Tasha Tudor

Dünyamızda Tasha Tudor adında bir çocuk kitapları yazarı ve çizerinin yaşamış ve göçmüş olduğunu öğrendim. Geçmişin debdebeli Tudor ailesiyle nedense pek bir ilgisi olduğunu sanamadığım hanımefendi 1915’te ABD’de doğmuş, teknolojiden fersah fersah uzak ve de son derece doğal bir ortam olan köy evinde, uzun etekleri ve çıplacık ayaklarıyla, sebzeleri, hayvanları, çiçekleri, resmettiği kitaplarıyla yaşamış. Doğal mı doğal ve de huzurlu mu huzurlu bir Tasha Tudor geçmiş bu hayattan. Yüze yakın yıl yaşamış olan Tudor, “‘Şimdi’de bulunamayacak hiçbir huzur yoktur” demiş gitmeden de. Ve daha neler söylemiş… 

Lütfen sanat eseri tadındaki fotoğraflarına bakmayı unutmayın. Öyküsünün tamamına ve muhteşem fotoğraflara şu siteden ulaşabilirsiniz: “Reçel karıştırırken Shakespeare okuyabilirsiniz

Ama resmi sitesi de şudur: Tasha Tudor & Family

Daha önce uzun yaşamanın formülünü verirken de Alice Herz-Sommer adında harika bir başka bayandan bahsetmiştim. Konu ilginizi çekiyorsa buyurun: Uzun Yaşamanın Şifresi Çözüldü

Reklamlar
Categories: Edebiyat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Melisa

Enrico Macias’ın “Mélisa” isminde bir şarkısı olduğunu öğrendim. Hatta çok iyi bildiğim bir şarkıymış da Melisa dediğini anlamıyormuşum 🙂

Categories: Müzik | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Bu Gece Başımda Bir Tutku Var

İran’ın bir Shakila’sı olduğunu öğrendim. ‘Ghoghaye Setaregan’ parçasında diyor ki Shakila: “bu gece başımda bir tutku var…

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Kahvenin Hatırı

Kahvenin yanında su verilmesinin nedenini öğrendim. Kahveden önce suyu içersen karnının aç olduğu anlamına gelirmiş ve ev sahibi sofrayı hazırlarmış. Suyu kahveden sonra içersen de “tokum, bir fincan kahveyle biraz laflayıp gideceğim” demek oluyormuşmuş… Eskiden tabii… Kibar zamanlarda… Düşünceli zamanlarda… Komşusunun hâlini kendinden çok önemseyen insanların zamanında… Bu bilgiyi bana kahvesini içerken aktaran canım arkadaşım Gülçin kadar hatır bilir zamanlarda… 

Internette farklı aktarımlar da var, tıbbi açıklamalar da var. Osmanlı’nın tıbbi açıklamayla iş yaptığını sanamıyorum bu konuda ama tabii ki boğaz temizlemeyle ya da böbrek rahatlatmayla ilintisi olabilir. Benim kahveden önce su içtiğim çok olur. Birincisi, gerçekten hafif aç hissediyorsam su bastırdığı yani rahatlattığı için içerim, ikincisi boğazımı hazırlayıp kahveden keyif almak için. Bir kahve yapayım o zaman ben…

Categories: Kültür, Sağlık, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Refresif

Refresif’in ‘New York Hayali’ gibi bazı başka parçalarını daha kanalından paylaştığını öğrendim.

Ben Refresif’i yanılmıyorsam 2014 yılında tanıdım. Mutsuz mutsuz Ankara’da yaşayıp Ankara’dan ayrılma hayalleri kurarken “Ankara’dan ayrılsam üzülür müyüm ki?” sorgulamalarından uzak durmaya çalıştığım günlerde çıktı “Ankara kimine bir şehir kimine bir şiir gibi” sözleriyle ve görüntüleriyle insanı yeniden Ankara sevdalısı yapabilecek ‘Ankara’ klibi karşıma 😀 Tamam, gri gri hiç iç açıcı bir kent olmasa da bahsedilen her semtte bir anı var, yaşanmışlıklar var, dostlar var, Özlemler var… Refresif’in sözleriyle:

Denizi olmasa da mavi düşlerimizde yunuslar da boğulur.

Kimisi AŞTİ kadar alışık vedalara
Kimisi Ulus kadar yorgun…

Sevgiler Refresif! Sana inanıyorum…

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gölcük Vapur Faciası

1958 yılında İzmit Körfezi’nde berbat bir kaza yaşandığını öğrendim. O zamanlar İzmit merkezi dışında lise olmadığı için Gölcük gibi civar ilçelerde yaşayan gençler her gün vapurla İzmit’e gidip geliyormuş. Cumartesileri yarım gün okul var. 1 Mart Cumartesi günü okul çıkışı hava güneşli ve güzelmiş. Ama, çoğunluğunu evlerine dönen öğrencilerin oluşturduğu altı yüz kadar yolcusuyla ‘Üsküdar Vapuru’nun yola çıktığı öğlen vakti hava aniden kararmış ve şiddetli rüzgar başlamış. Güçlü fırtına önce kaptan köşkünü uçurmuş, ardından emektar gemiyi batırmış. 400’e yakın can yitmiş Üsküdar Vapuru’nda. Batan gemide kumlar altında kalanlar… Donanlar… Ayrıca kaybolanlar… Büyük facia!

Facianın ardından lise yapılmış Gölcük’e. Yeni vapurlar da gelmiş. Ama körfezde hayat uzun süre normale dönmemiş.

Babası denizci olan ve küçüklüğünde Gölcük’te yaşayan Erden Kıral’dan okumuştum bunu ilk kez, “Aynadan Yansıyan Hatıralar” kitabında. Ortaokuldayken Gölcük-İzmit vapurunu kaçırdığı için ölümden döndüğünü belirtiyordu ünlü ve de değerli yönetmenimiz. Yüzlerce öğrencinin batan gemide öldüğünü ondan öğrenmiştim ama olayın detaylarını bilmiyordum.

Gölcük’te deprem olduğunda saçmalayan beyinsizlerin ataları bu zavallı çocukların arkasından konuşmuş mudur acaba? Kıral’ın Allah’ın sevgili kulu olduğunu düşünmüşler midir?

Haberin detaylarını öğrenmek, faciadan sağ kurtulanların anılarını ve kadere dair göndermelerini okumak, yürek yakan fotoğrafları görmek isterseniz Gölcük Haber‘e bakabilirsiniz.

Kaynaklar:

Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı
Gölcük Haber, 28.02.2017

Categories: Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Çalışkan Oblomov

Gonçarov’un “Oblomov” adlı romanını bir ayda yazdığını öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Avrupa Hareketlilik Haftası

Önümüzdeki haftanın yani 16-22 Eylül 2017 haftasının Avrupa Hareketlilik Haftası (European Mobility Week) olduğunu öğrendim. Bu yıl kampanyaya Türkiye’den katılacak yerler listesi web sayfasında şu şekilde veriliyor: Alanya, Bartın, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Karşıyaka, Konak. Her birinin planladığı etkinliklere bu siteden erişilebiliyor. Örneğin Bartın Belediyesi ‘En yavaş bisiklet sürme yarışması’ ve ‘otomobilsiz gün’ gibi etkinliklerin yer aldığı haftalık planlarını belediyenin sitesinde de vermiş: bartinbelediyesi.com

İliniz katılmasa da siz pekala bireysel etkinlikler yapabilirsiniz. 

 

Web Sayfası

Türkiye Web Sayfası

Categories: Antalya, Doğa, Etkinlik, Güncel, Sağlık, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Anya, Hanya, Konya, Gonya

‘Hanya’yı Konya’yı görmek’ olarak bildiğimiz sözdeki ‘Hanya’nın Girit adasında olduğunu öğrendim. Yani TDK gibi bir kaynakta izine rastlayamasam da bu Hanya’nın o Hanya olması olasılığı çok yüksek. Hanya (Hania / Χανιά / Chania), Girit adasının ikinci büyük kenti. Geçmişte daha da kıymetli bir yerleşim bölgesiymiş. 1600’lü yılların ortalarından 1900’e kadar Osmanlı var adada (Balkan Savaşları ardından Yunanistan’a geçiyor). Dolayısıyla herhangi bir sözde Hanya ilinin geçmesi çok doğal. Hatta Konya kısmı için de “aslında o Konya değil” diyenler mevcut, ki açıklamalar oldukça mantıklı. Hanya nere Konya nere… Konya olarak evrilmiş olan mekan için Girit’in yönetim merkezi ve en büyük kenti Heraklion olabilir diyen var. Heraklion’un eski adı ‘Kandiye’ imiş. Daha da mantıklı gelen bir başka açıklamaya göre ise, bu sözde geçen o yerin ismi ‘Gonia’ olmalı çünkü Hanya’ya 25 kilometre mesafede bulunan Gonia isminde bir yer var. Gonia’da da bir manastır var ve yerel tarih için çok çok önemli rol oynamış bu manastır. Gonia, koca Girit adasının batı ucunda ‘köşede’ kalan bir sahilde olduğu için konumu önem arz ediyor. Hanya kuşatmasında Türkler işgal ediyor mesela manastırı. Sıkça da tahrip ediyorlar. Ayrıca dönem dönem Gonia Manastırı isyancı grupların üssü haline geliyor. Girit asileri hep bu manastırda konuşlanarak örgütlenmiş. Girit’in büyük direniş hareketleri bu manastırda planlanıyor en önemli gizli devrim örgütlerince. Hatta son büyük eylemleri de yine Gonia Manastırının sahilinden başlatılıyor. (Kaynak: My Crete Guide)

Asilere sığınak olan, bu yüzden de sıkça saldırılara maruz kalan bu cennet ve cehennem köşesi adını da köşede bulunmasından alıyor. Yukarıda dediğim gibi, Girit adasının batısında önemli bir köşeyi tutuyor Gonia. Matematikte kullandığımız ‘gönye’ de Yunanca ‘gonia’ kelimesinden geliyor; yani ‘köşe, açı’ anlamında kullanılan sözcükten. Gördük mü şimdi Hania’yı Gonia’yı?

 

Categories: Dil, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Lefter’e Saldırı

6-7 Eylül olayları sırasında, Lefter’in Büyükada’daki evine de saldırıldığını öğrendim. Saldıranların bazılarının harçlık verdiği çocuklar olmasına çok üzülmüş olmasına rağmen hiçbir zaman isim vermemiş ve bu konuda konuşmamayı tercih etmiş olan Lefter’den detaylar alınamamış. Ancak küçük kızlarını öldürmeye kalktıkları Lefter ailesini Fenerlilerin koruduğu söyleniyor. Fenerbahçe’nin efsanevi futbolcusu, iki hafta önce omuzlarda taşınırken o gün evine taşlarla saldırılmasına çok içerlemiş.

 

Kaynak ve İleri Okuma: Oral Çalışlar, Radikal, 07 Eylül 2015

Categories: Spor, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Girit’ten İki Yazar

Yazar Nikos Kazancakis gibi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın da Girit adasında doğduğunu öğrendim. Kazancakis 1883 yılında doğmuş. Halikarnas Balıkçımız da ondan üç ya da yedi yıl sonra doğmuş diyebileceğim çünkü Kabaağaçlı’nın doğum yılı tam bilinmiyor. Ama sonuçta ikisi de aynı onluk dilimde ve aynı topraklarda dünyaya göz açmışlar.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

1 Çamaşırla Yaşamak

Çok değerli Muzaffer İzgü’nün, ortaokuldan sonra devam ettiği Diyarbakır Öğretmen Okulu’nda kendisine ilk gün üç adet çamaşır verilmesine çok sevindiğini öğrendim. Son derece fakir bir hayat sürdükleri evinde çocukluğu boyunca sadece bir adet çamaşırı olmuş çünkü.

Kaynak: “Muzaffer İzgü Aydınlatıyor” (Edremit Belediyesi Edebiyat Galerisi – 2. Şiir Dinletisi, Panel ve Kitap İmza Günleri, Mayıs 2011 )

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Güncel, Giyim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

100 Eşyayla Yaşamak

‘Yüz Eşyayla Yaşamak’ diye bir akım olduğunu öğrendim. California cangılında yaşayan Dave Bruno adındaki bir beyefendinin canına tak ediyor bir gün ve kendi kendine meydan okuyarak şöyle diyor: “Yüz adet eşya seçerek bir yıl boyunca sadece onları kullanacağım.” Amaç, gereksiz eşyalardan kurtulmak, lüzumsuz alışverişi engellemek, evde ve yaşantıda yer açmak. 2008-2009 yılları arasında gerçekleştirdiği bireysel proje, çevresine ve takipçilerine yayılıyor. İnsanlar kendi yüz eşyalık listelerini paylaşıyor sayfalarında filan. Derken öyle bir hâle geliyor ki Türkiye’de bile sosyal medya üzerinden halkı yüz eşya ile yaşamaya davet eden hesaplar açılıyor. Yani öyle olmuş. Bunca yıl bu modayı ben hiç fark etmemişim. Zaten toplamda yüz kadar eşyam olduğundan olsa gerek. Kitaplarımı tek tek saymazsak tabii.

Categories: Ekonomi, Güncel, Giyim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Titus Tüneli

Seleukos Nikator’un kurduğu kentte yer alan Titus Tünelinin yüksekliğinin yedi metre olduğunu öğrendim. Birinci yüzyılda yapılan bir tünelden bahsediyorum. Çeyrek asır önce beni büyülemiş olan tünelden. Bugünün Musa Dağı’nı resmen ikiye yararak açılan bir tünelden.

Petra‘nın hayranlık uyandırıcı olduğu bir gerçek. Ama Ürdün’e gitmeden önce Hatay’daki Çevlik’i ziyaret etmeniz daha güzel olur. Tamamen el yapımı bir mühendislik harikası oluşu ve ikibin yıllık geçmişine rağmen iyi korunmuşluğuyla dünya miras listesine aday gösterilen ve geçici listeye yerleşen tünelin neden hâlâ asıl listeye alınmadığını çok merak ediyorum.

Categories: Coğrafya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Son Akşam Yemeği

Da Vinci’nin ‘Son Yemek’ tablosunun orijinalinin herhangi bir müzede değil, Milano’da bir manastırın yemekhane duvarında olduğunu öğrendim. Yani Da Vinci’nin boyadığı duvar Santa Maria Delle Grazie Manastırı yemek salonunda imiş, ama yıllar içinde başına gelen işlerden ve gördüğü restorasyon bolluğundan dolayı şu an var olan tablonun ne kadar orijinal olduğu tartışılır diyorlar.

Categories: Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Deliklitaş

Siirt’te Deliklitaş Kanyonu olduğunu öğrendim. Çok güzele benziyor.

Categories: Coğrafya, Doğa, Seyahat | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Otuz Kuş

‘Simurg’ sözcüğünün Farsçada ‘otuz kuş’ anlamına geldiğini öğrendim. ‘Si’ otuz demekmiş, ‘morgh’ ise kuş.

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Bango

Mutfak tezgahına Ege dolaylarında ‘bango’ dendiğini öğrendim. ‘Bango’ sözcüğü TDK‘da “Tuhafiye, manifatura mağazalarındaki tezgâh, masa” olarak verilmiş de ona ‘banko’ diyorduk sanki.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum

Timsah Yiyen Kedi!

Timsahtan yapılma kedi maması olduğunu öğrendim! Bunu Değerli Oğuz Süzen’in “Kelimeler Hazır” başlıklı harika yazısında okuyunca şok geçirip nete davrandım. Gerçekten de sadece timsah da değil, kanguru, bizon, yılan balığından filan da mama yapılıyormuş. Görsellere rağmen yanlış anladığımdan öyle emindim ki konu hakkında bir sürü yazı okudum. Öğrendiğim ileri düzey saçmalıklar hakkında sayfalarca yazabilirim ve kimseyi kırmayacağımı garanti edemiyorum. Bu nedenle yazıyı burada kesmek daha hayırlı olacak sanırım… Kendimize ettik edeceğimizi, şu hayvanların dünyasını da altüst etmeden rahat edemeyeceğiz bir türlü… Göreceğiz bir gün hep birlikte de… Cık cık cık… 

Sadece şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bebekliğimden beri bizim evimizde mutlaka en az bir kedi yaşamıştır ve yemekte biz ne yediysek aynısını yemişlerdir. Muzaffer İzgü’nün de kendi kedileri Tekir’i anlattığı bir konuşmasını anımsıyorum. Tekir’in günde iki zeytin yeme hakkı varmış sadece, yoksul evin diğer üyeleri gibi. Karpuz yeniyorsa karpuz yermiş. Kediciğin bir derdi olsa derme çatma evden rahatlıkla kaçardı zannımca. Yine tutamadım, söylendim yahu…

Bir kez daha öğrenince mutsuz olmuş olsam da bilgi için teşekkür ederim Oğuz Bey…

 

Categories: Doğa, Ekonomi, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 11 Yorum

Türkçe Konuşun Be!

Devlete bağlı kurumlar adına sosyal medya hesabı açıp hiç çekinmeden küfür bile yazabilenler olduğunu öğrendim.

Ben yazı yazarken TDK sayfası mutlaka açık durur ki gereksinim duydukça sözcük yazılışlarını ve noktalamayı kontrol edeyim. Bugün yine açık olan sayfada şu duyuru dikkatimi çekince ilgim o yöne kaydı: “‘Drone’ sözü için yaptığımız çalışmaların ilk ayağı olan sormaca sona ermiştir. Bu yabancı kökenli sözün Türkçe karşılığını arama çalışmalarımız sürmektedir. Kamuoyuna duyurulur.” Hiçbir yerde tarih yazmadığından bu yeni bir haber mi yoksa artık bir sözcük bulundu mu diye araştırdım. 24 Haziran tarihinde paylaşılmış olan “‘Drone’ için önerilere açığız…” tümcesi sabitlenmiş tweet olarak duruyor. Onedio sayfasında Twitter kullanıcılarından gelen önerilerin derlemesini okuyup gülüyordum ki (görümce, uçupduron, Erdrone gibi) TDK’nın esprili yanıtıyla karşılaştım: “Drone artık karar vermekte zorlanıyoruz.” Tabii beklemediğim bu yanıt beni Twitter’da bu hesaba bir bakmaya itti ve gerçekten oldukça dolu, bolca bilgi yüklü, öğretici bir duruşu olan yani takipçileri dilimiz konusunda geliştirecek etkinliklere yer veren, sık paylaşımlı ve esprili bir hesap olmasına çok şaşırdım. “Evet, evet, bunu takip etmeli” mırıldanmasıyla kafamı sallıyordum ki bir küfürle karşılaştım! “You are writing f***king English. Please write Turkish…” Başbakanlık bağlantılı bir hesabın esprili, güncel ve dopdolu olması şaşırtmıştı ama küfür bu şaşkınlığı yirmiye katladı. TDK küfrü normal mı karşılıyor yoksa tweet atan kişiye fazla gereksiz bir sorumluluk, kontrolsüz bir yetki mi vermiş?

Kusura bakmayın gençler ama küfürü kabul edemiyorum. Günlük hayatta dostlar arasında durum başka ama herkese açık bir platformda biraz daha dikkat etmeli. İş yerinde küfrederek dolaşmıyorsanız Internette de ben sizin bu tümcelerinize maruz kalmak istemiyorum. Öyküde bir yere kadar kabul edilir, iki cümlede bir dümdüz gitmiyorsanız, ama fikir yazılarında küfür yerine kullanılabilecek, derdimizi anlatacak bir sürü sözcük var. Hele ki dilin doğru kullanımını savunmak ve yaymak için 7/24 uğraşan bir hesapsanız. İngilizce de olsa küfür küfürdür ve kullanmamız normal karşılansaydı gazetelerin küfürlü cümlelerle dolu olmasını beklememiz gerekirdi.

Neyse, TDK’nin web sayfasına girmek aklıma geldi de kurumun resmi hesabını öğrendim: @TDKBIM. Yani bir saattir paylaşımlarını okuyup incelediğim hesap gerçek Türk Dil Kurumu Twitter hesabı değilmiş. Başkasına aitmiş ve o ismi vermiş kendine. Bunun üzerine gerçek hesaplarına girdim. Benzer dolulukta paylaşımlar görme olasılığı ve de iyimserliği bir an aklımdan geçmedi değil ama ilk beklentim kazanmıştı. İşte, kurumsal başarı öyküleri karşımdaydı 😦

Türk Dil Kurumu’nun çakma hesapla ilgili olarak hiçbir şey yapmamış olması ilginç gelse de sevindiğimi gizleyemem. Çünkü site ‘yöneticisi’nin Türk dilinin gelişimi konusunda çok takdire değer çalışmalar yaptığı ortada. Hatta TDK biraz bu hesaptan fikir alsa iyi olacak gibi. Şu veriye bakarak bir daha düşünmeliler belki de:

* 2011 yılında Twitter alemine girmiş @TDKBIM hesabının yani kurumun resmi hesabının 809 paylaşımı ve 17.000 takipçisi var.
* Yazının başından beri bahsettiğim resmi değil resimli hesap ise 2015 yılından beri aktif, 591 paylaşımla 19.500 takipçi yapmış. Bir de beni ekleyin.

İleri Okuma: Diken Gazetesinin Haberi

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Fayrap

Türkçe’de kullanılan ‘fayrap’ sözcüğünün İngilizce ‘fire up’tan geldiğini öğrendim. Küçükken hep duyardım etraftakilerden ‘faryap etti’ diye. Ne dendiğini tahmin ederdim de tam bilmezdim. Kelimeyi yıllardır duymamıştım. ‘Zorba’da çok geçiyor. Sözcüğün doğrusu faryap değilmiş tabii ama fayraptan daha rahat söylendiğinden öyle deniyor olsa gerek. Ne de olsa İngilizce kelime.

Neyse, ateşin yakılması ya da harlamasıyla ilintili olan ‘fayrap’ şu anlamda kullanılırmış: “Herhangi bir işi veya şeyi hızlandırma.” TDK‘nın verdiği örnek: “Beleş rakıyı bulunca fayrap etti.” Eder…

Ben de Zorba’dan bir örnek vereyim: “Kısa bir sessizlikten sonra yine fayrap etti; kalbi taşıyor, artık ona komuta edemiyordu.” (s.256) Edemez… 

[Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları]

Categories: Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İnan ki Oğulları

Adnan Şenses’in Gülşen Bubikoğlu’nun dayısı olduğunu öğrendim. Ama bu bilgiyi araştırırken daha bir sürü başka ilişki daha öğrendim. Anlatmaya Türker İnanoğlu ile başlamak yerinde olur sanırım.

Türkiyemin en uzun ömürlü film şirketi Erler Filmi 1960 yılında kuran yönetmen Türker İnanoğlu’nun ilk eşi, çocukluğumda hayran olduğum sinema sanatçısı Filiz Akın. Oğulları İlker İnanoğlu da ‘Yumurcak’ olarak bildiğimiz çocuk oyuncu.

Türker İnanoğlu’nun ikinci eşi Gülşen Bubikoğlu. Kızları Zeynep İnanoğlu Cüneyt Özdemir’in eşi.

Türker İnanoğlu’nun kardeşi Berker İnanoğlu. Berker Beyin oğlu Sezer İnanoğlu da yine Türk sinemasından ‘Sezercik’ olarak tanıdığımız güzel çocuk (ama babasının ölen ikizinin adı verilmiş olan Sezercik çok acılı bir hayat yaşamış). Berker İnanoğlu’nun aşkı paylaştığı kişilerden birisi Perihan Savaş imiş. Behiye Aksoy da eşi olmuş. Daha başka tanıdık isimler de var hikayede ama belki de burada durmalıyız.

Yani Türker, Berker, İlker, Sezer İnanoğlu ile tam anlamıyla bir Erler Film yapımı…

Categories: Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Uçma Uçma Böceğim, Kal

Uğur böceğine neden bu ismin verildiğini yani çeşitli kültürlerde uğurlu kabul edilmesinin sebebini öğrendim. Bir böcek türü olmasına rağmen neredeyse hepimiz uç uç böceklerini sever, görünce mutlu oluruz tabii, ama çiftçiler çok daha fazla severlermiş. Sebep: yaprak bitlerini ve bitkiler için zararlı diğer böcekleri yiyerek bitkileri rahatlatması.

Uğur böcekleri, yumurtalarını bile bitlerin toplandığı yaprakların altına bırakırmış. Birkaç güne çıkan larvalar, ki bunlar uğur böceğini değil de minik timsahları andıran ince-uzun yapıdalar, hemen turalamaya başlayarak önlerine çıkan hayvancıkları yani bitleri lüpletmeye başlıyorlarmış. Artık nasıl yediğinin detayını bilemem, ama kısaca bu hayvanımız bitle mücadelede çiftçinin yanında ❤

Anlatılageldiği üzere bir tarihte bir bölgede ürünlere bitler dadanmış. Çok zor durumdaki çiftçileri bu sevimli böcekler kurtarmış. Çiftçiye şans getirdiği içindir ki ‘uğur böceği’ olarak anılırlar denir. Rivayet olma olasılığı var tabii ama okuduğum tüm Türkçe ve İngilizce kaynaklar aynı açıklamayı getirmiş. Yabancı kültürlerde Hazreti Meryem’in adını aldığı bile görülüyor. Onu bunu bilmem, ama en azından bolca uğur böceği görünen yerlerde bitkilerinin geleceğini tahmin edebilen çiftçi mutlu oluyordur herhalde.

Bu vesileyle, sabah-akşam blog dünyasını selamlamaktan yılmayan Uğur Böceğimize bir kere de ben iyi akşamlar demek isterim 🙂

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Hayvan, Kültür, Teknoloji, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Hemingway Kitaplığı

Hemingway’in Küba’daki evinde 8.000 kitap bulunduğunu öğrendim. Aydınlık ve ferah evin, çalışma odasında yere serili ayı postunun, bahçesindeki kedi mezarlığının ve teknesi Pilar’ın fotoğraflarını şu sayfada bulabilirsiniz: Glimpses of The World

Categories: Edebiyat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Ciddi Evlilik İlişkisi

Sait Faik Abasıyanık’ın güneye yerleşip bir kahve açmayı ve orada Leyla Erbil ile çalışmayı düşlediğini öğrendim. 1953 Nisanı ile 1954 Mayısı arasında arkadaşlık etmişler. Yani Sait Faik sirozdan ölene kadar. Tanıştıklarında Abasıyanık 47 yaşında. Leyla Hanım ise 22’sinde, filolojide okuyan bir genç kız ve İskandinav Hava Yollarında sekreterlik ve çevirmenlik yapıyor.

Abasıyanık’ın ölümünden Erbil’i suçlayanlar olmuş. Mektuplaştığı Ahmed Arif ise hiçbir suçu olmadığı konusunda Leyla Hanımı ikna etmiş.

Öykülerine hayranlık duyduğu, çok etkilendiği, tanışıp arkadaşlık ettiği yazarın ölümünden bir yıl sonra Erbil bir yüksek mühendis ile evlenmiş. Eşi Mehmet Erbil ile İskandinav Hava Yollarında çalışırken tanışmış.

Anladığım kadarıyla Erbil için Abasıyanık ömrünce en değer verdiği figürlerden biri olarak kalmış.

Kaynaklar:
* Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları
Writers of Turkey
Sennur Sezer, 22.09.2013, Radikal Kitap

İleri Okuma:
Elif Tanrıyar, 19.07.2015, t24

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Seviyor Sevmiyor

Şu bizim “seviyoooor… seemiyoor…” bel bağlamasıyla yapraklarını yolduğumuz zavallı papatyanın falına Fransızların daha farklı baktığını öğrendim. Yenilgi Günlükleri’nin bir yazısında okuyunca haberdar olduğum konuyu araştırdım ve Fransız papatya falında çiçeğin beşli set halinde parçalandığını anladım. Yani yolma işlemine “Il m’aime” diye başlıyor ve koparılan her yaprakta seviyor-sevmiyor değil, sırasıyla şunları söylüyorlarmış: 

az seviyor (un peu),
çok seviyor (beaucoup),
tutkuyla seviyor (passionnément),
delice seviyor (à la folie),
hiç sevmiyor (pas du tout)

Böylece sevmeme ihtimali %50’den %20’ye düşmüş oluyor. Daha iyimser ve heyecanlı!

 

Bu arada, eğer “o beni takip etti, ben de onu edeyim,” “yazısını beğeneyim ki o da beni beğensin” şeklindeki blog okurlarından değilseniz eğer Yenilgi Günlükleri‘ni öneririm. Bilgi, deneyim ve duyguların birleştiği derin yazılar okumayı özleyenlere Onikinci Defter iyi gelecektir.

 

Categories: Dil, Doğa, Kültür, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | 2 Yorum

Edessa

Urfa kentine verilmiş Edessa isminin, günümüzde Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde bulunan Edessa’dan (yani Vodina) geldiğini öğrendim. 

Çeşitli kaynaklarda bu bilginin kesin olmadığı yazsa da anlatılan olay şu: O zamanların Makedonya Kralı Büyük İskender tabii ki Anadolu topraklarına da yayılmış. Bu büyük Büyük İskender fethiyle Urfa dolayları Edessa ismini almış. Çünkü buralarını Edessa’ya benzetmişler, yani şelalelerin aktığı sulak ovada kurulu memleketlerine.

Profesör Bilge Umar’a göre Helenistik Çağdan beri kullanılan ‘Edessa’ isminin öyküsü şuymuş: “Seleukos Nikator bu kenti geliştirerek Makedonya’dan gelen göçmenleri buraya yerleştirmiş ve ismini de Edessa olarak değiştirmiştir. Bu isim Roma, Bizans ve Haçlı Devletleri zamanında da kullanılmıştır.” (Kaynak: TC Şanlıurfa Valiliği Resmi Kent Rehberi)

Categories: Coğrafya, Dil, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Girit

En büyük Yunan Adasının Girit olduğunu öğrendim.

Categories: Coğrafya | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

R

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in de ‘r’ harfini söyleyemeyenlerden olduğunu öğrendim.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: