Sağlık

Harikalar Diyarı mı Kabus mu?

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AIWS: Alice In Wonderland Syndrome) isminde bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Bu bir tür algısal bozukluk durumu imiş. Vücut parçalarını farklı büyüklüklerde algılıyorlarmış örneğin. Ya da odadaki eşyalar minik minik görünüyormuş. Dünyayı bir dürbünün yanlış tarafından görmek gibi. AIWS hastalığından muzdarip kişiler, nesneleri olduklarından büyük ya da küçük görme, boşluk-derinlik ve zaman gibi kavramları doğru algılayamama, dokunduğu cismi olduğundan farklı hissetme, sesleri farklı algılama gibi sorunlar yaşarmış. Yani algılama bozukluğu ve perspektif ile ilgili bir sendrommuş ve duyularda bozukluklar görülmesiyle karakterize imiş. Halüsinasyonlar görenler oluyormuş. Nöbet sırasında yürümekte zorlanan bile olabiliyormuş.

Yazılarında çektiği migren ağrılarından bahseden Lewis Carroll’ın yani “Alice Harikalar Diyarında” kitabının yazarının da bu bozukluğun pençesinde yaşamış olabileceği düşünülüyor.

Categories: Bilim, Edebiyat, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Zeytin

İzmir’den bir grup lise öğrencimizin kansere alternatif çözüm getirdikleri için Harvard Üniversitesi ve bazı Avrupa kentlerinden proje sunumu daveti aldıklarını öğrendim. İki yıldır projeleri üzerinde çalışan gençler, zeytin yaprağı gibi doğa armağanlarının kanser hücreleri üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu bitkilerin kanserden korunmada da kanser tedavisinde de kullanılabileceği fikrine ulaşmış.

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlu olsun.

 

Haber: Sözcü, 17.03.2017

Categories: Bilim, Doğa, Güncel, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hastalık Hastasının Ölümü

Molière’in nasıl öldüğünü öğrendim. Son yazdığı eser olan ‘Hastalık Hastası’ sahnelenmektedir. Yazar da baş rolü oynamaktadır, yani ölümden ve doktorlardan korkan hipokondriyak bir insanı. Ancak yazarın kendisi de gerçek hayatta verem hastasıdır ve sahnede fenalaşır. Durumunun ciddiyetine ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen oyunu tamamlamayı başarır, ancak oyundan sonra götürüldüğü evinde ölür. 

 

 

‘Hastalık Hastası’ oyununu dinlemek için: Radyo Tiyatrosu

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Gözümün Önünde Çoğalıyoruz

Nüfus artışının izlenebildiği bir site öğrendim. Örneğin Türkiye nüfusu sayacı gözünüzün önünde bir bir artıyor: worldometers

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ana sayfanın Türkçesine bakarak sadece nüfus değil, birçok konudaki anlık değişimi izleyebilirsiniz yüreğiniz kaldırırsa: worldometers

 

Categories: Doğa, Ekonomi, Sağlık, Teknoloji, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kağıtla Geçinemeyen Yazar

Cengiz Aytmatov’un kağıda alerjisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Karahindiba

Karahindiba denen bitkinin her yerlerde görmeye alışık olduğumuz şu sütlü, sarı çiçekler olduğunu öğrendim. Hatta çocukken tüylerine üflemeyi çok sevmemize rağmen kulağımıza kaçarsa diye de ödümüz kopan o beyaz tüy topu şeklindeki bitki de aynı sarı çiçeğin bir evresiymiş. O tüyler bitkinin tohumlarını taşıdığı için bu kadar rahat çoğalıyormuş. Hatta radika da bu bitkinin Egecesiymiş. Meğersem yiyormuşum bile ben bu güzeli. 

Çok da faydalı bir bitkiymiş, ama o konu için şu yazıya bakabilirsiniz: Doğayı Keşfederken

Categories: Doğa, Sağlık, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Maymun Olmuş

Birinci Dünya Savaşı başladığı sıralarda Yunanistan Kralı olan Aleksandros’un maymun ısırması sonucu öldüğünü, yani daha fazla Anadolu toprağı alma planları yapmakta olan kralın ölümüne bir maymunun sebep olduğunu öğrendim. Maymun olmuş yani.

 

Categories: Hayvan, Sağlık, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Kötü Baba

Almanların ünlü oyuncusu Nastassja Kinski’nin babasının da ünlü bir aktör olduğunu fakat güzel yıldızın babasını hiç de sevgiyle anmadığını öğrendim. Klaus Kinski, çocukken iki kızını da oldukça çok rahatsız etmiş anormal istekleriyle. Zaten tam olarak hak ettiği roller verilmiş doymak bilmez bir hasta olduğunu kendi kitabında da yazmış olan baba Kinski’ye. Kinski kardeşler babaları ölünce hiç üzülmemiş. Ben de bunları öğrenince mutlu olmadım zaten 😦

 

 

 

 

 

Kaynak: The Telegraph

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 1 Yorum

Brandon Lee

Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla vurularak öldüğünü öğrendim. Filmde canlandırdığı karakteri vurmakta kullanılan silah dolu olunca 28 yaşındaki aktör de gerçekten ölüvermiş. Film bir şekilde tamamlanmış ve tabii ki oldukça iyi hasılat yapmış. Babası o sırada hayatta olsa döverdi hepsini 🙂 Ama baba Bruce Lee de oğlu Brandon Lee’nin ölümünden yirmi yıl önce yine sevimsiz bir şekilde hayata veda etmiş. Başı ağrıdığı için bir tanıdığın verdiği ağrı kesici sebebiyle. Arkadaş tavsiyesiyle içilen ilacın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görüyoruz. Savunma sanatının en usta ismi bile böyle bir ölümden kaçamamış.

Çok filmini izlemekten çok yaşadı sanıyoruz ama öldüğünde Bruce Lee de 32 yaşındaymış sadece.

Categories: Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Çok Yaşa Nazillili

Türkiye’nin en uzun ömürlü insanlarının Nazilli’de yaşadığını öğrendim. Az yiyor, sağlam uyuyor ve kötü alışkanlık edinmiyorlarmış. Yüzü devirmiş bir teyzem uzun yaşamasının sırrının neşeli olmasında yattığını söylemiş ve demiş ki: “eşeğimi kaybederim, neşemi kaybetmem.” Rivayet odur ki bu ‘uzun yaşayan insanlar’ konusunu Herodot bile dillendirmiş. Elçiye zeval olmaz. Kaymakamlık öyle demiş.

Kaynak: Milliyet, 20.04.2009

 

Categories: Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Püse

‘Püse’ sözcüğünün ‘bitkisel katran’ demek olduğunu öğrendim. Çam ağacının çıralı kısımlarını kapalı bir yerde yavaşça yakarak koyu renk sıvı çıkarıyorlarmış. Eskiden halk arasında çeşitli rahatsızlıkların giderilmesinde katrana başvurulduğu için, o günleri bilenler, geçmişte bazı hastalıkların görülmemesini bile ayakkabılarındaki püseye veriyorlar. Çünkü püse, çarık üretiminde de kullanılırmış. Püse, çarığa sadece rengini değil yumuşaklığını ve uzun ömrünü de veriyormuş. Sütte beklemiş çarığa bir sonraki aşamada püse sürülüyormuş ve ardından toprakta bekletiliyormuş.

Folklor Araştırmacısı Bircan Durdu tarafından hazırlanmış ‘çarık’ hakkındaki yazıyı şu siteden okuyabilirsiniz: muglakulturturizm.gov.tr

 

UYARI: Bu yazı yalnızca bilgi amaçlı olarak oluşturulmuştur. Tabii ki kesinlikle evde denenmemesi gerekir. Lütfen, herhangi bir rahatsızlığınız olduğunda sadece doktora gidiniz. Piyasada bu tür ürünler satmaya çalışan kim olduğunu bilmediğiniz kişilere değil yıllarca bu alanda eğitim alıp uzmanlaştığı belgelenmiş hekimlere inanınız.

Categories: Antalya, Doğa, Giyim, Kültür, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bu Neyin Kalçası

Türkiye’nin sağa-sola atacak bol parası olan ama kafası olmayan kızlarının arasında ‘Brezilya kalçası’ yaptırma modası olduğunu öğrendim. Silikon jel dolu protezin kas altına yerleştirilmesi ile çıkık ve kalkık popo yapılıyormuş. Yapmayın arkadaşlar! İşlevini doğru ve düzgün olarak yerine getiren her organınızı sevin! Onay vereceğiniz tek silikon vadisi, teknolojinin kalbinin attığı ABD’deki vadi olsun lütfen. Bu neyin kafası ya? 

Categories: Güncel, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Asperger

‘Asperger Sendromu’ denen gelişimsel bir bozukluk olduğunu öğrendim. Vücut dilini ve farklı anlamlara gelen yüz ifadelerini ya da tonlamaları tanımlayamayan, şaka ya da ironi benzeri soyut durumları anlamayan, sosyal becerileri gelişmemiş, dolayısıyla dışarıdan yadırganan, kendileri istese de uyum sağlayamayıp psikolojik sıkıntı yaşayan, empati kuramayan kişiler olurlarmış. Rutinin dışına çıkmayı sevmez, yeni insanlarla tanışmaktan ve yeni çevrelere girmekten hoşlanmazlarmış. Göz teması sıkıntı verirmiş. Net, somut konuları daha iyi kavrar, verilen görevleri yerine getirirlermiş. Birçok şeyi taklit ederek öğrenirler ve yaşamlarına geçirirlermiş. Bir konuya çok ilgi duyar ve o konuda çok iyi olurlarmış. Otizme benzer diyen kaynak da var, onun türü olduğunu söyleyen de. Dolayısıyla orayı pek açıklayamayacağım.

“Einstein’da da vardı” filan gibi tümcelerle olayı romantik ve arzu edilesi göstermeye çalışan bazı kaynaklar olsa da yaşayana sıkıntı dolu günler deneyimleteceği ortada. Başkalarının cümlelerini ya da kendi kelimelerini tekrarlayan, yürüyüşü veya bakışı farklı görünen bireyler olabiliyorlarmış. Ses, tat, koku ve görüntü konusunda aşırı duyarlı oldukları için gürültü ve benzeri can sıkıcı sesler, fazla parlak ışıklar dünyalarını alt-üst edebiliyormuş. Benim bu bozukluğu ilk defa duyduğum kaynak olan “My Name Is Khan” adlı Hint filmindeki asperger sendromlu adam sarı renge tahammül edemiyordu. Sarı görünce perişan oluyordu. Başrolü oynayan Shah Rukh Khan rolüne öyle sağlam çalışmış ve bu karakteri öyle iyi canlandırmış ki sadece filmi izleyerek yeterince bilgi sahibi oluyorsunuz. Zaten film ve Khan bolca ödül almış.

 

Kaynak: webmd.com

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sessiz Saatler

Birleşik Krallık’ta bulunan Toys ‘R’ Us mağazalarının ‘quiet hour’ yani ‘sessiz saat’ diye bir uygulaması olduğunu öğrendim. Sabah erken bir saatte gerçekleştirilen bu uygulama sırasında mağazanın ışıkları kısılıyor, floresan aydınlatma azaltılıyor, müzik kapatılıyor, duyurular yapılmıyormuş. Tüm bunların sebebi de otistik çocuklara uygun sakin bir alışveriş ortamı sunabilmekmiş. Otizmi olan kişiler, hareketin çok fazla olduğu mağazalarda akan bilgi fazlalığından çok bunalırmış. Yapay ışıklandırmalar ve gürültülü anonslar anksiyete düzeylerini artırabilir, hatta fiziksel acılara-ağrılara yol açabilirmiş. Bu uygulama, Britanya’da otizmden etkilenmiş binlerce vatandaşı çok mutlu etmiş olsa da bazı sıkıntılar da dile getirilmiş tabii. Sadece noel öncesi gibi zamanlarda değil daha sık yapılmasını ve bir saatten daha uzun sürmesini istemişler örneğin.

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Rusya’da Yasak

Rusya’da kapalı mekanda mangal yakmanın yasak olduğunu öğrendim. Bunu, yıllarca Rusya’da çalışmış, şu an ise Antalya’da ocakbaşı mekan işleten ve sıra sıra kebapları bir o tarafa bir bu tarafa çevirmenin sonsuz keyfini yaşayan Pozantılı bir beyden öğrendim. Mekan kapılarının da dışarı doğru açılması zorunluymuş.

Categories: Ülkeler, Kültür, Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şarapçı

Gérard Depardieu’nun sadece başarılı bir aktör değil aynı zamanda başarılı bir şarap üreticisi olduğunu öğrendim. Sadece üretmekle kalmıyor her gün şişelerce şarap içiyormuş. Sadece şarap değil bira, pastis, votka ve viski de gün boyu tükettiği içeceklerdenmiş. Üretken olduğu kadar sağlam da tüketiyor demek.

Kaynak: The Daily Mail (17.09.2014)

Categories: Sağlık, Sinema, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Kafanı Kullanma Çocuğum

Amerika Birleşik Devletleri Futbol Federasyonu kurallarına göre 10 yaş ve altı çocukların topa kafa vurmasının yasak olduğunu öğrendim. 11-13 yaş arası oyuncuların ise sadece maçlarda kafa vuruşuna izin veriliyormuş, antrenmanlarda onların da kafalarını kullanmaları sınırlandırılıyormuş. Çocukları hem sınıf içinde hem de tuttuğum nöbetler sebebiyle futbol sahasında o kadar çok gözlemleme olanağım oldu ki, bizde de yasaklansa oldukça mutlu olurdum gerçekten. Kusura bakmayınız… Ayak topu zaten bu yahu! 

 

 

Kaynak: AYSO‘nun resmi web sitesi (The American Youth Soccer Organization)

 

Categories: Ülkeler, Sağlık, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

1 Çocuk, 1 Araba, 1 Sigara

Arabada 18 yaş altı bir birey varken sigara içmenin İngiltere’de yasaklandığını ve cezasının £50 olduğunu öğrendim. İçinde çocuk varken arabanızda sigara içen birisi varsa ve bu kişi siz değilseniz de 50 poundunuzla vedalaşmanız gerekiyormuş. Güzel bir şey tabii de komik olan bir kısmı var: İngiltere’de, 18 yaşında değilseniz sigara alamıyormuşsunuz ama 16 yaşında iseniz sigara içmeniz yasal olarak uygun görülüyormuş. Otomobil kullanma yaşının da 17 olduğunu ve 17 yaşındaki bir sürücünün arabada yalnız olması halinde sigara içse de cezaya tabi tutulmadığını düşünecek olursak …

Categories: Ülkeler, Sağlık, Seyahat | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Düşündüğünden Güzelsin

Kadınların sadece yüzde dördünün kendisini güzel bulduğunu ortaya çıkaran bir araştırmayla harekete geçen bir kişisel bakım ürünleri firmasının kampanyalar düzenleyerek kadınların geri kalan %96’sına da kendilerini sevdirmeye çalıştığını öğrendim.

* Boş bir odada robot resimler çizen bir sanatçı oturuyor. Sırayla bu odaya alınan kadınlar bir perdenin arkasına oturtuluyor. Gelen kişinin yüzünü göremeyen sanatçı kadına kendisini tarif etmesini söylüyor. Kadının tarifine göre ressam kendisini çiziyor. Kadın çıktıktan sonra bekleme salonunda konuştuğu kişilerden biri içeri davet ediliyor ve biraz önce çıkan kadını bu kez bu kişinin tarif etmesi isteniyor. İki tarife göre yapılmış çizimler yanyana asılarak resim sahipleri tekrar odaya alınıyor. Sonuç: Herkes kendisini olduğundan son derece farklı tarif etmiş ve bir başkasının anlatımıyla çizilen resimler aslına daha yakın çıkmış. (Video 1)

* Yolda giden kadınlara soruyorlar: Vücudunuzda en çok nerenizi beğeniyorsunuz? Soruyu bir türlü yanıtlayamayan kadınların yanlarındaki kadına soruyorlar bu kez: Arkadaşınızın/kızınızın/annenizin en çok neresini beğeniyorsunuz? İkinci soruya yanıtlar çok kolay bir şekilde veriliyor. Çoğu insan kendinde olanı değil bir başkasında gördüğünü seviyor ne de olsa. (Video 2)

* Bina girişindeki iki kapıdan birinin üstüne ‘Güzel’ yazılıyor, diğerine ‘Sıradan’ (averaj). Kadınların hangi kapıdan geçtiği inceleniyor. Siz hangisinden girerdiniz? (Video 3)

* Bu sene yaptıkları çalışmada da erkeklerin kalp atışları ölçülerek bir çıkarıma varılıyor. Beyler sırayla odaya alınıyor. Parmaklarına nabız ölçer takılıyor. Ekranda ünlü güzellerin resimleri gösteriliyor ve bunlara bakan erkekten gördüğü kişinin güzelliğini anlatması isteniyor. Dünya güzeli kabul edilen ünlüler için sıradan ve naif sayılabilecek ifadeler kullanan beyefendilerin kalp ritmi 80 civarı oluyor da yakın aileden bir hanımefendinin resmini görüp de bu güzelliği tanımlamaya geçtiler mi vuruş sayısı 110’u buluyor. Örneğin aşağıdaki bey, resimde gördüğümüz eşini şu şekilde anlatıyor: “Harika bir gülüşü var. Hiç değişmedi. Onu tanıdığımda 19-20 yaşındaydım. Hep aynı kaldı. Aynı yüz. Karım hakkında konuşmak tuhaf ama böyle hissediyorum. O eşsizdir.” Bunları söylerken çok duygulanıyor ve beni de ağlatıyor tabii ki… (Video 4 – Türkçesi yok henüz)

* Geçen hafta Türkiye’de yayınlanan reklamları da kız çocuklarının kendi bedenlerinde beğenmedikleri yerler konusundaki fikirlerini annelerinden miras aldıklarını söylüyor. Valla öyle. (Video 5)

Yani hanımlar, düşündüğümüzden çok çok daha güzel olduğumuzu bir kabullenelim artık. Her şeyden önce kanlı-canlı ve sağlıklıyız. Beğenmeyen kendine baksın!

Categories: Güncel, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | 5 Yorum

Eksiği Yok Fazlası Var

Down sendromlu bir kişinin öğretmen de olabileceğini öğrendim. Noelia Garella, Arjantin’in tek Down sendromlu öğretmeniymiş ve elde ettiği başarıyla Latin Amerika’da örnek teşkil etmiş. 2012’den beri okul öncesi eğitiminde çalışıyormuş. Geçmişinde çok sıkıntılar yaşamış ama şu anda kendisi öğrencileriyle çok mutluymuş, veliler ve okul yönetimi de Noelia ile. Demek ki neymiş? Fazladan bir kromozoma sahip olmak eksik bir yaşam sürülmesi gerektiğini göstermiyormuş. Down sendromunun bir hastalık olmadığını öğrenelim, öğretelim.

Kaynak: Yahoo! Sports

Categories: Eğitim, Güncel, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ne Problemim Var Dediniz?

Hindistan’da hala daha tuvalet problemi olduğunu öğrendim.

2014’te seçilen Başbakan bu sorunu 2019 yılına kadar çözmüş olacağını taahhüt etmiş ve gerçekten de evleri tuvaletlendirmenin yanısıra halkı da kapalı yerlerde hacetini gidermeye teşvik etmek üzere nice çalışmalar yapmış. Örneğin, evinde tuvaleti olmayan erkeğe kız verilmesin diye bir kampanya yapılmış. Umumi tuvalet kullanan çocuklara para verilerek özendirilmiş. Büyük bir yüzdesinde cep telefonu bulunan bu halkın demiryolu raylarına pislemesi konusunda karikatürler paylaşılmış. Ama anladığım kadarıyla sorun öyle büyük ki çözüm çok yavaş gelmekte.

Erkekler her zamanki gibi buldukları en uygun köşeye dönüp biyolojik rahatlamaya ererken kızlar saatlerce tuvaletlerini tutmak zorunda kalıyormuş. Açık havada tuvalete çıkan kız çocukları tacizci eşşeklerle karşılaşabiliyormuş. Zaten birçok kız evladı da sırf tuvalet sorunu yüzünden okula gitmiyormuş.

Internette arama yapınca çıkan görseller o kadar facia şekilde pis tuvalet manzaraları sunuyor ki, o rezaletle karşılaşacağımı bilsem hiç düşünmeden ben de doğanın kucağına bırakırım kendimi.

Bence üzülmekte olduğunuz abuk-subuk sorunları bir an önce bir tarafa bırakıp hayatınıza dört elle sarılın. İlk olarak da tuvaletinizi kutsamakla başlayın 😉

[Mirceacatalinandrei]

*********************

Kaynaklar:
BBC Türkçe – 1 Eylül 2015 (Türkçe)
PRI Public Radio International – 12 Mayıs 2016 (İngilizce)

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Güncel, Kültür, Sağlık, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Eşcinsellik Üzerine

Freud ve Reich’ın eşcinsellik üzerine düşüncelerini öğrendim. Sigmund Freud, eşcinselliğin bir hastalık olmadığını, dolayısıyla utanılacak ya da aşağılanacak bir durum da olmadığını söylemiş. Bir dönem Freud’un öğrencisi olmuş ve onun çalışmalarını ileri götürmüş psikanalist Wilhelm Reich ise, sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumın oluşması için özgür cinselliği savunarak tepkileri çekmiş bir bilim insanı olmasına rağmen eşcinselliği bir hastalık ve sapma olarak betimlemiş ancak küçümsemeyi ya da saldırmayı o da yanlış bulmuş.

Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Baş Ağrısına Son

Çin tıbbına göre elimizin bazı noktalarına baskı uygulandığında çeşitli sağlık sorunlarımıza iyi geldiğini öğrendim. Mesela işaret parmağımızın baş parmağımızla buluştuğu yerdeki boş kısma bir veya iki dakika bastırılıp yavaş yavaş baskının azaltılması ve bunun birkaç kez yapılması sonucu baş ağrısı anında geçiyor. Test edilip onaylanmıştır 🙂 

Hep yanlış yeri sıkanlara duyurulur…

***********************************************************

ogrenincemutluyum.wordpress.com’a eklediği yazı için Sayın Fatih Bozoğlu‘na teşekkür ederim.

 

Categories: Sağlık | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Siyah Çikolata

Bitter çikolatanın tansiyonu düşürdüğünü öğrendim. Bunu tansiyonum tavan yaptığında öğrendim ama bitter sevmediğim için evde olmadığından bu bilgi işime yaramadı 😦

Categories: Sağlık, Yiyecek | Etiketler: , | Yorum bırakın

Sineğe Tüküreyim

Sivrisinek sokan yere tükürük sürersen kaşıntı geçer derlerdi de inanmazdım, deneyerek gerçekten işe yaradığını öğrendim. Internette daha bir sürü öneri var ancak onları hazırlayacağıma sokulan yeri kaşımak daha kolay gelir bana 🙂 Daha önce de sirkeyi denemiş ve memnun kalmıştım. Tuzlu su ise zaten bir sinek klasiğidir.

Tükürüğün hayranlık uyandırıcı bir sıvı olduğunu sanırım artık hepimiz biliyoruz. Tükürük, ağzımızdaki bakterileri kontrol altında tutar ve bunu da içerdiği antibakteriyel enzimlerle başarır. Sıvılarımızı sevelim, kıymetini bilelim!

 

Categories: Doğa, Hayvan, Sağlık, Seyahat | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Orgon

Üniversite yıllarımda “Dinle Küçük Adam” ve “Gençliğin Cinsel Eğitimi” kitaplarını okuyarak çok sevmiş olduğum Wilhelm Reich’ın sadece yazar olmadığını öğrendim. Reich, bilim tarihine damgasını vurmuş önemli bir psikanalistmiş. Sigmund Freud’un öğrencisi olmakla kalmamış, onun tezlerini daha da geliştirmiş ve ‘orgon’ ismini verdiği enerji üzerinde çalışmış.

 

Yahudiymiş (ama kendisi reddediyormuş). Yasak ilişkisi eşi tarafından fark edilen annesi intihar etmiş. Birinci Dünya Savaşına katılmış. Savaştan sonra tıp okumuş ve psikanalize yönelmiş. Komünist partiye bağlıymış. Otoritelerle ters düştüğü için çeşitli ülkelerde yaşamak durumunda kalmış. Oturma izni alınmış, sınır dışı edilmiş, partiden ihraç edilmiş, psikanaliz derneğinden çıkarılmış. Otoritenin sağlığımızı olumsuz etkilediğine inanan Reich, Nazilerin yükselişine de yüksek sesle karşı çıkmış ve tabii Hitler rejimiyle de sorunlar yaşamış. En sonunda Avrupa’yı bırakıp Amerika’ya göçmüş ve New York’ta araştırmalarına devam etmiş ancak orada da FBI ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) ile başı derde girmiş. Peki ne yapmış da bu kadar değerli bir bilim insanıyken bunca sevilmeyen adam ilan edilmiş?

 

İşte öğrendiklerim:

 

Freud, sosyal nedenlerle cinsel dürtülerimizi inkar etmemizin nevroza neden olduğunu keşfederek vücuttaki biyolojik cinsel enerjinin varlığından bahsetmiş, buna ‘libido’ adını vermişti. Reich bunu biraz daha ileri götürerek cinsel tatminin nevrotik semptomları dindirdiğini ifade etti.

 

İçimizde bir tür elektrik enerjisi olduğunu ve bu enerjinin beden ve ruh sağlığını ciddi anlamda etkilediğini belirtti. Bu yaşam enerjisine ‘orgon’ adını verdi. Orgazmın işlevini araştırırken keşfedildiği ve organik maddeleri şarj edebildiği için bu enerjiye ‘orgon’ dedi ve bu enerjinin tüm yaşam formlarında var olduğuna inandı.

 

Kısaca orgon, orgazm sırasında yayılan enerjinin ismiydi. Cinsel enerjinin boşalamamasının bir tıkanma meydana getirip zararlı hale gelerek nevroza neden olduğunu savundu. Dolayısıyla ona göre sağlığımız büyük ölçüde orgazm gücüne bağlıydı ve iyileşme de bu tıkanıklığın giderilmesiyle olasıydı. Yani bastırılmışlık vücudumuzda bir zırh yaratıyor, bu zırh psikoseksüel enerjimizi serbest bırakamamamıza neden oluyor, vücuttaki bu fazla enerjiyi atabilmek için orgazma gereksinim duyuluyor, o mümkün olmayınca içimizde oluşan gerginlik ve tabii daimi baskı hissi (fiziksel, cinsel, ekonomik ve sosyal yönden) bireylerde nevroza sebep oluyor. Yani ekseri ya orgon enerjisi az olduğu için ya da vücuttaki orgon dışarı atılamadığı için hasta olunuyordu. Gerilim yüklenmeye neden oluyor, bu yüklenme boşaltılamadıkça hücrelerde gerilim yüklenmesi devam ediyor ve kanser dahil çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Oysa orgazm, vücutta doğal olarak oluşan biyolojik enerji fazlasını boşaltarak enerji dengesini kuruyor, ki bu işlev yitirilince enerji artmaya devam ederken bir miktarı da serbest kalmadıkça nevrotik bozukluklar baş gösteriyor. Hatta Reich, faşizm gibi nefret kaynaklı hastalıkları dahi bu kurama dayandırmıştır.

 

Tüm bunları bilmenin ilk adım olduğunu kabul ederek, sıkıntının üstesinden gelmenin yollarını aradı ve çalışmalarını o yöne çevirdi. Çalışmalarını ilerletebilmek için Orgon Enstitüsünü kurdu. Enerjiyi toplayıp depolayarak yararlı hale getirmenin yollarını aradı. Maddelerin yalıtkanlık özelliklerini göz önünde bulundurarak orgon enerjisini içinde toplayabilecek kutuları icat etti ve ‘orgon enerji akümülatörü’nü yarattı. Bir insanın girip oturabileceği kadar küçük bir kutudan oluşan bu akümülatörlerle bireylerin enerji yoluyla sağlıklı hale gelmesi planlanmıştı. Kanseri bile yok edebileceğini belirtmesine rağmen medyanın ‘seks kutusu’ olarak eleştirdiği bu buluş ve tüm çalışmaları kısa sürede ABD’de de tepki çekmeye başladı ve akümülatör yasaklandı. Hakkında soruşturma başlatıldı. Bir bilim insanını hukukçuların yargılayamayacağını söyleyerek mahkemeye gitmeyen Reich, yazdığı bilimsel kitapları okumalarını söyledi. Ancak iki yıl hapis cezası hükmüne tabii ki karşı koyamadı. Kitapları yakılan Reich, hapisteki ilk yılında öldü (1957).

 

Reich, ömrünce cinsellik eğitimi, doğum kontrolü, boşanma hakkı ve kadınların ekonomik bağımsızlık mücadelesi gibi konulara önayak oldu. İşçi mahallelerinde cinsel danışma merkezleri kurdu. Sağlıklı bir cinsellik için sınıf kavramının olmaması gerektiğini ileri sürdü. Uygar toplumlarda kişilerin cinsel yönden özgür olamadığını, isteklerini bastırarak hep stres altında olduğunu düşündü. Sosyokültürel konumun gereklilikleri açısından değil, bir birey olarak gereksinimlerimiz ve acı çektiğimiz durumlar açısından yaşamı ele almamız gerektiğini dile getirdi ve sosyal hayatımızı buna göre düzenlememizi salık verdi.

 

Ama tabii ki görüşleri, çalışmaları, başarıları ve icatları (yağmur yağdırma aparatı gibi) hem genelgeçer inanışlara ters düştüğü için tutucu tayfanın canını sıktı, hem de kabul görmüş sisteme ekonomik getiri sağlamadığı hatta en başta ilaç endüstrisinin ekmeğini kestiği için sevilmedi. En çok da seanslarında hastalara dokunduğu için tepki uyandırdı, orgon akümülatörüyle dalga konusu oldu, FBI peşini bırakmadı, ajan olarak mimlendi, akıl hastası olduğu gibi karalamalara maruz kaldı, özel hayatı deşildi. Oysa altmış yıl aradan sonra bugün enerji konusunda yapılan çeşitli çalışmaların çoğu, zamanında hayatın dar edildiği Reich’ın fikirleri ve çalışmalarından yola çıkarak temellendirilmiştir.

 

 

 

Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kapılar Kapalıysa

Türk dinleyicisinin daha çok ‘Im Nin Alu’ parçasıyla tanıdığı Ofra Haza’nın ölüm nedeninin AIDS kaynaklı olduğunu öğrendim. Yemen asıllı İsrailli sanatçının küçük yaşlarından itibaren menajerliğini yapmış olan bey, Haza’nın kırkında evlendiği eşinden önce kimseyle birlikte olmadığını, çocuk yapıp bir aile kurmayı düşlediği kocasından başka hiç kimseyle cinsel ilişki yaşamadığını, AIDS’in de kocasından geçtiğini ifade edince sevgili koca da karısının bu virüsü Türkiye’de gerçekleşen bir kan nakliyle kaptığını belirtmiş.

Evliliğinin üçüncü yılında ölmüş Ofra Haza. Çocuğu da olmamış. Hepsi acı tabii ama bizim açımızdan olayın asıl sevimsiz yanı şu ki, Internette arama yaptığınız zaman, bu mükemmele yakın sese sahip olduğu kabul edilen büyük sanatçının hamileliğini bir Türk hastanesinde sonlandırırken verilen kanla HIV virüsünü aldığı haberlerine ulaşıyorsunuz (yani bir dehayı öldürmüşüz gibi) de, Türk yetkililerin bunu araştırmak ya da hastanelerimizi aklamak için yaptığı herhangi bir veriye ulaşılamamaktadır henüz (2000’den beri).

Ama diyeceğim o ki, sen ne yaparsan yap, ne kadar korumacı bir karakter olursan ol, kader seni o şekilde kıstırmayı kafaya koyduysa, kıskıvrak yakalıyor valla. Haza’yı bir dünya starı yapan parça Im Nin Alu, ‘Kapılar Kapalıysa’ anlamına geliyor ve merhametin, doğruluğun, erdemin kapıları kapalıysa bile Cennetin kapılarının açık olacağını söylüyor. Bu kadar erdemli bir insan AIDS’ten ölüp cennetin kapılarından geçmiş midir ne dersiniz?

Sesinin büyüsünü kulaklarımıza üfleyen Shecharchoret şarkısı, yani Morenika, esmer kızın öyküsünü anlatır. Peki sizce de bu esmer kızın öyküsü bir haksızlıkla sonlanmamış mı?

Categories: Müzik, Sağlık, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Tolstoy’un Bisikleti

Tolstoy’un bisiklet sürmeyi 67 yaşında öğrendiğini öğrendim. Oğlu ölünce karalar bağlayıp her gün ağlamaya başlayan ünlü yazar kendini bisiklete vererek tedavi etmeyi başarmış. Bisiklet merakını da, kederinin üstesinden gelmesine yardımcı olabilecek bir tür masum ve kutsal saçmalık olarak tanımlamış. Moskova’daki Tolstoy Müzesinde bisikleti görülebilirmiş.

Kaynak: Tolstoy Therapy

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sağlık, Seyahat, Spor | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: