Sağlık

Çin İşi

Kafa nakli yapılması konusunda çok ciddi çalışmalar olduğunu ve bunu gerçekleştirmeye çalışan Doktor Canavero’yu Çin Hükümetinin desteklediğini öğrendim. İsim de çok canavarımsıymış ama… 🙂

Haberin detaylarını Onur Bey‘in heyecanlı kaleminden okumanızı öneririm.

Reklamlar
Categories: Ülkeler, Bilim, Güncel, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

AIDS Günü

1 Aralık gününün Dünya AIDS Günü olduğunu öğrendim. İnsanları bu konuda bilinçlendirmek için Madonna da pek çok uğraş veriyor. Çok sevdiği arkadaşlarını AIDS yüzünden kaybetmiş. Ofra Haza’nın da bu hastalıktan öldüğünü daha önce yazmıştım: “Kapılar Kapalıysa

Categories: Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Dövmesi Olan Giremez

Japonya’da ‘onsen’ denen kaplıcalara girebilmek için vücudunuzda kesinlikle dövme olmaması gerektiğini öğrendim. Ayrıca, şifa niyetine kullanılan bu sıcak su havuzlarına girmeden önce iyice bir yıkanmanız ve sıcak su havuzuna çıplak girmeniz gerekiyormuş. Dövmeyi saklama şansınız da yok yani. 

Onsen… Dövmen varsa girme sen 🙂

Bu bilgiyi bana öğreten Minimalist Günlük sahibi Pelin Hanım’a teşekkür ederim. Japonya hakkında izlenimlerini okumak ve fotoğraflarına bakmak için blogunu ziyaret edebilirsiniz.

Categories: Ülkeler, Kültür, Sağlık, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Murdoch Kitaplarındaki Sorun

Iris Murdoch’ın son kitabının, yazarın Alzheimer’ın erken evrelerinde olduğunu gösterdiğini öğrendim. Eleştirmenlerce ‘çok basit’ bulunan, hatta bir ergen kızın yazabileceği tarzda diye nitelenen son romanı, o zamanlar henüz tanısı konmamış olan hastalığının habercisiymiş aslında. Konu hakkında araştırma yapan İngiliz ekip, yazarın farklı dönemlerde kaleme aldığı üç romanını incelemiş: İlk yayınlanan kitabı, kariyerinin en parlak dönemine ait ödüllü bir kitabı ve Alzheimer teşhisi koyulmadan önce çıkan son kitabı. Bilgisayarda metin-analiz yazılımı kullanarak yapılan bu incelemede, kullanılan sözcük çeşitliliğine bakılmış. Dijital ortama aktarılan kitaplarda kullanılan sözcükler listelenmiş ve her birinin kaç kez kullanıldığı, kelime türleriyle birlikte kaydedilmiş. Kısaca söylemek gerekirse; son kitabında dil bilgisi yönünden hiçbir problem olmasa da kelime çeşitliliğinin azaldığı ve dilinin basitleştiği tespit edilmiş. “The Sea, The Sea” (Deniz Deniz) kitabında alışılmışın dışında sözcüklerle karşılaşılmasına rağmen son roman olan “Jackson’s Dilemma” (İkilem) çok sıradan sözcüklerden oluşuyormuş. Uzmanlar bu durumun, Alzheimer’ın dil üzerindeki etkilerinin erken aşamalarına uyduğunu belirtmişler. Kişinin sözcükleri sürekli ‘dilinin ucunda’ hissedip bir türlü bulamaması ve dağarcık azalması problemi, cümle kurma sorunlarından önce gelirmiş. Bu arada “İkilem” kitabını tamamlama sürecinde Murdoch şaşılası bir biçimde yazma sıkıntısı yaşamış yani tıkanma, yazamama sorunu baş göstermiş. Bununla ilintili olarak da, hastalığının, bilişsel becerilerini ele geçirmeye başlamış olması açıklamasını getiriyor uzmanlar. Zaten ortaya çıkan eser için eşi bile ‘sanki Murdoch yazmamış gibi’ yorumunu getirmiş.

Son kitabı 1995 yılında çıkan yazar dört yıl sonra öldü.

Kaynak: UCL News, 1 Aralık 2004

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Vallahi Doğru

Kendi söylediği yalana inanma hastalığına ‘mitomani‘ dendiğini öğrendim.

Kaynak: PeDeR Bey

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Demir Adam

Türkiye’nin demir adamı da denen sportmen iş adamı Antalyalı Ali Bıdı’nın vücuduna çok güvendiğini öğrendim. Ali Bıdı, “bana kanser hücresi aşılasınlar, benim vücudumun savunma sistemi onu anında öldürür” diyerek gönüllü denek olmaya hazır olduğunu söyledi ve bilim adamlarını bu deneye davet etti.

Kaynak: Denizli Radyo Televizyonu, Sabah Keyfi Programı, 10.10.2017

Categories: Antalya, Bilim, Sağlık, Spor | Etiketler: , | Yorum bırakın

FOMO

FOMO denen bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Daha doğrusu bu sıkıntının bir adı olduğunu öğrendim. Gündemi kaçırma, dışında kalma korkusu imiş FOMO (Fear Of Missing Out). Bu kişiler sanal dünyada yer alamayınca kendini çok kötü hissediyormuş. Paylaşımları yeterince ilgi görmeyince, beğenilmeyince kendilerinin onaylanmamış olduğunu düşünüyorlarmış. Toplum tarafından kabullenilmediklerine yani toplum dışında kaldıklarına inanıyorlarmış. Kısaca, sosyal medyanın körüklediği, sürekli yetersizlik hissi yani bir şeylerden geri kaldım hissi FOMO.

Categories: Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Renksiz Dünyalı Adam & Facebook

Mark Zuckerberg’in renk körü olduğunu öğrendim. Kırmızı ve yeşil renkleri doğru algılayamıyormuş. Hatta, en iyi gördüğü renk mavi olduğu için feysi mavi tasarladığını da belirtmiş çeşitli röportajlarda. Gökkuşağının olanca haşmetini seçememek de çok can sıkıcı olmalı diye düşündüm bir an 😦 Alanın uzmanı değilim bildiğiniz gibi. Renk körlüğü sıkıntısı olan kimseyle de konuşmadım şimdiye kadar. Sizde böyle bir durum varsa ya da fikriniz varsa ve paylaşırsanız sevinirim. Öğrenince mutluyum çünkü ❤

Kaynaklar:
NBC, 03.10.2012, Barbara E. Hernandez
The Washington Post, 30.05.2012, Hayley Tsukayama

Categories: Bilim, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | 8 Yorum

Kahvenin Hatırı

Kahvenin yanında su verilmesinin nedenini öğrendim. Kahveden önce suyu içersen karnının aç olduğu anlamına gelirmiş ve ev sahibi sofrayı hazırlarmış. Suyu kahveden sonra içersen de “tokum, bir fincan kahveyle biraz laflayıp gideceğim” demek oluyormuşmuş… Eskiden tabii… Kibar zamanlarda… Düşünceli zamanlarda… Komşusunun hâlini kendinden çok önemseyen insanların zamanında… Bu bilgiyi bana kahvesini içerken aktaran canım arkadaşım Gülçin kadar hatır bilir zamanlarda… 

Internette farklı aktarımlar da var, tıbbi açıklamalar da var. Osmanlı’nın tıbbi açıklamayla iş yaptığını sanamıyorum bu konuda ama tabii ki boğaz temizlemeyle ya da böbrek rahatlatmayla ilintisi olabilir. Benim kahveden önce su içtiğim çok olur. Birincisi, gerçekten hafif aç hissediyorsam su bastırdığı yani rahatlattığı için içerim, ikincisi boğazımı hazırlayıp kahveden keyif almak için. Bir kahve yapayım o zaman ben…

Categories: Kültür, Sağlık, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , | 6 Yorum

Avrupa Hareketlilik Haftası

Önümüzdeki haftanın yani 16-22 Eylül 2017 haftasının Avrupa Hareketlilik Haftası (European Mobility Week) olduğunu öğrendim. Bu yıl kampanyaya Türkiye’den katılacak yerler listesi web sayfasında şu şekilde veriliyor: Alanya, Bartın, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Karşıyaka, Konak. Her birinin planladığı etkinliklere bu siteden erişilebiliyor. Örneğin Bartın Belediyesi ‘En yavaş bisiklet sürme yarışması’ ve ‘otomobilsiz gün’ gibi etkinliklerin yer aldığı haftalık planlarını belediyenin sitesinde de vermiş: bartinbelediyesi.com

İliniz katılmasa da siz pekala bireysel etkinlikler yapabilirsiniz. 

 

Web Sayfası

Türkiye Web Sayfası

Categories: Antalya, Doğa, Etkinlik, Güncel, Sağlık, Spor | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Müzik Uykunun Gıdasıdır

Didgeridoo denen müzik aletini çalmanın horlama ve uyku apnesi sorunlarına iyi gelebileceği tezine dair çalışmaların devam etmekte olduğunu öğrendim. Didgeridoo öğretmeni Aj Block’un yönettiği web sayfasına yorum yazan bir beyin tümcelerini aktarıyorum: “Bir buçuk yıldır, belki de daha uzun zamandır uyku sırasında solunum problemleri yaşıyorum: yüksek sesli horlama, nefes alamama… İki ay kadar önce uyku apnesi için didgeridoo çalmaya başladım. Günde otuz dakikadan haftanın dört-beş günü pratik yapıyorum. Geçen hafta sonu arkadaşımın evindeydim. Bütün gece nefes alıp verişimin çok düzenli olduğunu söyleyince gururlandım. Uyku apnesine doğal terapi olarak didgeridoo kullanmak hayatımda büyük fark yarattı.”

2005 yılında The British Medical Journal’da yayınlanan bir raporda, ‘düzenli olarak didgeridoo çalmanın uyku apnesi için etkin bir tedavi sağlayabileceği’ hipotezinden yola çıkan araştırma görevlilerinin Zürih Üniversitesinde yürüttüğü çalışmanın detayları paylaşılmış. Çalışmaya katılanların çoğu gün içerisinde uykululuk hâli sıkıntısı yaşayan 50 yaş civarı beylermiş. Düzenli ders alarak didgeridoo çalmayı öğrenmeleri ve dört ay boyunca, her gün en az yirmi dakika olmak suretiyle haftada beş gün pratik yapmaları istenmiş.

Yazının gidişatından tahmin edileceği üzere didgeridoo çalanlar, çalmalarına izin verilmeyen kontrol grubu elemanlarına kıyasla gelişme göstermiş ve gün boyu deneyimledikleri uykuluk hâlinde azalma olmuş. Bu da bir başarı olarak kaydedilmiş ancak tabii çalışmalar devam ederse tam sonuçları alınabilir denmiş haberde. Yani deney-gözlem süreleri uzatılarak, daha yoğun ve sık dersler alınarak.

Enstrümanın uzmanları, didgeridoo çalmak için rahatlamış bir boğaz ve dudaklara gereksinim olduğunu, bu aleti çalmanın boğaz ve dil kaslarını güçlendirdiğini ve bu tür bir üflemeli çalgıyı seslendirmek için gereken ağız-dil hareketlerinin uyku apnesi sorununu olumlu yönde etkileyebileceğini belirtiyor.

Gece uyku bozukluğu yaşayan kişiler gündüz uykulu hissediyor, halsiz ve huysuz oluyor. Horlama sorunu olanların refakatçileri de halsiz ve huysuz oluyor. İngilizce olsa da izleyince anlaşılan videoda Aj bu enstrümanın nasıl çalınacağını öğretiyor. Baştan sona izleyince insan düşünmeden edemiyor: Gece horlayan bir koca mı, gündüz bu sesleri çıkaran koca mı? Sağlık hepsinden önemli tabii ama ufak bir sorun daha var: Didgeridoomuz yok 😉

Bol uykulu günler 🙂

[Didge Project]

Kaynaklar: Didge Project, American Sleep Apnea Association

Categories: Bilim, Eğitim, Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İşe Erken Gitsen Ölür müsün?

Jack Daniel’ın işe erken gittiği için öldüğünü öğrendim. Şöyle ki; Bay Daniel işe bir gün herkesten önce gidiyor, kargalardan bile önce ki biraz iş bitirsin kimse yokken. Ve fakat alması gereken evrak kasada. Bay Daniel öyle yapıyor böyle yapıyor, şifresini anımsayamadığı kasayı açamıyor ve sinirden küplere binerekten kasaya haşmetli bir tekme savuruyor. Kasa açılmıyor muhtemelen ama Jack Daniel’ın parmağı kırılıyor. Bu bölgede oluşan enfeksiyon zamanla yayılıyor, kan dolaşımını etkiliyor ve bacak ampute ediliyor. Fakat kangren yayılması önlenemiyor ve Sevgili Jack işe erken gittiği günden 5-6 yıl sonra (1911) kan zehirlenmesinden (sepsis) ölüyor.

Olayın yaşandığı yörenin halkı bu öyküden yola çıkarak bir söz geliştirmişler: İşe asla erken gitme! (Belki de gece yuvarlanan Jackler yüzünden işe hep geç kalanların ahı tutmuştur.)

Tennessee’de Jack Daniel Distillery turu yapanlar adam öldüren kasayı da görebiliyormuş. Kasa da kasa ama yani…

Categories: Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Mucize Diyet

Dilber Ay’ın ondokuz kilo verdiğini ve bu başarısının sırrının geceleri kalkıp kelle yeme alışkanlığını kesmesi olduğunu öğrendim. Tabii her gece bir ekmek dahil kellenin yanında yediklerini de kesmiş. Hani ben neden bir türlü veremiyorum diye düşünüyorsanız söyleyeyim dedim.

Kaynak: Duymayan Kalmasın, 12 Mayıs 2017

 [İbrahim Aksoy]

Categories: Kültür, Müzik, Sağlık, TV, Yiyecek | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarı mı Kabus mu?

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AIWS: Alice In Wonderland Syndrome) isminde bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Bu bir tür algısal bozukluk durumu imiş. Vücut parçalarını farklı büyüklüklerde algılıyorlarmış örneğin. Ya da odadaki eşyalar minik minik görünüyormuş. Dünyayı bir dürbünün yanlış tarafından görmek gibi. AIWS hastalığından muzdarip kişiler, nesneleri olduklarından büyük ya da küçük görme, boşluk-derinlik ve zaman gibi kavramları doğru algılayamama, dokunduğu cismi olduğundan farklı hissetme, sesleri farklı algılama gibi sorunlar yaşarmış. Yani algılama bozukluğu ve perspektif ile ilgili bir sendrommuş ve duyularda bozukluklar görülmesiyle karakterize imiş. Halüsinasyonlar görenler oluyormuş. Nöbet sırasında yürümekte zorlanan bile olabiliyormuş.

Yazılarında çektiği migren ağrılarından bahseden Lewis Carroll’ın yani “Alice Harikalar Diyarında” kitabının yazarının da bu bozukluğun pençesinde yaşamış olabileceği düşünülüyor.

Categories: Bilim, Edebiyat, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Zeytin

İzmir’den bir grup lise öğrencimizin kansere alternatif çözüm getirdikleri için Harvard Üniversitesi ve bazı Avrupa kentlerinden proje sunumu daveti aldıklarını öğrendim. İki yıldır projeleri üzerinde çalışan gençler, zeytin yaprağı gibi doğa armağanlarının kanser hücreleri üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu bitkilerin kanserden korunmada da kanser tedavisinde de kullanılabileceği fikrine ulaşmış.

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlu olsun.

 

Haber: Sözcü, 17.03.2017

Categories: Bilim, Doğa, Güncel, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hastalık Hastasının Ölümü

Molière’in nasıl öldüğünü öğrendim. Son yazdığı eser olan ‘Hastalık Hastası’ sahnelenmektedir. Yazar da baş rolü oynamaktadır, yani ölümden ve doktorlardan korkan hipokondriyak bir insanı. Ancak yazarın kendisi de gerçek hayatta verem hastasıdır ve sahnede fenalaşır. Durumunun ciddiyetine ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen oyunu tamamlamayı başarır, ancak oyundan sonra götürüldüğü evinde ölür. 

 

 

‘Hastalık Hastası’ oyununu dinlemek için: Radyo Tiyatrosu

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Gözümün Önünde Çoğalıyoruz

Nüfus artışının izlenebildiği bir site öğrendim. Örneğin Türkiye nüfusu sayacı gözünüzün önünde bir bir artıyor: worldometers

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Ana sayfanın Türkçesine bakarak sadece nüfus değil, birçok konudaki anlık değişimi izleyebilirsiniz yüreğiniz kaldırırsa: worldometers

 

Categories: Doğa, Ekonomi, Sağlık, Teknoloji, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Gülmekten Ölmüş

Gülmekten ölünebildiğini öğrendim. Gülmenin hayatımızda yarattığı olumlu etkileri herhalde hepimiz biliyoruzdur. Çok çok nadiren görülüyor olsa da ‘kontrol edilemeyen gülme’nin ölüme varması da mümkünmüş. Solunum rahatsızlığı ya da astım hastalığı gibi nedenler yatabiliyor bu ölüm şeklinin altında. Bilinmeyen bir beyin anevrizması durumu olabiliyor ve gülme sonucu artan basınç bu durumdaki bir hastanın hayatını tehlikeye sokabiliyormuş. Uzun süre gülüp nefes alamama yani havasız kalıp boğulma da bir diğer sebep. Yemek yerken gülmenin oluşturabileceği riskinse zaten farkındayız. Kahkahalarla çok çok uzun süre gülmek kalbi, kan basıncını ve hatta karın zarını bile zorluyormuş. Kalp atış hızını artırdığı için kalp hastası bir kişinin bu yoğunluğu kaldıramaması ya da kaslarda ani güç kaybı (katapleksi) sonucu düşme gibi durumlar görülebiliyormuş. Ama başta dediğim gibi, tarihte örnekleri görülse de (örnek: Danimarkalı Odyolog Ole Bentzen – 1989 – ‘Wanda Adında Bir Balık’ filmini seyrederken kalp durması) bu tür ölme vakasına çok sık rastlanmıyor. Gülmenize bakın 😀

Öte yandan kontrol edilemeyen gülme yaşanıyor olması bazı rahatsızlıkların bir semptomu olabiliyormuş. Örneğin sebepsiz gülme atakları beyindeki istenmeyen bir durumun habercilerinden biri olabilirmiş.

Azlığına-çokluğuna, kalitesine, şiddetine ve frekansına kendimiz karar verebileceğimiz bol kahkahalı günler dilerim.

*******************************

Konuyla bağlantılı bazı yazılarım:

Yapmacık gülüş anlaşılır mı?

Gülme yogası nedir?

Uykusuzluktan ölünür mü?

Kaynak: Ole Bentzen

Categories: Sağlık, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kağıtla Geçinemeyen Yazar

Cengiz Aytmatov’un kağıda alerjisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Karahindiba

Karahindiba denen bitkinin her yerlerde görmeye alışık olduğumuz şu sütlü, sarı çiçekler olduğunu öğrendim. Hatta çocukken tüylerine üflemeyi çok sevmemize rağmen kulağımıza kaçarsa diye de ödümüz kopan o beyaz tüy topu şeklindeki bitki de aynı sarı çiçeğin bir evresiymiş. O tüyler bitkinin tohumlarını taşıdığı için bu kadar rahat çoğalıyormuş. Hatta radika da bu bitkinin Egecesiymiş. Meğersem yiyormuşum bile ben bu güzeli. 

Çok da faydalı bir bitkiymiş, ama o konu için şu yazıya bakabilirsiniz: Doğayı Keşfederken

Categories: Doğa, Sağlık, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Maymun Olmuş

Birinci Dünya Savaşı başladığı sıralarda Yunanistan Kralı olan Aleksandros’un maymun ısırması sonucu öldüğünü, yani daha fazla Anadolu toprağı alma planları yapmakta olan kralın ölümüne bir maymunun sebep olduğunu öğrendim. Maymun olmuş yani.

 

Categories: Hayvan, Sağlık, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Kötü Baba

Almanların ünlü oyuncusu Nastassja Kinski’nin babasının da ünlü bir aktör olduğunu fakat güzel yıldızın babasını hiç de sevgiyle anmadığını öğrendim. Klaus Kinski, çocukken iki kızını da oldukça çok rahatsız etmiş anormal istekleriyle. Zaten tam olarak hak ettiği roller verilmiş doymak bilmez bir hasta olduğunu kendi kitabında da yazmış olan baba Kinski’ye. Kinski kardeşler babaları ölünce hiç üzülmemiş. Ben de bunları öğrenince mutlu olmadım zaten 😦

 

 

 

 

 

Kaynak: The Telegraph

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , | 1 Yorum

Brandon Lee

Bruce Lee’nin oğlu Brandon Lee’nin ‘The Crow’ filminin çekimleri sırasında yanlışlıkla vurularak öldüğünü öğrendim. Filmde canlandırdığı karakteri vurmakta kullanılan silah dolu olunca 28 yaşındaki aktör de gerçekten ölüvermiş. Film bir şekilde tamamlanmış ve tabii ki oldukça iyi hasılat yapmış. Babası o sırada hayatta olsa döverdi hepsini 🙂 Ama baba Bruce Lee de oğlu Brandon Lee’nin ölümünden yirmi yıl önce yine sevimsiz bir şekilde hayata veda etmiş. Başı ağrıdığı için bir tanıdığın verdiği ağrı kesici sebebiyle. Arkadaş tavsiyesiyle içilen ilacın ne kadar yanlış olduğunu bir kez daha görüyoruz. Savunma sanatının en usta ismi bile böyle bir ölümden kaçamamış.

Çok filmini izlemekten çok yaşadı sanıyoruz ama öldüğünde Bruce Lee de 32 yaşındaymış sadece.

Categories: Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Çok Yaşa Nazillili

Türkiye’nin en uzun ömürlü insanlarının Nazilli’de yaşadığını öğrendim. Az yiyor, sağlam uyuyor ve kötü alışkanlık edinmiyorlarmış. Yüzü devirmiş bir teyzem uzun yaşamasının sırrının neşeli olmasında yattığını söylemiş ve demiş ki: “eşeğimi kaybederim, neşemi kaybetmem.” Rivayet odur ki bu ‘uzun yaşayan insanlar’ konusunu Herodot bile dillendirmiş. Elçiye zeval olmaz. Kaymakamlık öyle demiş.

Kaynak: Milliyet, 20.04.2009

 

Categories: Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Püse

‘Püse’ sözcüğünün ‘bitkisel katran’ demek olduğunu öğrendim. Çam ağacının çıralı kısımlarını kapalı bir yerde yavaşça yakarak koyu renk sıvı çıkarıyorlarmış. Eskiden halk arasında çeşitli rahatsızlıkların giderilmesinde katrana başvurulduğu için, o günleri bilenler, geçmişte bazı hastalıkların görülmemesini bile ayakkabılarındaki püseye veriyorlar. Çünkü püse, çarık üretiminde de kullanılırmış. Püse, çarığa sadece rengini değil yumuşaklığını ve uzun ömrünü de veriyormuş. Sütte beklemiş çarığa bir sonraki aşamada püse sürülüyormuş ve ardından toprakta bekletiliyormuş.

Folklor Araştırmacısı Bircan Durdu tarafından hazırlanmış ‘çarık’ hakkındaki yazıyı şu siteden okuyabilirsiniz: muglakulturturizm.gov.tr

 

UYARI: Bu yazı yalnızca bilgi amaçlı olarak oluşturulmuştur. Tabii ki kesinlikle evde denenmemesi gerekir. Lütfen, herhangi bir rahatsızlığınız olduğunda sadece doktora gidiniz. Piyasada bu tür ürünler satmaya çalışan kim olduğunu bilmediğiniz kişilere değil yıllarca bu alanda eğitim alıp uzmanlaştığı belgelenmiş hekimlere inanınız.

Categories: Antalya, Doğa, Giyim, Kültür, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Bu Neyin Kalçası

Türkiye’nin sağa-sola atacak bol parası olan ama kafası olmayan kızlarının arasında ‘Brezilya kalçası’ yaptırma modası olduğunu öğrendim. Silikon jel dolu protezin kas altına yerleştirilmesi ile çıkık ve kalkık popo yapılıyormuş. Yapmayın arkadaşlar! İşlevini doğru ve düzgün olarak yerine getiren her organınızı sevin! Onay vereceğiniz tek silikon vadisi, teknolojinin kalbinin attığı ABD’deki vadi olsun lütfen. Bu neyin kafası ya? 

Categories: Güncel, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Asperger

‘Asperger Sendromu’ denen gelişimsel bir bozukluk olduğunu öğrendim. Vücut dilini ve farklı anlamlara gelen yüz ifadelerini ya da tonlamaları tanımlayamayan, şaka ya da ironi benzeri soyut durumları anlamayan, sosyal becerileri gelişmemiş, dolayısıyla dışarıdan yadırganan, kendileri istese de uyum sağlayamayıp psikolojik sıkıntı yaşayan, empati kuramayan kişiler olurlarmış. Rutinin dışına çıkmayı sevmez, yeni insanlarla tanışmaktan ve yeni çevrelere girmekten hoşlanmazlarmış. Göz teması sıkıntı verirmiş. Net, somut konuları daha iyi kavrar, verilen görevleri yerine getirirlermiş. Birçok şeyi taklit ederek öğrenirler ve yaşamlarına geçirirlermiş. Bir konuya çok ilgi duyar ve o konuda çok iyi olurlarmış. Otizme benzer diyen kaynak da var, onun türü olduğunu söyleyen de. Dolayısıyla orayı pek açıklayamayacağım.

“Einstein’da da vardı” filan gibi tümcelerle olayı romantik ve arzu edilesi göstermeye çalışan bazı kaynaklar olsa da yaşayana sıkıntı dolu günler deneyimleteceği ortada. Başkalarının cümlelerini ya da kendi kelimelerini tekrarlayan, yürüyüşü veya bakışı farklı görünen bireyler olabiliyorlarmış. Ses, tat, koku ve görüntü konusunda aşırı duyarlı oldukları için gürültü ve benzeri can sıkıcı sesler, fazla parlak ışıklar dünyalarını alt-üst edebiliyormuş. Benim bu bozukluğu ilk defa duyduğum kaynak olan “My Name Is Khan” adlı Hint filmindeki asperger sendromlu adam sarı renge tahammül edemiyordu. Sarı görünce perişan oluyordu. Başrolü oynayan Shah Rukh Khan rolüne öyle sağlam çalışmış ve bu karakteri öyle iyi canlandırmış ki sadece filmi izleyerek yeterince bilgi sahibi oluyorsunuz. Zaten film ve Khan bolca ödül almış.

 

Kaynak: webmd.com

Categories: Psikoloji, Sağlık, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sessiz Saatler

Birleşik Krallık’ta bulunan Toys ‘R’ Us mağazalarının ‘quiet hour’ yani ‘sessiz saat’ diye bir uygulaması olduğunu öğrendim. Sabah erken bir saatte gerçekleştirilen bu uygulama sırasında mağazanın ışıkları kısılıyor, floresan aydınlatma azaltılıyor, müzik kapatılıyor, duyurular yapılmıyormuş. Tüm bunların sebebi de otistik çocuklara uygun sakin bir alışveriş ortamı sunabilmekmiş. Otizmi olan kişiler, hareketin çok fazla olduğu mağazalarda akan bilgi fazlalığından çok bunalırmış. Yapay ışıklandırmalar ve gürültülü anonslar anksiyete düzeylerini artırabilir, hatta fiziksel acılara-ağrılara yol açabilirmiş. Bu uygulama, Britanya’da otizmden etkilenmiş binlerce vatandaşı çok mutlu etmiş olsa da bazı sıkıntılar da dile getirilmiş tabii. Sadece noel öncesi gibi zamanlarda değil daha sık yapılmasını ve bir saatten daha uzun sürmesini istemişler örneğin.

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Rusya’da Yasak

Rusya’da kapalı mekanda mangal yakmanın yasak olduğunu öğrendim. Bunu, yıllarca Rusya’da çalışmış, şu an ise Antalya’da ocakbaşı mekan işleten ve sıra sıra kebapları bir o tarafa bir bu tarafa çevirmenin sonsuz keyfini yaşayan Pozantılı bir beyden öğrendim. Mekan kapılarının da dışarı doğru açılması zorunluymuş.

Categories: Ülkeler, Kültür, Mekan, Sağlık, Seyahat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: