Seyahat

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Reklamlar
Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side Hippisi Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu ve diğer hippi arkadaşlarının, yetmişli yıllarda Side’deki antik tiyatroyu keşfettiklerini öğrendim. O zamanlar orada müze filan yokmuş ve tamamen bakir bir yermiş. Sicimoğlu abimin saçlar uzun, boynunda kolyeler, elinde gitar, antik tiyatroya takılırlarmış. Sabah yanlarında yiyecek götürüp kahvaltılarını yaparlarmış tiyatroda, akşamları da yabancı müzisyenlerle ve yerli halkla toplanıp resmen konser verirlermiş. Tamamen kendi kendilerine tabii. Tanrıların arasında… yıldızların altında… Yetmişler… Hastasıyız…

Kaynak: Ayhan Sicimoğlu ile Renkler – Side, Antalya – 26.06.2014

Categories: Antalya, Kültür, Konser, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Çok Güzelsin

Fotoğrafçı ve gezgin Mehmet Genç yani namıdiğer Rotasız Seyyah’ın ‘Çok Güzelsin’ adlı bir projesi olduğunu öğrendim. Fotoğrafını çektiği kadınlara “çok güzelsin” diyor ve bunu dedikten sonra tekrar fotoğrafını çekerek tepkilerinin değişimini çerçeveliyormuş. You are so beautiful! 😀

1000 gün süren yolculuğundan üç hafta önce dönen Genç’in, dünya çapında ses getirmiş olan ama benim anca öğrendiğim bu projesine dair bilgi edinmek için kendi sayfasını ziyaret edebilirsiniz: Rotasız Seyyah

 

Categories: Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Anya, Hanya, Konya, Gonya

‘Hanya’yı Konya’yı görmek’ olarak bildiğimiz sözdeki ‘Hanya’nın Girit adasında olduğunu öğrendim. Yani TDK gibi bir kaynakta izine rastlayamasam da bu Hanya’nın o Hanya olması olasılığı çok yüksek. Hanya (Hania / Χανιά / Chania), Girit adasının ikinci büyük kenti. Geçmişte daha da kıymetli bir yerleşim bölgesiymiş. 1600’lü yılların ortalarından 1900’e kadar Osmanlı var adada (Balkan Savaşları ardından Yunanistan’a geçiyor). Dolayısıyla herhangi bir sözde Hanya ilinin geçmesi çok doğal. Hatta Konya kısmı için de “aslında o Konya değil” diyenler mevcut, ki açıklamalar oldukça mantıklı. Hanya nere Konya nere… Konya olarak evrilmiş olan mekan için Girit’in yönetim merkezi ve en büyük kenti Heraklion olabilir diyen var. Heraklion’un eski adı ‘Kandiye’ imiş. Daha da mantıklı gelen bir başka açıklamaya göre ise, bu sözde geçen o yerin ismi ‘Gonia’ olmalı çünkü Hanya’ya 25 kilometre mesafede bulunan Gonia isminde bir yer var. Gonia’da da bir manastır var ve yerel tarih için çok çok önemli rol oynamış bu manastır. Gonia, koca Girit adasının batı ucunda ‘köşede’ kalan bir sahilde olduğu için konumu önem arz ediyor. Hanya kuşatmasında Türkler işgal ediyor mesela manastırı. Sıkça da tahrip ediyorlar. Ayrıca dönem dönem Gonia Manastırı isyancı grupların üssü haline geliyor. Girit asileri hep bu manastırda konuşlanarak örgütlenmiş. Girit’in büyük direniş hareketleri bu manastırda planlanıyor en önemli gizli devrim örgütlerince. Hatta son büyük eylemleri de yine Gonia Manastırının sahilinden başlatılıyor. (Kaynak: My Crete Guide)

Asilere sığınak olan, bu yüzden de sıkça saldırılara maruz kalan bu cennet ve cehennem köşesi adını da köşede bulunmasından alıyor. Yukarıda dediğim gibi, Girit adasının batısında önemli bir köşeyi tutuyor Gonia. Matematikte kullandığımız ‘gönye’ de Yunanca ‘gonia’ kelimesinden geliyor; yani ‘köşe, açı’ anlamında kullanılan sözcükten. Gördük mü şimdi Hania’yı Gonia’yı?

 

Categories: Dil, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Girit’ten İki Yazar

Yazar Nikos Kazancakis gibi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın da Girit adasında doğduğunu öğrendim. Kazancakis 1883 yılında doğmuş. Halikarnas Balıkçımız da ondan üç ya da yedi yıl sonra doğmuş diyebileceğim çünkü Kabaağaçlı’nın doğum yılı tam bilinmiyor. Ama sonuçta ikisi de aynı onluk dilimde ve aynı topraklarda dünyaya göz açmışlar.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Titus Tüneli

Seleukos Nikator’un kurduğu kentte yer alan Titus Tünelinin yüksekliğinin yedi metre olduğunu öğrendim. Birinci yüzyılda yapılan bir tünelden bahsediyorum. Çeyrek asır önce beni büyülemiş olan tünelden. Bugünün Musa Dağı’nı resmen ikiye yararak açılan bir tünelden.

Petra‘nın hayranlık uyandırıcı olduğu bir gerçek. Ama Ürdün’e gitmeden önce Hatay’daki Çevlik’i ziyaret etmeniz daha güzel olur. Tamamen el yapımı bir mühendislik harikası oluşu ve ikibin yıllık geçmişine rağmen iyi korunmuşluğuyla dünya miras listesine aday gösterilen ve geçici listeye yerleşen tünelin neden hâlâ asıl listeye alınmadığını çok merak ediyorum.

Categories: Coğrafya, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Son Akşam Yemeği

Da Vinci’nin ‘Son Yemek’ tablosunun orijinalinin herhangi bir müzede değil, Milano’da bir manastırın yemekhane duvarında olduğunu öğrendim. Yani Da Vinci’nin boyadığı duvar Santa Maria Delle Grazie Manastırı yemek salonunda imiş, ama yıllar içinde başına gelen işlerden ve gördüğü restorasyon bolluğundan dolayı şu an var olan tablonun ne kadar orijinal olduğu tartışılır diyorlar.

Categories: Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Deliklitaş

Siirt’te Deliklitaş Kanyonu olduğunu öğrendim. Çok güzele benziyor.

Categories: Coğrafya, Doğa, Seyahat | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Hemingway Kitaplığı

Hemingway’in Küba’daki evinde 8.000 kitap bulunduğunu öğrendim. Aydınlık ve ferah evin, çalışma odasında yere serili ayı postunun, bahçesindeki kedi mezarlığının ve teknesi Pilar’ın fotoğraflarını şu sayfada bulabilirsiniz: Glimpses of The World

Categories: Edebiyat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Edessa

Urfa kentine verilmiş Edessa isminin, günümüzde Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde bulunan Edessa’dan (yani Vodina) geldiğini öğrendim. 

Çeşitli kaynaklarda bu bilginin kesin olmadığı yazsa da anlatılan olay şu: O zamanların Makedonya Kralı Büyük İskender tabii ki Anadolu topraklarına da yayılmış. Bu büyük Büyük İskender fethiyle Urfa dolayları Edessa ismini almış. Çünkü buralarını Edessa’ya benzetmişler, yani şelalelerin aktığı sulak ovada kurulu memleketlerine.

Profesör Bilge Umar’a göre Helenistik Çağdan beri kullanılan ‘Edessa’ isminin öyküsü şuymuş: “Seleukos Nikator bu kenti geliştirerek Makedonya’dan gelen göçmenleri buraya yerleştirmiş ve ismini de Edessa olarak değiştirmiştir. Bu isim Roma, Bizans ve Haçlı Devletleri zamanında da kullanılmıştır.” (Kaynak: TC Şanlıurfa Valiliği Resmi Kent Rehberi)

Categories: Coğrafya, Dil, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hip Hop Bulvarı

Haziran ayında, Bronx’taki (New York) bir caddenin adının ‘Hip Hop Bulvarı’ olarak değiştirildiğini öğrendim. Kaynaklar, hip hop’ın burada doğduğunu, dolayısıyla da caddenin bu ismi sonuna kadar hak ettiğini belirtiyor.

Categories: Ülkeler, Kültür, Kutlama, Müzik, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bursalı Laklakan

Bursa’da bir leylek hastanesi olduğunu öğrendim. Daha doğrusu, ondokuzuncu yüzyılda dünyanın ilk leylek hastanesine sahipmişiz. ‘Gurabahane-i Laklakan’, sakatlanan leyleklerin yanı sıra göç yolunda sıkıntısı olan diğer göçmen kuşların derdine de deva olmuş yıllarca. Derken bakımsız kalmış binası ve zamanla yok olup gitmiş. Ancak Osmangazi Belediyesi bu değere sahip çıkmayı aklına koymuş ve tarihi Irgandı Köprüsü’nün yanındaki hoş bir binanın restorasyonunu sağlayarak yine laklakana gurabahane olarak 2010 yılında hizmete açmışsa da yeni bina hayvan hastanesi olarak kedi-köpek-kuş, tüm sokak hayvanlarına yardım etmekteymiş.

Ben Pierre Loti’nin bir makalesinden öğrendim, ama Ahmet Haşim’in de “Gurebâhâne-i Laklakan” adında bir kitabı varmış ve Haşim de Bursa’da Haffaflar Çarşısı (Kapalıçarşı’daki ayakkabıcılar) meydanında bakım alan kuşlardan bahsedermiş.

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Aizonai

Kütahya’da muazzam bir antik kent olduğunu öğrendim. Turizm potansiyelinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan (ama nedense ismi yanlış yazılan 😦 ) web sayfalarında şu özellikleri ön plana çıkarılmış Aizonai Antik Kenti’nin:

* Dünyada bir benzeri bulunmayan ve günümüze en sağlam gelmeyi başarmış Zeus Tapınağına sahip oluşu,
* Dünyanın bilinen en eski borsa yapısını barındırışı (ki bu yapı 1970 depreminde cami yıkılınca altından çıkmış),
* Stadyum-Tiyatro kompleksinin eşsizliği,
* Romalılara ait ilk barajı,
* Nekropolleri, köprüleri, tüneli…

Kaynak: Aizanoi.com

Kent hakkında detaylı bilgi almak için Ömer Çelik videosunu izleyebilirsiniz.

Not: TÜRSAB‘ın sitesinde gördüğüm şu ibare çok hoşuma gittiği için bunu da eklemeden geçemeyeceğim: “Fotoğrafların gerek amatör, gerekse profesyonel alanda kullanımı telif hakları açısından serbesttir.” Kendilerine teşekkür ederim 🙂

Categories: Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Maraş Cipsi

‘Maraş cipsi’ denen bir atıştırmalık olduğunu, tarhanadan yapıldığını ve çerez gibi yemek istenmezse çorbaya da dönüştürülebildiğini öğrendim. Yani kıtır kıtır tarhana çorbası yiyorsunuz gibi bir şey anladığım kadarıyla 🙂

Categories: Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , | 4 Yorum

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İşe Erken Gitsen Ölür müsün?

Jack Daniel’ın işe erken gittiği için öldüğünü öğrendim. Şöyle ki; Bay Daniel işe bir gün herkesten önce gidiyor, kargalardan bile önce ki biraz iş bitirsin kimse yokken. Ve fakat alması gereken evrak kasada. Bay Daniel öyle yapıyor böyle yapıyor, şifresini anımsayamadığı kasayı açamıyor ve sinirden küplere binerekten kasaya haşmetli bir tekme savuruyor. Kasa açılmıyor muhtemelen ama Jack Daniel’ın parmağı kırılıyor. Bu bölgede oluşan enfeksiyon zamanla yayılıyor, kan dolaşımını etkiliyor ve bacak ampute ediliyor. Fakat kangren yayılması önlenemiyor ve Sevgili Jack işe erken gittiği günden 5-6 yıl sonra (1911) kan zehirlenmesinden (sepsis) ölüyor.

Olayın yaşandığı yörenin halkı bu öyküden yola çıkarak bir söz geliştirmişler: İşe asla erken gitme! (Belki de gece yuvarlanan Jackler yüzünden işe hep geç kalanların ahı tutmuştur.)

Tennessee’de Jack Daniel Distillery turu yapanlar adam öldüren kasayı da görebiliyormuş. Kasa da kasa ama yani…

Categories: Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğal Yaşam Köyü

Bademler’de bir doğal yaşam köyünün kurulmakta olduğunu öğrendim. Yapılacak bungalovlarda ve pansiyonculuk hizmeti verecek köy evlerinde kalmaya gelen konuklar o dönemde gerçekleşen tüm üretime katılacakmış. Domates toplama; çiçek hasadı; köy ekmeği pişirme; tarhana, bulgur, enginar dolması yapma gibi her türlü sürecin parçası olacaklarmış.

Kaynak: Cem Seymen, Para Dedektifi, 21.05.2017, CNN Türk

Categories: Doğa, Ekonomi, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bandoneon

Bandoneon adlı müzik aletinin aslen Almanya doğumlu olduğunu ve Bay Band tarafından kiliselerin ihtiyacını karşılamak için yaratıldığını, ancak enstrümanın Buenos Aires’e ayak basması ve bir süre sonra da tangoyla tanışmasıyla daha farklı bir değer kazandığını, yıllar içinde Arjantin’in ulusal çalgısı haline geldiğini öğrendim.

Bandoneon, akordeon’a çok benzese de kardeşi değilmiş ve kendisi pek çok müzisyen tarafından en zor çalınan müzik aleti olarak seçilmiş. Çalmasının zorluğu, körüğün iki tarafında da tuşlar bulunması ve her bir tuşun da körüğü açarken ve de kaparken farklı ses çıkartmasından kaynaklanıyormuş.

Libertango’yu bir de yakışıklı İtalyan bandoneon virtüözü Fabio Furia’dan dinleyiniz:

Categories: Kültür, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yurda Dönen Boğa

Bir şekilde yurt dışına çıkarılmış tarihi eserlerimiz arasında yer alan bir boğa figürünün ülkemize iade edildiğini öğrendim. İ.Ö. 3000-1000 arası bir zamandan kalan eseri Avusturyalı bir turist 1963 yılında tatile geldiği Antalya’da küçük bir dükkandan satın almış. 2015 yılında da kargo ile Antalya Müze Müdürlüğüne yollamış.

Categories: Antalya, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Van – Tatvan

Tatvan – Van arası feribot yolculuğunun dört saat sürdüğünü öğrendim.

Gezinin detaylarını Hakan Özcan’ın blogundan okuyabilirsiniz: Uzaklara Yolculuk

Categories: Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Pembe Göl

Avustralya’nın batısındaki Middle Island adlı adada şeker gibi pembe bir göl olduğunu öğrendim: Lake Hillier.

Categories: Coğrafya, Doğa, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Lurlu Meydan

‘Lur’ isminde bir müzik aleti olduğunu öğrendim. Günümüzde, Danimarka’nın ulusal enstrümanı muamelesi gören İskandinav kökenli bu üflemeli çalgının mağara duvarlarında resmedildiğini gösteren fotoğraflar var. Bronz çağa ait olduğu düşünülüyor. Kopenhag’ın ünlü ‘Belediye Binası Meydanı’ Rådhuspladsen’da da lur çalan adamlar heykeli yükseliyor.

 

 

 

Categories: Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Atatürk Nazilli’de

Açılışını Atatürk’ün yaptığı ilk ve son fabrikanın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olduğunu öğrendim. Tabii ki bu fabrika Sümerbank’ın da ilk fabrikası. Kuruluşu çok kısa bir sürede Nazilli’nin çehresini değiştirmiş, gerek ekonomik gerekse sosyal ve kültürel anlamda canlılık kazanmasını sağlamış ve çağdaşlaşmasına katkıda bulunmuş. Halk operayı-tiyatroyu tanımış. Nazilli’nin ilk hastanesi bile Sümerbank tarafından yapılmış. 1937’de fabrikanın açılması kadar 2002’de kapanması da Nazilli’de hayatı değiştirmiş.

Sümerbank emeklisi İlhan Öden’in fabrikayla ilgili yazılarını paylaştığı blogunda verdiği kısa özgeçmişi her şeyi özetler gibi: “Nazilli Basma fabrikası lojmanlarında dünyaya geldi. Sümer ilkokulunu, Sümer ortaokulunu ve endüstri meslek lisesi tesfiye bölümünü bitirdi. Ekmeği, elektriği, suyu, önlüğü, donu, pijamaları Sümerbanktandı. İlk filmini Sümerbank sinemasında, ilk tiyatroyu ve ilk konseri Sümerbank salonunda, ilk maçını Sümerbank futbol sahasında izledi, Sümersporda futbol, voleybol ve basketbol oynadı. … ” O güzelim basmaları yeniden basma hayalini hep canlı tutan ve bu uğurda tek başına büyük çabalar harcayan Sayın İlhan Öden harika bir de video hazırlamış:
[İlhan Öden]

‘Gıdı gıdı’ dedikleri tren de işçileri taşırmış ve tabii o da yıllar önce yatırıldığı kenarda beklerken bir süre önce bakım görüp arada nostalji turları atmaya başlamış.

[Ali Turunç]

**********************************************************

Kaynaklar:
Nazilli Belediyesi

İlhan Öden: Blog & Facebook

 

İleri Okuma: İşte Atatürk

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Spor, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Güneşin Adası

Rodos’a ‘Güneşin Adası’ dendiğini öğrendim. “Berrak gökyüzü, turkuazdan laciverte bir renk skalası sergileyen denizi, yüksek dalgalarıyla ve neredeyse her zaman güneşli oluşuyla bu ismi zaten hak ediyor” diyor Glimpses of the World ve ekliyor: “ama bu ismi almasının tek nedeni bu değil elbet.” Yunan mitolojisine dayanan öyküyü bu blogdan aktarıyorum:

“Zeus, devleri yenip de yeryüzünün efendisi olunca, dünyayı Olympos’un görkemli tanrıları arasında pay etmeye karar verir. Ancak paylaştırma işini gece yaptığı için ve Güneş Tanrısı Helios tabii ki o sırada orada olmadığı için, bu tanrının ismini de dahil etmek kimsenin aklına gelmez. Dolayısıyla bölüşüm işleminin dışında bırakılmış olur ve kendine ait toprak elde edemez. 

Sabah Zeus’a varır ve bu adaletsizlikten yakınır. Kendisi Zeus’un favorilerinden olduğu için ‘denizden gelecek ilk kara parçası’ ile ödüllendirilme sözü verilir. Konuşurlarken derin mavi sulardan çok güzel, çiçeklerle bezeli bir ada belirir.
Mutlulukla dolan Helios, adayı kendi aydınlığıyla yıkar ve Ege Denizinin en sevimli adalarından birine çevirir. Deniz Tanrısı Poseidon’un kızı Rodos’u görür görmez güzelliğine vurulduğu için bu peri ile evlenir ve topraklarına yerleştirir.”

Kaynak: Glimpses of the World

Categories: Kültür, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Cafe X

Verilen kahve siparişlerini bir robotun yerine getirdiği ve hiç çalışanı olmayan bir kafe olduğunu öğrendim. San Francisco’da açılan kafede sadece bir koldan oluşan robot çalışıyor.

Categories: Ekonomi, Güncel, Mekan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Didgeridoo

Aborjin kökenli didgeridoo adlı üflemeli çalgının nasıl yapıldığını öğrendim. Termit karıncalarının oyup içini boşalttığı ağaç dallarından yapılıyormuş. Tabii bunlar geleneksel olanları. Yoksa herhangi bir boruyla da çalışılabilir, iş ki öncesinde o egzersizleri yapıp o sesleri çıkarabilecek kıvama gelelim 🙂

[RamasHederas]

Categories: Doğa, Hayvan, Kültür, Müzik, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Ağla Bebek Ağla

Japonların her yıl ‘Nakizumo’ adında bir ‘bebek ağlatma yarışması’ düzenlediğini öğrendim. İki sumo güreşçisinin kucağına alıp ağlatmaya çalıştığı bir yaşından küçük bebeklerden hangisi önce ağlarsa o kazanıyor. Aynı anda ağlarlarsa daha yüksek sesle ağlayan kazanıyor. Bu gelenek 400 yıldır devam ediyormuş ve bunu bebekler gelecekte sağlıklı olsun diye yapıyorlarmış.

[Ronin Dave]

Categories: Etkinlik, Kültür, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , | 4 Yorum

Şeytan İşi Mangal

Et pişirme işini volkan ateşinde gerçekleştiren restoran olduğunu öğrendim. İspanya’ya bağlı Kanarya Adalarından Lanzarote’de bulunan Timanfaya Milli Parkında uyumakta olan volkanik dağın üzerine inşa edilmiş El Diablo Restoran belli ki barbekü işini ucuza getirmiş ve onlarca yıldır jeotermal ısıyla et pişirmekte. [Kaynak: DailyMail]
[Martin Allen]

 

Uzmanlar, en son 1824 yılında patlamış olan Ateş Dağının güvenli olduğunu belirtmiş. Halkı da ateşle yaşamaya alışmış belli ki. Videolardan gördüğüm kadarıyla restoran çalışanları müşteriler için ateşli gösteriler yapmaktan çekinmiyor.

[Isabel García]
 

Categories: Coğrafya, Doğa, Mekan, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: