Sinema

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Reklamlar
Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pier Angeli

1962 yapımı ‘Sodom and Gomorrah’ filminde oynayan Pier Angeli adlı İtalyan yıldızın asi aktör James Dean ile evliliğin eşiğinden döndüğünü öğrendim. Tanıştıkları andan itibaren bir çekimin etkisine giren iki oyuncu bir süre birlikte takılmışlar ancak hem James Dean evliliğe sıcak bakmamış (Kova burcu işte 😉 ) hem de hanımefendinin annesi kızının böylesi bir özgür ruhla birlikteliğini uygun bulmayarak görüşmelerini yasaklamış. Pier Angeli daha uygun birisiyle evlenmiş. Yaşıtım bir İtalyan hayranının aktris için hazırladığı web sayfasında anlattığına göre James Dean düğün günü kırmızı ceketi, deri şapkası filan dışarıda motorunun üstünde oturup beklemiş ve nikahları kıyılan çifti kapıda gördüğü gibi motoru gazlayıp oradan uzaklaşmış. 1954 sonu. 1955’te de zaten James Dean öldü. Canım James Dean.. İlk gençlik yıllarımın aşık olduğum ölü karakteri 🙂 

Pier Angeli iki evlilik ve iki çocuk yapıp boşanmış ve ölmeden üç yıl önce kendisiyle yapılan bir röportajda ömrünce sevdiği tek erkeğin James Dean olduğunu söylemiş. Dean gibi o da bir Eylül günü, henüz 39 yaşındayken yüksek dozda sakinleştirici kimyasal alarak ölmüş. Yakın çevresi 40 yaşına girmekten korktuğunu da belirtmiş. Ölenin ardından konuşan çok olur, son filminin berbat olduğunu da söylemişler.

Ünlü bir hanımmış Pier Angeli. Kirk Douglas da anılarında kendisine yer vermiş ve 1950’lerin başında Pier ile nişanlı olduğunu yazmış otobiyografisinde.

Kısaca: 

1931 – James Dean doğdu
1932 – Pier Angeli doğdu
1954 – Pier Angeli evlendi
1955 – James Dean öldü
1971 – Pier Angeli öldü

Kaynaklar:

İlginç Bilgiler- IMDb
James Dean ile Fotoğraflar- annamariapierangeli.com (hayranının hazırladığı site)

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

İnan ki Oğulları

Adnan Şenses’in Gülşen Bubikoğlu’nun dayısı olduğunu öğrendim. Ama bu bilgiyi araştırırken daha bir sürü başka ilişki daha öğrendim. Anlatmaya Türker İnanoğlu ile başlamak yerinde olur sanırım.

Türkiyemin en uzun ömürlü film şirketi Erler Filmi 1960 yılında kuran yönetmen Türker İnanoğlu’nun ilk eşi, çocukluğumda hayran olduğum sinema sanatçısı Filiz Akın. Oğulları İlker İnanoğlu da ‘Yumurcak’ olarak bildiğimiz çocuk oyuncu.

Türker İnanoğlu’nun ikinci eşi Gülşen Bubikoğlu. Kızları Zeynep İnanoğlu Cüneyt Özdemir’in eşi.

Türker İnanoğlu’nun kardeşi Berker İnanoğlu. Berker Beyin oğlu Sezer İnanoğlu da yine Türk sinemasından ‘Sezercik’ olarak tanıdığımız güzel çocuk (ama babasının ölen ikizinin adı verilmiş olan Sezercik çok acılı bir hayat yaşamış). Berker İnanoğlu’nun aşkı paylaştığı kişilerden birisi Perihan Savaş imiş. Behiye Aksoy da eşi olmuş. Daha başka tanıdık isimler de var hikayede ama belki de burada durmalıyız.

Yani Türker, Berker, İlker, Sezer İnanoğlu ile tam anlamıyla bir Erler Film yapımı…

Categories: Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Arbaş’ın Ağrılı Aşkı

Seksenlerde Amerika’dan gelip sinema dünyamıza dalan Derya Arbaş’ın, “Dilan” filminin çekimleri için 1986’da gittiği Ağrı’da tanıdığı bir gence aşık olduğunu, çekimler bittiği gibi de Ağrılı bu delikanlıyla evlenip ABD’ye yerleştiklerini öğrendim. Tabii onsekiz yaşında tadılan bu aşk üç yıl sürmüş. Arbaş, bazı kaynaklarda aşiret reisi oğlu olduğu belirtilen Nihat Polat’tan 1989 yılında boşanmış.

Ah ne severdim rahmetliyi… Güzel gülüşlü insan, ışıklar içinde uyu ❤

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kendi Dininden Olmayana Kıyanlar

1572 yılında Fransa’da korkunç bir katliam yaşandığını ve binlerce protestanın öldürüldüğünü öğrendim. Öncesinde uzun yıllardır devam edegelen bir Protestan-Katolik anlaşmazlığı var. O sırada tahtta olan IX.Charles ve ondan daha da çok tahtta olan İtalyan Medici sülalesinden gelmiş annesi Catherine de Medici, sonunda bu iki grubu barıştırıp kaynaştıracak bir çözüm bulur: Charles’ın kardeşi yani Catherine’in kızı Katolik Margaret ile Navarre’den olan Protestan Henry evlenmelidir. Ancak düğün için gelen protestan konuklar katledilir, Fransız protestanları Huguenotlar’dan olan lider öldürülür. Aziz Bartholomew Gününde Paris sokaklarını kan gölüne çeviren bu kıyım ünlü film Kraliçe Margot’da da anlatılmaktadır (Dumas romanından uyarlama).

Tabii ki ve maalesef ki tarihte kendi dininden olmayanları toptan ortadan kaldırmaya çalışanlar sadece Fransız soylu familyaları ve onların takipçileri değil. Daha önce ‘Ütopik Düşünceler‘ başlıklı yazımla İngiltere’nin Katolik Kilisesinden ayrılışına ve yerine kurulan Anglikan Kilisesinin işleyişini onaylamayan Thomas More’un idamına değinmiştim. İşte bu yeni yapılanmayı kabullenemeyen bir kişi daha vardı: Mary Tudor. Yani İngiltere Kralı VIII.Henry’nin Anne Boleyn ile evlenebilmek için tüm ülkenin dinini değiştirip de boşadığı karısından olan kızı. Yaşadığı her şeye rağmen ve de yıllarca tam bir Katolik olarak kalmayı başarmış olan I.Mary, 1553’te tahta geçince ülkeye Katolikliği yeniden yerleştirmeye kararlı bir şekilde çalışmalara koyulur. Beş yıllık saltanatı süresince yüzlerce protestanı yaktırır ve tarihe ‘kanlı’ yani Bloody Mary olarak geçer. Ardından tahta gelen I.Elizabeth protestandır ve tahmin edersiniz ki 1572’de Fransa’da yaşanan katliam günlerine çok üzülmüştür, ama bu yazıyı artık burada kesmek daha hayırlı olacaktır. Nitekim yine öğrenince mutlu olmadık… 😦

 

 

Catherine de Medici – BBC Historic Figures

Mary I – BBC Historic Figures

Categories: Ülkeler, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sihirli Güç

Jane Goodall’un birkaç şeyi değiştirebilme yetkisi olsa ilk yapmak isteyeceği değişikliğin nüfus olduğunu öğrendim. Şöyle demiş 83 yaşındaki insan-bilimci: “Sihirli gücüm olsaydı, gezegendeki insan sayısını azaltmak isterdim. Çok kalabalığız. Gezegenimizin kaynakları sınırlı ve biz onları tüketiyoruz. Bu da gelecekte çok acı çekeceğimiz anlamına geliyor.”

Kaynak: Human the Movie 

Categories: Bilim, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Silifkeli Klaus Kinski

Alman oyuncu Birol Ünel’in Silifke doğumlu olduğunu öğrendim. Özellikle Fatih Akın filmlerinden tanıdığımız Ünel’e Almanlar ‘Türk Klaus Kinski‘ diyormuş.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Livaneli Hollywood’da

Serenad adlı romanın haklarının Almanlar ve Amerikalılar tarafından satın alındığını ve bir Hollywood filmi yapılacağını öğrendim.

Categories: Edebiyat, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Spielberg’ü Geri Çevirmiş

Juliette Binoche’un, Jurassic Park ve Schindler’s List filmlerinde oynaması için gelen teklifleri geri çevirdiğini öğrendim.

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Sançez’in Çocukları

“The Children Of Sánchez” kitabının yazarının antropolog olduğunu öğrendim. Zaten anca varoş yaşantısını  böyle derinlemesine incelemiş ve yoksulluk kültürü üzerine çalışmış bir değerden böyle bir eser çıkabilirdi diye düşündüm ister istemez. Roman daha sonra sinemaya uyarlanmış ve başrolü Anthony Quinn oynamıştı. Filmin müziği de Grammy ödüllüdür:

Without dreams of hope and pride, a man will die
Though his flesh still moves, his heart sleeps in the grave
Without land, man never dreams cause he is not free
All men need a place to live with dignity

Take the crumbs from starving soldiers, they won’t die
Lord said not by bread alone does man survive
Take the food from hungry children, they won’t cry
Food alone won’t ease the hunger in their eyes

Every child belongs to mankind’s family
Children are the fruit of all humanity
Let them feel the love of all the human race
Touch them with the warmth, the strength of that embrace

Give me love and understanding, I will thrive
As my children grow, my dreams come alive
Those who hear the cries of children, God will bless
I will always hear the Children of Sánchez

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Dansın Güzelliğine Bak

John Travolta’nın Lady Diana ile dans ettiğini öğrendim. “Dansın asaletine bak” mı desem “dansın güzelliğine bak” mı bilemedim. Büyüleyici anlarmış… Onbeş dakika… Yıl 1985… Yer Beyaz Saray…
[Sanny dOG]

Categories: Diğer, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Daktilo Çılgını

Tom Hanks’in, 1940lardan kalma elliden fazla daktilodan oluşan bir koleksiyonu olduğunu öğrendim.

Kaynak: the New Zealand Herald News

Categories: Sinema, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Kitaplarına Dokunmayın

Kemal Sunal’ın okumayı çok sevdiğini, çok sayıda kitabı olduğunu, ödünç kitap isteyen arkadaşlarına “tamam, veririm tabii” diyip kitapçıdan yenisini alıp verdiğini öğrendim. Sanırım hayatta en kıymet verdiği ‘mal’ kitapları olmuş.

Categories: Sinema | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Kirli Dans

Dirty Dancing filmindeki dansların tek bir türde değil karma olduğunu öğrendim. Salsa ve cha cha’dan bolca bahsediliyor olsa da içinde swing, mambo ve rumba gibi dansların kırıntıları da varmış. Ama bir de ilk kez duyduğum ‘merengue’ isminde bir dans türünün etkilerinden bahsediliyor ki o da orijin olarak ayağından birbirine zincirlenmiş kölelerin yürüyüşünü barındırıyormuş.

Hey gidi gençliğimin Dirty Dancing filmi hey… Film ülkemize geldiğinde üniversitedeydim ve olmayan paramla yedi kez sinemaya giderek izleyecek kadar etkisi altına girmiştim.

Kaynak: Yahoo

Categories: Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Kötü Baba

Almanların ünlü oyuncusu Nastassja Kinski’nin babasının da ünlü bir aktör olduğunu fakat güzel yıldızın babasını hiç de sevgiyle anmadığını öğrendim. Klaus Kinski, çocukken iki kızını da oldukça çok rahatsız etmiş anormal istekleriyle. Zaten tam olarak hak ettiği roller verilmiş doymak bilmez bir hasta olduğunu kendi kitabında da yazmış olan baba Kinski’ye. Kinski kardeşler babaları ölünce hiç üzülmemiş. Ben de bunları öğrenince mutlu olmadım zaten 😦

 

 

 

 

 

Kaynak: The Telegraph

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 1 Yorum

Brandon Lee

Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla vurularak öldüğünü öğrendim. Filmde canlandırdığı karakteri vurmakta kullanılan silah dolu olunca 28 yaşındaki aktör de gerçekten ölüvermiş. Film bir şekilde tamamlanmış ve tabii ki oldukça iyi hasılat yapmış. Babası o sırada hayatta olsa döverdi hepsini 🙂 Ama baba Bruce Lee de oğlu Brandon Lee’nin ölümünden yirmi yıl önce yine sevimsiz bir şekilde hayata veda etmiş. Başı ağrıdığı için bir tanıdığın verdiği ağrı kesici sebebiyle. Arkadaş tavsiyesiyle içilen ilacın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görüyoruz. Savunma sanatının en usta ismi bile böyle bir ölümden kaçamamış.

Çok filmini izlemekten çok yaşadı sanıyoruz ama öldüğünde Bruce Lee de 32 yaşındaymış sadece.

Categories: Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Eli Paketliler Sokağı

İngilizcede ‘Easy Street’ şeklinde bir tabir olduğunu öğrendim. Gayet varlıklı ve rahatı yerinde, bir eli yağda bir eli balda, refah içindeki kişilerin ekonomik durumunu ve güvenli yaşamını anlatmak için kullanılırmış bu deyim. Hatta Charlie Chaplin’in 1917 yapımı bir filmi var ‘Easy Street’ isminde. Filmin başında çok sıkıntılı bir sokakken o sokağa polis olarak atanan Şarlo sayesinde yaşam kaliteleri değişiyor ve tam Easy Street bir hâl alıyorlar. Yusuf Atılgan’ımız ise bu tür sakinleri olan sokaklara ‘Eli Paketliler’ sokağı diyor. “Aylak Adam” romanının muhteşem karakteri Bay C’nin tabiriyle “Komşusunun saygısını yitireceğinden başka sıkıntısı olmayanlar yaşar burda.” (s.14) Ve yine C’nin kendilerine benzemekten aşırı korktuğu bu eli paketliler kesimi, içlerinde boşluklar olmayan kimselerdir: “Biliyorum sizi. Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz. Büyüklerinden korkarsınız. Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz. Sizi bekleyenler vardır. Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar yok.”

[iconauta]

Categories: Dil, Edebiyat, Ekonomi, Kültür, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şakacı Otçullar

Mount Lee’de yükselen ‘Hollywood‘ yazısının daha önce de çeşitli zamanlarda çeşitli şekillerde değiştirildiğini öğrendim. Bildiğiniz gibi 2017’nin ilk gününe bölge sakinleri hoş bir latife ile uyanmışlardı: ‘Hollywood’ yazısı ‘Hollyweed’ haline getirilmişti. Bu şaka ilk kez 1976’da yapılmış.

Kaynak: Los Angeles Times

Categories: Dil, Güncel, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Charlie Chaplin Sevilmez mi?

Yıllarca dünyanın dört bir yanındaki insanları kahkahaya boğmuş Charlie Chaplin’in, neden bazı çevrelerce sevilmediğini öğrendim. Ama söylemek istediklerim uzayınca “Şarlo” yazımı diğer blogumda yayınladım. Beklerim…

Sesli film çekme konusunda yıllarca gösterdiği direnci mecburen kırmak zorunda kaldığı savaş ve faşizm karşıtı filmi “Büyük Diktatör”ün son dört dakikasındaki ünlü konuşmasını sayfasında yayınlayarak konuyu gündemime getiren Sinem Hanım’a teşekkür ederim. Konuşma videosu için: Sinem’in Kalemi

Categories: Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hoover

ABD’nin iç istihbarat ve güvenlik gücü FBI’ı FBI yapan Başkan J.Edgar Hoover’ın bu görevde 48 yıl (yarım asır) kaldığını öğrendim. Ölmese daha devam edecekmiş belli ki. ABD tarihini, dolayısıyla dünya tarihini etkilemişliğiyle yaşam öyküsü bilinmeyi gerektiren bir kişi. Daha çok eşcinselliğine vurgu yapan belgesellerden ziyade Clint Eastwood yapımı (2011) “J.Edgar” adlı filmi öneririm. DiCaprio gayet iyi canlandırmış sekiz başkanla çalışmış Hoover’ı. Büro henüz sadece ‘Soruşturma Bürosu’ iken Calvin Coolidge ve Herbert Hoover’a hizmet vermiş, 1935 yılında F.B.I’ı kurduktan sonra da altı başkanla çalışmış Edgar: F. Roosevelt, Truman, Eisenhower, Kennedy, Johnson ve Nixon. Sevmese de korkudan kovamamış hiçbiri Hoover’ı. Başkan Truman’ın deyimiyle Hoover, büroyu kendi özel gizli polis gücüne çevirmiş. Çünkü Ho-ho-ho-hoover, süpürür döver…

Categories: Diğer, Sinema, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Haymatlos 2

Nazi Almanyası döneminde çalıştıkları üniversitelerden uzaklaştırılınca ülkemize yerleşmiş değerli bilim insanları hakkında yapılmış ‘Haymatloz – Türkiye’de Sürgün’ adında yeni bir filmin iki ay önce Almanya’da gösterime girdiğini öğrendim. 1933’te çıkan bir kanun ile faşizm karşıtı Alman profesörler veya Yahudiler işlerinden çıkarılıyor. Bütün kapılar yüzlerine kapanınca büyük sıkıntıya düşen ve yaşamları alt-üst olan bu ‘istenmeyen’ sanatçılara ve bilim insanlarına biz kucak açıyoruz. Atatürk bu insanları ülkemize davet ediyor. Aralarında ünlü politikacılar, mimarlar, heykeltraşlar, besteciler bulunan sürgün konuklara TC’nin çağdaş üniversitelerinin kurulması aşamasında büyük yetkiler veriliyor. Örneğin Otto Gerngross Ankara’da Ziraat Fakültesini kurmuş.

Belgesel filmin yönetmeni Eren Önsöz, bu profesörlerden beşinin öyküsü üzerinden o dönemin gelişmelerine ışık tutmuş. Filmde bu kişilerin yaşayan akrabalarını dinleme şansı buluyorsunuz. Umarım bizde de gösterilir de biz de buluruz.


[Esin Özbanazı, DW Türkçe]

 

Kaynaklar:
Filmin Web Sitesi ve
Aydınlık (Mehmet Özaydın, 27.10.2016)

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Asperger

‘Asperger Sendromu’ denen gelişimsel bir bozukluk olduğunu öğrendim. Vücut dilini ve farklı anlamlara gelen yüz ifadelerini ya da tonlamaları tanımlayamayan, şaka ya da ironi benzeri soyut durumları anlamayan, sosyal becerileri gelişmemiş, dolayısıyla dışarıdan yadırganan, kendileri istese de uyum sağlayamayıp psikolojik sıkıntı yaşayan, empati kuramayan kişiler olurlarmış. Rutinin dışına çıkmayı sevmez, yeni insanlarla tanışmaktan ve yeni çevrelere girmekten hoşlanmazlarmış. Göz teması sıkıntı verirmiş. Net, somut konuları daha iyi kavrar, verilen görevleri yerine getirirlermiş. Birçok şeyi taklit ederek öğrenirler ve yaşamlarına geçirirlermiş. Bir konuya çok ilgi duyar ve o konuda çok iyi olurlarmış. Otizme benzer diyen kaynak da var, onun türü olduğunu söyleyen de. Dolayısıyla orayı pek açıklayamayacağım.

“Einstein’da da vardı” filan gibi tümcelerle olayı romantik ve arzu edilesi göstermeye çalışan bazı kaynaklar olsa da yaşayana sıkıntı dolu günler deneyimleteceği ortada. Başkalarının cümlelerini ya da kendi kelimelerini tekrarlayan, yürüyüşü veya bakışı farklı görünen bireyler olabiliyorlarmış. Ses, tat, koku ve görüntü konusunda aşırı duyarlı oldukları için gürültü ve benzeri can sıkıcı sesler, fazla parlak ışıklar dünyalarını alt-üst edebiliyormuş. Benim bu bozukluğu ilk defa duyduğum kaynak olan “My Name Is Khan” adlı Hint filmindeki asperger sendromlu adam sarı renge tahammül edemiyordu. Sarı görünce perişan oluyordu. Başrolü oynayan Shah Rukh Khan rolüne öyle sağlam çalışmış ve bu karakteri öyle iyi canlandırmış ki sadece filmi izleyerek yeterince bilgi sahibi oluyorsunuz. Zaten film ve Khan bolca ödül almış.

 

Kaynak: webmd.com

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nazilli’de Bir Otel

Ömer Kavur’un ‘Anayurt Oteli’ filminin Nazilli’de (Aydın) çekildiğini öğrendim. Filmin çekildigi bina Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma ve zamanında Ankara Palas Oteli olarak hizmet vermiş. Şu anda Nazilli Belediyesi Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktaymış.

[Romana adını veren otel ise Manisa’dadır.]

 

 

 

Filmin çekildiği mekanlara dair detaylı bilgi almak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz: Öteki Sinema, Özgür Ilgın

Categories: Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: