Sanat

Atatürk Nazilli’de

Açılışını Atatürk’ün yaptığı ilk ve son fabrikanın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olduğunu öğrendim. Tabii ki bu fabrika Sümerbank’ın da ilk fabrikası. Kuruluşu çok kısa bir sürede Nazilli’nin çehresini değiştirmiş, gerek ekonomik gerekse sosyal ve kültürel anlamda canlılık kazanmasını sağlamış ve çağdaşlaşmasına katkıda bulunmuş. Halk operayı-tiyatroyu tanımış. Nazilli’nin ilk hastanesi bile Sümerbank tarafından yapılmış. 1937’de fabrikanın açılması kadar 2002’de kapanması da Nazilli’de hayatı değiştirmiş.

Sümerbank emeklisi İlhan Öden’in fabrikayla ilgili yazılarını paylaştığı blogunda verdiği kısa özgeçmişi her şeyi özetler gibi: “Nazilli Basma fabrikası lojmanlarında dünyaya geldi. Sümer ilkokulunu, Sümer ortaokulunu ve endüstri meslek lisesi tesfiye bölümünü bitirdi. Ekmeği, elektriği, suyu, önlüğü, donu, pijamaları Sümerbanktandı. İlk filmini Sümerbank sinemasında, ilk tiyatroyu ve ilk konseri Sümerbank salonunda, ilk maçını Sümerbank futbol sahasında izledi, Sümersporda futbol, voleybol ve basketbol oynadı. … ” O güzelim basmaları yeniden basma hayalini hep canlı tutan ve bu uğurda tek başına büyük çabalar harcayan Sayın İlhan Öden harika bir de video hazırlamış:
[İlhan Öden]

‘Gıdı gıdı’ dedikleri tren de işçileri taşırmış ve tabii o da yıllar önce yatırıldığı kenarda beklerken bir süre önce bakım görüp arada nostalji turları atmaya başlamış.

[Ali Turunç]

**********************************************************

Kaynaklar:
Nazilli Belediyesi

İlhan Öden: Blog & Facebook

 

İleri Okuma: İşte Atatürk

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Spor, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarının Fotoğrafçısı

“Alis Harikalar Diyarında” (Alice in Wonderland) kitabının yazarı Lewis Carroll’ın başarılı bir matematikçi olmasının yanı sıra fotoğrafçı da olduğunu öğrendim. Matematik dehasına bir şey diyemem ama çektiği çocuk fotoğraflarını rahatsız edici buldum. 

 

Kaynak: photography-news (Lewis Carroll’s haunting photographs of young girls)

Categories: Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Boğaz’da Küller

Leyla Gencer’in öldükten sonra yakıldığını ve küllerinin tekneden İstanbul Boğazı’na döküldüğünü öğrendim.

Categories: Müzik, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tutunamayanların Fotoğrafı

Oğuz Atay kitaplarının kapağında yer alan fotoğrafın Ara Güler tarafından çekildiğini öğrendim.

 

 

Cemal Süreya fotoğraflarını kim çekti?
Yusuf Atılgan fotoğraflarını kim çekti?

Categories: Edebiyat, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hastalık Hastasının Ölümü

Molière’in nasıl öldüğünü öğrendim. Son yazdığı eser olan ‘Hastalık Hastası’ sahnelenmektedir. Yazar da baş rolü oynamaktadır, yani ölümden ve doktorlardan korkan hipokondriyak bir insanı. Ancak yazarın kendisi de gerçek hayatta verem hastasıdır ve sahnede fenalaşır. Durumunun ciddiyetine ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen oyunu tamamlamayı başarır, ancak oyundan sonra götürüldüğü evinde ölür. 

 

 

‘Hastalık Hastası’ oyununu dinlemek için: Radyo Tiyatrosu

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Bademler Köyünden Selamlar!

İzmir-Urla’daki Bademler Köyü’nde bir tiyatro binası olduğunu öğrendim. Hem de yeni değil. El birliğiyle yaptıkları tiyatro binasının açılış yılı 1969 olsa da oyun sahnelemeye başlamaları ondan çok çok yıllar öncesine gidiyormuş.

Birkaç yıl önce de Türkiye’nin en temiz köyü seçilmiş. Ama zaten araştırırken öyle özelliklerini öğrendim ki, bu muhteşem köyü görmek şart oldu. Dolayısıyla işte şimdi Bademler’deyim!

 

Detaylı Gezi Yazım için: ozlemsoydan.wordpress.com (Bademler, Teos, Sığacık)

Categories: Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , | 4 Yorum

Öldüren Eşarp

ABD’de modern dansın yaratıcısı olarak bilinen Isadora Duncan’ın bir eşarp yüzünden öldüğünü öğrendim. Ya da şal diyelim. O yıllarda hanımların boynuna doladığı şu havalı aksesuardan bahsediyorum. 1927 yılının Fransa’sı. Arkadaşının armağanı olan upuzun eşarbını dolayıp üstü açık arabadaki yerini alan Duncan’ın yaşamı çok kısa sürede son bulmuş. Çünkü arabanın hareket etmesiyle tekerleğe dolanan eşarbın boynunu sıkması bir olmuş.

Yaşarken dansına hayat veren, can katan bir aksesuar olarak kullandığı eşarbın* aynı canı yok etmesi oldukça ironik geliyor. Ancak güçlü, devrimci ve feminist Isadora’nın hayatını incelediğimizde karşılaştığımız trajediler bununla sınırlı değil. Yenilikçi bir kadın olarak zorluklar yaşadığını zaten tahmin edersiniz. Evliliğe karşı olan ve bağımsız yaşamayı seçen Isadora’nın yaşamı heyecanlar kadar mutsuzluklarla dolu. Gordon Craig ile olan birlikteliğinden bir kızı, Paris Singer’den bir oğlu oluyor. Singer dikiş makinelerinin varlıklı oğlu Paris’le memnun mesut yaşarken asıl hayatını karartan araba kazasını yaşıyor. Çocukları eve götürecek aracın şoförü motoru çalıştırmak için arabadan iniyor. Eğimde çalışan araba, şoförü binemeden hız alıyor ve Sen Nehrinin sularına dalıyor. Boğulduklarında kızı yedi, oğlu üç yaşında. Yıl 1913.

26 Nisan 1913 tarihli ve 3661 sayılı L’Illustration kapağında yayınlanan fotoğraf

Duncan bir İtalyan’dan hamile kaldığında da I.Dünya Savaşı patlak veriyor ve olanaksızlıklar sebebiyle bebeğini kaybediyor.

1921’de Moskova’ya taşınıyor. Aşk yaşadığı genç Rus şair Sergei Esenin ile evlenerek onu ABD’ye götürüyor. Kısa süre sonra şair boşanarak ülkesine dönüyor. Birkaç yıl sonra da intihar haberi geliyor. Bu ölümün üstünden iki yıl geçmeden Isadora’nın acılarla yoğrulmuş hayatı da son buluyor. İnadına sanatla, aşkla ve kavgayla örülü hayatı… 

 

* Günümüzde çalışmalarını sürdüren Duncan dansçılarından Elyssa Dru Rosenberg Isadora’nın eşarp kullanımını şu şekilde açıklıyor: “Sahnede kullandığı kırmızı eşarp Isadora’nın bekaretini temsil ederdi. Seyirciler arasından seçtiği kişilerin önünde eşarbını azametle dalgalandırırdı. Dansın sonunda, o günkü ruh haline göre ya bir meydan okumayla eşarbı yere atar ya da iyice kendine çeker ve böylece cinselliğinin sadece ve sadece kendine ait olduğunu ilan ederdi.” (Kaynak: isadoraNOW, YouTube)

 
[LaVale]

 

Categories: Giyim, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Edebiyat Aşığı Başkan

Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın en sevdiği yazarın Dostoyevski olduğunu öğrendim. Sanatın her dalıyla ilgilendiğini bildiğimiz başkanın en büyük aşkı edebiyatmış. Kendisi de öyküler yazan Uysal, Hürriyet’e verdiği bir röportajda şu üç kitabı önermiş:

* Semerkant, Amin Maalouf,
* Pupa Yelken, Sadun Boro
* Esir Şehir Üçlemesi, Kemal Tahir

Kaynak: Ceren Deniz, Hürriyet Akdeniz, 30.03.2017

Categories: Antalya, Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sebze Halinde Bir Müzisyen

Kerem Görsev’in gençliğinde çok işler yaptığını, bunlardan birisinin de hâlde çalışmak olduğunu öğrendim. Klasik müzik çalmak istemediği için tepki duyduğu konservatuvarı bırakmış ve 1978-79 gibi bir meyve-sebze halinde sekiz ay çalışmış.

Kaynak: Apartman Sohbetleri, Bölüm 40, İlker Gümüşoluk, 6.12.2015 [Bu diziyle de bugün tanıştım. Çok sağlam kişilerle onbeşer dakikalık samimi sohbetlerden oluşuyor. Bilmiyorsanız şiddetle öneririm.]

Categories: Ekonomi, Müzik, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Livaneli Hollywood’da

Serenad adlı romanın haklarının Almanlar ve Amerikalılar tarafından satın alındığını ve bir Hollywood filmi yapılacağını öğrendim.

Categories: Edebiyat, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Bir Arap Öldürmek

The Cure grubunun ‘Killing an Arab’ adlı bir parçası olduğunu öğrendim. Başlığı görünce şok geçirdim tabii ve hemen incelemeye geçtim. Şok geçiren bir tek ben değilmişim. Yıllar önce çok sayıda dünyalı şarkıya tepki göstermiş ve 1978’de çıkan şarkının ırkçılık aşıladığı görüşü almış yürümüş. Grup bazı konserlerinde parçayı ‘Kissing an Arab’ biçiminde değiştirerek okumuş. Yani öpmüş Arabı.

Tabii araştırınca sadece bu bilgileri değil neden böyle bir parça olduğunu da öğrendim. Aslında Cure’un şarkısı tamamen Camus’nun “Yabancı” adlı eserinden bahseder imiş. Romanın baş kişisi Meursault, sahildeki Arabın elinde tuttuğu bıçağın yansıttığı güneş ışığından rahatsız olur, dönüp gitmek üzereyken birden istemsiz bir şekilde ateş eder ve Arabın ölümüne neden olur. İdama mahkum edilir. Yani şarkıda dediği gibi “canlıyım, ölüyüm” olur. Bir başkasını öldürmüş ama kendi ölmüştür. Yaşam daima ölümle sonlanır ve kişi hangi yolu seçerse seçsin sonuç koca bir hiçtir ve bu bireyin kendi seçimleriyle değiştirilemez. Attığımız adımlar her halükarda anlamsızdır ve yaşamımızın yönünü değiştirebilme şansımız yoktur. Kitapta verilen idam kararının sebebi de birini öldürmesi değil pişmanlık duymamasıdır. Yani sonuçları geldiği gibi kabul etmesi.

Bana bu şarkıyı öğreten Peyman Hanım’a çok teşekkür ederim. Sayfası Avare Balon‘daki ufkumu açan öykülerinden birisini de ‘Yabancı’dan esinlenerek kaleme almış. Ve tabii her zamanki gibi beyninde ve yüreğinde yer etmiş deneyim ve gözlemlerinden yol alarak. Hem öykülerini hem de öykü tadındaki gezi yazılarını öneririm.

Roman hakkında ileri okuma: Murat Gülsoy

 

Kumsalda duruyorum
Elimde bir silahla
Denize bakıyorum
Kuma bakıyorum
Namluya bakıyorum
Yerdeki Arap’a bakıyorum
Ağzının açık olduğunu görebiliyorum
Ama hiç ses duymuyorum
 

Canlıyım
Ölüyüm
Bir Arap’ı öldüren yabancıyım
 

Dönüp gidebilirim
Silahımı ateşleyebilirim
Gökyüzüne bakıyorum
Güneşe bakıyorum
Hangini seçersem seçeyim
Sonuç aynı olacaktı
Koca bir hiç
 

Çelik dipçiğin yumuşakça teptiğini hissediyorum
Denize bakıyorum
Kumlara bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın gözlerindeki yansımamda kendime bakıyorum
Kumsaldaki ölü adamın
 

Of Meursault

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Spielberg’ü Geri Çevirmiş

Juliette Binoche’un, Jurassic Park ve Schindler’s List filmlerinde oynaması için gelen teklifleri geri çevirdiğini öğrendim.

Categories: Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Maaş 25 Katına Çıkınca…

New York’taki bir konservatuvarın başına geçme teklifi alan Çek besteci Dvořák’ın yurt sevgisinden ötürü işi geri çevirdiğini, ancak kendisine ABD’de verilecek olan maaşın Prag’da aldığının yirmibeş katı olduğunu duyunca mecburen kararından dönüp işi kabul ettiğini öğrendim. Gençlik yılları berbat bir fakirlik içinde geçmiş bir insan evladı için ayıp bir durum değil hani. 

 

 

Kaynak:
Burke, J. (2007). Twin Tracks: The Unexpected Origins of the Modern World. Simon & Schuster

Categories: Ekonomi, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Basılamayanlar

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eserini ilk yazdığında yayınevlerinin basmak istemediğini öğrendim. Yarışma kazanmasına rağmen bir yıl basan olmamış. Kitaplarının ikinci baskısını hiç görmemiş. Tiyatro oyunu da öldükten sonra sahnelenmiş.

Categories: Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Yazar, Kemancı, Özge

Oğuz Atay’ın Suna Kan hayranı olduğunu, kızının adını da Özge koyduğunu öğrendim.

 

 

 

Oğuz Atay hayranı iseniz Murat Örem’in çok emek vererek yazdığı detaylı Oğuz Atay yazısını okumanızı öneririm: yedigünyazıları

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Kayıp Kent

Bin yıldan uzun zaman önce yok olan bir şehrin Akdeniz’in İskenderiye kentine yakın sularında (Mısır) bulunduğunu öğrendim. ‘Heracleion’ ya da ‘Thonis’ olarak bilinen haşmetli şehrin kalıntılarına ilk kez 2000 yılında rastlanmış. Nil Tanrısı Hapy’nin 5,4 metre boyundaki heykeli, denizden çıkarılan nadide eserlerden biri.

Kaynak: The Guardian

 [mtvnations]

Categories: Coğrafya, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bırakmadınız ki Adamı

Hitler’in gençken tüm isteğinin iyi bir ressam olmak olduğunu ama karşısına sürekli çıkan engellerden dolayı bunu bir türlü gerçekleştiremediğini öğrendim. Önce babası istememiş. Karşılıklı direnişmişler. Sonra Güzel Sanatlar Akademisinin sınavlarını geçememiş. İki başvurusunda da reddedilmiş. Hocalardan birisi Mimarlık bölümünü önermiş ama liseyi okumadığı için akademik durumu elvermemiş. Bir yandan parasızlık. Ressamların uğrak yerlerine takılmış durmuş bir ümitle. I. Dünya Savaşında cephedeyken bile resimler yapmayı sürdürmüş. Sonra iştee…gel zaman git zamaaan…Hitler olmuuuuş… 

İşe yaramaz bulanı da çok ama şahsen ben beğendim kendisine ait tabloları. En azından Führer olarak imza attığı işlerden daha başarılı. Binalar muhteşem görünüyor. Zaten resim konusunda uzman bir kişiye göstermişler tablolarını ve kimin yaptığını söylemeden görüş almışlar. Mr. Erbap da resimlerin oldukça iyi olduğunu, sadece insanlara çok önem verilmeden resmedildiğini belirtmiş. Yani…

Akademideki kurul olacakları bilse herhalde onur öğrencisi olarak kabul ederdi de bırakmamışlar ki adamı ‘insan önemsememe’ huyu sadece resimlerde kalsın…

Categories: Sanat, Tarih | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Fındıkkıran

Çaykovski’nin 1891’de bestelediği son balesi Fındıkkıran Balesinin ilk kez 17 Aralık 1892’de Rusya’da sahnelendiğini ancak hiç beğenilmeyerek büyük başarısızlıkla sonuçlandığını, ertesi yıl da bestecinin öldüğünü öğrendim. Eserin başarıya ulaşması elli-altmış yılı bulmuş.

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Haymatlos 2

Nazi Almanyası döneminde çalıştıkları üniversitelerden uzaklaştırılınca ülkemize yerleşmiş değerli bilim insanları hakkında yapılmış ‘Haymatloz – Türkiye’de Sürgün’ adında yeni bir filmin iki ay önce Almanya’da gösterime girdiğini öğrendim. 1933’te çıkan bir kanun ile faşizm karşıtı Alman profesörler veya Yahudiler işlerinden çıkarılıyor. Bütün kapılar yüzlerine kapanınca büyük sıkıntıya düşen ve yaşamları alt-üst olan bu ‘istenmeyen’ sanatçılara ve bilim insanlarına biz kucak açıyoruz. Atatürk bu insanları ülkemize davet ediyor. Aralarında ünlü politikacılar, mimarlar, heykeltraşlar, besteciler bulunan sürgün konuklara TC’nin çağdaş üniversitelerinin kurulması aşamasında büyük yetkiler veriliyor. Örneğin Otto Gerngross Ankara’da Ziraat Fakültesini kurmuş.

Belgesel filmin yönetmeni Eren Önsöz, bu profesörlerden beşinin öyküsü üzerinden o dönemin gelişmelerine ışık tutmuş. Filmde bu kişilerin yaşayan akrabalarını dinleme şansı buluyorsunuz. Umarım bizde de gösterilir de biz de buluruz.


[Esin Özbanazı, DW Türkçe]

 

Kaynaklar:
Filmin Web Sitesi ve
Aydınlık (Mehmet Özaydın, 27.10.2016)

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Nazilli’de Bir Otel

Ömer Kavur’un ‘Anayurt Oteli’ filminin Nazilli’de (Aydın) çekildiğini öğrendim. Filmin çekildigi bina Cumhuriyet’in ilk yıllarından kalma ve zamanında Ankara Palas Oteli olarak hizmet vermiş. Şu anda Nazilli Belediyesi Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktaymış.

[Romana adını veren otel ise Manisa’dadır.]

 

 

 

Filmin çekildiği mekanlara dair detaylı bilgi almak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz: Öteki Sinema, Özgür Ilgın

Categories: Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Veronez Yeşili

Yusuf Atılgan gibi Ümit Yaşar Oğuzcan’ın da renklerin dünyasına kapıldığını öğrendim. Atılgan’ın 1959’da basılan “Aylak Adam” adlı başyapıtı gibi Ümit Yaşar’ın 1957’de kaleme aldığı ‘Kardeş Değiliz’ şiiri de ilginç isimlere sahip renklerle süslü. ‘Kobalt mavisi’ ve ‘Veronez yeşili’ iki eserin ortak tonlarından. 

Veronez yeşilini inceledim biraz ama üzgünüm ki net bir bilgiye ulaşamadım. BSTS Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğüne göre veronez yeşili, zümrüt yeşili ve tavus yeşili yani tavus kuşunun kuyruğuna cazibesini veren olağanüstü yeşil aynı tonu anlatıyor. Almanca bir kaynak, Van Gogh tarafından yapılmış ve Paul Gauguin’e ithaf edilmiş otoportredeki yeşilin de veronez yeşili olduğunu söylüyor (Schweinfurtergrün).

İngilizce bir kaynak da veronez yeşili bir renk değil tekniktir diyor.

Kaynakların her biri farklı ele aldığı, aslında bu konuda çok da bir Türkçe kaynak olmadığı, yabancı kaynaklara ait görsellerin bazılarında da veronez yeşili olarak daha yumuşak bir ton gösteriliyor olduğu için tam bir çıkarımda bulunamamış olsam da bir dönemin yazın dünyasını meşgul etmiş renklerden bir olduğu aşikar verona yeşilinin.

Ümit Yaşar Oğuzcan – ‘Kardeş Değiliz’ şiirinden:

Bir model kız geldi soyundu karşımda
Saçlarından üç fırça yaptım
Üç tüp boyam vardı
Veronez yeşili zümrüt yeşili krom yeşili
Hepsini kattım birbirine
Senin yeşilini buldum
Senin yeşilinde orkestralar Debussy’den çalıyordu
Senin yeşilinde unuttum siyahlığımı

[Mehmet Yıldırım tarafından]

Categories: Dil, Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mösyö Colombe

Kompozitör ve ‘viola da gamba’ sanatçısı Sainte-Colombe’un saray ahalisine çalmayı, onlar için çalışmayı, dolayısıyla kralın önüne serebileceği olanakları reddettiğini öğrendim.

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Düşünen Şair

Rodin’in ‘Düşünen Adam’ heykelinin ilk isminin ‘Şair’ olduğunu öğrendim. 

Bakırköy’de yaşayan Düşünen Adam’ın öyküsünü merak ediyorsanız Ferhat Konas sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Categories: Sanat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Kukumav

Kukumav olarak bildiğimiz baykuş türünün nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinde bulunduğunu öğrendim. Bu kahverengi üzerine beyaz lekeleri olan küçük baykuş türü her ne kadar çeşitli kültürlerde ölümü çağrıştırsa da, eski Yunan’da tanrıça Athena’nın, dolayısıyla aklın ve bilginin sembolü olmuştur. Demek ki kukumav kuşu gibi oturanlara da ihtiyacımız var.

 

 

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Hayvan, Kültür, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Şişli’de Bir Apartıman

‘Lüküs Hayat’ operetinin parçalarından olan ‘Şişli’de Bir Apartıman’ şarkısının Betûl Mardin’in çocukluğunun geçtiği apartman dairesinde bestelendiğini öğrendim. Yani o apartıman, Mardingillerin yaşadığı, operetin yaratıcısı Cemal Reşit Rey ve kardeşinin sık ziyaret ettiği, Nazım Hikmet’in salonunda uyukladığı daireymiş. Sözlerin de Nazım’a ait olduğu söylenmekte.

Lüküs hayat, lüküs hayat 
Bak keyfine yan gel de yat
Ne güzel şey
Oh ne rahat
Yoktur eşin lüküs hayat

 

Kaynak: İzzet Çapa Röportajı, HT Hayat, 19.08.2012 Pazar

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Arabın İntikamı

Othello’nun, geçmiş yılların Türkiye taşrasında, ‘Arabın İntikamı’ ismiyle sergilendiğini öğrendim. Allahım sen bizi koru yarabbim…

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Düşündüğünden Güzelsin

Kadınların sadece yüzde dördünün kendisini güzel bulduğunu ortaya çıkaran bir araştırmayla harekete geçen bir kişisel bakım ürünleri firmasının kampanyalar düzenleyerek kadınların geri kalan %96’sına da kendilerini sevdirmeye çalıştığını öğrendim.

* Boş bir odada robot resimler çizen bir sanatçı oturuyor. Sırayla bu odaya alınan kadınlar bir perdenin arkasına oturtuluyor. Gelen kişinin yüzünü göremeyen sanatçı kadına kendisini tarif etmesini söylüyor. Kadının tarifine göre ressam kendisini çiziyor. Kadın çıktıktan sonra bekleme salonunda konuştuğu kişilerden biri içeri davet ediliyor ve biraz önce çıkan kadını bu kez bu kişinin tarif etmesi isteniyor. İki tarife göre yapılmış çizimler yanyana asılarak resim sahipleri tekrar odaya alınıyor. Sonuç: Herkes kendisini olduğundan son derece farklı tarif etmiş ve bir başkasının anlatımıyla çizilen resimler aslına daha yakın çıkmış. (Video 1)

* Yolda giden kadınlara soruyorlar: Vücudunuzda en çok nerenizi beğeniyorsunuz? Soruyu bir türlü yanıtlayamayan kadınların yanlarındaki kadına soruyorlar bu kez: Arkadaşınızın/kızınızın/annenizin en çok neresini beğeniyorsunuz? İkinci soruya yanıtlar çok kolay bir şekilde veriliyor. Çoğu insan kendinde olanı değil bir başkasında gördüğünü seviyor ne de olsa. (Video 2)

* Bina girişindeki iki kapıdan birinin üstüne ‘Güzel’ yazılıyor, diğerine ‘Sıradan’ (averaj). Kadınların hangi kapıdan geçtiği inceleniyor. Siz hangisinden girerdiniz? (Video 3)

* Bu sene yaptıkları çalışmada da erkeklerin kalp atışları ölçülerek bir çıkarıma varılıyor. Beyler sırayla odaya alınıyor. Parmaklarına nabız ölçer takılıyor. Ekranda ünlü güzellerin resimleri gösteriliyor ve bunlara bakan erkekten gördüğü kişinin güzelliğini anlatması isteniyor. Dünya güzeli kabul edilen ünlüler için sıradan ve naif sayılabilecek ifadeler kullanan beyefendilerin kalp ritmi 80 civarı oluyor da yakın aileden bir hanımefendinin resmini görüp de bu güzelliği tanımlamaya geçtiler mi vuruş sayısı 110’u buluyor. Örneğin aşağıdaki bey, resimde gördüğümüz eşini şu şekilde anlatıyor: “Harika bir gülüşü var. Hiç değişmedi. Onu tanıdığımda 19-20 yaşındaydım. Hep aynı kaldı. Aynı yüz. Karım hakkında konuşmak tuhaf ama böyle hissediyorum. O eşsizdir.” Bunları söylerken çok duygulanıyor ve beni de ağlatıyor tabii ki… (Video 4 – Türkçesi yok henüz)

* Geçen hafta Türkiye’de yayınlanan reklamları da kız çocuklarının kendi bedenlerinde beğenmedikleri yerler konusundaki fikirlerini annelerinden miras aldıklarını söylüyor. Valla öyle. (Video 5)

Yani hanımlar, düşündüğümüzden çok çok daha güzel olduğumuzu bir kabullenelim artık. Her şeyden önce kanlı-canlı ve sağlıklıyız. Beğenmeyen kendine baksın!

Categories: Güncel, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | 5 Yorum

Komşusuna Göz Koyan…

Sabin kadınlarının öyküsünü öğrendim. Yıllar yıllar önce, Romulus ve Remus Roma’yı kurduktan ve Remus öldükten ve de Romulus tek hakim olduktan bir süre sonra ciddi bir sorun baş göstermiş: Popülasyonda kadın kıtlığı! Bu sıkıntının soylarının kısa sürede sonlanmasına sebep olacağını fark eden Romalılar da ne yapsın, komşu kabile kadınlarına göz koymuş. Sabin kadınlarını oyuna getirip kaçırmış, kendi kadınları yapmışlar. Çok kanlar dökülmüş ve fakat yine efsaneye göre Sabin kadınları, Sabinli babalarının ve kardeşlerinin Romalı kocacıklarını öldürmelerini engellemiş ve bir süre sonra iki topluluk memnun-mesut hep birlikte yaşar olmuşlaaaar…

Efendim, bu hikaye mi daha ilginç yoksa İtalya’nın sanat başkenti Floransa’nın bu kaçırma, alıkoyma ve tecavüz öyküsünü resmeden tablo ve heykellerle süslü olması mı pek bilemedim. Suçun ödüllendirilmesi olarak bakmamam lazım tabii olaya. Sanat bu sanat!

Categories: Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Rönesans Ninjaları

‘Ninja Kaplumbağalar’ çizgi filmindeki karakterler Leonardo, Rafael, Mikelanjelo ve Donatello’nun adlarını Rönesans döneminin birbirinden değerli sanatçıları Leonardo Da Vinci, Raphael Sanzio, Michelangelo Buonarroti ve Donatello’dan aldığını öğrendim. Siz belki biliyorsunuzdur da benim hiç izlemediğim bir çizgi film olduğu için yeni öğrendim ve hoşuma gitti. Bir ara çizgi filmi de seyredeyim bari 🙂

Categories: Sanat, Sinema, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Dante’yi Tanır mısınız?

Voltaire’in şöyle bir lakırtı ettiğini öğrendim: İtalyanlar Dante Alighieri için ‘ilahi’ der ancak ozanın yazılarını pek de anlamazlar. Az okunan bir yazar olduğu için Dante’nin ünü sürecektir. Voltaire bu düşüncesini “Felsefe Sözlüğü” adlı yapıtında ‘Dante’ başlığı altında yazdığı yazıda dile getirmiş.

Bu bana neredeyse her vatandaşımızın iyi bildiği “Otuz Beş Yaş” şiirini anımsattı. 1970’lerden beri dinlenmekte olan ünlü Hümeyra şarkısı sebebiyle olsa gerek herkes ‘Dante gibi ortasındayız ömrün’ dizesini bilir ve söyler de, ‘Dante gibi ortada olmak’ ne demek pek merak eden olmaz. Dante’nin kaderidir belki de anlaşılmamak. Cahit Sıtkı ise bırakın yolu yarılamayı 46’sında ölmüş bir şairimizdir.

[Mustafa Guvenen]

Yazın, felsefe ve müzik dünyasının duayenlerine saygılarımla.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: