Ekonomi

Kula Jeopark

Avrupa UNESCO Jeoparklar ağı içerisine girebilen ilk Türk jeoparkının Manisa’nın Kula ilçesinde bulunduğunu öğrendim. Divlit Yanardağı ve yürüyüş parkuru, lav mağarası ve tüneller, lav tarlası gibi simsiyah taşlarla bezeli alanlar, volkanik patlama sonucu oluşan cüruflar ve bazalt taşlarının kullanılmasıyla yapılmış evler, peri bacaları, kaya mezarları, kaplıcalar, tarihi evler, Yunus Emre türbesi, halen üretmeye devam eden demirci-kalaycı ustaları, keçe ustaları, Kula yöresine özgü yarenlerin müziği ve dahası mevcutmuş ilçede. Kula’nın antik çağdan kalma ismi olan ‘Katakekaumene‘ ‘yanık ülke’ anlamına gelmekteymiş. Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO jeoparkı ve Avrupa jeoparkı olarak 2013 yılında sertifikalandırılmış olan Kula Jeoparkı, 2017’de denetleme geçirmiş.

[Kula Geopark]

Kaynaklar:

Kula Volkanik Jeoparkı Sitesi

Videolar:

Yanık Ülke Kula (Katakekaumena) – Manisa, Ayhan Yörük, 2015

Kula Divlit Yanardağının Oluşumu, İzzet Gedik, 2012 (Kula Belediyesi)

Kula’da Yaşam Belgeseli, İzzet Gedik, 2012 (İsmail Özboyacı, Alper Gültekin, Ayşen Gültekin, 2010)

Reklamlar
Categories: Coğrafya, Doğa, Ekonomi, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mezarlık Adası

Paris‘te olduğu gibi İtalya’da da turistlerin ilgisini çeken bir mezarlık bulunduğunu öğrendim. İki adacığın birleşmesiyle oluşan Isola di San Michele üzerinde sadece mezarlar ve kiliseler varmış. 19.yüzyıl başlarından beri kent mezarlığı yani ‘cimitero’ olarak kullanılmaktaymış. Venedik’in bir adalar topluluğu olduğu göz önünde bulundurulduğunda kent mezarlığının da bir adada olmasında şaşılacak bir şey yok aslında ama yine de ilginç geliyor tabii. Turist de çekiyor. Ünlü besteci Stravinsky buradaymış örneğin. Ezra Pound da bu adanın protestan mezarlığı bölümünde yatmaktaymış. 

Ancak tabii ne de olsa bir ada olduğu için yer sıkıntısı varmış. Mezarların bir kısmı şifonyer usulü üst üste olsa da başka çözümler de gerektiği için, San Michele’de istirahatte olan bedenlerin kalıntıları bir süre sonra çıkarılıyormuş. Burada 10-12 yıl kadar huzur içinde yatabiliyormuşsunuz. Bu sürenin sonunda, ikinci defin işlemi için ücret ödenirse kemikleriniz bir kutuya aktarılarak daha küçük bir alana gömülüyormuş. Ödenmezse şayet ‘ossuary’ denen, ölü kemiklerinin koyulduğu yerlere aktarılıyormuşsunuz. Mezarlık girişinde, kimin ne zaman taşınacağının listesi varmış. Çok da ‘Rest In Piece’ değil yani 😦

Venedik’ten kalkan vapurlarla beş dakikada ulaşılıyormuş mezarlık adasına. Bu bölgedeki adaları gezdiren turlar da uğruyormuş. Ya da rengarenk Burano adası gibi adalara giderken önünden geçiliyormuş. O da ilginç bir ironi oluşturur herhalde. Neyse… Sağlıklı günler! 🙂

Kaynaklar:

Italy Heaven ve Minor Sights

Categories: Coğrafya, Ekonomi, Kültür, Mekan, Seyahat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Burano

İtalya’da rengarenk bir Burano Adası olduğunu öğrendim. Venedik’ten kalkan vapurlarla kırk dakikada ulaşılabiliyormuş. Evlerin rengi yasalarla korunuyor tabii ki. Ama bu sayede bir turizm geliri elde ettikleri ortada. Bu minik adanın poz poz fotoğraflarıyla dolu Internet.

24’lük film yeter mi ki? 36’lık mı alsak yoksa giderken 😛

Herkese İtalyan tarzı rengarenk günler dilerim 😀

Çektiği muhteşem fotoğrafları görmek için Wandertoes sayfasını ziyaret edebilirsiniz örneğin. Ben bu adanın varlığını bu blogdan öğrendim.

 

Categories: Ekonomi, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Steve Cutts

“Man” (İnsan) isimli animasyonun yaratıcısı Steve Cutts’ın harika bazı çizimlerini öğrendim.

Diğerlerine kendi web sitesinden bakabilirsiniz: stevecutts.com

Daha önce izlemediyseniz Man‘i de mutlaka izlemenizi öneririm. İnsan denen canlının, tüm dünyayı ne hâle getirdiğini üç buçuk dakikada oldukça çarpıcı bir biçimde özetliyor.


 

Categories: Doğa, Ekonomi, Giyim, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Aziz Nesin Akşamında Kırkpınar

Aziz Nesin’in, güreş konusunda hiçbir şey bilmeyişimize ve layık olduğu değeri kendisine sunmuyor oluşumuza içerleyerek, 1959 yılında Akşam Gazetesinde, Kırkpınar ve yağlı güreşler üzerine bir yazı dizisi yayınlandığını öğrendim.

Gazetede çıkan yazı dizisinden alıntılarla ve enfes fotoğraflarla desteklenmiş, haklı serzenişlerin işitildiği yazıyı mutlaka Eyüp Esen’in güçlü kaleminden okuyunuz: İnsana Dair

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Spor, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Turistik Mezarlık

Birçok ünlünün mezarının Paris’teki Père Lachaise mezarlığında olduğunu öğrendim. Örneğin: Jim Morrison, Oscar Wilde, Édith Piaf, Chopin, Balzac, Proust, Maria Callas, Sarah BernhardtIsadora Duncan, Bizet, Yılmaz Güney,  Ahmet Kaya. Tam bir heykel müzesi gibi görsel şölen sunan yeşil ve yaşlı alanı görmek güzel olur. Bir mezarlık gezmek isteyeceğim aklımın ucundan geçmezdi ama yalnız değilim. Père Lachaise tam bir turistik cazibe merkezi.

[ParisByM]

Categories: Ekonomi, Mekan, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

İlkokul Mezunuyla Evlenmem

Bir kadının ağzından dökülen “ilkokul mezunuyla evlenemem” lafının, koskoca eğitim kurumlarının temelini atabileceğini öğrendim. İstanbul’un iyi okullarından birinin kurucusu olan Rüstem Eyüboğlu, zor geçen çocukluğu nedeniyle okuyamamış ve küçük yaşta iş hayatına atılmış. Doğduğu Çayeli’nde ilkokulu bitirdikten bir süre sonra ailesiyle İstanbul’a göçen Rüstem Bey, onlara destek olmak için gazete satmış, ayakkabı boyamış… Garsonluktan aşçılığa kadar bir çok işte çalışmış. Derken bir kıza aşık olmuş. Fakat lise mezunu kızımız evlilik teklifini kabul etmeyince Rüstem Bey iş dünyasını biraz ileri iterek okula dönmüş. 22’sinde ortaokul sınavlarını halletmiş. 23 yaşında liseye başlamış. Veee gerisi gelmiş… Dr. Rüstem Eyüboğlu’nun heyecan verici yaşam öyküsünün detaylarını okumak için kaynaklarıma bakabilirsiniz: 

Demet Cengiz Bilgin, Hürriyet Gazetesi, 12.11.2007
Murat Aydın, Sözcü Gazetesi, 31.03.2016

Fotoğraf: Dr. Rüstem Eyüboğlu Twitter Hesabından: @rustemeyuboglu

Categories: Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Narmanlı

Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi Dietmar Friese’nin de bir dönem Narmanlı Yurdu’nun misafiri olduğunu öğrendim. Atölyesi varmış bu handa.

[Umut Mete SOYDAN]

19.yüzyılın ilk yarısında inşa edilen yapı, Narmanlı Han ismini almadan yıllar önce Rus Konsolosluğu imiş. Sefaret, çeşitli amaçlarla kullanmış binayı. Hatta sürgündeki Troçki’nin bile Büyükada’da yaşadığı köşkten önce burada olduğu söyleniyor. Derken Narmanlı Kardeşler almış yapıyı 1933’te. Onların ev sahipliğinde şairler, yazarlar, heykeltraşlar, ressamların ikametgâhı olmuş Narmanlı Han. Düşük ücretle stüdyo ve pansiyon olarak kiralamışlar odalarını. Evleri ve/veya atölyeleri Narmanlı Han’da olduğu için bir dönem burada yaşamış isimler arasında sayılanlardan bazıları şunlar: Ulus Gazetesi temsilcisi Neşet Atay, Tatyana Moran, ‘Fosforlu Cevriye’nin yazarı gazeteci Suat Derviş, Fidzek Karoly. Bir de onların misafirleriyle tam anlamıyla bir sanatçı yuvasıymış Narmanlı Han. Ama işte göçmüş hepsi birer birer… Ne Tanpınar kalmış ne Berger… Ne avluda barınan onlarca kedisi kalmış, ne bahçesinde akasyalar ne de yıllara meydan okuyan bekçi ve noter…

Üstteki fotoğraf, SALT Online’daki Eliza Day arşivinde yer alıyor. Yer, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki atölyesi. Poz veren kişi, bu blogda yayınladığım ilk yazıda bahsettiğim keman virtüözü Ayla Erduran. Arkasındaki tablodaki beyefendi, hem Ayla Hanıma hem de Aliye Hanıma keman dersleri veren Macar keman sanatçısı Karl Berger. Yani Aliye Berger’in kocası. (Fotoğraf kaynağı: saltonline.org)

Bilmeyenler için ekleyelim: Ressam ve gravür sanatçısı Aliye Berger, aynı zamanda Halikarnas Balıkçısının da kardeşidir.

Küçük bir not daha: Troçki’nin Meksika’da yaşadığı ev bugün müze olarak kullanılmakta ve her gün birçok turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Londra’da İstanbul Nostaljisi

Fikret Otyam, Tuncel Kurtiz, Birol Kutadgu, Fatih Akın ve Işıl Özgentürk gibi isimlerin İstanbul’da tercih ettikleri ortak bir mekan olduğunu öğrendim. 12 Nisan 2007 tarihli ‘Yaşayan Mekanlar‘ programında anlatıyorlar ‘Büyük Londra Oteli’ne duydukları sevgiyi. Ressam Kutadgu, Yalıkavak’taki Geriş Köyü’nde yaşar ama kış aylarını Londra Oteli’ndeki odasında geçirirmiş. Tuncel Kurtiz, Edremit’te bir köyde yaşamasına rağmen Londra Oteli de İstanbul’daki eviymiş. Çekimler için gelip bu oteli mesken tutmuş diğer yönetmenler de Işıl Özgentürk ve Fatih Akın. Hatta Akın, bazı filmlerini burada çekmiş. Yabancı yönetmenlerin de gelince tercih ettiği bir yermiş. Ama beni asıl heyecanlandıran detay, Hemingway’in de 1922 yılında bu otelde kalmış olmasıdır.

‘Büyük Londra Oteli’ ya da nedense Fransızca olan ismiyle ‘Grand Hotel de Londres’, İtalyan asıllı zengin bir Levanten aileye aitmiş eskiden. Sadece Orient-Express ile İstanbul’a gelen Avrupalı turistleri değil, Pera’da yerleşmiş Levanten ve azınlık aileleri de ağırlıyormuş. 1930’lardan sonra Yunan asıllı bir ailenin yönetiminde bulunan otel 6-7 Eylül olaylarından da nasibini almış.

Ve böylece… çok görmüş geçirmiş bu mekanı ziyaret etmeyi de ‘İstanbul’a Gidersem Yapacaklarım’ listeme dahil etmiş bulunuyorum. 1967’de Adanalı bir ailenin satın aldığı Londra Oteli’nde İstanbul nostaljisi yapmak şart oldu.

***********************************

Kaynak: Yaşayan Mekanlar Programı, ‘Büyük Londra Oteli’ Bölümü, İz TV, 12 Nisan 2007
Hazırlayan ve Sunan: Nazmiye Karadağ
Internette Paylaşan: Sinan Genim, 3 Şubat 2013

Categories: Ekonomi, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Side’de Giritliler 2

Varını yoğunu Girit’te bırakıp Anadolu’ya göçmüş ailelerin Side’de büyümüş torunlarından birinin de Ali Barut olduğunu öğrendim. Antalya’da Lara tarafına gelindiğinin göstergesi olan Dedeman Oteli binasının 2014 yılından beri yeni sahibi. Yani çocukluğumun Antalya’sına dair anımsadığım tek bina, daha benim Antalya’ya yerleştiğim sene yeni Akra Barut olmuş. 

Ali İhsan Barut ile yapılan röportajı okumak için: Turizm Güncel, 09.05.2013

Girit kökenli Sideliler hakkında yazdığım diğer yazım için: “Side’de Giritliler

Categories: Antalya, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Frieseler

Side’deki Giritlileri araştırırken izlediğim Kalimerhaba belgeselinde şakır şakır Türkçe konuşan Alman heykeltraş Dietmar Friese’nin, flamenko öğretmenim olan muhteşem dansçı Deniz Friese’nin dedesi olduğunu öğrendim.

Bay Friese, 1955 yılında otostopla Türkiye’ye gelmiş, 1957’de Fatma Hanımla evlenip Beyoğlu’nda atölye açmış, 1961’de Side’yi görüp aşık olmuş. Oraya yerleşmeyi kafasına koyan çift bu hayalini gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış ve nihayet başarılı olarak 1960’lı yıllarda Side’ye yerleşmiş. Bir de kafe açmışlar burada. İşte bu ‘Apollonik’ kafede büyüyen öğretmenim Deniz Friese’nin yaşamını da sanat kokan kafede her gün çalınan ezgiler şekillendirmiş.

Tabii burada beni asıl heyecanlandıran konu, Side’nin korunması için çok önemli çalışmalar yapmış kişilerden birinin, çok takdir ettiğim bir başka insanla bağlantılı olması oldu. Yani tam da bu günlerde yoğunlaştığım konu. Tesadüfün böyle tatlısı! Hatta Side’ye gidip Apollonik’te oturdum ve menüde öğretmenimin isminin de yazılı olduğunu görüp çocuk gibi sevindim.

Bay Friese, tarihi eserlerin restorasyonunda gönüllü çalışmış, kültür varlıklarını koruyabilmek için hizmet vermiş, danışmanlık yapmış. 2016 Ekiminde vefat edene kadar, yani yarım asır boyunca kendini Side Müzesine adamış. Müzedeki eserlerin korunması ve bakımıyla ilgili ayrıntılı raporlar hazırlayıp bakanlığa yollamış. Kendinden sonrasını da düşünerek, heykel onarabilecek öğrenci yetiştirmiş.

Dietmar Friese… Ressam Max Friese’nin oğlu… Aliye Berger gibi, güzellikleri yüreğinde yaşayan insanların dostu… Öğretmenimi de tanısanız, genleriyle devraldığı, görüp hissederek özümsedikleriyle içine nakşettiği ışıltılı güzelliğini ve bunun sanatına yansımasını gönül gözünüzle görebilirdiniz… İnsanın sizi dinlerkenki bir samimi kıvrılışında gizli geldiği ailenin değer yargıları… İşte bu kadar basit… Ve bir o kadar karmaşık…

*******************

Kaynaklarım:

Tamay Açıkel Söyleşisi, 5 Nisan 2007 
Azulmavidergi

Fotoğraf: Kumbara Haber

 

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Müzik, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Side’de Giritliler

Suat Şakir Kabaağaçlı’nın, Side’nin dünyaya tanıtılmasında büyük emeği geçtiğini öğrendim.

Tarihinin İ.Ö. 7. yüzyıla dayandığı düşünülen Side, İ.S. 5 ve 6. yüzyıllarda en parlak devrini yaşamış. Bu gelişim 7.-9. yüzyıllar arasında Arap akınları ile son bulmuş ve kent önemini yitirmiş. Şehrin, büyük bir yangın ve birçok deprem geçirdiği kazılarda ortaya çıkmış. Arap istilası ve korsanlar bir taraftan, doğal felaketler diğer taraftan Pamfilya’nın yıldızını söndürüvermiş. Kent zamanla terk edilmiş. 13.yy’da Selçukluların, 14.yy’da da bazı Anadolu Beyliklerinin egemenliği altında olmasına ragmen, Side’de bu dönemlerde de yerleşim olmamış. Selçuklular gibi Osmanlılar da Side’de oturmadıklarından, yarımada üzerinde bu kültürlerin izleri yokmuş. Yani yaşadığı felaketlerle terk edilerek önemini yitiren ve yıllarca bomboş bırakılan yarımada, çok değil, bundan anca yarım asır önce yeniden hareketlenip bugünkü Side turistik beldesini ortaya çıkarmış. Peki bu nasıl olmuş?

1800’lerin sonlarında, Yunan ayaklanmalarının etkileri Girit’e kadar uzanır. Girit Adasında özellikle Hanya gibi yerlerde yaşanan bol kanlı olaylar nedeniyle Girit halkından birçok kişi bütün mallarını ve hatta ailelerini bırakarak, zor şartlarda Anadolu’ya göç ediyor 1897’de. Ulaşmayı başarabilenler çeşitli bölgelere dağılıyor. Antalya’ya gelenler de önce bir göçmen kampında kalıyor birkaç yıl, ama sonra bazı köylere yerleştiriliyorlar. Bunlardan biri de Selimiye, yani Side. Yarımadaya 68 tane ev yapılarak Giritli aileler yerleştiriliyor. Tabii ne sorunlar ne göçler sona eriyor. Başka aileler de geldikçe ev sayısı artıyor. En son göçünü mübadele ile 1924’te alıyor Side.

Her ne kadar adadan geldikleri için deniz kenarında yer verildiği düşünülse de asıl açıklaması bana biraz farklıymış gibi geliyor. Geçmişte deniz kenarındaki toprakların işe yaramazlığı sebebiyle kız çocuklarına bırakılmasıyla aynı mantık bu sanki. Side de Giritli göçmenlerin yerleştirildiği istenmeyen bir bölge gibi. Manavgat’ın en fakir köyü. Geldikleri adada çektikleri inanılmaz sıkıntılar, din ve ulusçuluk adına işlenen katliamlar yetmiyormuş gibi bir de Sidemizde yani Selimiye’de neredeyse yüz yıl boyunca ciddi bir geçim sıkıntısı, açlık, yoksulluk, bataklık durumundaki limandan dolayı sıtma benzeri hastalıklardan ölen çocuklar, askere gidip de yıllarca dönememeler, bölgenin ağasından dayak yeme, emeklerinin sömürülmesi, aza kanaat getirme durumlarını deneyimliyor Giritliler. Zeytin ağaçlarından ve sağda solda bularak değerlendirdikleri otlardan oluşan mutfaklarına yıllar sonra lüks meyhanelerde sarı ablaların “woaaa Girit mutfağı” diye atlayacaklarını henüz bilmiyorlar.

Antik Side’nin kalıntılarını da Giritli çocuklar koruyormuş eskiden. Buldukları taşları okullarına götürüyorlar, müze gibi bir odaya koyuyorlarmış. Derken Side halkının başına olabilecek en güzel şey gelmiş: 1947’de Prof. Arif Mansel burada kazılara başlamış. Tüm Side halkı kazı çalışmalarına katılmış, hatta tarihi eser kaçırmakta olan bir İngilizi yakalamışlar. El birliğiyle Side’yi tarihin derinlerinden güneş ışığına çıkarmışlar yeniden. Hasan Karakaş, evini kazı yapanlara vererek ilk pansiyoncu olmuş. 1960’larda, gelen konukların Side’deki evlere yerleştirilmesiyle tertemiz Giritlilerin ev pansiyonculuğu macerası da ufaktan başlar. Ancak Side tanınmaya başladıkça ve gelen giden arttıkça kazı çalışmalarında güçlükler baş gösterir ve 1967’de Arif Bey Side’den uzaklaşır. 1970’lerde Suat Şakir Kabaağaçlı’nın çabaları ve yabancı diplomatların sevdalarıyla Side turizm merkezi hâline gelme yolunda adım atar. Suat Bey’in, Fransız hanımıyla birlikte Side’ye yerleşip ilk küçük oteli açtığı söyleniyor kaynaklarda: Pamfilya Pansiyon. Beldenin dış dünyaya açılmasını sağlayan Suat Bey emekli diplomatmış. Yöre halkını ev pansiyonculuğuna teşvik ettiği, konukları arasındaki bazı kalburüstü Avrupalıları bile komşu evlere yerleştirerek pansiyonculuğun öğrenilmesine ve gelişmesine büyük katkıda bulunduğu söyleniyor. Halk, evlerinin yanına ek odalar yapmaya başlamış. 1975’ten sonra artık küçük işletmeler varmış.

Ardından başlayan süreç, her şeyleri yıkıp oteller yapmaya ve en nihayetinde günümüzün çok yıldızlı her şey dahil otellerine kadar varıyor. Torunlar kendi ‘kıymet bilme’ anlayışını getiriyor. Mülkler el değiştiriyor.

Yani… Bodrum’a büyük emeği geçmiş Girit kökenli Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın kardeşi Suat Şakir Kabaağaçlı da Side’nin dünyaca tanınması konusunda büyük çabalar sarf etmiş. Onlarca yıllık geçmişe ve bir de bugüne bakınca tekrar düşünüyor insan tabii iyi mi yapmış ki acaba diye.

******

Side‘ yazılarım

Girit‘ yazılarım

Yunan‘ yazılarım

Cevat Şakir Kabaağaçlı‘ yazılarım

******

BU YAZI İÇİN KULLANDIĞIM BAŞLICA KAYNAKLAR:

antalyamiz.com

Kalimerhaba Side Belgeseli (Giritliler), Ağustos 2013, Giritliler Derneği [M. Savaş Güvezne yönetmenliğinde, Side Belediyesince 2004 yılında hazırlanan Kalimerhaba Side Belgeselinden üç bölüm]

Hüseyin Cimrin, Sabah Gazetesi, 14.11.2016

Categories: Antalya, Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Knidos Aslanı

‘Knidos Aslanı’ mermer heykelinin orijinalinin İngiltere’de bir müzede olduğunu öğrendim. Bizim elimizde hediyelik eşya olarak satılan aslan parçaları var şimdi tabii ama heykelin resmini görmek ve hakkında bilgi edinmek isterseniz the British Museum sayfasına bakabilirsiniz.

Bu konu hakkında ve Datça’daki Knidos Antik Kenti hakkında nefis bir yazı okumak istiyorsanız Sevil Okay‘ın detaylı bilgi veren ama tabii ki insanın içini buran yazısını önereceğim. Bildiklerinizi cömertçe paylaştığınız için bir kez daha teşekkür ederim Sevil Hanım.

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Nazilli Rakısı

Bir zamanlar Nazilli rakısı olduğunu öğrendim.

Categories: Ekonomi, Yiyecek | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Sahi, Neydi Barış?

Finike’de mermer ve taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle tanınan, ancak dört ay önce evlerinde öldürülen Büyüknohutçu çiftinin katil zanlısının cezaevinde intihar ettiğini öğrendim.

Dünya Barış Gününüz kutlu olsun bu arada. Sahi, neydi barış?

Barış: Karşılıklı anlayış ve hoşgörü ile oluşturulan ortam (TDK)

Categories: Antalya, Doğa, Ekonomi, Güncel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

1 Çamaşırla Yaşamak

Çok değerli Muzaffer İzgü’nün, ortaokuldan sonra devam ettiği Diyarbakır Öğretmen Okulu’nda kendisine ilk gün üç adet çamaşır verilmesine çok sevindiğini öğrendim. Son derece fakir bir hayat sürdükleri evinde çocukluğu boyunca sadece bir adet çamaşırı olmuş çünkü.

Kaynak: “Muzaffer İzgü Aydınlatıyor” (Edremit Belediyesi Edebiyat Galerisi – 2. Şiir Dinletisi, Panel ve Kitap İmza Günleri, Mayıs 2011 )

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Güncel, Giyim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

100 Eşyayla Yaşamak

‘Yüz Eşyayla Yaşamak’ diye bir akım olduğunu öğrendim. California cangılında yaşayan Dave Bruno adındaki bir beyefendinin canına tak ediyor bir gün ve kendi kendine meydan okuyarak şöyle diyor: “Yüz adet eşya seçerek bir yıl boyunca sadece onları kullanacağım.” Amaç, gereksiz eşyalardan kurtulmak, lüzumsuz alışverişi engellemek, evde ve yaşantıda yer açmak. 2008-2009 yılları arasında gerçekleştirdiği bireysel proje, çevresine ve takipçilerine yayılıyor. İnsanlar kendi yüz eşyalık listelerini paylaşıyor sayfalarında filan. Derken öyle bir hâle geliyor ki Türkiye’de bile sosyal medya üzerinden halkı yüz eşya ile yaşamaya davet eden hesaplar açılıyor. Yani öyle olmuş. Bunca yıl bu modayı ben hiç fark etmemişim. Zaten toplamda yüz kadar eşyam olduğundan olsa gerek. Kitaplarımı tek tek saymazsak tabii.

Categories: Ekonomi, Güncel, Giyim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Timsah Yiyen Kedi!

Timsahtan yapılma kedi maması olduğunu öğrendim! Bunu Değerli Oğuz Süzen’in “Kelimeler Hazır” başlıklı harika yazısında okuyunca şok geçirip nete davrandım. Gerçekten de sadece timsah da değil, kanguru, bizon, yılan balığından filan da mama yapılıyormuş. Görsellere rağmen yanlış anladığımdan öyle emindim ki konu hakkında bir sürü yazı okudum. Öğrendiğim ileri düzey saçmalıklar hakkında sayfalarca yazabilirim ve kimseyi kırmayacağımı garanti edemiyorum. Bu nedenle yazıyı burada kesmek daha hayırlı olacak sanırım… Kendimize ettik edeceğimizi, şu hayvanların dünyasını da altüst etmeden rahat edemeyeceğiz bir türlü… Göreceğiz bir gün hep birlikte de… Cık cık cık… 

Sadece şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bebekliğimden beri bizim evimizde mutlaka en az bir kedi yaşamıştır ve yemekte biz ne yediysek aynısını yemişlerdir. Muzaffer İzgü’nün de kendi kedileri Tekir’i anlattığı bir konuşmasını anımsıyorum. Tekir’in günde iki zeytin yeme hakkı varmış sadece, yoksul evin diğer üyeleri gibi. Karpuz yeniyorsa karpuz yermiş. Kediciğin bir derdi olsa derme çatma evden rahatlıkla kaçardı zannımca. Yine tutamadım, söylendim yahu…

Bir kez daha öğrenince mutsuz olmuş olsam da bilgi için teşekkür ederim Oğuz Bey…

 

Categories: Doğa, Ekonomi, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 11 Yorum

Uçma Uçma Böceğim, Kal

Uğur böceğine neden bu ismin verildiğini yani çeşitli kültürlerde uğurlu kabul edilmesinin sebebini öğrendim. Bir böcek türü olmasına rağmen neredeyse hepimiz uç uç böceklerini sever, görünce mutlu oluruz tabii, ama çiftçiler çok daha fazla severlermiş. Sebep: yaprak bitlerini ve bitkiler için zararlı diğer böcekleri yiyerek bitkileri rahatlatması.

Uğur böcekleri, yumurtalarını bile bitlerin toplandığı yaprakların altına bırakırmış. Birkaç güne çıkan larvalar, ki bunlar uğur böceğini değil de minik timsahları andıran ince-uzun yapıdalar, hemen turalamaya başlayarak önlerine çıkan hayvancıkları yani bitleri lüpletmeye başlıyorlarmış. Artık nasıl yediğinin detayını bilemem, ama kısaca bu hayvanımız bitle mücadelede çiftçinin yanında ❤

Anlatılageldiği üzere bir tarihte bir bölgede ürünlere bitler dadanmış. Çok zor durumdaki çiftçileri bu sevimli böcekler kurtarmış. Çiftçiye şans getirdiği içindir ki ‘uğur böceği’ olarak anılırlar denir. Rivayet olma olasılığı var tabii ama okuduğum tüm Türkçe ve İngilizce kaynaklar aynı açıklamayı getirmiş. Yabancı kültürlerde Hazreti Meryem’in adını aldığı bile görülüyor. Onu bunu bilmem, ama en azından bolca uğur böceği görünen yerlerde bitkilerinin geleceğini tahmin edebilen çiftçi mutlu oluyordur herhalde.

Bu vesileyle, sabah-akşam blog dünyasını selamlamaktan yılmayan Uğur Böceğimize bir kere de ben iyi akşamlar demek isterim 🙂

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Hayvan, Kültür, Teknoloji, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Aizonai

Kütahya’da muazzam bir antik kent olduğunu öğrendim. Turizm potansiyelinin geliştirilmesi amacıyla hazırlanan (ama nedense ismi yanlış yazılan 😦 ) web sayfalarında şu özellikleri ön plana çıkarılmış Aizonai Antik Kenti’nin:

* Dünyada bir benzeri bulunmayan ve günümüze en sağlam gelmeyi başarmış Zeus Tapınağına sahip oluşu,
* Dünyanın bilinen en eski borsa yapısını barındırışı (ki bu yapı 1970 depreminde cami yıkılınca altından çıkmış),
* Stadyum-Tiyatro kompleksinin eşsizliği,
* Romalılara ait ilk barajı,
* Nekropolleri, köprüleri, tüneli…

Kaynak: Aizanoi.com

Kent hakkında detaylı bilgi almak için Ömer Çelik videosunu izleyebilirsiniz.

Not: TÜRSAB‘ın sitesinde gördüğüm şu ibare çok hoşuma gittiği için bunu da eklemeden geçemeyeceğim: “Fotoğrafların gerek amatör, gerekse profesyonel alanda kullanımı telif hakları açısından serbesttir.” Kendilerine teşekkür ederim 🙂

Categories: Ekonomi, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Makak Maymunu

Makakların da selfie çılgını olabildiğini öğrendim 😀 

İngiliz doğa fotoğrafçısı David Slater 2011 yılında Endonezya’dayken kendisine ait fotoğraf makinesi bir süre doğada yalnız kalıyor. Bu durum siyah makak maymunlarının bir sürü fotoğraf çekmesiyle sonuçlanıyor. Ancak bu fotoğraflar nette yayılınca Bay Slater telif hakkı istiyor. Bütün mizanseni ayarlayanın kendisi olduğunu belirtiyor. Bu yayılmaya katkı sağlamış mecraların başında gelen Wikipedia ise fotoğrafları çekenin kendisi olmadığını ve telif ücreti ödenmesine dair bir hakkı olmadığını savunuyor.

Belki fotoğrafı kaldırırım çünkü anlaşmazlığın devam etmesi gerekçesiyle the Guardian bile iki gün önce sayfasındaki resmi kaldırmış. Slater ise hiç parası olmadığı için birkaç hafta önceki duruşmaya katılmak üzere ABD’ye uçamamış.

Categories: Doğa, Ekonomi, Hayvan, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Şarlatan!

Nazım Hikmet’in Pierre Loti’yi hiç sevmediğini öğrendim. Buyurunuz ünlü yazar için 1925’te yazdığı şiiri:

Esrar!
Tevekkül!
Kısmet!
Kafes, han, kervan
şadırvan!
Gümüş tepsilerde rakseden sultan!
Mihrace, padişah,
bin bir yaşında bir şah.
Minarelerden sallanıyor sedef nalınlar,
burunları kınalı kadınlar
ayaklarıyla gergef dokuyor.
Rüzgârlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor!

İşte frenk şairinin gördüğü şark!
İşte
dakikada 1.000.000 basılan
kitapların
şarkı!
Lâkin
ne dün
ne bugün
ne yarın
böyle bir şark
yoktu,
olmayacak!

Şark
üstünde çıplak
esirlerin
aç geberdiği toprak!
Şarklıdan başka herkesin
orta malı olan memleket!
Açlığın kıtlıktan öldüğü diyar!
Ağzına kadar
buğdayla dolu ambar!
Avrupanın ambarı!

Asya!
Amerikan dretnotlarının tel direklerine
senin Çinlilerin
uzun saçlarından
sarı mumlar gibi asıyorlar kendilerini!
Himalayanın
en yüksek
en dik
en karlı tepesinde
Britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,
kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,
Paryaların
beyaz dişli ölülerini attığı Ganja!
Anadolu baştan başa
Armistrongun
talim meydanı oldu!
Asyanın bağrı doldu!
Şark
yutmayacak
artık!
Bıktık be bıktık!
İçinizden biri
can verebilse bile
açlıktan ölen öküzümüze,
burjuvaysa eğer
gözükmesin gözümüze!
Hattâ sen
sen Piyer Loti!
Sarı muşamba derilerimizden
birbirimize
geçen
tifüsün biti
senden daha yakındır bize
Fransız zabiti!
Fransız zabiti sen,
o üzüm gözlü Azadeyi
bir orospudan
daha çabuk unuttun!
Kalbimize diktiğin
Azadenin taşını
bir tahta hedef gibi topa tuttun!
Bilmeyenler
bilsin:
sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
Şarlatan!
Çürük Fransız kumaşlarını
yüzde beş yüz ihtikârla şarka satan:
Piyer Loti!
Ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!
Maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
Şarkın kurtulduğu gün
senin ruhunu
köprü başında çarmıha gerer
karşısında cigara içerdim!
Ben elimi size verdim,
size verdik biz elimizi
kucaklayın bizi
Avrupanın sankülotları!
Sürelim yan yana bindiğimiz al atları!
Menzil yakın
bakın
kurtuluş günü artık sayılı.
Önümüzde şarkın kurtuluş yılı
bize kanlı mendilini sallıyor.
Al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor.

 

*******************************************

HİKMET Nazım, “835 Satır (Şiirler 1)”, (Ed.Güven Turan, Fahri Güllüoğlu), Bütün Şiirleri, Mehmet Hikmet, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2008, s.34-37.

Mahmut Keçeci‘nin sesinden şiiri dinleyebilirsiniz.

Sevmeme nedeni net değilse AGOS‘tan detaylı okuma yapabilirsiniz.

Categories: Ülkeler, Edebiyat, Ekonomi, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğal Yaşam Köyü

Bademler’de bir doğal yaşam köyünün kurulmakta olduğunu öğrendim. Yapılacak bungalovlarda ve pansiyonculuk hizmeti verecek köy evlerinde kalmaya gelen konuklar o dönemde gerçekleşen tüm üretime katılacakmış. Domates toplama; çiçek hasadı; köy ekmeği pişirme; tarhana, bulgur, enginar dolması yapma gibi her türlü sürecin parçası olacaklarmış.

Kaynak: Cem Seymen, Para Dedektifi, 21.05.2017, CNN Türk

Categories: Doğa, Ekonomi, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Keşkül

‘Keşkül’ kelimesinin Farsçadan geldiğini ve kâse demek olduğunu öğrendim. Ama her türlü kâse değil. TDK’da verilen tanımı şöyle: “Gezici bazı dervişlerin ve dilencilerin ellerinde tuttukları, Hindistan cevizi kabuğundan, metalden veya abanozdan yapılmış dilenci çanağı.”

Keşkül dediğimiz tatlının adı da ‘keşkül-i fukara’ imiş. Fukara, fakir sözcüğünün çoğuludur. Eskiden, el açmak söz konusu olmasın diye, yardım almak isteyenler koluna keşkül asıp dolaşarak halkın verdiklerini toplarmış. Derler ki, fakirlere dağıtılan tatlı da bu yüzden bu ismi almış.

Farsça keş, ‘çeken’ anlamına gelirmiş. Keşide ve keşmekeş sözcükleri de aynı köktenmiş.

Categories: Antalya, Dil, Ekonomi, Giyim, Kültür, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Yoğurt Mucizesi

İngilizce öğrenmek için gittiği Amerika’da yoğurt devi haline gelen Hamdi Ulukaya’nın hızlı ve inanılmaz yükselişinin Harvard hocalarının da dikkatini çektiğini ve bu başarı öyküsünü inceleyerek derslerine taşıdıklarını öğrendim. Fortune’un yaptığı araştırmaya göre Chobani, ABD’de başlangıçtan bir milyar dolara en hızlı gelen şirket. Geride bıraktığı isimlere Google ve Facebook da dahil.

Bu arada Hamdi Bey geçen yıl tüm çalışanlarına sürpriz yaparak şirketinin yüzde 10’unu kendilerine armağan etmiş. Daha önce benzer bir güzelliği Nevzat Aydın Beyefendiden görmüştük (Bakınız ‘Örnek Patron‘).

[RomanyaHaber]

 

Kaynak:

Ulukaya’nın başarı öyküsünü kendinden dinlemek için: GündemSiyaset “Birgün bir baktım yoğurt fabrikası satılık”

Categories: Ekonomi | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kırmızı Palmiye Böceği

Koca palmiyelerin ömrünü bitiren böceğin neye benzediğini öğrendim. Kırmızı palmiye böceği, endemik Datça hurmasının başlıca düşmanlarından. İçten içten çürüttüğü ağacın yaprakları sararmaya başladı mı artık hiçbir kurtuluş yok demek. Kumluca dolayları, Bodrum ve bir de Girit Adasında bulunabilen bu ağaçlar Türkiye’de en fazla Datça’da görülüyor ama türü tehlike altında. Bunun nedeni, yurt dışından getirtilen palmiyelerle yayılmış bu böcek değil sadece. Yapılaşmanın yanı sıra, civarında yetişen başka bitkiler de endemik hurmamızı tehdit ediyor. Çünkü Datça hurması her daim su kaynaklarına ulaşabilmek istermiş ve bulunduğu yerde su seven başka bitki türerse ölümü kolay olurmuş. Hurmama dokunma!

Categories: Doğa, Ekonomi, Hayvan | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Atatürk Nazilli’de

Açılışını Atatürk’ün yaptığı ilk ve son fabrikanın Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası olduğunu öğrendim. Tabii ki bu fabrika Sümerbank’ın da ilk fabrikası. Kuruluşu çok kısa bir sürede Nazilli’nin çehresini değiştirmiş, gerek ekonomik gerekse sosyal ve kültürel anlamda canlılık kazanmasını sağlamış ve çağdaşlaşmasına katkıda bulunmuş. Halk operayı-tiyatroyu tanımış. Nazilli’nin ilk hastanesi bile Sümerbank tarafından yapılmış. 1937’de fabrikanın açılması kadar 2002’de kapanması da Nazilli’de hayatı değiştirmiş.

Sümerbank emeklisi İlhan Öden’in fabrikayla ilgili yazılarını paylaştığı blogunda verdiği kısa özgeçmişi her şeyi özetler gibi: “Nazilli Basma fabrikası lojmanlarında dünyaya geldi. Sümer ilkokulunu, Sümer ortaokulunu ve endüstri meslek lisesi tesfiye bölümünü bitirdi. Ekmeği, elektriği, suyu, önlüğü, donu, pijamaları Sümerbanktandı. İlk filmini Sümerbank sinemasında, ilk tiyatroyu ve ilk konseri Sümerbank salonunda, ilk maçını Sümerbank futbol sahasında izledi, Sümersporda futbol, voleybol ve basketbol oynadı. … ” O güzelim basmaları yeniden basma hayalini hep canlı tutan ve bu uğurda tek başına büyük çabalar harcayan Sayın İlhan Öden harika bir de video hazırlamış:
[İlhan Öden]

‘Gıdı gıdı’ dedikleri tren de işçileri taşırmış ve tabii o da yıllar önce yatırıldığı kenarda beklerken bir süre önce bakım görüp arada nostalji turları atmaya başlamış.

[Ali Turunç]

**********************************************************

Kaynaklar:
Nazilli Belediyesi

İlhan Öden: Blog & Facebook

 

İleri Okuma: İşte Atatürk

 

Categories: Ekonomi, Kültür, Sanat, Seyahat, Spor, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Cafe X

Verilen kahve siparişlerini bir robotun yerine getirdiği ve hiç çalışanı olmayan bir kafe olduğunu öğrendim. San Francisco’da açılan kafede sadece bir koldan oluşan robot çalışıyor.

Categories: Ekonomi, Güncel, Mekan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: