Sinema

Arunlar, Özkullar ve Diğerleri…

Özdemir Asaf (Halit Özdemir Arun) ve Yıldız Moran’ın ortanca oğulları Olgun Arun ile Münir Özkul’un kızı Güner Özkul’un bir zamanlar evli olduğunu öğrendim.

Olgun Arun yönetmen-yapımcı imiş. Video klipler, reklam filmlerinde imzası varmış. “Tramvay” adlı bir filmi varmış.

Olgun Arun ile Güner Özkul 1998 yılında Las Vegas’ta evlenmiş, beş yıl sonra da ayrılmış. Güner Özkul, 2009 yılında sperm bankası aracılığıyla bebek yaptığı için ülke gündemini çokça meşgul etmiş de tabii ki benim ondan da haberim olmamış.

Münir Özkul dört evlilik yapmış. Güner Özkul, ikinci eşi olan büyük tiyatro ve sinema oyuncusu Suna Selen’den kızı.

Tam hatırlamıyorum ne olduğunu ama “Çalıkuşu” dizisi olabilir Suna Selen ile ilk ilgilenişim (seksenler). Oyunculuğunu değerlendirebilecek yetkinlikte değildim tabii. Sadece dizi bitince oynayanları yazarken ‘Suna Selen’ adını görmekten hoşlandığım için bakıp kalıyordum ekrana. Çünkü ergenliğimde iki yıl platonik aşk beslediğim delikanlının adıydı Selen 😀

Suna Selen’in ilk evliliği Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın yeğeni Cem Kabaağaç ile olmuş. Anlaşılan, bu aileye her yerden rastlamaya devam edeceğiz 🙂 Side yazılarımda anlattığım Suat Şakir‘in çocuğu olduğunu anladığım Cem Bey’den olan oğlu Derya Simkurt Kabaağaç’ın vefat ilanı var gazetede (Cumhuriyet Arşivi). 6.10.2006’da öldüğü ve Side mezarlığına defnedileceği belirtiliyor. Bir tane de gazete haberi (Hürriyet). Ailenin bu boyutu hakkında başka bilgiye rastlamadım.

Suna Selen’in ikinci eşi Münir Özkul. Üçüncü evliliğini ise Tezer Özlü‘nün ilk eşi ile yapmış. Yani Adalet Ağaoğlu’nun kardeşi olan Güner Sümer ile. Ondan olan oğlu da oyuncuymuş ailedeki hemen hemen herkes gibi…

Suna Selen, Türk edebiyatının ilk kadın romancısı dediğimiz Fatma Aliye Topuz’un da torunu imiş ayrıca.

Yıldız Moran’ın fotoğraflarının gün ışığına çıkarılmasını da borçlu olduğumuz Olgun Arun ayrıca Özdemir Asaf’ın kendi sesinden şiirlerini yüklediği bir kanalın sahibi: olgunarun-YouTube (“Rrr” yazımda paylaşacak şiiri boşuna aramışım o kadar 🙂 ) Vaktiyle şairin şiirlerini Sayın Moran toparlarmış. Şimdi de Olgun Bey hem annesinin hem babasının eserleriyle ilgilenmekte.

***********************************************************

İleri Okuma:

Fatma Aliye Topuz’un hayatı için: İstanbul Kadın Müzesi

Suna Selen ile yapılmış 1960 tarihli çok sevimli bir röportaj ve oyuncunun hayatına dair: Türk Sineması Araştırmaları

 

Reklamlar
Categories: Edebiyat, Ekonomi, Sanat, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İftarlık Gazoz

“İftarlık Gazoz” filminde imamı oynayan aktörün Macit Koper olduğunu öğrendim. Film hakkında okuduğum eleştiri yazılarından birinde, filmde sadece Koper’in rolünün sırıttığı yazıyordu ama bende tam tersi bir etki yarattı.  Hatta görseli zayıf bir insan olarak, “Anayurt Oteli”nin ‘Zebercet’inden beri pek Koper’i algılamamış gözlerim ‘İftarlık Gazoz’un cami hocasını da tanıyamadı ama “imam efendi iyiymiş ya, bu kim ki?” diyerek araştırmama ve Koper olduğunu öğrenmeme neden oldu.

Ayrıca, başroldeki çocuk oyuncunun büyüklüğünü canlandıran aktör de Macit Koper’in oğlu Gün Koper imiş.

Filme dair bir başka ilginç nokta da kadroda Sümer Ezgü ve eşi Gülay Ezgü’nün oluşuydu benim için.

Eminim daha ilginç başka konular vardır bu filmle ilgili olarak, henüz bilmediğim. Şimdilik şunu demek isterim: 2016 yapımı Cem Yılmaz filmi beklentilerimin çok üstündeydi. Tavsiye edilir.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yaşam Boyu Üzüntü

Sevgili Adile Naşit’in tek çocuğunun 15 yaşındayken öldüğünü öğrendim.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , | 2 Yorum

Nubar Dayı

Fedon’un annesinin, Nubar Terziyan’ın kardeşi olduğunu öğrendim.

Categories: Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | 3 Yorum

Susuz Yaz

Yurt dışında ödül kazanan ilk Türk filminin “Susuz Yaz” olduğunu öğrendim. 1964 yılında, Berlin Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ alan bu Metin Erksan filminden, çekildiği yer olan Bademler Köyü‘ne yaptığım geziyi anlatan yazımda bahsetmiştim. Ancak o zaman bunun ilk ödülümüz olduğunu bilmiyordum. Bu ödülün, ülkemizin sinema alanındaki ilk ‘uluslararası başarı’ sevincini yaşattığını ise Antalya Kültür Sanat’ta gerçekleştirilen ‘Felsefe Konuşmaları’nın konuğu Doç. Dr. Zehra Yiğit’ten öğrendim. Akdeniz Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim elemanı Yiğit, “Türk Sineması’nda Aşkın Aşk” üzerine konuşuyordu.

Categories: Antalya, Etkinlik, Mekan, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mezarcı’da Küller

2016 yapımı “Mezarcı” filminin, öldükten sonra yakılmanın mümkün olup olmadığı konusuna da değindiğini öğrendim. Tabii daha fazlası var filmde de izlemeniz lazım. Söyleyemem 🙂

Öykü: Osman Şahin
Senarist-Yönetmen: Talip Karamahmutoğlu

 

Fotoğraf: Mezarcı Filmi Web Sitesi

 

Ölü Yakma konusundaki önceki yazılarım:
Baltık’da Küller, Boğaz’da Küller, Krematoryumda Son

 

Categories: Sinema, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Mezarcıya Ödül

“Dondurmam Gaymak” ve “Entelköy Efeköy’e Karşı” gibi filmlerde rol almış Muğlalı oyuncu Turan Özdemir’in, “Mezarcı” filmindeki performansıyla İngiltere’den yardımcı oyuncu ödülü aldığını, ancak bunun, aktörün ölümünden bir ay sonra gerçekleştiğini öğrendim. Özdemir, 15 Ocak 2018’de kalp krizi geçirerek ölmüş.

Bu arada, “Dondurmam Gaymak” filmi “Ice Cream, I Scream” ismiyle de bilinmekteymiş. Filmde Turan Özdemir dışında profesyonel aktör yokmuş, hepsi filmin çekildiği bölgede yaşayan yerel halk imiş. Turan Özdemir de dondurmacılık konusunda köyde pratik yaparak kendi kendini eğitmiş çekimlerden önceki haftalarda.

Kaynak:

Hürriyet Kelebek, 19.02.2018

IMDb

[Kuzey Film]

 

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Akraba Zsa Zsa

Budapeşte’de doğmuş Hollywood yıldızı Zsa Zsa Gabor’un 1930’lu yılların sonlarında Murat Belge’nin babası Burhan Asaf Belge ile evli olduğunu ve Ankara’da yaşadığını öğrendim. Türkiye’den ABD’ye, kız kardeşinin yanına göçen Gabor Hollywood’un en çekici aktrisi olarak ünlenmiş ve ödüllenmiştir. Burhan Belge’den sonra otelci Conrad Hilton ile evlenip çocuk yapan Gabor’un toplamda dokuz resmi evliliği olmuş (kendisi sekiz dese de). Enteresan bir biçimde, üçüncü eşi olan aktör George Sanders, Zsa Zsa’dan boşandıktan 16 yıl sonra bir de ablasıyla evlenmiş, ki bu deneme de bir yıldan kısa sürmüş. Bu arada, üç kız kardeş Gabor, üçü de çoook yetenekliymiş demek ki üçü de Amerikan film yıldızı olmayı başararak annişlerini de sıkıntılı Macaristan’dan Kaliforniya güneşine transfer edebilmişler. Petrol kralıydı, Barbie bebekleri imajını yaratan mucitti, boşanma davasındaki avukatıydı derken dokuzuncu evliliğini de bir prensle yapıp prenses olarak 99 yaşında ölmüş Zsa Zsa 2016 Aralık ayında.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yakışıklı Çapkınlar

Osmaniye-Kırmıtlı’daki yalıçapkını türlerini öğrendim. Yalıçapkını, İzmir Yalıçapkını ve Alaca Yalıçapkını türündeki kuşlar, Ceyhan Nehri kenarında bir arada yaşıyormuş. Antalya Kültür Sanat belgesel gösterimleri dizisinin şubat ayı için seçilen filmi olan Nurten Şalıkara’nın yönettiği ‘Kırmıtlı’nın Çapkınları’ belgeselinden öğrendim ki Kırmıtlı Eski Belediye Başkanı Ali Murtaza Doğan, bu kuşları fark ettiğinde onları korumak için olağanüstü çabalar harcamış. Kum ocaklarının, bu güzeller güzeli kuşların yuvalarını yok etmesini engellemek için çırpınmış. Avcılığı engelleyerek gençleri kuş gözlemcisi doğaseverler hâline getirmeyi görev bilmiş. İstihkam taburunu bile mahkemeye vererek o bölgenin tatbikat sahası olmaktan çıkarılmasını sağlamış. Film gösteriminin ardından kendisiyle yapılan söyleşide, bu bölgedeki mücadelesinin bir kısmını anlatabildi ancak.

Koyu Yeşil Belgesel Gösterimleri Antalya Kültür Sanat’ta her ayın ikinci perşembesi gerçekleştiriliyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Categories: Antalya, Doğa, Hayvan, Kültür, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Karatepe Köyü Kadınları

Amasya’da kadınlara haftalık izin verilen bir köy olduğunu öğrendim. Merzifon’un Karatepe Köyünde ‘Kadınlar Günü’ uygulaması varmış. Salı günleri tatil yapan kadınlar köy lokalinde toplanıp sosyalleşiyor, stres atıyormuş. Kurulması planlanan kooperatifi filan konuşuyorlarmış. O gün ev insanı rolüne bürünen koca figürleri de ev temizliğinden sorumlu oluyormuş. Şanslı azınlık olan Karatepe hanımları bu ‘lüksü’ muhtarları Rumi Erikçi’ye borçlular. Sayın Erikçi 32 yıl İtalya’da işçi olarak çalışıp yurda dönmüş, muhtar seçilince de böyle insani projeleri hayata geçirmeye başlamış bir zat-ı muhterem. Belli ki köylüsü de kendisinden daha çılgın projeler beklememiş. Çok saygı duymuş ve uygulamışlar. Bakınız işlerini bitirip eşine semaver çayı bile demleyen polis emeklisi Mustafa Bey ne demiş: “Salı günleri bayanların istirahat günü, muhabbet günü, kaynaşma günü. Biz de evlerde böyle temizlik, organizasyon işlerine bakıyoruz. Bizim ithal muhtarımız var. İtalya’dan gelme. Bizim köyü böyle toplumda kaynaştırmaya, ondan sonra çevre köylerde lider bir köy yapmaya ant içti. Bizde onun yolunda yürüyoruz yani. Onun yüzünü kara çıkartmayacağız.¹” Muhtar da onlara cami anonsundan teşekkür etmeyi, her fırsatta köylüsüne saygısını dile getirmeyi ihmal etmiyormuş. Helal olsun hepinize.

Tabii söz konusu olan kadın buluşması olunca kahve de dolmalarla, sarmalarla tanışmış 🙂 Ancak bir kahve klasiği olan çay-okey ikilisinin dışında görüntülerde dolu raflarıyla bir kitaplığa rastlamak da benim için harikaydı. Ellerine sağlık Sayın Muhtarım. ‘Umarım hâlâ devam ediyordur’ diye haklı bir endişeyle yakın tarihli bir bilgi aramaya devam ederken, birkaç gün önceki bir haberi buldum: “Yapımcılığını Antalya Film Ekibi’nin üstlendiği ‘Salı’ adlı belgeselin Karatepe’deki çekimleri tamamlandı.²” Festivallerde yarışacaklarmış bu belgeselle. Sevincim katlandı da katlandı! Tebrikler Antalya Film Ekibi!

Kaynaklar:
¹ Haberler.com, 23 Eylül 2015
² Pusula Gazetesi, Emre Gençkan, 5 Şubat 2018

[Ajans Amasya – ÇRT Haber]

Categories: Antalya, Kültür, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Urfalı Babi

Çocukluğumda, ülkede ‘Urfalı Babi’ adlı bir oyuncu-şarkıcı olduğunu öğrendim. ‘Salako‘ filminde izlemişiz örneğin. 1974’te Fenerbahçe Oyun Havasını yapmış. TRT kayıtları bile var Babi ile röportaj gösteren. (Kaynak: SinemaTürk)

[Ahmed Yesevi]

Categories: Müzik, Sinema, Spor, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Diş Hekimi Yönetmen

“Otobüs” ve “Sarı Mercedes” filmlerinin yönetmeni Tunç Okan’ın asıl mesleğinin diş hekimliği olduğunu öğrendim.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sadri Kit

Sadri Alışık’ın 1970’lerde Red Kit’i oynadığını öğrendim. Ben bunu “Süper Kadın Dehşet Saçıyor” filmi hakkında bilgi peşine düşünce tesadüfen öğrendim, ama yılbaşı gecesi televizyondaki yarışma programında bol para getiren bir soru olmuş bu. Şöyle ki:

Başrolünü Sadri Alışık’ın oynadığı, Red Kit ile Daltonların mücadelesini anlatan 1974 yapımı Türkçe Western filminin adı nedir?

Cevap veriyoruz: Atını Seven Kovboy! 😀

Categories: Güncel, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Annem Sinema Öğreniyor

Yönetmen Nesimi Yetik’in ‘Annem Sinema Öğreniyor’ adlı kısa filminin ödüller aldığını, bunlardan birinin de 2007 Berlin Film Festivali’nden olduğunu öğrendim.
[Turkish Shorts Network]

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nar ve Ümitler

Ümit Ünal‘ın “Nar” adlı filminin 2011 yılında 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ‘Kadınlar Jürisi Özel Ödülü’ aldığını öğrendim. Ulusal Uzun Metraj Film Yarışmasının jüri başkanı Müjde Ar imiş. Kadınlardan oluşan jüriden ödül alan filmde görülen tek erkek kapıcı. Serra Yılmaz’ın falcı kadın olarak izlendiği dört oyunculu filmde rol alan diğer iki bayan da sevgiliyi oynuyor. Film gösteriminin ardından yapılan söyleşide, Antalya Üniversitesi öğrencileri, Ümit Ünal’ın filmlerinin merkezinde neden kadınların yer aldığını sordular. Yönetmen şu yanıtı verdi: “Dünyanın en büyük azınlığı kadınlardır.”

Filmi, etkinliğin ev sahibi Muratpaşa Belediyesi’nin Başkanı Ümit Uysal ile izlemek ayrı bir keyifliydi. Hafta sonu birlikte sinemaya gitmişiz gibi oldu. Kendisini öyle çok seviyorum ki ayıp olmayacağını bilsem fotoğrafta okla değil kalple gösterirdim 😀 

Antalya Kültür Sanat’ta ‘1 Film 1 Konuk’ ismiyle gerçekleştirilen etkinlik, Altın Portakal’ın ‘ulusal’ yarışmasında ödül alan filmleri izleyiciye anımsatıyor. Serinin ikinci filmi 13 Ocak Cumartesi günü gösterilecek ve yönetmen söyleşisi bölümünün konuğu da Deniz Türkali. Film: “Eylül Fırtınası”

Kaynak: Muratpaşa Belediyesi

 

Categories: Antalya, Etkinlik, Güncel, Mekan, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hani Bunun İlk Sahibi?

Bir zamanlar silah tüccarı Adnan Kaşıkçı’ya ait olan ‘Nabila’ adlı lüks yatın daha sonra Brunei Sultanı’na satıldığını, sonra da Trump tarafından alınarak ‘Trump Princess’ adı verildiğini, 86 metrelik yatın James Bond filminde de kullanıldığını öğrendim. Şu anda yat bir Suudi prense aitmiş.

Bu arada rahmetli Kaşıkçı Bey, rahmetli Dodi Fayed’in dayısı imiş. O zaman Yunus Emre’yi analım şu sözleriyle:

Mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi?
Mal da yalan, mülk de yalan,
Var biraz da sen oyalan…

 

Kaynak: House Beautiful, 9 Haziran 2017, Caroline Picard

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğan Kardeş Apartmanı

Doğan Kardeş dergisinin isminin nereden geldiğini öğrendim. Yapı ve Kredi Bankası’nı kuran Kazım Taşkent’in oğlunun adıymış Doğan. Çocuk yaşta Avrupa’ya yollanmış iyi bir eğitim alması için. Ancak 1939’da ölüm haberi gelir yavrucağın. Bu haberle sarsılan duayen bankacı, oğlunu bir şekilde yaşatabilmek için, onun adını vererek şirketler kurmaya başlar. İyi çocuklar yetişmesine katkı sağlamak için dergi de çıkarır. Düzeyli çocuk dergisi Doğan Kardeş onlarca yıl bu ismi başarıyla yaşatır.

İstanbul’daki güzel Doğan Apartmanı’nın ismi de aynı yerden geliyormuş. Bina, Taşkent’in şirketi tarafından alınınca ismi Doğan Apartmanı yapılmış Kuledibi’ndeki sarışın güzelin. Muhsin Bey filminin çekildiği bina da burasıymış. Ayrıca başka filmlerin sahneleri ve Deli Deli Kulakları Küpeli gibi şarkıların klipleri de Doğan Apartmanında çekilmiş. Doğan kardeşimizin adı birçok şekilde yaşatılmış. Ama yine de… Keşke Taşkent oğlunu evine yakın bir okula yollasaymış 😉

Yaşayan Mekanlar – Doğan Apartmanı Belgeselini de izlemenizi öneririm.

Categories: Dergi, Edebiyat, Eğitim, Mekan, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Zebercet

Zebercet taşının, ismini Kızıldeniz’deki Zebercet Adasından aldığını öğrendim. Daha doğrusu, Mısır’ın güneyine düşen bu adadan zebercet çıkarıldığı için Arapça ‘Zebercet’ denmiş. Zebercet, yeşil bir taş.

Ayrıca Kadıköy’de ‘Zebercet’ isminde bir sahaf varmış. ‘Zebercet’ adında bir müzik grubumuz da varmış gerçi artık ama bence bir kitabevi için gerçekten çok başarılı bir isim seçimi.

Categories: Coğrafya, Doğa, Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yazgı

Zeki Demirkubuz’un, “Yazgı” filmini, Fransa’nın sömürgesi altındaki Cezayir’de doğmuş yazar Albert Camus’nün “Yabancı” romanından esinlenerek senaryolaştırdığını öğrendim. Seyretmem gereken bir film daha çıktı.

Categories: Edebiyat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İnan ki Oğulları

Adnan Şenses’in Gülşen Bubikoğlu’nun dayısı olduğunu öğrendim. Ama bu bilgiyi araştırırken daha bir sürü başka ilişki daha öğrendim. Anlatmaya Türker İnanoğlu ile başlamak yerinde olur sanırım.

Türkiyemin en uzun ömürlü film şirketi Erler Filmi 1960 yılında kuran yönetmen Türker İnanoğlu’nun ilk eşi, çocukluğumda hayran olduğum sinema sanatçısı Filiz Akın. Oğulları İlker İnanoğlu da ‘Yumurcak’ olarak bildiğimiz çocuk oyuncu.

Türker İnanoğlu’nun ikinci eşi Gülşen Bubikoğlu. Kızları Zeynep İnanoğlu Cüneyt Özdemir’in eşi.

Türker İnanoğlu’nun kardeşi Berker İnanoğlu. Berker Beyin oğlu Sezer İnanoğlu da yine Türk sinemasından ‘Sezercik’ olarak tanıdığımız güzel çocuk (ama babasının ölen ikizinin adı verilmiş olan Sezercik çok acılı bir hayat yaşamış). Berker İnanoğlu’nun aşkı paylaştığı kişilerden birisi Perihan Savaş imiş. Behiye Aksoy da eşi olmuş. Daha başka tanıdık isimler de var hikayede ama belki de burada durmalıyız.

Yani Türker, Berker, İlker, Sezer İnanoğlu ile tam anlamıyla bir Erler Film yapımı…

Categories: Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Arbaş’ın Ağrılı Aşkı

Seksenlerde Amerika’dan gelip sinema dünyamıza dalan Derya Arbaş’ın, “Dilan” filminin çekimleri için 1986’da gittiği Ağrı’da tanıdığı bir gence aşık olduğunu, çekimler bittiği gibi de Ağrılı bu delikanlıyla evlenip ABD’ye yerleştiklerini öğrendim. Tabii onsekiz yaşında tadılan bu aşk üç yıl sürmüş. Arbaş, bazı kaynaklarda aşiret reisi oğlu olduğu belirtilen Nihat Polat’tan 1989 yılında boşanmış.

Ah ne severdim rahmetliyi… Güzel gülüşlü insan, ışıklar içinde uyu ❤

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: