Eğitim

Kuçuradi

İoanna Kuçuradi isminde çok değerli bir felsefe insanımız olduğunu öğrendim. Hacettepe Üniversitesi’nin Felsefe Bölümünü de Türkiye Felsefe Kurumunu da, İnsan Hakları ve Felsefesi Uygulama ve Araştırma Merkezini de Kuçuradi kurmuş. 1988’de genel sekreterliğine getirildiği Uluslararası Felsefe Kurumları Federasyonunun (FISP: Fédération Internationale des Sociétés de Philosophie) 1998-2003 yılları arasında da başkanlığını yürütmüş.

Türkiye’de doğmuş, büyümüş ve eğitiminin tamamını bu ülkede almış Kuçuradi bir Rum. 1936’da doğmuş. Varlık Vergisini de 6-7 Eylül olaylarını da 1964’teki zorunlu Rum göçünü de görmüş. Ülkesi Türkiye’nin eğitimine katkıda bulunmaya devam etmiş. “Okullarda felsefe öğretsek yirmi yıl sonra farklı bir Türkiye olur” diyerek konunun önemini anlatmaya çalışmış da sesini pek duyuramamış. Yılmamış. Elinden geleni yapmaya devam ediyor.

İki de sözünü paylaşayım:

Bir tane insan hakkı ihlali vardır; o da kişiye farklı davranmaktır.

Niye insanlar sık sık sevgili değiştiriyor? Niye sık sık aşık oluyor? Çünkü o ilişkide, karşısındaki insan, o kişinin bir ihtiyacını karşılıyor. Kendisine yönelik bir nedenden dolayı duygular besliyor. O ihtiyacı karşılamaz olduğu anda o ilişki bitiyor.

Reklamlar
Categories: Bilim, Diğer, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Ödüllü Yaban

“Yaban” romanının 1942 yılında CHP Edebiyat Ödülü aldığını öğrendim. Roman dalında ikinci gelmiş. Bu kitap, sınava yönelik ezberletilen maddeler arasından sıyrılıp, her Türk gencinin -gerçekten- okuması gereken eserlerden. Yaşadıklarımızı ve yaşayabileceklerimizi unutmamak için…

Categories: Edebiyat, Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İlkokul Mezunuyla Evlenmem

Bir kadının ağzından dökülen “ilkokul mezunuyla evlenemem” lafının, koskoca eğitim kurumlarının temelini atabileceğini öğrendim. İstanbul’un iyi okullarından birinin kurucusu olan Rüstem Eyüboğlu, zor geçen çocukluğu nedeniyle okuyamamış ve küçük yaşta iş hayatına atılmış. Doğduğu Çayeli’nde ilkokulu bitirdikten bir süre sonra ailesiyle İstanbul’a göçen Rüstem Bey, onlara destek olmak için gazete satmış, ayakkabı boyamış… Garsonluktan aşçılığa kadar bir çok işte çalışmış. Derken bir kıza aşık olmuş. Fakat lise mezunu kızımız evlilik teklifini kabul etmeyince Rüstem Bey iş dünyasını biraz ileri iterek okula dönmüş. 22’sinde ortaokul sınavlarını halletmiş. 23 yaşında liseye başlamış. Veee gerisi gelmiş… Dr. Rüstem Eyüboğlu’nun heyecan verici yaşam öyküsünün detaylarını okumak için kaynaklarıma bakabilirsiniz: 

Demet Cengiz Bilgin, Hürriyet Gazetesi, 12.11.2007
Murat Aydın, Sözcü Gazetesi, 31.03.2016

Fotoğraf: Dr. Rüstem Eyüboğlu Twitter Hesabından: @rustemeyuboglu

Categories: Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Doğan Kardeş Apartmanı

Doğan Kardeş dergisinin isminin nereden geldiğini öğrendim. Yapı ve Kredi Bankası’nı kuran Kazım Taşkent’in oğlunun adıymış Doğan. Çocuk yaşta Avrupa’ya yollanmış iyi bir eğitim alması için. Ancak 1939’da ölüm haberi gelir yavrucağın. Bu haberle sarsılan duayen bankacı, oğlunu bir şekilde yaşatabilmek için, onun adını vererek şirketler kurmaya başlar. İyi çocuklar yetişmesine katkı sağlamak için dergi de çıkarır. Düzeyli çocuk dergisi Doğan Kardeş onlarca yıl bu ismi başarıyla yaşatır.

İstanbul’daki güzel Doğan Apartmanı’nın ismi de aynı yerden geliyormuş. Bina, Taşkent’in şirketi tarafından alınınca ismi Doğan Apartmanı yapılmış Kuledibi’ndeki sarışın güzelin. Muhsin Bey filminin çekildiği bina da burasıymış. Ayrıca başka filmlerin sahneleri ve Deli Deli Kulakları Küpeli gibi şarkıların klipleri de Doğan Apartmanında çekilmiş. Doğan kardeşimizin adı birçok şekilde yaşatılmış. Ama yine de… Keşke Taşkent oğlunu evine yakın bir okula yollasaymış 😉

Yaşayan Mekanlar – Doğan Apartmanı Belgeselini de izlemenizi öneririm.

Categories: Dergi, Edebiyat, Eğitim, Mekan, Seyahat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

TAC

Şu kişilerin Tarsus Amerikan Koleji’nde eğitim aldığını öğrendim: 

İstemihan Talay,
Ayhan Sicimoğlu,
Cengiz Çandar,
Tuncel Kurtiz,
Mete Akyol,
Oral Çalışlar,
Sabancıların bir kısmı 🙂

Categories: Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yine Atatürk

Atatürk’ün, Türkiye’de arkeoloji çalışmaları yapacak insan yetiştirilmesinin sağlanması amacıyla yurt dışına devlet bursuyla öğrenciler gönderilmesini istediğini öğrendim. Arkeoloji alanında yaptığı onlarca çalışmanın yanı sıra Side ve Perge kentlerinin gün ışığına çıkması konusunda da çok şey borçlu olduğumuz Arif Mansel de bu burslu öğrencilerden biriymiş.

Ülkede ‘arkeoloji yapacak yetişmiş insan’ eksikliği konusunu çözen kişi de Atatürk olmuş yani. Diğer tüm sorunlar çözülüp de arkeolojiye sıra gelmesini beklemeden… Bu konunun da önemli olduğunu bilerek…

Categories: Antalya, Bilim, Eğitim, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | 8 Yorum

Sünnete Son

Burkina Faso’da kadın sünnetinin yasaklanmasını sağlayan kişinin de Sankara olduğunu öğrendim. Thomas Sankara, Burkina Faso için ve hatta tüm Afrika için çok önemli çalışmalara imza atmış Devlet Başkanıdır. 1983-1987 yılları arasında başkanlık görevinde kalmıştır. Bu kadar değerli fikirleri ve icraati olduğu için de tabii ki bir takım güçleri çok rahatsız etmiş, dolayısıyla öldürülerek görevden alınmıştır.

Fransız sömürgesi oldukları zamanki ismi atıp ülkeye ‘Burkina Faso’ yani ‘başı dik insanların ülkesi’ adını veren de Sankara’dır.

Fakir insanların varlığından dolayı herhangi bir lüks harcama yapmaktan aşırı utanan Sankara, devletin başına geçtiği gibi önce kendi maaşını düşürmüş ve Mercedes makam arabalarını kaldırtmış. Bir uçağın her tarafının aynı anda havalanacağı ve varılması istenen noktaya aynı anda ineceği mantığıyla, birinci sınıfta seyahat edilmesine karşı çıkarmış.

O vakte kadar fazla ayrıcalıklı yaşamış sömürgenlerin rahatını biraz bozmuş tabii. Aslında yapmaya çalıştığı tek şey, ülkesini, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olmaktan kurtarabilmekmiş. Başka devletlere el açmadan Burkina’daki kaynakları işleyerek kendilerine yetebileceklerini anlatıp durmuş. Yerli malı kullanımına yüreklendirmiş. Pamuğu ülkede yetiştirilmiş, ülkede dokunmuş kumaşlardan yapılma yerel giysiler giymeye çağırmış. İngilizce belgeseli izlerseniz görürsünüz, toplanmış onu dinleyen kalabalıkta tespit ettiği, tişörtünde Lewis filan yazan insanları yanına çağırıp çok sevimli bir suratla azarlıyor resmen. Çok espritüel bir insan olsa da zavallıcıklar ne utanmıştır.

Halk, demiryolu hattını bile elleriyle döşemiş. Öyle bir güç, bir enerji, bir iyimserlik ve inanç aşılamış insanlara.

Okur-yazarlığı artırmış. Ağaçlandırma çalışmalarıyla kurak bir ülkeyi hayata döndürmüş.

“Kadınlar özgürleşmedikçe sosyal devrim gerçekleşemez” diyen Sankara, ülkesi Burkina Faso’nun kadın hakları konusunda da ilerlemesini sağlamış. Hükümete ve askeri görevlere birçok kadın dahil etmiş. Liderlikler vermiş. Zorunlu evliliğin ve çok eşliliğin önüne geçilmesi çalışmalarının yanı sıra doğum kontrolünün yaygınlaştırılması konusunu da önemsemiş. Hamile kalan kızların okuldan uzaklaştırılmasıyla ilgili bir konuşmasında “mezun olmak üzere bile olsa kız öğrenciyi atıyorsunuz ama buna sebep olmuş erkek öğrenciye bir şey yapmıyorsunuz ve o, bebek yapmaya devam edebiliyor” diyor.

Bu yaşam öyküsünün en üzücü yanı da Sankara’nın eski dostu tarafından öldürtülmesidir. Bakanı ve hükümetin ikinci adamı Compaoré tarafından, otuz yıl önce bir Ekim gününde öldürülür Sankara ve adamları. Üstelik başına geleceklerden haberdar olan Sankara’ya bu kişinin tutuklanması emrini vermesi söylendiğinde arkadaşına ihanet etmenin kendisine yakışmayacağını söyler. Darbeyle başa gelen arkadaşı ise dostuna ihanetinden belli ki pek rahatsızlık duymaz. Sankara’yı büyük bir özlemle anmakta olan Burkina Faso halkı 2014 yılında ayaklanarak bu sözde arkadaş Compaoré’yi istifa etmek zorunda bırakır.

Sünnete dönecek olursak… Sankara’nın ölümünden sonra, pek çok şey gibi, kadın sünnetlerini (FGM) kontrol altına alan politikalar da unutulmuş. 1996 yılında yeniden yasaklansa da uygulamaya pek geçememiş. Demek ki neymiş…

Kaynaklar:

The Burning Spear – Yejide Orunmila – Jun 13, 2017

* Belgesel Film: Thomas Sankara: The Upright Man (2006), Robin Shuffield (İngilizce)

[Ümit Kıvanç, üstte linkini verdiğim İngilizce videonun bazı bölümlerini Türkçe alt yazı ile şu videosuna eklemiş: Burkina Faso, Thomas Sankara (2009, 2014)]

[JAH FIYAH]

Categories: Ülkeler, Ekonomi, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Sinema, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Atatürk’ün Hayatı

Datça’da birilerinin Atatürk’ün hayatını anlatan metni çoğaltarak Datça sokaklarının her yerine astığını, ama dükkan camlarında Atatürk’ün hayatı asılı esnafın, bunu kimin, ne zaman yaptığından haberi olmadığını öğrendim.

Categories: Eğitim, Güncel, Tarih | Etiketler: , , , | 2 Yorum

Gölcük Vapur Faciası

1958 yılında İzmit Körfezi’nde berbat bir kaza yaşandığını öğrendim. O zamanlar İzmit merkezi dışında lise olmadığı için Gölcük gibi civar ilçelerde yaşayan gençler her gün vapurla İzmit’e gidip geliyormuş. Cumartesileri yarım gün okul var. 1 Mart Cumartesi günü okul çıkışı hava güneşli ve güzelmiş. Ama, çoğunluğunu evlerine dönen öğrencilerin oluşturduğu altı yüz kadar yolcusuyla ‘Üsküdar Vapuru’nun yola çıktığı öğlen vakti hava aniden kararmış ve şiddetli rüzgar başlamış. Güçlü fırtına önce kaptan köşkünü uçurmuş, ardından emektar gemiyi batırmış. 400’e yakın can yitmiş Üsküdar Vapuru’nda. Batan gemide kumlar altında kalanlar… Donanlar… Ayrıca kaybolanlar… Büyük facia!

Facianın ardından lise yapılmış Gölcük’e. Yeni vapurlar da gelmiş. Ama körfezde hayat uzun süre normale dönmemiş.

Babası denizci olan ve küçüklüğünde Gölcük’te yaşayan Erden Kıral’dan okumuştum bunu ilk kez, “Aynadan Yansıyan Hatıralar” kitabında. Ortaokuldayken Gölcük-İzmit vapurunu kaçırdığı için ölümden döndüğünü belirtiyordu ünlü ve de değerli yönetmenimiz. Yüzlerce öğrencinin batan gemide öldüğünü ondan öğrenmiştim ama olayın detaylarını bilmiyordum.

Gölcük’te deprem olduğunda saçmalayan beyinsizlerin ataları bu zavallı çocukların arkasından konuşmuş mudur acaba? Kıral’ın Allah’ın sevgili kulu olduğunu düşünmüşler midir?

Haberin detaylarını öğrenmek, faciadan sağ kurtulanların anılarını ve kadere dair göndermelerini okumak, yürek yakan fotoğrafları görmek isterseniz Gölcük Haber‘e bakabilirsiniz.

Kaynaklar:

Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı
Gölcük Haber, 28.02.2017

Categories: Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Okullu Pehlivanlar

Yağlı güreş başpehlivanı İsmail Balaban ve ikiz kardeşi Turan Balaban’ın yüksek lisans çalışmalarını Trakya Üniversitesinde yapma kararı verdiklerini öğrendim. Edirne’yi çok seviyormuş.

Categories: Eğitim, Güncel, Spor | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Müzik Uykunun Gıdasıdır

Didgeridoo denen müzik aletini çalmanın horlama ve uyku apnesi sorunlarına iyi gelebileceği tezine dair çalışmaların devam etmekte olduğunu öğrendim. Didgeridoo öğretmeni Aj Block’un yönettiği web sayfasına yorum yazan bir beyin tümcelerini aktarıyorum: “Bir buçuk yıldır, belki de daha uzun zamandır uyku sırasında solunum problemleri yaşıyorum: yüksek sesli horlama, nefes alamama… İki ay kadar önce uyku apnesi için didgeridoo çalmaya başladım. Günde otuz dakikadan haftanın dört-beş günü pratik yapıyorum. Geçen hafta sonu arkadaşımın evindeydim. Bütün gece nefes alıp verişimin çok düzenli olduğunu söyleyince gururlandım. Uyku apnesine doğal terapi olarak didgeridoo kullanmak hayatımda büyük fark yarattı.”

2005 yılında The British Medical Journal’da yayınlanan bir raporda, ‘düzenli olarak didgeridoo çalmanın uyku apnesi için etkin bir tedavi sağlayabileceği’ hipotezinden yola çıkan araştırma görevlilerinin Zürih Üniversitesinde yürüttüğü çalışmanın detayları paylaşılmış. Çalışmaya katılanların çoğu gün içerisinde uykululuk hâli sıkıntısı yaşayan 50 yaş civarı beylermiş. Düzenli ders alarak didgeridoo çalmayı öğrenmeleri ve dört ay boyunca, her gün en az yirmi dakika olmak suretiyle haftada beş gün pratik yapmaları istenmiş.

Yazının gidişatından tahmin edileceği üzere didgeridoo çalanlar, çalmalarına izin verilmeyen kontrol grubu elemanlarına kıyasla gelişme göstermiş ve gün boyu deneyimledikleri uykuluk hâlinde azalma olmuş. Bu da bir başarı olarak kaydedilmiş ancak tabii çalışmalar devam ederse tam sonuçları alınabilir denmiş haberde. Yani deney-gözlem süreleri uzatılarak, daha yoğun ve sık dersler alınarak.

Enstrümanın uzmanları, didgeridoo çalmak için rahatlamış bir boğaz ve dudaklara gereksinim olduğunu, bu aleti çalmanın boğaz ve dil kaslarını güçlendirdiğini ve bu tür bir üflemeli çalgıyı seslendirmek için gereken ağız-dil hareketlerinin uyku apnesi sorununu olumlu yönde etkileyebileceğini belirtiyor.

Gece uyku bozukluğu yaşayan kişiler gündüz uykulu hissediyor, halsiz ve huysuz oluyor. Horlama sorunu olanların refakatçileri de halsiz ve huysuz oluyor. İngilizce olsa da izleyince anlaşılan videoda Aj bu enstrümanın nasıl çalınacağını öğretiyor. Baştan sona izleyince insan düşünmeden edemiyor: Gece horlayan bir koca mı, gündüz bu sesleri çıkaran koca mı? Sağlık hepsinden önemli tabii ama ufak bir sorun daha var: Didgeridoomuz yok 😉

Bol uykulu günler 🙂

[Didge Project]

Kaynaklar: Didge Project, American Sleep Apnea Association

Categories: Bilim, Eğitim, Müzik, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kitap Okumak Yasak

Okumaya tutkun Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı), Robert Kolej’de öğrenciyken okul kütüphanesinden kitap almasının yasaklandığını, onun da arkadaşlarına aldırdığı kitapları gece gizlice battaniye altında yaktığı fenerle okuduğunu öğrendim. Robert’den sonra Oxford Üniversitesi’ne gidince kütüphanedeki kitapları yutmuş üç-dört yıl boyunca. Bunu duyunca ben de pek rahatladım çünkü küçükken benim de sokak lambasından gelen ışıkla kitap okumak durumunda kaldığım acılı bir dönemim olmuştu 😀

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sinematek

Dünya sinemasının kendisine çok şey borçlu olduğu Henri Langlois’nın 1914’te İzmir’de doğduğunu öğrendim. Çocukluktan itibaren sinemaya büyük ilgi duyan Henri Langlois bulduğu her filmi toplayarak ciddi anlamda bireysel arşivcilik yapmış. Ayrıca zarar görmüş filmleri onarmış ve hatta II.Dünya Savaşı yıllarında filmleri saklayarak bu günlere ulaşmalarını sağlamış. Fransız Sinematek Derneği’ni kurmuş ve binlerce filmden oluşan kocaman bir arşiv armağan etmiş sinema dünyasına. Fakat 1968’de, sol görüşe yakınlığından dolayı hükümet Henri Langlois’yı görevden alınca, sanatçı ve aydın kesimden oluşan büyük bir grup eylemler yapmış. Yönetmenler filmlerinin sinematekte gösterimini yasaklamış önce, sonra toplanmışlar. Olaylar çıkmış ve hatta Truffaut yaralanmış. Olayların büyümesi sonucu Langlois’ya görevi iade edilmiş. 

Aynı Langlois, 1965’te Onat Kutlar, Hüseyin Baş ve Şakir Eczacıbaşı’na yardımcı olarak Türk Sinematek’ini kurmalarını sağlamış, Türk sinemasına ve özellikle Yılmaz Güney’e destek vermiş. Ancak maalesef 1980’de Türk Sinematek arşivi kaybolmuş.
Kaynaklar:
TSA, Jak Şalom ile söyleşi, Barış Saydam, 21 Mart 2016
SOL, Hakkı Başgüney, 10 Nisan 2013
Categories: Eğitim, Kültür, Sanat, Sinema, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hacettepeli

Yönetmen Tomris Giritlioğlu’nun Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu olduğunu öğrendim. Felsefe de okumuş.

Categories: Eğitim, Sanat, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Boğaziçili

Enis Berberoğlu’nun Boğaziçi Üniversitesi mezunu olduğunu öğrendim.

Categories: Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İlk Yapboz

İlk yapbozun bir harita olduğunu öğrendim. Eğitim amaçlı olarak yaratma gereksinimi duyulmuş. Mucidine dair rivayet çeşitli olsa da en sık rastlanan yanıt İngiliz Spilsbury’ye işaret ediyor. 1760’larda John Spilsbury coğrafya öğretimini desteklemek için bu aracı geliştirmiş ve bir tahta parçasına iliştirdiği haritayı sınırlardan keserek parçalara ayırmış. Yıllarca sadece harita yapbozları üretilmiş ve bunlar tahtadan yapıldığı için pahalıymış. Gerçi şimdi de puzzle fiyatları hiç fena değil.

 

Kaynak: ThoughtCo, Mary Bellis

Categories: Coğrafya, Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yazın Mühendisleri

Murat Gülsoy’un da mühendis olduğunu öğrendim. Böylece yazın dünyasında mühendis olduğunu bildiğim kişiler listeme bir isim daha ekledim:

Murat Gülsoy (Elektrik-Elektronik Mühendisi),
Cemil Kavukçu (Jeofizik Mühendisi),
Oğuz Atay (İnşaat Mühendisi),
Boris Vian (Maden Mühendisi),
Fyodor Dostoyevski (Askeri Mühendis),
Mehmet Eroğlu (İnşaat Mühendisi)

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Fransızca Çok mu Kolay?

Panait Istrati’nin Fransızcayı kendi kendine öğrenerek bu dilde romanlar yazdığını öğrendim. Rumen yazar, temizlik yaparak geçimini güçlükle sağlayan bir hanımdan doğuyor. Babasına dair resmi bir kayıt bulunmasa da Yunan bir kaçakçı olduğuna inanılıyor. Fakir ve yeterli eğitim almamış bir çocuk olarak küçük yaşta kendisine uygun olmayan işlerde ve koşullarda çalışmak zorunda kalıp yaşamın zorluklarıyla ve sokak hayatıyla tanışmış.

Zorluklardan yılıp 37 yaşındayken boğazını keserek intihara kalkışması vesilesiyle Fransız yazar Romain Rolland ile tanışıyor ve yazın çalışmalarının önü açılarak dünya çapında beğenilen bir yazar doğuyor. 

Fransızcaya dönecek olursak: Derler ki bu dili sözlüklerden öğrenmiş otuzlu yaşlarında. Sonrasında da Fransız klasiklerini hatmederek geliştirmiş bilgisini. Sözlüklerin çok kıymetli kaynaklar olduğundan eminim ama Fransızcanın da en zor dillerden biri olduğunu iyi biliyorum. O zaman helal olsun Istrati’ye!

 

Kaynak: Encyclopaedia of the Hellenic World (blacksea.ehw.gr)

Categories: Dil, Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Leopold von Ranke

Bugün (23 Mayıs) Leopold von Ranke’nin ölüm yıl dönümü olduğunu öğrendim. 

Leopold von Ranke (1795-1886) Alman tarihçidir. Tarih kitapları günümüzde artık kullanılmasa da, adı pek bilinmese de, tarihi sonsuza kadar değiştirmiş bir isimdir.

Bugün tarih alanında yapılan çalışmaların genel çatısını yarattı. Ranke’den önce Tarih profesörleri yoktu. Üniversitelerde Klasikler, Filoloji, İnsani Bilimler, Felsefe gibi alanlarda çalışılırdı. Tarih bu bölümlerden ayrılmamıştı henüz. Ranke ilk kez bir üniversitede Tarih programı oluşturdu ve şunun anlaşılmasını sağladı: Üniversiteler önemli araştırma enstitüleridir. Profesörlerinizin kendi alanlarına önemli katkıda bulunacak çalışmalar yapıp meslektaşlarının onayını almasını sağlamazsanız gerçek bir üniversite olamazsınız. Bu da şu anlama geliyordu: Üniversite hocaları, öğretmenliğin yanı sıra araştırma da yapıyor olmak zorundadırlar, ki bu onların asıl görevidir. Pasif katılımcılar olmanın ötesine geçmeli ve alanlarıyla fazlasıyla meşgul olmalıdırlar.

Ranke ayrıca bilimsel tarihi yaratan kişi olarak da kabul edilir. Yani kaynağa dayalı çağdaş tarih bilincinin babasıdır. Arşiv tarama ve tarihi belgelerin analizine odaklanmış, sınıf içi eğitim anlayışına da farklı bir tarz getirmiştir. Kanıt olarak birincil kaynaklara dayanmanın ve bu kaynakları da eleştirel bir gözle inceleyebilmenin önemine vurgu yapmıştır. Öğrencilerini birincil kaynak bulup getirmeye yollamış, önlerine konanı okumakla yetinmelerini kabul etmemiştir. Bu da tarih çalışmalarında ampirik yaklaşıma vurgu yaparak tarih alanında çok güçlü bir değişim yaşanmasına neden olmuştur. Üniversite programına Tarih bilimini dahil edip bu konudaki çalışmaların kurumsallaşmasını sağlamak zaten yeterince devrimci olarak nitelendirilebilecek bir davranış iken Ranke devamını da getirmiştir. O vakte kadar bilinen felsefi yaklaşıma karşı çıkmış, tarihin üzerinde çalışılıp anlaşılması gereken bir alan olduğu bilincinin temelini atmıştır. Akademik çalışmalara Tarihin de yerleşmesi çok büyük bir hızla dünyaya yayılmış, bunda ulusalcılığın yükselişi de etkili olmuştur.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında, Tarih artık üniversite müfredatının en önemli kısımlarından biridir. Diğer bölümlerin bir parçası olarak değil, özgün bir bilim dalı olarak ele alınır.

Ranke, “tarih biliminin amacı, geçmişin gerçekte nasıl olduğunu göstermektir” demiş; “geçmişi yargılamak ya da geleceğe yol göstermek değil.”

 

Kaynak: The Cynical Historian

Categories: Bilim, Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

İngiliz Edebiyatçılarının Basın Merakı

Altı ay önce vefat eden (2 Kasım 2016) gazeteci Mete Akyol’un Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduğunu öğrendim. Çok sevdiğim Cem Seymen’in de lisans ve yüksek lisans çalışmalarını bu alanda yaptığını bilip gururlanırdım. Akyol’u da bugün öğrendim. 

Ayrıca, Mete Akyol’un 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında esir düşmüş olduğunu da yeni öğrendim. (Fotoğraflar için: Star, 03.11.2016)

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hocaların Hocası

Afet İnan’ın, Îlber Ortaylı’nın da hocası olduğunu öğrendim.

Categories: Eğitim | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Daktilodan Bilgisayara Hepkon

Seferihisar’a heykeli dikilmiş olan Necat Hepkon’un kim olduğunu öğrendim. Hepkon hayırsever bir işadamı imiş ve Seferihisar’a çok hizmetler vermiş. Hastane, üniversite ve okullar açmış. Adliyede artık daktilo kullanılmasın diye kendilerine bilgisayarlar ve yazıcılar bağışlamış. Okullara da onlarca bilgisayar armağan etmiş. Eğitimi çok önemsediği belli olan Hepkon bir sürü öğrenciye de burs vermiş. Belediye Başkanı Tunç Soyer ve Seferihisarlı da bu hizmetleri esirgemeyen işadamını ölümsüzleştirmek için anıt heykelini dikmiş. 

 

 

 

Kaynak: Haber Ekspres, 18.09.2012

Categories: Eğitim, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Afrika’ya Kaynak

Güney Afrika, Cape Town’da bir lisenin 12. sınıf öğrencilerinin, Wikipedia’ya ücretsiz erişim olanağı sağlanması için cep telefonu operatörlerine mektup yolladığını öğrendim: “Okulumuzun kütüphanesi yok. Öğrencilerin yüzde doksanında cep telefonu var ama fatura ücretleri bizim için çok yüksek. Wikipedia’ya serbest erişim sağlayabilmemiz büyük fark yaratacak. Bunun, biz öğrencileri ve Güney Afrika’nın tüm eğitim sistemini nasıl olumlu yönde etkileyeceğini düşünün. Eğitim sistemimizin desteğe ihtiyacı var ve Wikipedia’ya erişim çok olumlu bir fark yaratacaktır. Teşekkür ederiz.” Üç ay sonra da şirketlerin birinden olumlu bir yanıt almışlar.

Wikipedia kurucusu Jimmy Wales, işlerin bu raddeye geleceğini hiç düşünmüş müydü acaba? Ben düşünmemiştim şahsen. Kurulduğu ilk yıllarda kabusum oldu Wikipedia, çünkü araştırma derslerimde öğrenciler sadece oradaki bilgileri kopyalayıp yapıştırırdı ve bu beni çileden çıkarırdı. Tek kaynak kullanmanın doğru olmadığını anlatana kadar dilimde tüy biterdi ama tabii ki bu, ödevlerden bunalmış öğrencilere çok kolay gelirdi. Ancak Wikipedia da ilk yıllarında doğruluk-güvenilirlik anlamında yerlerde sürünüyordu.

Öte yandan, ulaşabileceği tek bilgi kaynağı olarak Wikipedia’ya ihtiyaç duyacak toplumlar olduğunu da hiç düşünmemiştim.

Kaynak: TED Archive, 13.02.2017

Categories: Eğitim, Güncel, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 7 Yorum

Eğitim İçin İzmarit

Brezilya’nın bir şehrinde yerlere atılan sigara izmaritlerinin toplanarak kağıt hammaddesine dönüştürüldüğünü öğrendim. Kağıtlar da okullarda kullanılıyormuş. 

Bahsedilen kentin nüfusu 105.000. Antalyamınsa 2,5 milyon civarı. Ne kadar isterdim güzelliğinin izmaritlerden arındırılmasını… Eğitim kısmını da sonra bir ara düşünürüz elbet.

Kaynak: Yeşilist, Görkem Gömeç, 19.04.2017

Categories: Antalya, Ülkeler, Doğa, Ekonomi, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğum Günüm

17 Nisan’ın hem Köy Enstitülerinin hem de Öğrenince Mutluyum’un doğum günü olduğunu biliyordum da, Dünya Hemofili Günü de olduğunu yeni öğrendim. Halikarnas Balıkçısı’nın da yaş günüymüş. Yüz dolardaki resmin sahibi Benjamin Franklin’in ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ise ölüm günü. Bir de Gabriel García Márquez’in…

Aslında tarihe bugün kaydolmuş volkanik patlama faciası dahil ilginç olaylar var. Yıl 1492: Kolomb’un sürekli batıya giderek Hindistan’a ulaşmaya dair çılgın projesinin finansmanına İspanya Kraliyetinden  onay geldi. Böylece tüm geleceği değiştirecek imzalar atıldı. 1961: Castro rejimini yıkmak için Küba’ya ‘Domuzlar Körfezi’ Çıkarması. 1969: Sovyet askeri müdahalesi ile Çekoslavakya Lideri Dubček görevinden uzaklaşmak zorunda kaldı. 1982: Kanada Anayasasının son hali Kraliçe II. Elizabeth tarafından imzalandı.

Hiç de komik olmayan bir şaka gibi ama 17 Nisan Suriye’nin de Fransa yönetiminden kurtuluşunu kutladığı Bağımsızlık Günü.

Geçen sene ilk yaş günümü kutlayışımın ardından bu blogu bitirmeye karar vermiştim. Bir ay hiç yazmadıktan sonra yeniden başladım ve Öğrenince Mutluyum’un 651. yazısını yayınladım şu an. İyi ki bitirmemişim. Öğrenmek ve öğretmek bana her zaman zevk vermiştir ama geçen yıldan bu yana blog üzerinden edindiğim dostluklar da ayrı bir güzel. Varlığınız ve destekleriniz için teşekkür ederim… Saygılarımla…

Doğum günümüz kutlu olsun!

İlk Yazım: 17 Nisan 2015

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Edebiyat, Eğitim, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 34 Yorum

Lesbian

Denizlerin değerli komutanı Barbaros Hayreddin Paşanın Midilli’de doğduğunu öğrendim. Doğal olarak kardeşi Oruç Reis de bu adada doğmuş. Bunu bilmiyordum. Merkezi Midilli olduğu için bizim öyle isimlendirdiğimiz, ama aslında Yunanca adı ‘Lesbos’ olan bu adayı biz hep şair Sappho ile özdeşleştirmişizdir oysa. Kendisi Lesbos’da doğduğu için ‘Lesbian’ yani Lesboslu olarak anılmaktadır. Sappho’nun öyküsünü bunca insanın bilmesi güzel tabii ama keşke biz bu adayı Kaptan-ı Deryamızın memleketi olarak da öğrenebilseymişiz. Sonuçta Avrupalının Akdeniz’i titreten bir Osmanlı paşasını değil Sappho’yu ön plana çıkarması normal de bizim tarihimizi daha iyi bilmemiz gerekiyor. Geçmişimizi bilelim de, sonra yine “savaşma seviş” diyebiliriz. Bob Marley şarkısında geçtiği gibi yani: “Tarihini bilirsen nereden geldiğini bilirsin. Böylece ‘kim olduğumu sanıyorum ben’ diye bana sorman gerekmez”

 

Categories: Dil, Eğitim, Kültür, Müzik, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Aç Kapıyı

“Aç kapıyı bezirgânbaşı” şarkısıyla oynanan çocuk oyununda adı geçen bezirgân kişisinin ‘tüccar’ olduğunu öğrendim. Belli ki daha çok kumaş alım-satımıyla ilintili olarak kullanılmış bu sözcük geçmişte, çünkü TDK’ya göre bezirgânbaşı, padişahın kullanacağı çuha, bez, tülbent gibi eşyayı sağlamak ve bunları korumakla görevli kişiymiş. Sonuçta satın-alma gibi bir pozisyon. Osmanlının saray dışına görevli çıkan iş kollarından olan bezirgânlık çok kârlı bir işmiş, ama parasal anlamda da büyük sorumlulukmuş. Seyyar oluşları, bu sayede bir sürü macera deneyimlemeleri, surlarla çevrili hayatlar süren kişilere kıyasla o kapılardan girip-çıkabilme şansları belli ki cezbetmiş ahaliyi ve şarkılara konu olmuş. Aç kapıyı bezirgânbaşı demişler de duyan olmuş mu bilmiyorum.

Oyunu oynamış çocuklardan olduysanız bilirsiniz ki bezirgânlar karşılıklı geçip el ele tutuşur ve ellerini yukarı kaldırır. Böylece kapı inşa etmiş olurlar. Sıraya girip bu kapıdan geçen diğer çocuklara da kervan denir. “Aç kapıyı bezirgânbaşı, kapı hakkı ne verirsin, arkamdaki yadigâr olsun, bir sıçan, iki sıçan, üç sıçan” gibi anlamlı sözleri olan şarkıyı söyleyerek tek tek kapıdan geçerler ama her turda bir çocuk yakalanır. Her şey oturdu da, arkadaki yadigârı pek bilemedim 🙂 Olsun… Hiç olmazsa naif oyunlarımız bize yadigâr oldu.

Categories: Dil, Ekonomi, Eğitim, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , | 2 Yorum

Atay’ın Notları

Oğuz Atay’ın not tutarken aralara İngilizce sözcükler serpiştirdiğini öğrendim.

Atay, O. (2016). Günlük. İstanbul: İletişim Yayınları

Categories: Dil, Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Se Ne Plaši

“Imaj nekoga ko se ne plaši da samo tebi pripada” cümlesinin “sadece sana ait olmaktan korkmayacak birisi var” anlamına geldiğini öğrendim. Kotor eski kent içinde öğretmenleriyle sevgililer günü etkinliği yapan gruptan bir çocuğun hediye ettiği kalp şeklindeki kurabiyenin yanında verilen mesajda yazıyordu.

Categories: Ülkeler, Dil, Etkinlik, Eğitim, Güncel, Kültür, Kutlama | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: