Edebiyat

Sürükleyici Kitap

“Kısa, kolay okunan, sürükleyici bir kitap” sorulunca yanıtlayamadığımı öğrendim. Sizlerden bana yardım etmeniz ricasında bulunacağım: Okumaya pek alışık olmayan ama bir yerden başlamak isteyen bir yetişkin için zorlanmadan okuyabileceği ama tabii zevk de alabileceği kitap önerisinde bulunabilir misiniz?

Reklamlar
Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | 9 Yorum

Lup

Türk diline ‘lup’ diye bir sözcük geçtiğini öğrendim. Bir tür büyüteçtir lup (Bkz: TDK).

“Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!” (s.143)

Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları

 

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

33 Dilde Levi

Mario Levi’nin kitaplarının 33 dile çevrildiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , | Yorum bırakın

Bubulina

Zorba’nın sevgilisine taktığı isim olan ‘Bubulina’nın, 1821 Yunan savaşında çarpışmış bir kadın kahramanın ismi olduğunu öğrendim. Laskarina Bouboulina, Yunan deniz komutanı ve Rus deniz donanması amirali imiş. 

Categories: Edebiyat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Çölde Bowles

“Çölde Çay” adıyla sinemaya uyarlanmış “Esirgeyen Gökyüzü” (The Sheltering Sky)  romanının yazarı Paul Bowles’ın aslında oldukça iyi eserlere imza atmış bir kompozitör olduğunu öğrendim. İlk romanı “Esirgeyen Gökyüzü” 1949 yılında yayınlandığında yani 39 yaşındayken birçok beste yapmış kişi olarak tanınmaktaymış. 1910’da gözlerini açtığı New York’tan, kitabını yazdığı yer olan Fas’ın Tanca kentine yerleştiğindeyse yıl 1947 imiş ve Bowles bir daha Büyük Elma’ya dönmemiş yani 1999 yılında ölene kadar Fas’ta yaşamış, o kültürün parçası olmuş.

Categories: Edebiyat, Kültür, Müzik, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tasha Tudor

Dünyamızda Tasha Tudor adında bir çocuk kitapları yazarı ve çizerinin yaşamış ve göçmüş olduğunu öğrendim. Geçmişin debdebeli Tudor ailesiyle nedense pek bir ilgisi olduğunu sanamadığım hanımefendi 1915’te ABD’de doğmuş, teknolojiden fersah fersah uzak ve de son derece doğal bir ortam olan köy evinde, uzun etekleri ve çıplacık ayaklarıyla, sebzeleri, hayvanları, çiçekleri, resmettiği kitaplarıyla yaşamış. Doğal mı doğal ve de huzurlu mu huzurlu bir Tasha Tudor geçmiş bu hayattan. Yüze yakın yıl yaşamış olan Tudor, “‘Şimdi’de bulunamayacak hiçbir huzur yoktur” demiş gitmeden de. Ve daha neler söylemiş… 

Lütfen sanat eseri tadındaki fotoğraflarına bakmayı unutmayın. Öyküsünün tamamına ve muhteşem fotoğraflara şu siteden ulaşabilirsiniz: “Reçel karıştırırken Shakespeare okuyabilirsiniz

Ama resmi sitesi de şudur: Tasha Tudor & Family

Daha önce uzun yaşamanın formülünü verirken de Alice Herz-Sommer adında harika bir başka bayandan bahsetmiştim. Konu ilginizi çekiyorsa buyurun: Uzun Yaşamanın Şifresi Çözüldü

Categories: Edebiyat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Çalışkan Oblomov

Gonçarov’un “Oblomov” adlı romanını bir ayda yazdığını öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Girit’ten İki Yazar

Yazar Nikos Kazancakis gibi Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın da Girit adasında doğduğunu öğrendim. Kazancakis 1883 yılında doğmuş. Halikarnas Balıkçımız da ondan üç ya da yedi yıl sonra doğmuş diyebileceğim çünkü Kabaağaçlı’nın doğum yılı tam bilinmiyor. Ama sonuçta ikisi de aynı onluk dilimde ve aynı topraklarda dünyaya göz açmışlar.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

1 Çamaşırla Yaşamak

Çok değerli Muzaffer İzgü’nün, ortaokuldan sonra devam ettiği Diyarbakır Öğretmen Okulu’nda kendisine ilk gün üç adet çamaşır verilmesine çok sevindiğini öğrendim. Son derece fakir bir hayat sürdükleri evinde çocukluğu boyunca sadece bir adet çamaşırı olmuş çünkü.

Kaynak: “Muzaffer İzgü Aydınlatıyor” (Edremit Belediyesi Edebiyat Galerisi – 2. Şiir Dinletisi, Panel ve Kitap İmza Günleri, Mayıs 2011 )

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Güncel, Giyim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Otuz Kuş

‘Simurg’ sözcüğünün Farsçada ‘otuz kuş’ anlamına geldiğini öğrendim. ‘Si’ otuz demekmiş, ‘morgh’ ise kuş.

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Fayrap

Türkçe’de kullanılan ‘fayrap’ sözcüğünün İngilizce ‘fire up’tan geldiğini öğrendim. Küçükken hep duyardım etraftakilerden ‘faryap etti’ diye. Ne dendiğini tahmin ederdim de tam bilmezdim. Kelimeyi yıllardır duymamıştım. ‘Zorba’da çok geçiyor. Sözcüğün doğrusu faryap değilmiş tabii ama fayraptan daha rahat söylendiğinden öyle deniyor olsa gerek. Ne de olsa İngilizce kelime.

Neyse, ateşin yakılması ya da harlamasıyla ilintili olan ‘fayrap’ şu anlamda kullanılırmış: “Herhangi bir işi veya şeyi hızlandırma.” TDK‘nın verdiği örnek: “Beleş rakıyı bulunca fayrap etti.” Eder…

Ben de Zorba’dan bir örnek vereyim: “Kısa bir sessizlikten sonra yine fayrap etti; kalbi taşıyor, artık ona komuta edemiyordu.” (s.256) Edemez… 

[Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları]

Categories: Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hemingway Kitaplığı

Hemingway’in Küba’daki evinde 8.000 kitap bulunduğunu öğrendim. Aydınlık ve ferah evin, çalışma odasında yere serili ayı postunun, bahçesindeki kedi mezarlığının ve teknesi Pilar’ın fotoğraflarını şu sayfada bulabilirsiniz: Glimpses of The World

Categories: Edebiyat, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Ciddi Evlilik İlişkisi

Sait Faik Abasıyanık’ın güneye yerleşip bir kahve açmayı ve orada Leyla Erbil ile çalışmayı düşlediğini öğrendim. 1953 Nisanı ile 1954 Mayısı arasında arkadaşlık etmişler. Yani Sait Faik sirozdan ölene kadar. Tanıştıklarında Abasıyanık 47 yaşında. Leyla Hanım ise 22’sinde, filolojide okuyan bir genç kız ve İskandinav Hava Yollarında sekreterlik ve çevirmenlik yapıyor.

Abasıyanık’ın ölümünden Erbil’i suçlayanlar olmuş. Mektuplaştığı Ahmed Arif ise hiçbir suçu olmadığı konusunda Leyla Hanımı ikna etmiş.

Öykülerine hayranlık duyduğu, çok etkilendiği, tanışıp arkadaşlık ettiği yazarın ölümünden bir yıl sonra Erbil bir yüksek mühendis ile evlenmiş. Eşi Mehmet Erbil ile İskandinav Hava Yollarında çalışırken tanışmış.

Anladığım kadarıyla Erbil için Abasıyanık ömrünce en değer verdiği figürlerden biri olarak kalmış.

Kaynaklar:
* Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları
Writers of Turkey
Sennur Sezer, 22.09.2013, Radikal Kitap

İleri Okuma:
Elif Tanrıyar, 19.07.2015, t24

 

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Prafa

Prafa diye bir iskambil oyunu olduğunu öğrendim. Aynı sözcük hem Kazancakis’in Zorba romanında bir Girit kahvesinde gözlemlenenler anlatılırken hem de Sait Faik’in ‘Deli Çay’ şiirinde geçince merak edip baktım. Bilinen ve sevilen de bir oyun imiş meğersem. Dilinden hiç anlamadığım kağıtlar onlar 😉 Siz tanır mısınız bu oyunu?

Geceleyin üç ayaklı titrek masalarda oynanan
Kazıklı prafa partilerinin
Bıçak çektirdiği lüks lambalı kahveler…

(‘Deli Çay’ şiirinden)

 

 

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Şimdi Sevişme Vakti

Sait Faik Abasıyanık tarafından kaleme alınmış ‘Şimdi Sevişme Vakti’ adlı şiirin Ezginin Günlüğü şarkılarından birisi olduğunu öğrendim.

Categories: Edebiyat, Müzik | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Bursalı Laklakan

Bursa’da bir leylek hastanesi olduğunu öğrendim. Daha doğrusu, ondokuzuncu yüzyılda dünyanın ilk leylek hastanesine sahipmişiz. ‘Gurabahane-i Laklakan’, sakatlanan leyleklerin yanı sıra göç yolunda sıkıntısı olan diğer göçmen kuşların derdine de deva olmuş yıllarca. Derken bakımsız kalmış binası ve zamanla yok olup gitmiş. Ancak Osmangazi Belediyesi bu değere sahip çıkmayı aklına koymuş ve tarihi Irgandı Köprüsü’nün yanındaki hoş bir binanın restorasyonunu sağlayarak yine laklakana gurabahane olarak 2010 yılında hizmete açmışsa da yeni bina hayvan hastanesi olarak kedi-köpek-kuş, tüm sokak hayvanlarına yardım etmekteymiş.

Ben Pierre Loti’nin bir makalesinden öğrendim, ama Ahmet Haşim’in de “Gurebâhâne-i Laklakan” adında bir kitabı varmış ve Haşim de Bursa’da Haffaflar Çarşısı (Kapalıçarşı’daki ayakkabıcılar) meydanında bakım alan kuşlardan bahsedermiş.

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İstinyelinin Sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu Ercüment Ekrem’in de yazar olduğunu öğrendim. İstinye’de doğmuş Ercüment Ekrem Talu, İstanbullu oluşuyla pek bir gururlanırmış. 1924’te Cumhurbaşkanlığı‘nda çalışmış. Birçok dil bilen Ercüment Bey öğretmenlik dahil çeşitli görevlerde bulunmuş. Gazetelere makaleler, sohbetler, öyküler yazmışsa da kaynaklar asıl romancılığını övmekte. Zamanının çok satan yazarı olduğu anlaşılan Ercüment Bey’in kitaplarını bulabilir miyiz bilmem.

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu da Çiğdem Talu imiş. Yani Türk pop müziğinin pek ünlü şarkılarının sözlerini yazmış sevgili Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in torununun kızı imiş. Gazeteci Umur Talu da Çiğdem Talu’nun kardeşi.

Categories: Edebiyat, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İngilizceci Çiğdem

Söz yazarı Çiğdem Talu’nun, İstanbul’da bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştığını öğrendim. Ben doğduğum yıl mesleği bırakıp şarkı sözü yazarlığına başlamış.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tutunanlar

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eserinin ilk baskısının 1.500-2.000 liraya satılabildiğini öğrendim. Ahh rahmetlik de görseymiş de kıymetini bilseymiş…

Kaynak: Bayram Koç, Kırkambar Sahaf (Kedili Kütüphane 27.Bölüm)
[Edebiyat tutkunuysanız mutlaka 26. dakikadan sonrasını izleyin derim…]

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sabırlık

Resimdeki bitkiye ‘sabırlık’ dendiğini öğrendim.

Categories: Doğa, Edebiyat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , | 7 Yorum

Kitap Okumak Yasak

Okumaya tutkun Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı), Robert Kolej’de öğrenciyken okul kütüphanesinden kitap almasının yasaklandığını, onun da arkadaşlarına aldırdığı kitapları gece gizlice battaniye altında yaktığı fenerle okuduğunu öğrendim. Robert’den sonra Oxford Üniversitesi’ne gidince kütüphanedeki kitapları yutmuş üç-dört yıl boyunca. Bunu duyunca ben de pek rahatladım çünkü küçükken benim de sokak lambasından gelen ışıkla kitap okumak durumunda kaldığım acılı bir dönemim olmuştu 😀

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Baba Travmalılardan

‘Halikarnas Balıkçısı’ olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın babasını tabancayla öldürdüğünü öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | 8 Yorum

Abasıyanık Miras

Sait Faik Abasıyanık’ın kitaplarının telif hakkını Darüşşafaka’ya bağışladığını öğrendim. Bunu ölmeden önce annesi Makbule Hanım’a teklif etmiş. Makbule Hanım da, mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Abasıyanık Müzesi yapılması şartıyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakmış.

Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Erkekler Kadınlara Bakar

John Berger’in bir sözünü öğrendim: “Erkekler kadınları seyreder, kadınlarsa seyredilişlerini seyreder.”

“Men look at women. Women watch themselves being looked at.”

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , | 1 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ölümsüzler Kulübü

Amin Maalouf’un da Fransız Akademisi üyesi olduğunu öğrendim. 1635 yılında kurulmuş olan bu köklü Fransız kurumuna girmek oldukça zordur. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: Üye sayısı 40 olarak sabitlenmiştir ve üyelerden birisi ölmeden yeni üye aranmaz (o yüzden üyelerine ‘ölümsüzler’ denir). Genel olarak sergilediği tutucu duruşu, edebi içerik ve biçime getirilmek istenen yeniliklere karşı çıkar. Zaten üye olmanın tek kriteri edebiyat alanında başarılara imza atmış olmak değildir. Örneğin politik bazı konular da söz konusu. Çok prestijli görülmesine rağmen bolca da eleştiri alan akademinin üyelerinin iyi ilişkilerle seçildiği de söyleniyor. Nitekim, Fransız dilinin korunmasını sağlamak ve edebi beğeninin standartlarını belirlemek gibi ulvi amaçlarla kurulmuş olan Akademi’nin bugüne kadar ölümsüz ilan etmediği adaylar arasında Molière, Rousseau, Balzac, Flaubert, Stendhal, Proust, Camus, Sartre, Descartes gibi isimler var. Yani dışarıda kalanlardan neredeyse daha seçkin bir liste oluşmuş.

Boşalan 29. koltuğu doldurma onuruna layık görülerek 2011’de Akademili olan Maalouf’un seçilme nedeni ise şu şekilde açıklanmış: Batının güçlü ve zayıf yanlarıyla tanışan doğuluları eserlerine taşıyor oluşu. Doğunun öykülerini batıya sunma durumu, ya da onların ifade şekliyle ‘iki kültür arasındaki etkileşime kapı aralama’ hâli bana bir başka doğu öyküleri yazarını anımsattı. Sosyal hayatı hareketli ve enteresan, çevresi geniş olan ve o zamanlar Fransa’da gayet saygın bir figür olarak görülen 41 yaşındaki Pierre Loti de 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilerek çıtır üye olmuştu. Hem de rakibi Emile Zola’yı açık ara farkla yenerek ve Akademi’ye giriş konuşmasında o yılların yeni edebi hareketi olan ve Zola’nın da öncüsü olduğu Natüralizm akımını hiç onaylamadığını anlatarak. Zola ise defalarca aday gösterilmiş olmasına rağmen -çok natüralist bulunduğundan olsa gerek- hiçbir zaman Akademi’nin itibarlı üyeleri arasına girememiştir, ancak bugün Loti’nin eserlerini sadece ilgili kesimler anımsarken Zola, Fransa’nın en fazla okunan ve saygı duyulan roman yazarlarından biri olarak halkının gözündeki ölümsüzlüğünü korumaktadır.

Bu arada 1635’ten bu yana faaliyet gösteren Akademi’nin ilk kez bir kadını ölümsüzleştirme tarihi sadece 1980.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Arif Efendi

İstanbul’da yaşarken Pierre Loti’ye ‘Arif Efendi’ dendiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , | 1 Yorum

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: