Müzik

Ağlatırsa Mevlam Yine Güldürür

“Dertli ne ağlayıp gezersin burada” diye başlayan parçanın sözlerinin Yunus Emre’ye ait olduğunu öğrendim.

Dertli ne ağlayıp gezersin burada
Ağlatırsa mevlam yine güldürür
Nice dertli kondu göçtü buradan
Ağlatırsa mevlam yine güldürür

[Asuman Kertmen]

Reklamlar
Categories: Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

AIDS Günü

1 Aralık gününün Dünya AIDS Günü olduğunu öğrendim. İnsanları bu konuda bilinçlendirmek için Madonna da pek çok uğraş veriyor. Çok sevdiği arkadaşlarını AIDS yüzünden kaybetmiş. Ofra Haza’nın da bu hastalıktan öldüğünü daha önce yazmıştım: “Kapılar Kapalıysa

Categories: Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Chopin’in Kalbi

Ölümünden sonra Chopin’in bedeninin ve yüreğinin ayrı yerlere koyulduğunu öğrendim. Yaşamının büyük kısmını Paris’te geçirmiş olan Chopin, ölünce kalbinin ana vatanında saklanmasını istemiş. Bu dileği de yerine getirilerek Varşova’nın bir kilisesinde bulunan bir sütuna yerleştirilmiş kap içerisinde. Şimdi kalbi Polonya’da, bedeninin geri kalanı ise Fransa’da istirahat ediyor. Müzik dehasının koca kalbiyle aynı ortamda bulunmak isteyenler Varşova’da Holy Cross adlı kiliseyi ziyaret ediyor, geri kalan kısımla ilgilenenler ise Paris’teki Le Père Lachaise Mezarlığının yolunu tutuyor.

Bu bilgiyi bana öğreten Nurcan Hoca’ya teşekkür ederim. Bestecinin yaşamına dair daha fazla bilgiyi Sosyal Bilgiler Site blogundan okumayı unutmayınız lütfen.

Bu arada, ben bu araştırmayı yaparken Chopin’in ‘Cenaze Marşı’nın çalmaya başlaması da komik ama ürpertici bir tesadüf oldu 🙂

Kompozitörün izlerini sürerek Varşova’yı gezmeye yardımcı olan ‘Chopin in Warsaw’ ve ‘Selfie with Chopin’ gibi uygulamalar bile varmış. Bu da meraklısına duyurulur.

Categories: Müzik, Mekan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Ezan Makamları

Ezanların, sabâ, rast, hicaz, segâh, uşşak makamlarında okunduğunu öğrendim. Anladığım kadarıyla, “öğle ezanı illa rast makamında okunacak” gibi kurallar yok, ama gün içerisinde kişinin durumuna en uygun makamlar tercih edildiği için genelde sabahları sabâ makamında okunurmuş filan. Bu sadece Osmanlı’da mı var bilemiyorum. Çünkü Fas gibi ülkelerde farklı makamlar duyduğumu sanmıyorum.

Categories: Müzik, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Narmanlı

Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Dietmar Friese’nin de bir dönem Narmanlı Yurdu’nun misafiri olduğunu öğrendim. Atölyesi varmış bu handa.

[Umut Mete SOYDAN]

19.yüzyılın ilk yarısında inşa edilen yapı, Narmanlı Han ismini almadan yıllar önce Rus Konsolosluğu imiş. Sefaret, çeşitli amaçlarla kullanmış binayı. Hatta sürgündeki Troçki’nin bile Büyükada’da yaşadığı köşkten önce burada olduğu söyleniyor. Derken Narmanlı Kardeşler almış yapıyı 1933’te. Onların ev sahipliğinde şairler, yazarlar, heykeltraşlar, ressamların ikametgâhı olmuş Narmanlı Han. Düşük ücretle stüdyo ve pansiyon olarak kiralamışlar odalarını. Evleri ve/veya atölyeleri Narmanlı Han’da olduğu için bir dönem burada yaşamış isimler arasında sayılanlardan bazıları şunlar: Ulus Gazetesi temsilcisi Neşet Atay, Tatyana Moran, ‘Fosforlu Cevriye’nin yazarı gazeteci Suat Derviş, Fidzek Karoly. Bir de onların misafirleriyle tam anlamıyla bir sanatçı yuvasıymış Narmanlı Han. Ama işte göçmüş hepsi birer birer… Ne Tanpınar kalmış ne Berger… Ne avluda barınan onlarca kedisi kalmış, ne bahçesinde akasyalar ne de yıllara meydan okuyan bekçi ve noter…

Üstteki fotoğraf, SALT Online’daki Eliza Day arşivinde yer alıyor. Yer, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki atölyesi. Poz veren kişi, bu blogda yayınladığım ilk yazıda bahsettiğim keman virtüözü Ayla Erduran. Arkasındaki tablodaki beyefendi, hem Ayla Hanıma hem de Aliye Hanıma keman dersleri veren Macar keman sanatçısı Karl Berger. Yani Aliye Berger’in kocası. (Fotoğraf kaynağı: saltonline.org)

Bilmeyenler için ekleyelim: Ressam ve gravür sanatçısı Aliye Berger, aynı zamanda Halikarnas Balıkçısının da kardeşidir.

Küçük bir not daha: Troçki’nin Meksika’da yaşadığı ev bugün müze olarak kullanılmakta ve her gün birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Side’de Frieseler

Side’deki Giritlileri araştırırken izlediğim Kalimerhaba belgeselinde şakır şakır Türkçe konuşan Alman heykeltraş Dietmar Friese’nin, flamenko öğretmenim olan muhteşem dansçı Deniz Friese’nin dedesi olduğunu öğrendim.

Bay Friese, 1955 yılında otostopla Türkiye’ye gelmiş, 1957’de Fatma Hanımla evlenip Beyoğlu’nda atölye açmış, 1961’de Side’yi görüp aşık olmuş. Oraya yerleşmeyi kafasına koyan çift bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış ve nihayet başarılı olarak 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşmiş. Bir de kafe açmışlar burada. İşte bu ‘Apollonik’ kafede büyüyen öğretmenim Deniz Friese’nin yaşamını da sanat kokan kafede her gün çalınan ezgiler şekillendirmiş.

Tabii burada beni asıl heyecanlandıran konu, Side’nin korunması için çok önemli çalışmalar yapmış kişilerden birinin, çok takdir ettiğim bir başka insanla bağlantılı olması oldu. Yani tam da bu günlerde yoğunlaştığım konu. Tesadüfün böyle tatlısı! Hatta Side’ye gidip Apollonik’te oturdum ve menüde öğretmenimin isminin de yazılı olduğunu görüp çocuk gibi sevindim.

Bay Friese, tarihi eserlerin restorasyonunda gönüllü çalışmış, kültür varlıklarını koruyabilmek için hizmet vermiş, danışmanlık yapmış. 2016 Ekiminde vefat edene kadar, yani yarım asır boyunca kendini Side Müzesine adamış. Müzedeki eserlerin korunması ve bakımıyla ilgili ayrıntılı raporlar hazırlayıp bakanlığa yollamış. Kendinden sonrasını da düşünerek, heykel onarabilecek öğrenci yetiştirmiş.

Dietmar Friese… Ressam Max Friese’nin oğlu… Aliye Berger gibi, güzellikleri yüreğinde yaşayan insanların dostu… Öğretmenimi de tanısanız, genleriyle devraldığı, görüp hissederek özümsedikleriyle içine nakşettiği ışıltılı güzelliğini ve bunun sanatına yansımasını gönül gözünüzle görebilirdiniz… İnsanın sizi dinlerkenki bir samimi kıvrılışında gizli geldiği ailenin değer yargıları… İşte bu kadar basit… Ve bir o kadar karmaşık…

*******************

Kaynaklarım:

Tamay Açıkel Söyleşisi, 5 Nisan 2007 
Azulmavidergi

Fotoğraf: Kumbara Haber

 

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Enrico Macias

Fransızca parçalarıyla tanıdığımız Enrico Macias’ın Cezayirli olduğunu öğrendim. O yüzden Arapça şarkıları da öyle güzel söylüyormuş.

[Jack McHammer]

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Oğlunu Kaçırmışlar

Şarkıcı Frank Sinatra’nın oğlu Frank Sinatra, Jr’ın 1963 yılında kaçırıldığını ve oğlunun serbest kalması için baba Sinatra’nın fidyecilere 240.000 dolar ödediğini öğrendim. Dollartimes.com hesabına göre bu meblağ günümüz parasıyla yaklaşık iki milyon dolara denk geliyor. O zamanlar 19 yaşında olan küçük Frank için ödenen paranın çoğu kurtarılabilmiş (Kaynak: FBI).

 

Categories: Diğer, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Side Hippisi Sicimoğlu

Ayhan Sicimoğlu ve diğer hippi arkadaşlarının, yetmişli yıllarda Side’deki antik tiyatroyu keşfettiklerini öğrendim. O zamanlar orada müze filan yokmuş ve tamamen bakir bir yermiş. Sicimoğlu abimin saçlar uzun, boynunda kolyeler, elinde gitar, antik tiyatroya takılırlarmış. Sabah yanlarında yiyecek götürüp kahvaltılarını yaparlarmış tiyatroda, akşamları da yabancı müzisyenlerle ve yerli halkla toplanıp resmen konser verirlermiş. Tamamen kendi kendilerine tabii. Tanrıların arasında… yıldızların altında… Yetmişler… Hastasıyız…

Kaynak: Ayhan Sicimoğlu ile Renkler – Side, Antalya – 26.06.2014

Categories: Antalya, Kültür, Konser, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | 1 Yorum

Koyunbaba

Carlo Domeniconi’nin dünyaca ünlü eseri ‘Koyunbaba’yı 1985 yılında Türkiye’de bestelediğini öğrendim. Koyunbaba, Bodrum’da bulunan Gümüşlük’e birkaç kilometre yakınlıkta bir yermiş. Ayrıca halen burada yaşamakta olan bir sülalenin ismiymiş.

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Erkeklerin Yardıma İhtiyacı Yok

Buika’nın kolundaki dövmede akrabası olan hanımların isminin yazılı olduğunu öğrendim. Büyük büyükannesinin, büyükannesinin, annesinin, teyzesinin, kız kardeşlerinin ve kız yeğenlerinin. Kendisini, yetiştiği mahallenin tek siyahı olarak tanımlayan ve “şu an bulunduğum noktaya canım istediği için değil misyonum olduğu için geldim” diyen sanatçı kendini zayıf hissettiği anlarda dövmelerinden güç alıyormuş. Kendisine güç verip yol gösteren kişilerin sadece dişiler olmasının sebebi de bir nevi kadın dayanışması. Bu konu sorulduğunda, erkeklerin yardıma ihtiyacı olmadığını söylüyormuş Buika.

Kaynak ve fotoğraf: kalangumag.com

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Melisa

Enrico Macias’ın “Mélisa” isminde bir şarkısı olduğunu öğrendim. Hatta çok iyi bildiğim bir şarkıymış da Melisa dediğini anlamıyormuşum 🙂

Categories: Müzik | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

İki Keklik

Zorba romanında Türkçe bir türkü söylendiğini öğrendim. Şu şekilde vermişler:

İki keklik bir tepede ötüyor
Ötme de keklik, benim derdim yetiyor

 [AysiiO]

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Bu Gece Başımda Bir Tutku Var

İran’ın bir Shakila’sı olduğunu öğrendim. ‘Ghoghaye Setaregan’ parçasında diyor ki Shakila: “bu gece başımda bir tutku var…

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Refresif

Refresif’in ‘New York Hayali’ gibi bazı başka parçalarını daha kanalından paylaştığını öğrendim.

Ben Refresif’i yanılmıyorsam 2014 yılında tanıdım. Mutsuz mutsuz Ankara’da yaşayıp Ankara’dan ayrılma hayalleri kurarken “Ankara’dan ayrılsam üzülür müyüm ki?” sorgulamalarından uzak durmaya çalıştığım günlerde çıktı “Ankara kimine bir şehir kimine bir şiir gibi” sözleriyle ve görüntüleriyle insanı yeniden Ankara sevdalısı yapabilecek ‘Ankara’ klibi karşıma 😀 Tamam, gri gri hiç iç açıcı bir kent olmasa da bahsedilen her semtte bir anı var, yaşanmışlıklar var, dostlar var, Özlemler var… Refresif’in sözleriyle:

Denizi olmasa da mavi düşlerimizde yunuslar da boğulur.

Kimisi AŞTİ kadar alışık vedalara
Kimisi Ulus kadar yorgun…

Sevgiler Refresif! Sana inanıyorum…

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şimdi Sevişme Vakti

Sait Faik Abasıyanık tarafından kaleme alınmış ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiirin Ezginin Günlüğü şarkılarından birisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Hip Hop Bulvarı

Haziran ayında, Bronx’taki (New York) bir caddenin adının ‘Hip Hop Bulvarı’ olarak değiştirildiğini öğrendim. Kaynaklar, hip hop’ın burada doğduğunu, dolayısıyla da caddenin bu ismi sonuna kadar hak ettiğini belirtiyor.

Categories: Ülkeler, Kültür, Kutlama, Müzik, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İstinyelinin Sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu Ercüment Ekrem’in de yazar olduğunu öğrendim. İstinye’de doğmuş Ercüment Ekrem Talu, İstanbullu oluşuyla pek bir gururlanırmış. 1924’te Cumhurbaşkanlığı‘nda çalışmış. Birçok dil bilen Ercüment Bey öğretmenlik dahil çeşitli görevlerde bulunmuş. Gazetelere makaleler, sohbetler, öyküler yazmışsa da kaynaklar asıl romancılığını övmekte. Zamanının çok satan yazarı olduğu anlaşılan Ercüment Bey’in kitaplarını bulabilir miyiz bilmem.

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu da Çiğdem Talu imiş. Yani Türk pop müziğinin pek ünlü şarkılarının sözlerini yazmış sevgili Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in torununun kızı imiş. Gazeteci Umur Talu da Çiğdem Talu’nun kardeşi.

Categories: Edebiyat, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İngilizceci Çiğdem

Söz yazarı Çiğdem Talu’nun, İstanbul’da bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştığını öğrendim. Ben doğduğum yıl mesleği bırakıp şarkı sözü yazarlığına başlamış.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Müzik Uykunun Gıdasıdır

Didgeridoo denen müzik aletini çalmanın horlama ve uyku apnesi sorunlarına iyi gelebileceği tezine dair çalışmaların devam etmekte olduğunu öğrendim. Didgeridoo öğretmeni Aj Block’un yönettiği web sayfasına yorum yazan bir beyin tümcelerini aktarıyorum: “Bir buçuk yıldır, belki de daha uzun zamandır uyku sırasında solunum problemleri yaşıyorum: yüksek sesli horlama, nefes alamama… İki ay kadar önce uyku apnesi için didgeridoo çalmaya başladım. Günde otuz dakikadan haftanın dört-beş günü pratik yapıyorum. Geçen hafta sonu arkadaşımın evindeydim. Bütün gece nefes alıp verişimin çok düzenli olduğunu söyleyince gururlandım. Uyku apnesine doğal terapi olarak didgeridoo kullanmak hayatımda büyük fark yarattı.”

2005 yılında The British Medical Journal’da yayınlanan bir raporda, ‘düzenli olarak didgeridoo çalmanın uyku apnesi için etkin bir tedavi sağlayabileceği’ hipotezinden yola çıkan araştırma görevlilerinin Zürih Üniversitesinde yürüttüğü çalışmanın detayları paylaşılmış. Çalışmaya katılanların çoğu gün içerisinde uykululuk hâli sıkıntısı yaşayan 50 yaş civarı beylermiş. Düzenli ders alarak didgeridoo çalmayı öğrenmeleri ve dört ay boyunca, her gün en az yirmi dakika olmak suretiyle haftada beş gün pratik yapmaları istenmiş.

Yazının gidişatından tahmin edileceği üzere didgeridoo çalanlar, çalmalarına izin verilmeyen kontrol grubu elemanlarına kıyasla gelişme göstermiş ve gün boyu deneyimledikleri uykuluk hâlinde azalma olmuş. Bu da bir başarı olarak kaydedilmiş ancak tabii çalışmalar devam ederse tam sonuçları alınabilir denmiş haberde. Yani deney-gözlem süreleri uzatılarak, daha yoğun ve sık dersler alınarak.

Enstrümanın uzmanları, didgeridoo çalmak için rahatlamış bir boğaz ve dudaklara gereksinim olduğunu, bu aleti çalmanın boğaz ve dil kaslarını güçlendirdiğini ve bu tür bir üflemeli çalgıyı seslendirmek için gereken ağız-dil hareketlerinin uyku apnesi sorununu olumlu yönde etkileyebileceğini belirtiyor.

Gece uyku bozukluğu yaşayan kişiler gündüz uykulu hissediyor, halsiz ve huysuz oluyor. Horlama sorunu olanların refakatçileri de halsiz ve huysuz oluyor. İngilizce olsa da izleyince anlaşılan videoda Aj bu enstrümanın nasıl çalınacağını öğretiyor. Baştan sona izleyince insan düşünmeden edemiyor: Gece horlayan bir koca mı, gündüz bu sesleri çıkaran koca mı? Sağlık hepsinden önemli tabii ama ufak bir sorun daha var: Didgeridoomuz yok 😉

Bol uykulu günler 🙂

[Didge Project]

Kaynaklar: Didge Project, American Sleep Apnea Association

Categories: Bilim, Eğitim, Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yıllar Boyu

Harun Kolçak’ın profesyonel müzik hayatına Erkin Koray ile çalışarak başladığını öğrendim. Zaten yaşam öyküsüne bakınca görülüyor ki yıllar boyu birlikte çalışmadığı kimse kalmamış neredeyse.

[Arpej Yapım]

Categories: Müzik | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

ABBO

‘ABBO’nun ‘Antalya Büyükşehir Belediyesi Bando ve Orkestrası’nın kısaltması olduğunu öğrendim.

Categories: Antalya, Müzik | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Murphy Ailesi

Değerli koreografımız Beyhan Murphy’nin eşinin 1980’lerde parlamış rock grubu Bauhaus’un vokalisti Peter Murphy olduğunu öğrendim. 1992’de Londra’yı bırakıp Ankara’ya yerleşme sebepleri, çocuklarının bu ülkede yaşamalarını istemeleriymiş. 2002 yılında Hürriyet‘e verdiği bir röportajda şöyle demiş Beyhan Hanım: “Buradaki insan ilişkileri, genişletilmiş aile sistemleri ve arkadaş destek mekanizmaları hakikaten muhteşem. Türkiye’de çocuk yetiştirmek daha kolay.”

[NudeAvenger]

[Beyhan M.]

Categories: Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sen Neymişsin Be Abi

‘Peki Peki Anladık’ şarkısının Ayhan Sicimoğlu’na ithafen yazıldığını öğrendim.

Categories: Müzik | Etiketler: , , , , , | 2 Yorum

Bandoneon

Bandoneon adlı müzik aletinin aslen Almanya doğumlu olduğunu ve Bay Band tarafından kiliselerin ihtiyacını karşılamak için yaratıldığını, ancak enstrümanın Buenos Aires’e ayak basması ve bir süre sonra da tangoyla tanışmasıyla daha farklı bir değer kazandığını, yıllar içinde Arjantin’in ulusal çalgısı haline geldiğini öğrendim.

Bandoneon, akordeon’a çok benzese de kardeşi değilmiş ve kendisi pek çok müzisyen tarafından en zor çalınan müzik aleti olarak seçilmiş. Çalmasının zorluğu, körüğün iki tarafında da tuşlar bulunması ve her bir tuşun da körüğü açarken ve de kaparken farklı ses çıkartmasından kaynaklanıyormuş.

Libertango’yu bir de yakışıklı İtalyan bandoneon virtüözü Fabio Furia’dan dinleyiniz:

Categories: Kültür, Müzik, Sanat, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mucize Diyet

Dilber Ay’ın ondokuz kilo verdiğini ve bu başarısının sırrının geceleri kalkıp kelle yeme alışkanlığını kesmesi olduğunu öğrendim. Tabii her gece bir ekmek dahil kellenin yanında yediklerini de kesmiş. Hani ben neden bir türlü veremiyorum diye düşünüyorsanız söyleyeyim dedim.

Kaynak: Duymayan Kalmasın, 12 Mayıs 2017

 [İbrahim Aksoy]

Categories: Kültür, Müzik, Sağlık, TV, Yiyecek | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Lurlu Meydan

‘Lur’ isminde bir müzik aleti olduğunu öğrendim. Günümüzde, Danimarka’nın ulusal enstrümanı muamelesi gören İskandinav kökenli bu üflemeli çalgının mağara duvarlarında resmedildiğini gösteren fotoğraflar var. Bronz çağa ait olduğu düşünülüyor. Kopenhag’ın ünlü ‘Belediye Binası Meydanı’ Rådhuspladsen’da da lur çalan adamlar heykeli yükseliyor.

 

 

 

Categories: Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: