Sinema

Urfalı Babi

Çocukluğumda, ülkede ‘Urfalı Babi’ adlı bir oyuncu-şarkıcı olduğunu öğrendim. ‘Salako‘ filminde izlemişiz örneğin. 1974’te Fenerbahçe Oyun Havasını yapmış. TRT kayıtları bile var Babi ile röportaj gösteren. (Kaynak: SinemaTürk)

[Ahmed Yesevi]

Reklamlar
Categories: Müzik, Sinema, Spor, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Diş Hekimi Yönetmen

“Otobüs” ve “Sarı Mercedes” filmlerinin yönetmeni Tunç Okan’ın asıl mesleğinin diş hekimliği olduğunu öğrendim.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sadri Kit

Sadri Alışık’ın 1970’lerde Red Kit’i oynadığını öğrendim. Ben bunu “Süper Kadın Dehşet Saçıyor” filmi hakkında bilgi peşine düşünce tesadüfen öğrendim, ama yılbaşı gecesi televizyondaki yarışma programında bol para getiren bir soru olmuş bu. Şöyle ki:

Başrolünü Sadri Alışık’ın oynadığı, Red Kit ile Daltonların mücadelesini anlatan 1974 yapımı Türkçe Western filminin adı nedir?

Cevap veriyoruz: Atını Seven Kovboy! 😀

Categories: Güncel, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Annem Sinema Öğreniyor

Yönetmen Nesimi Yetik’in ‘Annem Sinema Öğreniyor’ adlı kısa filminin ödüller aldığını, bunlardan birinin de 2007 Berlin Film Festivali’nden olduğunu öğrendim.
[Turkish Shorts Network]

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nar ve Ümitler

Ümit Ünal‘ın “Nar” adlı filminin 2011 yılında 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kadınlar Jürisi Özel Ödülü’ aldığını öğrendim. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasının jüri başkanı Müjde Ar imiş. Kadınlardan oluşan jüriden ödül alan filmde görülen tek erkek kapıcı. Serra Yılmaz’ın falcı kadın olarak izlendiği dört oyunculu filmde rol alan diğer iki bayan da sevgiliyi oynuyor. Film gösteriminin ardından yapılan söyleşide, Antalya Üniversitesi öğrencileri, Ümit Ünal’ın filmlerinin merkezinde neden kadınların yer aldığını sordular. Yönetmen şu yanıtı verdi: “Dünyanın en büyük azınlığı kadınlardır.”

Filmi, etkinliğin ev sahibi Muratpaşa Belediyesi’nin Başkanı Ümit Uysal ile izlemek ayrı bir keyifliydi. Hafta sonu birlikte sinemaya gitmişiz gibi oldu. Kendisini öyle çok seviyorum ki ayıp olmayacağını bilsem fotoğrafta okla değil kalple gösterirdim 😀 

Antalya Kültür Sanat’ta ‘1 Film 1 Konuk’ ismiyle gerçekleştirilen etkinlik, Altın Portakal’ın ‘ulusal’ yarışmasında ödül alan filmleri izleyiciye anımsatıyor. Serinin ikinci filmi 13 Ocak Cumartesi günü gösterilecek ve yönetmen söyleşisi bölümünün konuğu da Deniz Türkali. Film: “Eylül Fırtınası”

Kaynak: Muratpaşa Belediyesi

 

Categories: Antalya, Etkinlik, Güncel, Mekan, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hani Bunun İlk Sahibi?

Bir zamanlar silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’ya ait olan ‘Nabila’ adlı lüks yatın daha sonra Brunei Sultanı’na satıldığını, sonra da Trump tarafından alınarak ‘Trump Princess’ adı verildiğini, 86 metrelik yatın James Bond filminde de kullanıldığını öğrendim. Şu anda yat bir Suudi prense aitmiş.

Bu arada rahmetli Kaşıkçı Bey, rahmetli Dodi Fayed’in dayısı imiş. O zaman Yunus Emre’yi analım şu sözleriyle:

Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan…

 

Kaynak: House Beautiful, 9 Haziran 2017, Caroline Picard

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğan Kardeş Apartmanı

Doğan Kardeş dergisinin isminin nereden geldiğini öğrendim. Yapı ve Kredi Bankası’nı kuran Kazım Taşkent’in oğlunun adıymış Doğan. Çocuk yaşta Avrupa’ya yollanmış iyi bir eğitim alması için. Ancak 1939’da ölüm haberi gelir yavrucağın. Bu haberle sarsılan duayen bankacı, oğlunu bir şekilde yaşatabilmek için, onun adını vererek şirketler kurmaya başlar. İyi çocuklar yetişmesine katkı sağlamak için dergi de çıkarır. Düzeyli çocuk dergisi Doğan Kardeş onlarca yıl bu ismi başarıyla yaşatır.

İstanbul’daki güzel Doğan Apartmanı’nın ismi de aynı yerden geliyormuş. Bina, Taşkent’in şirketi tarafından alınınca ismi Doğan Apartmanı yapılmış Kuledibi’ndeki sarışın güzelin. Muhsin Bey filminin çekildiği bina da burasıymış. Ayrıca başka filmlerin sahneleri ve Deli Deli Kulakları Küpeli gibi şarkıların klipleri de Doğan Apartmanında çekilmiş. Doğan kardeşimizin adı birçok şekilde yaşatılmış. Ama yine de… Keşke Taşkent oğlunu evine yakın bir okula yollasaymış 😉

Yaşayan Mekanlar – Doğan Apartmanı Belgeselini de izlemenizi öneririm.

Categories: Dergi, Edebiyat, Eğitim, Mekan, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Zebercet

Zebercet taşının, ismini Kızıldeniz’deki Zebercet Adasından aldığını öğrendim. Daha doğrusu, Mısır’ın güneyine düşen bu adadan zebercet çıkarıldığı için Arapça ‘Zebercet’ denmiş. Zebercet, yeşil bir taş.

Ayrıca Kadıköy’de ‘Zebercet’ isminde bir sahaf varmış. ‘Zebercet’ adında bir müzik grubumuz da varmış gerçi artık ama bence bir kitabevi için gerçekten çok başarılı bir isim seçimi.

Categories: Coğrafya, Doğa, Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yazgı

Zeki Demirkubuz’un, “Yazgı” filmini, Fransa’nın sömürgesi altındaki Cezayir’de doğmuş yazar Albert Camus’nün “Yabancı” romanından esinlenerek senaryolaştırdığını öğrendim. Seyretmem gereken bir film daha çıktı.

Categories: Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İnan ki Oğulları

Adnan Şenses’in Gülşen Bubikoğlu’nun dayısı olduğunu öğrendim. Ama bu bilgiyi araştırırken daha bir sürü başka ilişki daha öğrendim. Anlatmaya Türker İnanoğlu ile başlamak yerinde olur sanırım.

Türkiyemin en uzun ömürlü film şirketi Erler Filmi 1960 yılında kuran yönetmen Türker İnanoğlu’nun ilk eşi, çocukluğumda hayran olduğum sinema sanatçısı Filiz Akın. Oğulları İlker İnanoğlu da ‘Yumurcak’ olarak bildiğimiz çocuk oyuncu.

Türker İnanoğlu’nun ikinci eşi Gülşen Bubikoğlu. Kızları Zeynep İnanoğlu Cüneyt Özdemir’in eşi.

Türker İnanoğlu’nun kardeşi Berker İnanoğlu. Berker Beyin oğlu Sezer İnanoğlu da yine Türk sinemasından ‘Sezercik’ olarak tanıdığımız güzel çocuk (ama babasının ölen ikizinin adı verilmiş olan Sezercik çok acılı bir hayat yaşamış). Berker İnanoğlu’nun aşkı paylaştığı kişilerden birisi Perihan Savaş imiş. Behiye Aksoy da eşi olmuş. Daha başka tanıdık isimler de var hikayede ama belki de burada durmalıyız.

Yani Türker, Berker, İlker, Sezer İnanoğlu ile tam anlamıyla bir Erler Film yapımı…

Categories: Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Arbaş’ın Ağrılı Aşkı

Seksenlerde Amerika’dan gelip sinema dünyamıza dalan Derya Arbaş’ın, “Dilan” filminin çekimleri için 1986’da gittiği Ağrı’da tanıdığı bir gence aşık olduğunu, çekimler bittiği gibi de Ağrılı bu delikanlıyla evlenip ABD’ye yerleştiklerini öğrendim. Tabii onsekiz yaşında tadılan bu aşk üç yıl sürmüş. Arbaş, bazı kaynaklarda aşiret reisi oğlu olduğu belirtilen Nihat Polat’tan 1989 yılında boşanmış.

Ah ne severdim rahmetliyi… Güzel gülüşlü insan, ışıklar içinde uyu ❤

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hacettepeli

Yönetmen Tomris Giritlioğlu’nun Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu öğrendim. Felsefe de okumuş.

Categories: Eğitim, Sanat, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kendi Dininden Olmayana Kıyanlar

1572 yılında Fransa’da korkunç bir katliam yaşandığını ve binlerce protestanın öldürüldüğünü öğrendim. Öncesinde uzun yıllardır devam edegelen bir Protestan-Katolik anlaşmazlığı var. O sırada tahtta olan IX.Charles ve ondan daha da çok tahtta olan İtalyan Medici sülalesinden gelmiş annesi Catherine de Medici, sonunda bu iki grubu barıştırıp kaynaştıracak bir çözüm bulur: Charles’ın kardeşi yani Catherine’in kızı Katolik Margaret ile Navarre’den olan Protestan Henry evlenmelidir. Ancak düğün için gelen protestan konuklar katledilir, Fransız protestanları Huguenotlar’dan olan lider öldürülür. Aziz Bartholomew Gününde Paris sokaklarını kan gölüne çeviren bu kıyım ünlü film Kraliçe Margot’da da anlatılmaktadır (Dumas romanından uyarlama).

Tabii ki ve maalesef ki tarihte kendi dininden olmayanları toptan ortadan kaldırmaya çalışanlar sadece Fransız soylu familyaları ve onların takipçileri değil. Daha önce ‘Ütopik Düşünceler‘ başlıklı yazımla İngiltere’nin Katolik Kilisesinden ayrılışına ve yerine kurulan Anglikan Kilisesinin işleyişini onaylamayan Thomas More’un idamına değinmiştim. İşte bu yeni yapılanmayı kabullenemeyen bir kişi daha vardı: Mary Tudor. Yani İngiltere Kralı VIII.Henry’nin Anne Boleyn ile evlenebilmek için tüm ülkenin dinini değiştirip de boşadığı karısından olan kızı. Yaşadığı her şeye rağmen ve de yıllarca tam bir Katolik olarak kalmayı başarmış olan I.Mary, 1553’te tahta geçince ülkeye Katolikliği yeniden yerleştirmeye kararlı bir şekilde çalışmalara koyulur. Beş yıllık saltanatı süresince yüzlerce protestanı yaktırır ve tarihe ‘kanlı’ yani Bloody Mary olarak geçer. Ardından tahta gelen I.Elizabeth protestandır ve tahmin edersiniz ki 1572’de Fransa’da yaşanan katliam günlerine çok üzülmüştür, ama bu yazıyı artık burada kesmek daha hayırlı olacaktır. Nitekim yine öğrenince mutlu olmadık… 😦

 

 

Catherine de Medici – BBC Historic Figures

Mary I – BBC Historic Figures

Categories: Ülkeler, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sihirli Güç

Jane Goodall’un birkaç şeyi değiştirebilme yetkisi olsa ilk yapmak isteyeceği değişikliğin nüfus olduğunu öğrendim. Şöyle demiş 83 yaşındaki insan-bilimci: “Sihirli gücüm olsaydı, gezegendeki insan sayısını azaltmak isterdim. Çok kalabalığız. Gezegenimizin kaynakları sınırlı ve biz onları tüketiyoruz. Bu da gelecekte çok acı çekeceğimiz anlamına geliyor.”

Kaynak: Human the Movie 

Categories: Bilim, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Silifkeli Klaus Kinski

Alman oyuncu Birol Ünel’in Silifke doğumlu olduğunu öğrendim. Özellikle Fatih Akın filmlerinden tanıdığımız Ünel’e Almanlar ‘Türk Klaus Kinski‘ diyormuş.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Livaneli Hollywood’da

Serenad adlı romanın haklarının Almanlar ve Amerikalılar tarafından satın alındığını ve bir Hollywood filmi yapılacağını öğrendim.

Categories: Edebiyat, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Spielberg’ü Geri Çevirmiş

Juliette Binoche’un, Jurassic Park ve Schindler’s List filmlerinde oynaması için gelen teklifleri geri çevirdiğini öğrendim.

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Sançez’in Çocukları

“The Children Of Sánchez” kitabının yazarının antropolog olduğunu öğrendim. Zaten anca varoş yaşantısını  böyle derinlemesine incelemiş ve yoksulluk kültürü üzerine çalışmış bir değerden böyle bir eser çıkabilirdi diye düşündüm ister istemez. Roman daha sonra sinemaya uyarlanmış ve başrolü Anthony Quinn oynamıştı. Filmin müziği de Grammy ödüllüdür:

Without dreams of hope and pride, a man will die
Though his flesh still moves, his heart sleeps in the grave
Without land, man never dreams cause he is not free
All men need a place to live with dignity

Take the crumbs from starving soldiers, they won’t die
Lord said not by bread alone does man survive
Take the food from hungry children, they won’t cry
Food alone won’t ease the hunger in their eyes

Every child belongs to mankind’s family
Children are the fruit of all humanity
Let them feel the love of all the human race
Touch them with the warmth, the strength of that embrace

Give me love and understanding, I will thrive
As my children grow, my dreams come alive
Those who hear the cries of children, God will bless
I will always hear the Children of Sánchez

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Dansın Güzelliğine Bak

John Travolta’nın Lady Diana ile dans ettiğini öğrendim. “Dansın asaletine bak” mı desem “dansın güzelliğine bak” mı bilemedim. Büyüleyici anlarmış… Onbeş dakika… Yıl 1985… Yer Beyaz Saray…
[Sanny dOG]

Categories: Diğer, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: