanlar bu durumun, Alzheimer’ın dil üzerindeki etkilerinin erken aşamalarına uyduğunu belirtmişler. Kişinin sözcükleri sürekli ‘dilinin ucunda’ hissedip bir türlü bulamaması ve dağarcık azalması problemi, cümle kurma sorunlarından önce gelirmiş. Bu arada “İkilem” kitabını tamamlama sürecinde Murdoch şaşılası bir biçimde yazma sıkıntısı yaşamış yani tıkanma, yazamama sorunu baş göstermiş. Bununla ilintili olarak da, hastalığının, bilişsel becerilerini ele geçirmeye başlamış olması açıklamasını getiriyor uzmanlar. Zaten ortaya çıkan eser için eşi bile ‘sanki Murdoch yazmamış gibi’ yorumunu getirmiş.

Son kitabı 1995 yılında çıkan yazar dört yıl sonra öldü.

Kaynak: UCL News, 1 Aralık 2004

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Vallahi Doğru

Kendi söylediği yalana inanma hastalığına ‘mitomani‘ dendiğini öğrendim.

Kaynak: PeDeR Bey

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Giritliler 2

Varını yoğunu Girit’te bırakıp Anadolu’ya göçmüş ailelerin Side’de büyümüş torunlarından birinin de Ali Barut olduğunu öğrendim. Antalya’da Lara tarafına gelindiğinin göstergesi olan Dedeman Oteli binasının 2014 yılından beri yeni sahibi. Yani çocukluğumun Antalya’sına dair anımsadığım tek bina, daha benim Antalya’ya yerleştiğim sene yeni Akra Barut olmuş. 

Ali İhsan Barut ile yapılan röportajı okumak için: Turizm Güncel, 09.05.2013

Girit kökenli Sideliler hakkında yazdığım diğer yazım için: “Side’de Giritliler

Categories: Antalya, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Frieseler

Side’deki Giritlileri araştırırken izlediğim Kalimerhaba belgeselinde şakır şakır Türkçe konuşan Alman heykeltraş Dietmar Friese’nin, flamenko öğretmenim olan muhteşem dansçı Deniz Friese’nin dedesi olduğunu öğrendim.

Bay Friese, 1955 yılında otostopla Türkiye’ye gelmiş, 1957’de Fatma Hanımla evlenip Beyoğlu’nda atölye açmış, 1961’de Side’yi görüp aşık olmuş. Oraya yerleşmeyi kafasına koyan çift bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış ve nihayet başarılı olarak 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşmiş. Bir de kafe açmışlar burada. İşte bu ‘Apollonik’ kafede büyüyen öğretmenim Deniz Friese’nin yaşamını da sanat kokan kafede her gün çalınan ezgiler şekillendirmiş.

Tabii burada beni asıl heyecanlandıran konu, Side’nin korunması için çok önemli çalışmalar yapmış kişilerden birinin, çok takdir ettiğim bir başka insanla bağlantılı olması oldu. Yani tam da bu günlerde yoğunlaştığım konu. Tesadüfün böyle tatlısı! Hatta Side’ye gidip Apollonik’te oturdum ve menüde öğretmenimin isminin de yazılı olduğunu görüp çocuk gibi sevindim.

Bay Friese, tarihi eserlerin restorasyonunda gönüllü çalışmış, kültür varlıklarını koruyabilmek için hizmet vermiş, danışmanlık yapmış. 2016 Ekiminde vefat edene kadar, yani yarım asır boyunca kendini Side Müzesine adamış. Müzedeki eserlerin korunması ve bakımıyla ilgili ayrıntılı raporlar hazırlayıp bakanlığa yollamış. Kendinden sonrasını da düşünerek, heykel onarabilecek öğrenci yetiştirmiş.

Dietmar Friese… Ressam Max Friese’nin oğlu… Aliye Berger gibi, güzellikleri yüreğinde yaşayan insanların dostu… Öğretmenimi de tanısanız, genleriyle devraldığı, görüp hissederek özümsedikleriyle içine nakşettiği ışıltılı güzelliğini ve bunun sanatına yansımasını gönül gözünüzle görebilirdiniz… İnsanın sizi dinlerkenki bir samimi kıvrılışında gizli geldiği ailenin değer yargıları… İşte bu kadar basit… Ve bir o kadar karmaşık…

*******************

Kaynaklarım:

Tamay Açıkel Söyleşisi, 5 Nisan 2007 
Azulmavidergi

Fotoğraf: Kumbara Haber

 

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Giritliler

Suat Şakir Kabaağaçlı’nın, Side’nin dünyaya tanıtılmasında büyük emeği geçtiğini öğrendim.

Tarihinin İ.Ö. 7. yüzyıla dayandığı düşünülen Side, İ.S. 5 ve 6. yüzyıllarda en parlak devrini yaşamış. Bu gelişim 7.-9. yüzyıllar arasında Arap akınları ile son bulmuş ve kent önemini yitirmiş. Şehrin, büyük bir yangın ve birçok deprem geçirdiği kazılarda ortaya çıkmış. Arap istilası ve korsanlar bir taraftan, doğal felaketler diğer taraftan Pamfilya’nın yıldızını söndürüvermiş. Kent zamanla terk edilmiş. 13.yy’da Selçukluların, 14.yy’da da bazı Anadolu Beyliklerinin egemenliği altında olmasına ragmen, Side’de bu dönemlerde de yerleşim olmamış. Selçuklular gibi Osmanlılar da Side’de oturmadıklarından, yarımada üzerinde bu kültürlerin izleri yokmuş. Yani yaşadığı felaketlerle terk edilerek önemini yitiren ve yıllarca bomboş bırakılan yarımada, çok değil, bundan anca yarım asır önce yeniden hareketlenip bugünkü Side turistik beldesini ortaya çıkarmış. Peki bu nasıl olmuş?

1800’lerin sonlarında, Yunan ayaklanmalarının etkileri Girit’e kadar uzanır. Girit Adasında özellikle Hanya gibi yerlerde yaşanan bol kanlı olaylar nedeniyle Girit halkından birçok kişi bütün mallarını ve hatta ailelerini bırakarak, zor şartlarda Anadolu’ya göç ediyor 1897’de. Ulaşmayı başarabilenler çeşitli bölgelere dağılıyor. Antalya’ya gelenler de önce bir göçmen kampında kalıyor birkaç yıl, ama sonra bazı köylere yerleştiriliyorlar. Bunlardan biri de Selimiye, yani Side. Yarımadaya 68 tane ev yapılarak Giritli aileler yerleştiriliyor. Tabii ne sorunlar ne göçler sona eriyor. Başka aileler de geldikçe ev sayısı artıyor. En son göçünü mübadele ile 1924’te alıyor Side.

Her ne kadar adadan geldikleri için deniz kenarında yer verildiği düşünülse de asıl açıklaması bana biraz farklıymış gibi geliyor. Geçmişte deniz kenarındaki toprakların işe yaramazlığı sebebiyle kız çocuklarına bırakılmasıyla aynı mantık bu sanki. Side de Giritli göçmenlerin yerleştirildiği istenmeyen bir bölge gibi. Manavgat’ın en fakir köyü. Geldikleri adada çektikleri inanılmaz sıkıntılar, din ve ulusçuluk adına işlenen katliamlar yetmiyormuş gibi bir de Sidemizde yani Selimiye’de neredeyse yüz yıl boyunca ciddi bir geçim sıkıntısı, açlık, yoksulluk, bataklık durumundaki limandan dolayı sıtma benzeri hastalıklardan ölen çocuklar, askere gidip de yıllarca dönememeler, bölgenin ağasından dayak yeme, emeklerinin sömürülmesi, aza kanaat getirme durumlarını deneyimliyor Giritliler. Zeytin ağaçlarından ve sağda solda bularak değerlendirdikleri otlardan oluşan mutfaklarına yıllar sonra lüks meyhanelerde sarı ablaların “woaaa Girit mutfağı” diye atlayacaklarını henüz bilmiyorlar.

Antik Side’nin kalıntılarını da Giritli çocuklar koruyormuş eskiden. Buldukları taşları okullarına götürüyorlar, müze gibi bir odaya koyuyorlarmış. Derken Side halkının başına olabilecek en güzel şey gelmiş: 1947’de Prof. Arif Mansel burada kazılara başlamış. Tüm Side halkı kazı çalışmalarına katılmış, hatta tarihi eser kaçırmakta olan bir İngilizi yakalamışlar. El birliğiyle Side’yi tarihin derinlerinden güneş ışığına çıkarmışlar yeniden. Hasan Karakaş, evini kazı yapanlara vererek ilk pansiyoncu olmuş. 1960’larda, gelen konukların Side’deki evlere yerleştirilmesiyle tertemiz Giritlilerin ev pansiyonculuğu macerası da ufaktan başlar. Ancak Side tanınmaya başladıkça ve gelen giden arttıkça kazı çalışmalarında güçlükler baş gösterir ve 1967’de Arif Bey Side’den uzaklaşır. 1970’lerde Suat Şakir Kabaağaçlı’nın çabaları ve yabancı diplomatların sevdalarıyla Side turizm merkezi hâline gelme yolunda adım atar. Suat Bey’in, Fransız hanımıyla birlikte Side’ye yerleşip ilk küçük oteli açtığı söyleniyor kaynaklarda: Pamfilya Pansiyon. Beldenin dış dünyaya açılmasını sağlayan Suat Bey emekli diplomatmış. Yöre halkını ev pansiyonculuğuna teşvik ettiği, konukları arasındaki bazı kalburüstü Avrupalıları bile komşu evlere yerleştirerek pansiyonculuğun öğrenilmesine ve gelişmesine büyük katkıda bulunduğu söyleniyor. Halk, evlerinin yanına ek odalar yapmaya başlamış. 1975’ten sonra artık küçük işletmeler varmış.

Ardından başlayan süreç, her şeyleri yıkıp oteller yapmaya ve en nihayetinde günümüzün çok yıldızlı her şey dahil otellerine kadar varıyor. Torunlar kendi ‘kıymet bilme’ anlayışını getiriyor. Mülkler el değiştiriyor.

Yani… Bodrum’a büyük emeği geçmiş Girit kökenli Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kardeşi Suat Şakir Kabaağaçlı da Side’nin dünyaca tanınması konusunda büyük çabalar sarf etmiş. Onlarca yıllık geçmişe ve bir de bugüne bakınca tekrar düşünüyor insan tabii iyi mi yapmış ki acaba diye.

******

Side‘ yazılarım

Girit‘ yazılarım

Yunan‘ yazılarım

Cevat Şakir Kabaağaçlı‘ yazılarım

******

BU YAZI İÇİN KULLANDIĞIM BAŞLICA KAYNAKLAR:

antalyamiz.com

Kalimerhaba Side Belgeseli (Giritliler), Ağustos 2013, Giritliler Derneği [M. Savaş Güvezne yönetmenliğinde, Side Belediyesince 2004 yılında hazırlanan Kalimerhaba Side Belgeselinden üç bölüm]

Hüseyin Cimrin, Sabah Gazetesi, 14.11.2016

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Side = Nar

Antik kent Side’nin isminin ‘nar‘ anlamına geldiğini öğrendim.

Categories: Antalya, Dil, Kültür, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Gemi Aslanı

Gemilerin önünde bulunan figüre ‘gemi aslanı‘ dendiğini öğrendim. TDK ise ‘gemi aslanı’ için “hiçbir işe yaramayan adam” açıklamasını yapıyor. Hmmm… Tartışmalı bir mevzu.. Derin konu..

Onu bilmiyorum da geminiz olsa önüne nasıl bir gemi aslanı yerleştirirdiniz, merak ettim doğrusu.

Categories: Dil, Diğer | Etiketler: , , , , , , , , | 6 Yorum

Tera

Tera’nın ‘trilyon’ anlamına geldiğini öğrendim. Şu önekleri ise hemen hemen herkes biliyordur herhalde:

 

kilo = bin
mega = milyon

Categories: Bilim, Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Enrico Macias

Fransızca parçalarıyla tanıdığımız Enrico Macias’ın Cezayirli olduğunu öğrendim. O yüzden Arapça şarkıları da öyle güzel söylüyormuş.

[Jack McHammer]

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Halit Kıvanç

Halit Kıvanç’ın hukuk fakültesi mezunu olduğunu öğrendim. Hatta hakim olarak çalışmışlığı bile varmış.

Ayrıca, gazeteci Ümit Kıvanç’ın babası olduğunu da yeni öğrendim.

Categories: TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sürükleyici Kitap

“Kısa, kolay okunan, sürükleyici bir kitap” sorulunca yanıtlayamadığımı öğrendim. Sizlerden bana yardım etmeniz ricasında bulunacağım: Okumaya pek alışık olmayan ama bir yerden başlamak isteyen bir yetişkin için zorlanmadan okuyabileceği ama tabii zevk de alabileceği kitap önerisinde bulunabilir misiniz?

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | 17 Yorum

Lup

Türk diline ‘lup’ diye bir sözcük geçtiğini öğrendim. Bir tür büyüteçtir lup (Bkz: TDK).

“Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!” (s.143)

Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları

 

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nazilli Rakısı

Bir zamanlar Nazilli rakısı olduğunu öğrendim.

Categories: Ekonomi, Yiyecek | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Fak

‘Fak’ sözcüğünün ‘tuzak, kapan’ anlamına geldiğini öğrendim. Sabah annem “fak lazım” deyince ufak bir şok geçirdim ama fare kapanından bahsediyormuş. Faka basmışım.

TDK Orhan Kemal’den bir örnek tümce vermiş: “iyi bir fakı olsa yine iş görebilirdi.”

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Atatürk’ün Hayatı

Datça’da birilerinin Atatürk’ün hayatını anlatan metni çoğaltarak Datça sokaklarının her yerine astığını, ama dükkan camlarında Atatürk’ün hayatı asılı esnafın, bunu kimin, ne zaman yaptığından haberi olmadığını öğrendim.

Categories: Eğitim, Güncel, Tarih | Etiketler: , , , | 2 Yorum

33 Dilde Levi

Mario Levi’nin kitaplarının 33 dile çevrildiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , | Yorum bırakın

Bubulina

Zorba’nın sevgilisine taktığı isim olan ‘Bubulina’nın, 1821 Yunan savaşında çarpışmış bir kadın kahramanın ismi olduğunu öğrendim. Laskarina Bouboulina, Yunan deniz komutanı ve Rus deniz donanması amirali imiş. 

Categories: Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Demir Adam

Türkiye’nin demir adamı da denen sportmen iş adamı Antalyalı Ali Bıdı’nın vücuduna çok güvendiğini öğrendim. Ali Bıdı, “bana kanser hücresi aşılasınlar, benim vücudumun savunma sistemi onu anında öldürür” diyerek gönüllü denek olmaya hazır olduğunu söyledi ve bilim adamlarını bu deneye davet etti.

Kaynak: Denizli Radyo Televizyonu, Sabah Keyfi Programı, 10.10.2017

Categories: Antalya, Bilim, Sağlık, Spor | Etiketler: , | Yorum bırakın

Oğlunu Kaçırmışlar

Şarkıcı Frank Sinatra’nın oğlu Frank Sinatra, Jr’ın 1963 yılında kaçırıldığını ve oğlunun serbest kalması için baba Sinatra’nın fidyecilere 240.000 dolar ödediğini öğrendim. Dollartimes.com hesabına göre bu meblağ günümüz parasıyla yaklaşık iki milyon dolara denk geliyor. O zamanlar 19 yaşında olan küçük Frank için ödenen paranın çoğu kurtarılabilmiş (Kaynak: FBI).

 

Categories: Diğer, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | 4 Yorum

FOMO

FOMO denen bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Daha doğrusu bu sıkıntının bir adı olduğunu öğrendim. Gündemi kaçırma, dışında kalma korkusu imiş FOMO (Fear Of Missing Out). Bu kişiler sanal dünyada yer alamayınca kendini çok kötü hissediyormuş. Paylaşımları yeterince ilgi görmeyince, beğenilmeyince kendilerinin onaylanmamış olduğunu düşünüyorlarmış. Toplum tarafından kabullenilmediklerine yani toplum dışında kaldıklarına inanıyorlarmış. Kısaca, sosyal medyanın körüklediği, sürekli yetersizlik hissi yani bir şeylerden geri kaldım hissi FOMO.

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Kraliyet Treni

İngiltere’de sadece kraliyet ailesinin kullanımı için bir tren olduğunu öğrendim: the Royal Train

 

Kaynak: dailymail

Categories: Diğer | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: