Sanat

Trump Konya’da Bulundu

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde “İnsansı Taşlar Müzesi” olduğunu öğrendim. Müze kurucusu Ahmet Aslan bir çoban. Konya’da hayvan güderken rastladığı ‘insan yüzünü andıran’ taşları toplamış. Mevlana’ya benzeyen taşı tam da Konya’da bulmuş. Gel gör ki Trump da Konya’da bulunmuş. Walt Disney’in “her şey bir fareyle başladı” sözünden çok etkilenen Aslan, sekiz yıldır biriktirdiği taşların bir yerde sergilenmesi için, sosyal medya da dahil çeşitli araçlar kullanmış ve yılmadan girişimlerde bulunmuş. Sonunda Edirne’den kabul görmüş ve taşlarıyla Uzunköprü yolunu tutmuş. Kültür-Sanat Evi olarak kullanılan Aziz İoannis Kilisesi’nde sergilenen taşların ziyaretçilerle buluşmaya başlaması Aslan’ı çok mutlu etmiştir eminim. Kendisi ise 2023 hedefinin olduğunu belirtmiş. Belirgin bir hedefimiz olmadan hiçbir şey başaramayız ne de olsa.

Urfalı çoban Ahmet Aslan dört tane de kitap yayınlamış bugüne kadar. Belli ki kendisinden öğreneceğimiz çok şey var…

Japonya’da da Chinsekikan Müzesi var aynı şekilde.

Kaynak: Anadolu Ajansı, Gökhan Zobar, 29.11.2017 ve Edirne Televizyonu

Reklamlar
Categories: Doğa, Güncel, Mekan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 14 Yorum

Steve Cutts

“Man” (İnsan) isimli animasyonun yaratıcısı Steve Cutts’ın harika bazı çizimlerini öğrendim.

Diğerlerine kendi web sitesinden bakabilirsiniz: stevecutts.com

Daha önce izlemediyseniz Man‘i de mutlaka izlemenizi öneririm. İnsan denen canlının, tüm dünyayı ne hâle getirdiğini üç buçuk dakikada oldukça çarpıcı bir biçimde özetliyor.


 

Categories: Doğa, Ekonomi, Giyim, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Turistik Mezarlık

Birçok ünlünün mezarının Paris’teki Père Lachaise mezarlığında olduğunu öğrendim. Örneğin: Jim Morrison, Oscar Wilde, Édith Piaf, Chopin, Balzac, Proust, Maria Callas, Sarah BernhardtIsadora Duncan, Bizet, Yılmaz Güney,  Ahmet Kaya. Tam bir heykel müzesi gibi görsel şölen sunan yeşil ve yaşlı alanı görmek güzel olur. Bir mezarlık gezmek isteyeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama yalnız değilim. Père Lachaise tam bir turistik cazibe merkezi.

[ParisByM]

Categories: Ekonomi, Mekan, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Narmanlı

Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Dietmar Friese’nin de bir dönem Narmanlı Yurdu’nun misafiri olduğunu öğrendim. Atölyesi varmış bu handa.

[Umut Mete SOYDAN]

19.yüzyılın ilk yarısında inşa edilen yapı, Narmanlı Han ismini almadan yıllar önce Rus Konsolosluğu imiş. Sefaret, çeşitli amaçlarla kullanmış binayı. Hatta sürgündeki Troçki’nin bile Büyükada’da yaşadığı köşkten önce burada olduğu söyleniyor. Derken Narmanlı Kardeşler almış yapıyı 1933’te. Onların ev sahipliğinde şairler, yazarlar, heykeltraşlar, ressamların ikametgâhı olmuş Narmanlı Han. Düşük ücretle stüdyo ve pansiyon olarak kiralamışlar odalarını. Evleri ve/veya atölyeleri Narmanlı Han’da olduğu için bir dönem burada yaşamış isimler arasında sayılanlardan bazıları şunlar: Ulus Gazetesi temsilcisi Neşet Atay, Tatyana Moran, ‘Fosforlu Cevriye’nin yazarı gazeteci Suat Derviş, Fidzek Karoly. Bir de onların misafirleriyle tam anlamıyla bir sanatçı yuvasıymış Narmanlı Han. Ama işte göçmüş hepsi birer birer… Ne Tanpınar kalmış ne Berger… Ne avluda barınan onlarca kedisi kalmış, ne bahçesinde akasyalar ne de yıllara meydan okuyan bekçi ve noter…

Üstteki fotoğraf, SALT Online’daki Eliza Day arşivinde yer alıyor. Yer, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki atölyesi. Poz veren kişi, bu blogda yayınladığım ilk yazıda bahsettiğim keman virtüözü Ayla Erduran. Arkasındaki tablodaki beyefendi, hem Ayla Hanıma hem de Aliye Hanıma keman dersleri veren Macar keman sanatçısı Karl Berger. Yani Aliye Berger’in kocası. (Fotoğraf kaynağı: saltonline.org)

Bilmeyenler için ekleyelim: Ressam ve gravür sanatçısı Aliye Berger, aynı zamanda Halikarnas Balıkçısının da kardeşidir.

Küçük bir not daha: Troçki’nin Meksika’da yaşadığı ev bugün müze olarak kullanılmakta ve her gün birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Nike

Nike’nin ‘kanatlı tanrıça’ olduğunu öğrendim. Bir elinde defneden yapılma taç, diğerindeyse zaferi simgeleyen hurma dalı tutan, çok hızlı koşan ve hatta uçan hanımefendi, gücün, süratin ve zaferin tanrıçası. Kalkıştıkları işlerin zaferle sonuçlanması için güce ve hıza gereksinen eski Yunan insanları Nike’ye yakarırmış. Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın varmış yani 😛

Aslen Side antik kentinin hamamlarından biri olan ve bugün harika bir müze olarak hizmet veren Agora Hamamı’nda bulunan heykelin yanında şu bilgi yer almakta: “Nike, zafer tanrıçasıdır. Hızla uçan bir kız olarak canlandırılır.”

Güce’ tapan ve ‘zafer‘ kazanmayı her şeyden çok önemseyen insanlarla dolu bu tuhaf ‘sürat‘ çağında, en lazım olan tanrı da Nike imiş demek ki…

Categories: Antalya, Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yine Atatürk

Atatürk’ün, Türkiye’de arkeoloji çalışmaları yapacak insan yetiştirilmesinin sağlanması amacıyla yurt dışına devlet bursuyla öğrenciler gönderilmesini istediğini öğrendim. Arkeoloji alanında yaptığı onlarca çalışmanın yanı sıra Side ve Perge kentlerinin gün ışığına çıkması konusunda da çok şey borçlu olduğumuz Arif Mansel de bu burslu öğrencilerden biriymiş.

Ülkede ‘arkeoloji yapacak yetişmiş insan’ eksikliği konusunu çözen kişi de Atatürk olmuş yani. Diğer tüm sorunlar çözülüp de arkeolojiye sıra gelmesini beklemeden… Bu konunun da önemli olduğunu bilerek…

Categories: Antalya, Bilim, Eğitim, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | 8 Yorum

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Side’de Frieseler

Side’deki Giritlileri araştırırken izlediğim Kalimerhaba belgeselinde şakır şakır Türkçe konuşan Alman heykeltraş Dietmar Friese’nin, flamenko öğretmenim olan muhteşem dansçı Deniz Friese’nin dedesi olduğunu öğrendim.

Bay Friese, 1955 yılında otostopla Türkiye’ye gelmiş, 1957’de Fatma Hanımla evlenip Beyoğlu’nda atölye açmış, 1961’de Side’yi görüp aşık olmuş. Oraya yerleşmeyi kafasına koyan çift bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış ve nihayet başarılı olarak 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşmiş. Bir de kafe açmışlar burada. İşte bu ‘Apollonik’ kafede büyüyen öğretmenim Deniz Friese’nin yaşamını da sanat kokan kafede her gün çalınan ezgiler şekillendirmiş.

Tabii burada beni asıl heyecanlandıran konu, Side’nin korunması için çok önemli çalışmalar yapmış kişilerden birinin, çok takdir ettiğim bir başka insanla bağlantılı olması oldu. Yani tam da bu günlerde yoğunlaştığım konu. Tesadüfün böyle tatlısı! Hatta Side’ye gidip Apollonik’te oturdum ve menüde öğretmenimin isminin de yazılı olduğunu görüp çocuk gibi sevindim.

Bay Friese, tarihi eserlerin restorasyonunda gönüllü çalışmış, kültür varlıklarını koruyabilmek için hizmet vermiş, danışmanlık yapmış. 2016 Ekiminde vefat edene kadar, yani yarım asır boyunca kendini Side Müzesine adamış. Müzedeki eserlerin korunması ve bakımıyla ilgili ayrıntılı raporlar hazırlayıp bakanlığa yollamış. Kendinden sonrasını da düşünerek, heykel onarabilecek öğrenci yetiştirmiş.

Dietmar Friese… Ressam Max Friese’nin oğlu… Aliye Berger gibi, güzellikleri yüreğinde yaşayan insanların dostu… Öğretmenimi de tanısanız, genleriyle devraldığı, görüp hissederek özümsedikleriyle içine nakşettiği ışıltılı güzelliğini ve bunun sanatına yansımasını gönül gözünüzle görebilirdiniz… İnsanın sizi dinlerkenki bir samimi kıvrılışında gizli geldiği ailenin değer yargıları… İşte bu kadar basit… Ve bir o kadar karmaşık…

*******************

Kaynaklarım:

Tamay Açıkel Söyleşisi, 5 Nisan 2007 
Azulmavidergi

Fotoğraf: Kumbara Haber

 

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hikayenin Sonunu Henüz Bilmiyorum

En iyi senaryo ödülü olan ve yüzyıla damgasını vurmuş ‘Casablanca’ filminin çekimleri başladığında henüz senaryosunun bitmemiş olduğunu öğrendim. Yani film çekilirken sonu henüz belli değilmiş ve çekimler devam ederken filmin senaryo yazım işlemi de devam etmekteymiş. Her gün yeni sayfalar ulaşıyormuş setteki ekibe.

Filmin oyuncuları durumdan çok sıkıntı duyuyormuş. Senaryo yazma ekibi de dahil kimse henüz filmin sonunu bilmediği için, dolayısıyla baş aktris Ingrid Bergman da bilmediği için, Rick’i mi yoksa kocası Victor Laszlo’yu mu seviyormuş gibi oynaması gerektiğini de kestiremiyormuş. Sordukça da şu yanıtı alıyormuş: “ikisinin ortası bir şeyler yap.” Aslında bence bu durum da bu rolü çok iyi oynamasına yardımcı olmuş 🙂

Filmden bir sahne anımsayalım o zaman:

Ilsa: Sana bir öykü anlatabilir miyim, Rick?
Rick: Vay canına dedirten bir sonu var mı?
Ilsa: Sonunu henüz bilmiyorum.
Rick: Anlat bakalım – belki anlatırken bir son gelir aklına.

 

 

Ne güzel filmsin sen Casablanca…

 

Kaynak: IMDb

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side Hippisi Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu ve diğer hippi arkadaşlarının, yetmişli yıllarda Side’deki antik tiyatroyu keşfettiklerini öğrendim. O zamanlar orada müze filan yokmuş ve tamamen bakir bir yermiş. Sicimoğlu abimin saçlar uzun, boynunda kolyeler, elinde gitar, antik tiyatroya takılırlarmış. Sabah yanlarında yiyecek götürüp kahvaltılarını yaparlarmış tiyatroda, akşamları da yabancı müzisyenlerle ve yerli halkla toplanıp resmen konser verirlermiş. Tamamen kendi kendilerine tabii. Tanrıların arasında… yıldızların altında… Yetmişler… Hastasıyız…

Kaynak: Ayhan Sicimoğlu ile Renkler – Side, Antalya – 26.06.2014

Categories: Antalya, Kültür, Konser, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hulda

Çok değerli heykeltraşımız İlhan Koman’ın ömrünün son yirmi yılını İsveç’te bir teknede geçirdiğini öğrendim. Sanatçı, 1965 yılında satın alarak Stockholm’e çok yakın bir yerde demirlediği ‘Hulda’ adlı teknesinde eşi ve çocuklarıyla yaşamış, Zülfü Livaneli gibi Türkiye’den gelen güzel konuklarını ağırlamış, en başta Stockholm sokaklarına ve kültürüne gerçek anlamda damgasını vuran tasarımları üzerinde çalışmış.

Categories: Kültür, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İstanbul’un Akdeniz’i

Antalya’nın Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın da bir zamanlar talip olduğu ‘Akdeniz Heykeli’nin neden İstanbul’da yaşadığını öğrendim. Halk Sigorta’nın (şimdi Yapı Kredi Sigorta) siparişiyle yapılan heykel 1980’de sigorta şirketinin genel müdürlük binası önüne yerleştirilmiş doğal olarak.

Falezlerde daha güzel dururdu bence yine de…

Categories: Antalya, Coğrafya, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Diptik

İki parçadan oluşan tablolara ‘diptik’ dediğimizi öğrendim. Birbiriyle bağlantılı fotoğraf ya da resim seti de olabiliyormuş bu, üzerine boyama işleminin yapıldığı ve ortadan menteşeyle birbirine tutturulmuş iki tahta panel de.

Marilyn Diptych, 1962, Andy Warhol

Categories: Dil, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Baltık’da Küller

İlhan Koman’ın da öldükten sonra yakıldığını öğrendim. Onun külleri de Baltık Denizi’ne dökülmüş.

 

Categories: Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çok Güzelsin

Fotoğrafçı ve gezgin Mehmet Genç yani namıdiğer Rotasız Seyyah’ın ‘Çok Güzelsin’ adlı bir projesi olduğunu öğrendim. Fotoğrafını çektiği kadınlara “çok güzelsin” diyor ve bunu dedikten sonra tekrar fotoğrafını çekerek tepkilerinin değişimini çerçeveliyormuş. You are so beautiful! 😀

1000 gün süren yolculuğundan üç hafta önce dönen Genç’in, dünya çapında ses getirmiş olan ama benim anca öğrendiğim bu projesine dair bilgi edinmek için kendi sayfasını ziyaret edebilirsiniz: Rotasız Seyyah

 

Categories: Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Girit’ten İki Yazar

Yazar Nikos Kazancakis gibi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın da Girit adasında doğduğunu öğrendim. Kazancakis 1883 yılında doğmuş. Halikarnas Balıkçımız da ondan üç ya da yedi yıl sonra doğmuş diyebileceğim çünkü Kabaağaçlı’nın doğum yılı tam bilinmiyor. Ama sonuçta ikisi de aynı onluk dilimde ve aynı topraklarda dünyaya göz açmışlar.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum

Son Akşam Yemeği

Da Vinci’nin ‘Son Yemek’ tablosunun orijinalinin herhangi bir müzede değil, Milano’da bir manastırın yemekhane duvarında olduğunu öğrendim. Yani Da Vinci’nin boyadığı duvar Santa Maria Delle Grazie Manastırı yemek salonunda imiş, ama yıllar içinde başına gelen işlerden ve gördüğü restorasyon bolluğundan dolayı şu an var olan tablonun ne kadar orijinal olduğu tartışılır diyorlar.

Categories: Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Otuz Kuş

‘Simurg’ sözcüğünün Farsçada ‘otuz kuş’ anlamına geldiğini öğrendim. ‘Si’ otuz demekmiş, ‘morgh’ ise kuş.

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

İngilizceci Çiğdem

Söz yazarı Çiğdem Talu’nun, İstanbul’da bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştığını öğrendim. Ben doğduğum yıl mesleği bırakıp şarkı sözü yazarlığına başlamış.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Makak Maymunu

Makakların da selfie çılgını olabildiğini öğrendim 😀 

İngiliz doğa fotoğrafçısı David Slater 2011 yılında Endonezya’dayken kendisine ait fotoğraf makinesi bir süre doğada yalnız kalıyor. Bu durum siyah makak maymunlarının bir sürü fotoğraf çekmesiyle sonuçlanıyor. Ancak bu fotoğraflar nette yayılınca Bay Slater telif hakkı istiyor. Bütün mizanseni ayarlayanın kendisi olduğunu belirtiyor. Bu yayılmaya katkı sağlamış mecraların başında gelen Wikipedia ise fotoğrafları çekenin kendisi olmadığını ve telif ücreti ödenmesine dair bir hakkı olmadığını savunuyor.

Belki fotoğrafı kaldırırım çünkü anlaşmazlığın devam etmesi gerekçesiyle the Guardian bile iki gün önce sayfasındaki resmi kaldırmış. Slater ise hiç parası olmadığı için birkaç hafta önceki duruşmaya katılmak üzere ABD’ye uçamamış.

Categories: Doğa, Ekonomi, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ölümsüzler Kulübü

Amin Maalouf’un da Fransız Akademisi üyesi olduğunu öğrendim. 1635 yılında kurulmuş olan bu köklü Fransız kurumuna girmek oldukça zordur. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: Üye sayısı 40 olarak sabitlenmiştir ve üyelerden birisi ölmeden yeni üye aranmaz (o yüzden üyelerine ‘ölümsüzler’ denir). Genel olarak sergilediği tutucu duruşu, edebi içerik ve biçime getirilmek istenen yeniliklere karşı çıkar. Zaten üye olmanın tek kriteri edebiyat alanında başarılara imza atmış olmak değildir. Örneğin politik bazı konular da söz konusu. Çok prestijli görülmesine rağmen bolca da eleştiri alan akademinin üyelerinin iyi ilişkilerle seçildiği de söyleniyor. Nitekim, Fransız dilinin korunmasını sağlamak ve edebi beğeninin standartlarını belirlemek gibi ulvi amaçlarla kurulmuş olan Akademi’nin bugüne kadar ölümsüz ilan etmediği adaylar arasında Molière, Rousseau, Balzac, Flaubert, Stendhal, Proust, Camus, Sartre, Descartes gibi isimler var. Yani dışarıda kalanlardan neredeyse daha seçkin bir liste oluşmuş.

Boşalan 29. koltuğu doldurma onuruna layık görülerek 2011’de Akademili olan Maalouf’un seçilme nedeni ise şu şekilde açıklanmış: Batının güçlü ve zayıf yanlarıyla tanışan doğuluları eserlerine taşıyor oluşu. Doğunun öykülerini batıya sunma durumu, ya da onların ifade şekliyle ‘iki kültür arasındaki etkileşime kapı aralama’ hâli bana bir başka doğu öyküleri yazarını anımsattı. Sosyal hayatı hareketli ve enteresan, çevresi geniş olan ve o zamanlar Fransa’da gayet saygın bir figür olarak görülen 41 yaşındaki Pierre Loti de 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilerek çıtır üye olmuştu. Hem de rakibi Emile Zola’yı açık ara farkla yenerek ve Akademi’ye giriş konuşmasında o yılların yeni edebi hareketi olan ve Zola’nın da öncüsü olduğu Natüralizm akımını hiç onaylamadığını anlatarak. Zola ise defalarca aday gösterilmiş olmasına rağmen -çok natüralist bulunduğundan olsa gerek- hiçbir zaman Akademi’nin itibarlı üyeleri arasına girememiştir, ancak bugün Loti’nin eserlerini sadece ilgili kesimler anımsarken Zola, Fransa’nın en fazla okunan ve saygı duyulan roman yazarlarından biri olarak halkının gözündeki ölümsüzlüğünü korumaktadır.

Bu arada 1635’ten bu yana faaliyet gösteren Akademi’nin ilk kez bir kadını ölümsüzleştirme tarihi sadece 1980.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Hacettepeli

Yönetmen Tomris Giritlioğlu’nun Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu öğrendim. Felsefe de okumuş.

Categories: Eğitim, Sanat, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Murphy Ailesi

Değerli koreografımız Beyhan Murphy’nin eşinin 1980’lerde parlamış rock grubu Bauhaus’un vokalisti Peter Murphy olduğunu öğrendim. 1992’de Londra’yı bırakıp Ankara’ya yerleşme sebepleri, çocuklarının bu ülkede yaşamalarını istemeleriymiş. 2002 yılında Hürriyet‘e verdiği bir röportajda şöyle demiş Beyhan Hanım: “Buradaki insan ilişkileri, genişletilmiş aile sistemleri ve arkadaş destek mekanizmaları hakikaten muhteşem. Türkiye’de çocuk yetiştirmek daha kolay.”

[NudeAvenger]

[Beyhan M.]

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sütunlu Süslemeli Sokak

Antalya’da yıllar önce bir evin önüne dikilmiş olan tarihi sütunların, bu olayın peşine düşen bir sanat tarihi öğretmeninin çabaları sonucu kaldırıldığını ve Antalya Müzesi’ne teslim edildiğini öğrendim. Zamanında müzenin de izniyle bu evin önüne taşınmış olan ikibin yıllık Roma sütunları için emekli öğretmen Ertekin Kaya change.org’da kampanya başlatmış, çektiği fotoğrafları kendi hesaplarında paylaşmış ve durumu medyaya bildirmiş.

Categories: Antalya, Güncel, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | 1 Yorum

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: