Teknoloji

Drone Milli Takımı

Türkiye’de ‘Drone Şampiyonası’ yapıldığını öğrendim. 3 Aralık günü final etabı yapılan şampiyonada dereceye giren lisanslı pilotlardan oluşturulacak olan ‘Türkiye A Milli Drone Takımı’, Avrupa’daki yarışlarda ülkemizi temsil edecekmiş. Bunun bir spor dalı olduğunu da böylece öğrenmiş oldum. Takımımıza başarılar dilerim.

Kaynak: turkiyedronesampiyonasi.com

 

Reklamlar
Categories: Güncel, Spor, Teknoloji | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Trump Konya’da Bulundu

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde “İnsansı Taşlar Müzesi” olduğunu öğrendim. Müze kurucusu Ahmet Aslan bir çoban. Konya’da hayvan güderken rastladığı ‘insan yüzünü andıran’ taşları toplamış. Mevlana’ya benzeyen taşı tam da Konya’da bulmuş. Gel gör ki Trump da Konya’da bulunmuş. Walt Disney’in “her şey bir fareyle başladı” sözünden çok etkilenen Aslan, sekiz yıldır biriktirdiği taşların bir yerde sergilenmesi için, sosyal medya da dahil çeşitli araçlar kullanmış ve yılmadan girişimlerde bulunmuş. Sonunda Edirne’den kabul görmüş ve taşlarıyla Uzunköprü yolunu tutmuş. Kültür-Sanat Evi olarak kullanılan Aziz İoannis Kilisesi’nde sergilenen taşların ziyaretçilerle buluşmaya başlaması Aslan’ı çok mutlu etmiştir eminim. Kendisi ise 2023 hedefinin olduğunu belirtmiş. Belirgin bir hedefimiz olmadan hiçbir şey başaramayız ne de olsa.

Urfalı çoban Ahmet Aslan dört tane de kitap yayınlamış bugüne kadar. Belli ki kendisinden öğreneceğimiz çok şey var…

Japonya’da da Chinsekikan Müzesi var aynı şekilde.

Kaynak: Anadolu Ajansı, Gökhan Zobar, 29.11.2017 ve Edirne Televizyonu

Categories: Doğa, Güncel, Mekan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 14 Yorum

Çin İşi

Kafa nakli yapılması konusunda çok ciddi çalışmalar olduğunu ve bunu gerçekleştirmeye çalışan Doktor Canavero’yu Çin Hükümetinin desteklediğini öğrendim. İsim de çok canavarımsıymış ama… 🙂

Haberin detaylarını Onur Bey‘in heyecanlı kaleminden okumanızı öneririm.

Categories: Ülkeler, Bilim, Güncel, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Burano

İtalya’da rengarenk bir Burano Adası olduğunu öğrendim. Venedik’ten kalkan vapurlarla kırk dakikada ulaşılabiliyormuş. Evlerin rengi yasalarla korunuyor tabii ki. Ama bu sayede bir turizm geliri elde ettikleri ortada. Bu minik adanın poz poz fotoğraflarıyla dolu Internet.

24’lük film yeter mi ki? 36’lık mı alsak yoksa giderken 😛

Herkese İtalyan tarzı rengarenk günler dilerim 😀

Çektiği muhteşem fotoğrafları görmek için Wandertoes sayfasını ziyaret edebilirsiniz örneğin. Ben bu adanın varlığını bu blogdan öğrendim.

 

Categories: Ekonomi, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Steve Cutts

“Man” (İnsan) isimli animasyonun yaratıcısı Steve Cutts’ın harika bazı çizimlerini öğrendim.

Diğerlerine kendi web sitesinden bakabilirsiniz: stevecutts.com

Daha önce izlemediyseniz Man‘i de mutlaka izlemenizi öneririm. İnsan denen canlının, tüm dünyayı ne hâle getirdiğini üç buçuk dakikada oldukça çarpıcı bir biçimde özetliyor.


 

Categories: Doğa, Ekonomi, Giyim, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Aziz Nesin Akşamında Kırkpınar

Aziz Nesin’in, güreş konusunda hiçbir şey bilmeyişimize ve layık olduğu değeri kendisine sunmuyor oluşumuza içerleyerek, 1959 yılında Akşam Gazetesinde, Kırkpınar ve yağlı güreşler üzerine bir yazı dizisi yayınlandığını öğrendim.

Gazetede çıkan yazı dizisinden alıntılarla ve enfes fotoğraflarla desteklenmiş, haklı serzenişlerin işitildiği yazıyı mutlaka Eyüp Esen’in güçlü kaleminden okuyunuz: İnsana Dair

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Spor, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Chopin’in Kalbi

Ölümünden sonra Chopin’in bedeninin ve yüreğinin ayrı yerlere koyulduğunu öğrendim. Yaşamının büyük kısmını Paris’te geçirmiş olan Chopin, ölünce kalbinin ana vatanında saklanmasını istemiş. Bu dileği de yerine getirilerek Varşova’nın bir kilisesinde bulunan bir sütuna yerleştirilmiş kap içerisinde. Şimdi kalbi Polonya’da, bedeninin geri kalanı ise Fransa’da istirahat ediyor. Müzik dehasının koca kalbiyle aynı ortamda bulunmak isteyenler Varşova’da Holy Cross adlı kiliseyi ziyaret ediyor, geri kalan kısımla ilgilenenler ise Paris’teki Le Père Lachaise Mezarlığının yolunu tutuyor.

Bu bilgiyi bana öğreten Nurcan Hoca’ya teşekkür ederim. Bestecinin yaşamına dair daha fazla bilgiyi Sosyal Bilgiler Site blogundan okumayı unutmayınız lütfen.

Bu arada, ben bu araştırmayı yaparken Chopin’in ‘Cenaze Marşı’nın çalmaya başlaması da komik ama ürpertici bir tesadüf oldu 🙂

Kompozitörün izlerini sürerek Varşova’yı gezmeye yardımcı olan ‘Chopin in Warsaw’ ve ‘Selfie with Chopin’ gibi uygulamalar bile varmış. Bu da meraklısına duyurulur.

Categories: Müzik, Mekan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Donald Duck Yasağı

Donald Duck’ın Finlandiya’da 1970 yılında yasaklandığına, yani bu sevimli ördeğin altına bir şey giymediği için eğitim devi bir ülkede halen yasaklı olduğuna, dolayısıyla çizgi filmlerinin televizyonda gösterilmesinin ve hatta çizgi romanlarının satılmasının yasak olduğuna dair bir paylaşımın uzunca bir süredir sanal alemimizde paylaşılmakta olduğunu öğrendim. ‘İlginç bilgi’ paylaşan bütün sitelerimiz ve sosyal medya hesaplarımız bunu bu kadar net bir bilgi olarak paylaşmış. Hem de ne cümleler kurarak… Yani çok aradım aksini iddia eden Türkçe bir hesap ama bulamadım. Ancak gerçek şu ki, böyle bir yasak yok! Hatta çok başarılı bir dergisi bile var: Aku Ankka (yani Donald Duck’ın Fincesi). Peki nereden çıkmış bu Daisy ile evlilik dışı ilişki yaşayan donsuz Donald hikayesi? Helsinki’de 1977’de yaşanan finansal sıkıntı üzerine yapılan toplantıda, Liberal Parti yerel temsilcisi Holopainen’in şöyle bir önerisi olmuş: Gençlik merkezleri için Donald Duck çizgi romanlarını satın almayı keselim. Para sıkıntısını çözmeye çalıştıkları için öneri kabul edilmiş ve şehir fonundan yapılan bu harcamaya son verilmiş. Ertesi yıl yapılan seçimlerde, öneri sahibi beyefendinin de aday olması, akıllara bu konuyu getirmiş ve medyanın abartılı başlıkları da devreye girince söylentiler almış yürümüş. Holopainen seçimi kaybetmiş ama Donald Duck kazanmış! Belli ki iyi reklam olmuş. Finlandiya’nın bu ünlü pekin ördeğine duyduğu sevgi katlanarak artmış.

Kısaca: Böyle bir yasak hiç olmamış!

Kaynaklar: Snopes ve The Disney Wiki (bu konuda bolca İngilizce kaynak var ve forumlarda olsun, videoların altında yazan yorumlarda olsun Fin halkı sürekli bu çizgi filmin ülkelerinde yasak olmadığını, aksine çok popüler olduğunu anlatmaya çalışmış.)

Categories: Ülkeler, Dergi, Teknoloji, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Koca Kentin Kitap Kulübü

Viyana’da her yıl ‘Eine STADT. Ein BUCH.’ adında bir etkinlik gerçekleştirildiğini öğrendim. ‘Bir KENT. Bir KİTAP.’ olarak çevirebileceğimiz bu etkinlik kapsamında belirlenen bir kitap ücretsiz olarak halka dağıtılıyormuş. Sınırsız değil elbet, ama nüfusu iki milyonu bile bulmayan kentte 100.000 bedava kitap bence son derece harika bir miktar. Yazarın wordpress blogundaki etkinlik listesinde ‘öğrencilerle tartışma’ ve ‘yazarla sohbet’ de var. Ne diyeyim? Ben daha üç kişi bulup bir kitap kulübü yapmayı başaramıyorum kendi kentimde, âlem şehirce organize olup kitap okuyor, tartışıyor. Tabii bu şehircilik başarısını göz ardı etmemek gerek. İşte kitap okumayı sevdirecek, teşvik edecek örnek bir çalışma. Ayrıca bu etkinlik sadece Viyana’da değil dünyanın başka şehirlerinde de yıllardır gerçekleştirilmekteymiş.

Bu harika projeden beni haberdar eden kitap dostu İrem Hölzl’e çok teşekkür ederim. Dilveedebiyat.com sitesinden bu konudaki yazısını okuyabilirsiniz: Yola Çıkmak

Bu sene seçilen kitabın Amerikalı yazarının kendi blogunu inceleyebilirsiniz: Stewart O’Nan

Etkinliğin resmi sitesine bakabilirsiniz: Eine STADT. Ein BUCH.

Dublin kent konseyinin her yıl Nisan ayında gerçekleştirdiği ve başkentle ilgili bir kitabı geniş kitlelere okuttukları ödüllü inisiyatifine delirebilirsiniz: Dublin One City One Book

Ya da hiçbir şey yapmayabilirsiniz… 🙂

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Categories: Antalya, Ülkeler, Edebiyat, Etkinlik, Kültür, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Dövmesi Olan Giremez

Japonya’da ‘onsen’ denen kaplıcalara girebilmek için vücudunuzda kesinlikle dövme olmaması gerektiğini öğrendim. Ayrıca, şifa niyetine kullanılan bu sıcak su havuzlarına girmeden önce iyice bir yıkanmanız ve sıcak su havuzuna çıplak girmeniz gerekiyormuş. Dövmeyi saklama şansınız da yok yani. 

Onsen… Dövmen varsa girme sen 🙂

Bu bilgiyi bana öğreten Minimalist Günlük sahibi Pelin Hanım’a teşekkür ederim. Japonya hakkında izlenimlerini okumak ve fotoğraflarına bakmak için blogunu ziyaret edebilirsiniz.

Categories: Ülkeler, Kültür, Sağlık, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Vallahi Doğru

Kendi söylediği yalana inanma hastalığına ‘mitomani‘ dendiğini öğrendim.

Kaynak: PeDeR Bey

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Tera

Tera’nın ‘trilyon’ anlamına geldiğini öğrendim. Şu önekleri ise hemen hemen herkes biliyordur herhalde:

 

kilo = bin
mega = milyon

Categories: Bilim, Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

FOMO

FOMO denen bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Daha doğrusu bu sıkıntının bir adı olduğunu öğrendim. Gündemi kaçırma, dışında kalma korkusu imiş FOMO (Fear Of Missing Out). Bu kişiler sanal dünyada yer alamayınca kendini çok kötü hissediyormuş. Paylaşımları yeterince ilgi görmeyince, beğenilmeyince kendilerinin onaylanmamış olduğunu düşünüyorlarmış. Toplum tarafından kabullenilmediklerine yani toplum dışında kaldıklarına inanıyorlarmış. Kısaca, sosyal medyanın körüklediği, sürekli yetersizlik hissi yani bir şeylerden geri kaldım hissi FOMO.

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Renksiz Dünyalı Adam & Facebook

Mark Zuckerberg’in renk körü olduğunu öğrendim. Kırmızı ve yeşil renkleri doğru algılayamıyormuş. Hatta, en iyi gördüğü renk mavi olduğu için feysi mavi tasarladığını da belirtmiş çeşitli röportajlarda. Gökkuşağının olanca haşmetini seçememek de çok can sıkıcı olmalı diye düşündüm bir an 😦 Alanın uzmanı değilim bildiğiniz gibi. Renk körlüğü sıkıntısı olan kimseyle de konuşmadım şimdiye kadar. Sizde böyle bir durum varsa ya da fikriniz varsa ve paylaşırsanız sevinirim. Öğrenince mutluyum çünkü ❤

Kaynaklar:
NBC, 03.10.2012, Barbara E. Hernandez
The Washington Post, 30.05.2012, Hayley Tsukayama

Categories: Bilim, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | 8 Yorum

Çok Güzelsin

Fotoğrafçı ve gezgin Mehmet Genç yani namıdiğer Rotasız Seyyah’ın ‘Çok Güzelsin’ adlı bir projesi olduğunu öğrendim. Fotoğrafını çektiği kadınlara “çok güzelsin” diyor ve bunu dedikten sonra tekrar fotoğrafını çekerek tepkilerinin değişimini çerçeveliyormuş. You are so beautiful! 😀

1000 gün süren yolculuğundan üç hafta önce dönen Genç’in, dünya çapında ses getirmiş olan ama benim anca öğrendiğim bu projesine dair bilgi edinmek için kendi sayfasını ziyaret edebilirsiniz: Rotasız Seyyah

 

Categories: Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Tasha Tudor

Dünyamızda Tasha Tudor adında bir çocuk kitapları yazarı ve çizerinin yaşamış ve göçmüş olduğunu öğrendim. Geçmişin debdebeli Tudor ailesiyle nedense pek bir ilgisi olduğunu sanamadığım hanımefendi 1915’te ABD’de doğmuş, teknolojiden fersah fersah uzak ve de son derece doğal bir ortam olan köy evinde, uzun etekleri ve çıplacık ayaklarıyla, sebzeleri, hayvanları, çiçekleri, resmettiği kitaplarıyla yaşamış. Doğal mı doğal ve de huzurlu mu huzurlu bir Tasha Tudor geçmiş bu hayattan. Yüze yakın yıl yaşamış olan Tudor, “‘Şimdi’de bulunamayacak hiçbir huzur yoktur” demiş gitmeden de. Ve daha neler söylemiş… 

Lütfen sanat eseri tadındaki fotoğraflarına bakmayı unutmayın. Öyküsünün tamamına ve muhteşem fotoğraflara şu siteden ulaşabilirsiniz: “Reçel karıştırırken Shakespeare okuyabilirsiniz

Ama resmi sitesi de şudur: Tasha Tudor & Family

Daha önce uzun yaşamanın formülünü verirken de Alice Herz-Sommer adında harika bir başka bayandan bahsetmiştim. Konu ilginizi çekiyorsa buyurun: Uzun Yaşamanın Şifresi Çözüldü

Categories: Edebiyat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Timsah Yiyen Kedi!

Timsahtan yapılma kedi maması olduğunu öğrendim! Bunu Değerli Oğuz Süzen’in “Kelimeler Hazır” başlıklı harika yazısında okuyunca şok geçirip nete davrandım. Gerçekten de sadece timsah da değil, kanguru, bizon, yılan balığından filan da mama yapılıyormuş. Görsellere rağmen yanlış anladığımdan öyle emindim ki konu hakkında bir sürü yazı okudum. Öğrendiğim ileri düzey saçmalıklar hakkında sayfalarca yazabilirim ve kimseyi kırmayacağımı garanti edemiyorum. Bu nedenle yazıyı burada kesmek daha hayırlı olacak sanırım… Kendimize ettik edeceğimizi, şu hayvanların dünyasını da altüst etmeden rahat edemeyeceğiz bir türlü… Göreceğiz bir gün hep birlikte de… Cık cık cık… 

Sadece şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bebekliğimden beri bizim evimizde mutlaka en az bir kedi yaşamıştır ve yemekte biz ne yediysek aynısını yemişlerdir. Muzaffer İzgü’nün de kendi kedileri Tekir’i anlattığı bir konuşmasını anımsıyorum. Tekir’in günde iki zeytin yeme hakkı varmış sadece, yoksul evin diğer üyeleri gibi. Karpuz yeniyorsa karpuz yermiş. Kediciğin bir derdi olsa derme çatma evden rahatlıkla kaçardı zannımca. Yine tutamadım, söylendim yahu…

Bir kez daha öğrenince mutsuz olmuş olsam da bilgi için teşekkür ederim Oğuz Bey…

 

Categories: Doğa, Ekonomi, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 11 Yorum

Türkçe Konuşun Be!

Devlete bağlı kurumlar adına sosyal medya hesabı açıp hiç çekinmeden küfür bile yazabilenler olduğunu öğrendim.

Ben yazı yazarken TDK sayfası mutlaka açık durur ki gereksinim duydukça sözcük yazılışlarını ve noktalamayı kontrol edeyim. Bugün yine açık olan sayfada şu duyuru dikkatimi çekince ilgim o yöne kaydı: “‘Drone’ sözü için yaptığımız çalışmaların ilk ayağı olan sormaca sona ermiştir. Bu yabancı kökenli sözün Türkçe karşılığını arama çalışmalarımız sürmektedir. Kamuoyuna duyurulur.” Hiçbir yerde tarih yazmadığından bu yeni bir haber mi yoksa artık bir sözcük bulundu mu diye araştırdım. 24 Haziran tarihinde paylaşılmış olan “‘Drone’ için önerilere açığız…” tümcesi sabitlenmiş tweet olarak duruyor. Onedio sayfasında Twitter kullanıcılarından gelen önerilerin derlemesini okuyup gülüyordum ki (görümce, uçupduron, Erdrone gibi) TDK’nın esprili yanıtıyla karşılaştım: “Drone artık karar vermekte zorlanıyoruz.” Tabii beklemediğim bu yanıt beni Twitter’da bu hesaba bir bakmaya itti ve gerçekten oldukça dolu, bolca bilgi yüklü, öğretici bir duruşu olan yani takipçileri dilimiz konusunda geliştirecek etkinliklere yer veren, sık paylaşımlı ve esprili bir hesap olmasına çok şaşırdım. “Evet, evet, bunu takip etmeli” mırıldanmasıyla kafamı sallıyordum ki bir küfürle karşılaştım! “You are writing f***king English. Please write Turkish…” Başbakanlık bağlantılı bir hesabın esprili, güncel ve dopdolu olması şaşırtmıştı ama küfür bu şaşkınlığı yirmiye katladı. TDK küfrü normal mı karşılıyor yoksa tweet atan kişiye fazla gereksiz bir sorumluluk, kontrolsüz bir yetki mi vermiş?

Kusura bakmayın gençler ama küfürü kabul edemiyorum. Günlük hayatta dostlar arasında durum başka ama herkese açık bir platformda biraz daha dikkat etmeli. İş yerinde küfrederek dolaşmıyorsanız Internette de ben sizin bu tümcelerinize maruz kalmak istemiyorum. Öyküde bir yere kadar kabul edilir, iki cümlede bir dümdüz gitmiyorsanız, ama fikir yazılarında küfür yerine kullanılabilecek, derdimizi anlatacak bir sürü sözcük var. Hele ki dilin doğru kullanımını savunmak ve yaymak için 7/24 uğraşan bir hesapsanız. İngilizce de olsa küfür küfürdür ve kullanmamız normal karşılansaydı gazetelerin küfürlü cümlelerle dolu olmasını beklememiz gerekirdi.

Neyse, TDK’nin web sayfasına girmek aklıma geldi de kurumun resmi hesabını öğrendim: @TDKBIM. Yani bir saattir paylaşımlarını okuyup incelediğim hesap gerçek Türk Dil Kurumu Twitter hesabı değilmiş. Başkasına aitmiş ve o ismi vermiş kendine. Bunun üzerine gerçek hesaplarına girdim. Benzer dolulukta paylaşımlar görme olasılığı ve de iyimserliği bir an aklımdan geçmedi değil ama ilk beklentim kazanmıştı. İşte, kurumsal başarı öyküleri karşımdaydı 😦

Türk Dil Kurumu’nun çakma hesapla ilgili olarak hiçbir şey yapmamış olması ilginç gelse de sevindiğimi gizleyemem. Çünkü site ‘yöneticisi’nin Türk dilinin gelişimi konusunda çok takdire değer çalışmalar yaptığı ortada. Hatta TDK biraz bu hesaptan fikir alsa iyi olacak gibi. Şu veriye bakarak bir daha düşünmeliler belki de:

* 2011 yılında Twitter alemine girmiş @TDKBIM hesabının yani kurumun resmi hesabının 809 paylaşımı ve 17.000 takipçisi var.
* Yazının başından beri bahsettiğim resmi değil resimli hesap ise 2015 yılından beri aktif, 591 paylaşımla 19.500 takipçi yapmış. Bir de beni ekleyin.

İleri Okuma: Diken Gazetesinin Haberi

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Uçma Uçma Böceğim, Kal

Uğur böceğine neden bu ismin verildiğini yani çeşitli kültürlerde uğurlu kabul edilmesinin sebebini öğrendim. Bir böcek türü olmasına rağmen neredeyse hepimiz uç uç böceklerini sever, görünce mutlu oluruz tabii, ama çiftçiler çok daha fazla severlermiş. Sebep: yaprak bitlerini ve bitkiler için zararlı diğer böcekleri yiyerek bitkileri rahatlatması.

Uğur böcekleri, yumurtalarını bile bitlerin toplandığı yaprakların altına bırakırmış. Birkaç güne çıkan larvalar, ki bunlar uğur böceğini değil de minik timsahları andıran ince-uzun yapıdalar, hemen turalamaya başlayarak önlerine çıkan hayvancıkları yani bitleri lüpletmeye başlıyorlarmış. Artık nasıl yediğinin detayını bilemem, ama kısaca bu hayvanımız bitle mücadelede çiftçinin yanında ❤

Anlatılageldiği üzere bir tarihte bir bölgede ürünlere bitler dadanmış. Çok zor durumdaki çiftçileri bu sevimli böcekler kurtarmış. Çiftçiye şans getirdiği içindir ki ‘uğur böceği’ olarak anılırlar denir. Rivayet olma olasılığı var tabii ama okuduğum tüm Türkçe ve İngilizce kaynaklar aynı açıklamayı getirmiş. Yabancı kültürlerde Hazreti Meryem’in adını aldığı bile görülüyor. Onu bunu bilmem, ama en azından bolca uğur böceği görünen yerlerde bitkilerinin geleceğini tahmin edebilen çiftçi mutlu oluyordur herhalde.

Bu vesileyle, sabah-akşam blog dünyasını selamlamaktan yılmayan Uğur Böceğimize bir kere de ben iyi akşamlar demek isterim 🙂

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Hayvan, Kültür, Teknoloji, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Seviyor Sevmiyor

Şu bizim “seviyoooor… seemiyoor…” bel bağlamasıyla yapraklarını yolduğumuz zavallı papatyanın falına Fransızların daha farklı baktığını öğrendim. Yenilgi Günlükleri’nin bir yazısında okuyunca haberdar olduğum konuyu araştırdım ve Fransız papatya falında çiçeğin beşli set halinde parçalandığını anladım. Yani yolma işlemine “Il m’aime” diye başlıyor ve koparılan her yaprakta seviyor-sevmiyor değil, sırasıyla şunları söylüyorlarmış: 

az seviyor (un peu),
çok seviyor (beaucoup),
tutkuyla seviyor (passionnément),
delice seviyor (à la folie),
hiç sevmiyor (pas du tout)

Böylece sevmeme ihtimali %50’den %20’ye düşmüş oluyor. Daha iyimser ve heyecanlı!

 

Bu arada, eğer “o beni takip etti, ben de onu edeyim,” “yazısını beğeneyim ki o da beni beğensin” şeklindeki blog okurlarından değilseniz eğer Yenilgi Günlükleri‘ni öneririm. Bilgi, deneyim ve duyguların birleştiği derin yazılar okumayı özleyenlere Onikinci Defter iyi gelecektir.

 

Categories: Dil, Doğa, Kültür, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | 2 Yorum

Makak Maymunu

Makakların da selfie çılgını olabildiğini öğrendim 😀 

İngiliz doğa fotoğrafçısı David Slater 2011 yılında Endonezya’dayken kendisine ait fotoğraf makinesi bir süre doğada yalnız kalıyor. Bu durum siyah makak maymunlarının bir sürü fotoğraf çekmesiyle sonuçlanıyor. Ancak bu fotoğraflar nette yayılınca Bay Slater telif hakkı istiyor. Bütün mizanseni ayarlayanın kendisi olduğunu belirtiyor. Bu yayılmaya katkı sağlamış mecraların başında gelen Wikipedia ise fotoğrafları çekenin kendisi olmadığını ve telif ücreti ödenmesine dair bir hakkı olmadığını savunuyor.

Belki fotoğrafı kaldırırım çünkü anlaşmazlığın devam etmesi gerekçesiyle the Guardian bile iki gün önce sayfasındaki resmi kaldırmış. Slater ise hiç parası olmadığı için birkaç hafta önceki duruşmaya katılmak üzere ABD’ye uçamamış.

Categories: Doğa, Ekonomi, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Booktube-A-Thon

‘Booktube-A-Thon’ isminde bir okuma maratonu olduğunu öğrendim. 24-30 Temmuz 2017 tarihleri arasında yapılacak olan etkinliğin detaylarını Ayşegül Hanımın ‘Içimdeki Hisler‘ adlı blogundan öğrenebilirsiniz.

Categories: Etkinlik, Teknoloji | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Blog Ne Demek?

Blog sözcüğünün ‘weblog‘un kısaltılmış hali olduğunu öğrendim.

WEB + LOG:
‘Web’, yani ‘World Wide Web’, yani www, bildiğimiz gibi Internet ağını kastediyor. ‘Log’ ise olayların-gelişmelerin düzenli olarak kaydedilişini anlatan bir sözcüktür. Günlük gibi de düşünülebilir ama günlük olmak zorunda değildir. Denizcilikte kaptanın seyir defteri de ‘log’dur.

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Cafe X

Verilen kahve siparişlerini bir robotun yerine getirdiği ve hiç çalışanı olmayan bir kafe olduğunu öğrendim. San Francisco’da açılan kafede sadece bir koldan oluşan robot çalışıyor.

Categories: Ekonomi, Güncel, Mekan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Kelime Bulucu

Scrabble gibi kelime oyunlarında sizin yerinize sözcük bulan bir web sitesi öğrendim. Örneğin ‘lur’ ile biten kelimeleri listeletebiliyorsunuz. Hatta elinizdeki harfleri yazıyorsunuz, o size kelime türetiyor. Kelimeler.net sitesi bir yandan da sözcük öğrettiği, hafiften Türkçe dersi verdiği ve de kelime oyunları hakkında bilgi verdiği için hoş bir site ve kelimelerle çok ilintili bir işiniz varsa oldukça yararını görebilirsiniz gibi geldi. Örneğin şiir yazarken bir türlü uyak tutmadı diyelim, çıldırmadan önce buraya başvurabilirsiniz. Beyninizi zorlamanız her zaman daha iyi olsa da bu sizin tercihiniz. Ama Scrabble oynarken karşımdakinin telefonundan kelime aradığını görürsem de kalkar giderim yani. Bu da benim tercihim. 

Bugün bir Scrabble oynayalım o zaman. İyi Pazarlar!

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tutunamayanların Fotoğrafı

Oğuz Atay kitaplarının kapağında yer alan fotoğrafın Ara Güler tarafından çekildiğini öğrendim.

 

 

Cemal Süreya fotoğraflarını kim çekti?
Yusuf Atılgan fotoğraflarını kim çekti?

Categories: Edebiyat, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Wiki

Wikipedia’daki ‘wiki’nin Hawaii dilinde hızlı, çabuk demek olduğunu öğrendim.

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Daktilodan Bilgisayara Hepkon

Seferihisar’a heykeli dikilmiş olan Necat Hepkon’un kim olduğunu öğrendim. Hepkon hayırsever bir işadamı imiş ve Seferihisar’a çok hizmetler vermiş. Hastane, üniversite ve okullar açmış. Adliyede artık daktilo kullanılmasın diye kendilerine bilgisayarlar ve yazıcılar bağışlamış. Okullara da onlarca bilgisayar armağan etmiş. Eğitimi çok önemsediği belli olan Hepkon bir sürü öğrenciye de burs vermiş. Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Seferihisarlı da bu hizmetleri esirgemeyen işadamını ölümsüzleştirmek için anıt heykelini dikmiş. 

 

 

 

Kaynak: Haber Ekspres, 18.09.2012

Categories: Eğitim, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: