Edebiyat

Bursalı Laklakan

Bursa’da bir leylek hastanesi olduğunu öğrendim. Daha doğrusu, ondokuzuncu yüzyılda dünyanın ilk leylek hastanesine sahipmişiz. ‘Gurabahane-i Laklakan’, sakatlanan leyleklerin yanı sıra göç yolunda sıkıntısı olan diğer göçmen kuşların derdine de deva olmuş yıllarca. Derken bakımsız kalmış binası ve zamanla yok olup gitmiş. Ancak Osmangazi Belediyesi bu değere sahip çıkmayı aklına koymuş ve tarihi Irgandı Köprüsü’nün yanındaki hoş bir binanın restorasyonunu sağlayarak yine laklakana gurabahane olarak 2010 yılında hizmete açmışsa da yeni bina hayvan hastanesi olarak kedi-köpek-kuş, tüm sokak hayvanlarına yardım etmekteymiş.

Ben Pierre Loti’nin bir makalesinden öğrendim, ama Ahmet Haşim’in de “Gurebâhâne-i Laklakan” adında bir kitabı varmış ve Haşim de Bursa’da Haffaflar Çarşısı (Kapalıçarşı’daki ayakkabıcılar) meydanında bakım alan kuşlardan bahsedermiş.

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İstinyelinin Sevdası

Recaizade Mahmut Ekrem’in oğlu Ercüment Ekrem’in de yazar olduğunu öğrendim. İstinye’de doğmuş Ercüment Ekrem Talu, İstanbullu oluşuyla pek bir gururlanırmış. 1924’te Cumhurbaşkanlığı‘nda çalışmış. Birçok dil bilen Ercüment Bey öğretmenlik dahil çeşitli görevlerde bulunmuş. Gazetelere makaleler, sohbetler, öyküler yazmışsa da kaynaklar asıl romancılığını övmekte. Zamanının çok satan yazarı olduğu anlaşılan Ercüment Bey’in kitaplarını bulabilir miyiz bilmem.

Ercüment Ekrem Talu’nun torunu da Çiğdem Talu imiş. Yani Türk pop müziğinin pek ünlü şarkılarının sözlerini yazmış sevgili Talu, Recaizade Mahmut Ekrem’in torununun kızı imiş. Gazeteci Umur Talu da Çiğdem Talu’nun kardeşi.

Categories: Edebiyat, Müzik, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

İngilizceci Çiğdem

Söz yazarı Çiğdem Talu’nun, İstanbul’da bir özel okulda 17 yıl İngilizce öğretmeni olarak çalıştığını öğrendim. Ben doğduğum yıl mesleği bırakıp şarkı sözü yazarlığına başlamış.

Categories: Edebiyat, Müzik, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Tutunanlar

Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” adlı eserinin ilk baskısının 1.500-2.000 liraya satılabildiğini öğrendim. Ahh rahmetlik de görseymiş de kıymetini bilseymiş…

Kaynak: Bayram Koç, Kırkambar Sahaf (Kedili Kütüphane 27.Bölüm)
[Edebiyat tutkunuysanız mutlaka 26. dakikadan sonrasını izleyin derim…]

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Sabırlık

Resimdeki bitkiye ‘sabırlık’ dendiğini öğrendim.

Categories: Doğa, Edebiyat, Yiyecek | Etiketler: , , , , , , , , | 7 Yorum

Kitap Okumak Yasak

Okumaya tutkun Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı), Robert Kolej’de öğrenciyken okul kütüphanesinden kitap almasının yasaklandığını, onun da arkadaşlarına aldırdığı kitapları gece gizlice battaniye altında yaktığı fenerle okuduğunu öğrendim. Robert’den sonra Oxford Üniversitesi’ne gidince kütüphanedeki kitapları yutmuş üç-dört yıl boyunca. Bunu duyunca ben de pek rahatladım çünkü küçükken benim de sokak lambasından gelen ışıkla kitap okumak durumunda kaldığım acılı bir dönemim olmuştu 😀

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Baba Travmalılardan

‘Halikarnas Balıkçısı’ olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın babasını tabancayla öldürdüğünü öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | 8 Yorum

Abasıyanık Miras

Sait Faik Abasıyanık’ın kitaplarının telif hakkını Darüşşafaka’ya bağışladığını öğrendim. Bunu ölmeden önce annesi Makbule Hanım’a teklif etmiş. Makbule Hanım da, mal varlıklarının çoğunu, yazarın eserlerinin telif haklarını ve Abasıyanık Müzesi yapılması şartıyla Burgazada’daki köşkü Darüşşafaka Cemiyeti’ne bırakmış.

Abasıyanık, S.F. (2014). Şimdi Sevişme Vakti. İstanbul: Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Erkekler Kadınlara Bakar

John Berger’in bir sözünü öğrendim: “Erkekler kadınları seyreder, kadınlarsa seyredilişlerini seyreder.”

“Men look at women. Women watch themselves being looked at.”

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , | 1 Yorum

O

‘Yol’ filmi çekilirken Yılmaz Güney’in Erden Kıral’a kırılarak birlikte çalışmayı durdurduğunu, o dönem yaşananlardan dolayı morali çok bozulan Kıral’ın sinemayı bırakmayı bile düşündüğünü, ama eşi Tezer Özlü’nün desteğiyle toparlandığını öğrendim. O zamanlar Goethe Enstitüsü’nde çalışan Tezer Özlü eşine mutlaka film yapmaya devam etmesi gerektiğini söylemiş ve ben çalışıp bize bakarım demiş. Hatta Ferit Edgü’nün “O” romanını filmleştirmesini önererek Kıral’ı dürtmüş, Edgü ile konuşmuş. Iyi ki de dürtmüş. Ortaya çıkan “Hakkari’de Bir Mevsim” adlı yapıt, 1983 Berlin Film Festivalinden Gümüş Ayı ile döndü. 

 

Kaynak: Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Edebiyat, Sanat, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Altın Leoparlar

Locarno Film Festivalinin düzenlendiği kentin İsviçre’de olduğunu öğrendim. En eskilerden olan festivalin ödülü altın leopar imiş. İki altın leoparımıza dair bir anıyı okurken öğrendim:

Ayrıca şehrin jeopolitik konumunun uygunluğundan olsa gerek şöyle de bir tarihi önemi varmış: I. Dünya Savaşında ortalığı kasıp kavuran Avrupa devletleri, savaştan sonra ilişkilerini düzeltmek için bu kentte biraraya gelmişler. Yani bir nevi öpüşüp barışma anlaşması olan Locarno Anlaşması burada oluşturulmuş. Detaylarını Ali Çimen’in ‘Sessiz Tarih‘ sitesinden okuyabilirsiniz.

Bu arada Cuma gecesi Locarno’da Imagine Dragons konseri varmış. Gidecekseniz söyleyeyim 😀

Categories: Coğrafya, Edebiyat, Etkinlik, Konser, Sanat, Seyahat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Ölümsüzler Kulübü

Amin Maalouf’un da Fransız Akademisi üyesi olduğunu öğrendim. 1635 yılında kurulmuş olan bu köklü Fransız kurumuna girmek oldukça zordur. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: Üye sayısı 40 olarak sabitlenmiştir ve üyelerden birisi ölmeden yeni üye aranmaz (o yüzden üyelerine ‘ölümsüzler’ denir). Genel olarak sergilediği tutucu duruşu, edebi içerik ve biçime getirilmek istenen yeniliklere karşı çıkar. Zaten üye olmanın tek kriteri edebiyat alanında başarılara imza atmış olmak değildir. Örneğin politik bazı konular da söz konusu. Çok prestijli görülmesine rağmen bolca da eleştiri alan akademinin üyelerinin iyi ilişkilerle seçildiği de söyleniyor. Nitekim, Fransız dilinin korunmasını sağlamak ve edebi beğeninin standartlarını belirlemek gibi ulvi amaçlarla kurulmuş olan Akademi’nin bugüne kadar ölümsüz ilan etmediği adaylar arasında Molière, Rousseau, Balzac, Flaubert, Stendhal, Proust, Camus, Sartre, Descartes gibi isimler var. Yani dışarıda kalanlardan neredeyse daha seçkin bir liste oluşmuş.

Boşalan 29. koltuğu doldurma onuruna layık görülerek 2011’de Akademili olan Maalouf’un seçilme nedeni ise şu şekilde açıklanmış: Batının güçlü ve zayıf yanlarıyla tanışan doğuluları eserlerine taşıyor oluşu. Doğunun öykülerini batıya sunma durumu, ya da onların ifade şekliyle ‘iki kültür arasındaki etkileşime kapı aralama’ hâli bana bir başka doğu öyküleri yazarını anımsattı. Sosyal hayatı hareketli ve enteresan, çevresi geniş olan ve o zamanlar Fransa’da gayet saygın bir figür olarak görülen 41 yaşındaki Pierre Loti de 1891 yılında Fransız Akademisi’ne seçilerek çıtır üye olmuştu. Hem de rakibi Emile Zola’yı açık ara farkla yenerek ve Akademi’ye giriş konuşmasında o yılların yeni edebi hareketi olan ve Zola’nın da öncüsü olduğu Natüralizm akımını hiç onaylamadığını anlatarak. Zola ise defalarca aday gösterilmiş olmasına rağmen -çok natüralist bulunduğundan olsa gerek- hiçbir zaman Akademi’nin itibarlı üyeleri arasına girememiştir, ancak bugün Loti’nin eserlerini sadece ilgili kesimler anımsarken Zola, Fransa’nın en fazla okunan ve saygı duyulan roman yazarlarından biri olarak halkının gözündeki ölümsüzlüğünü korumaktadır.

Bu arada 1635’ten bu yana faaliyet gösteren Akademi’nin ilk kez bir kadını ölümsüzleştirme tarihi sadece 1980.

Categories: Edebiyat, Kültür, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Arif Efendi

İstanbul’da yaşarken Pierre Loti’ye ‘Arif Efendi’ dendiğini öğrendim.

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , | 1 Yorum

Batıya Doğru!

Ünlem işaretiyle biten bir yer ismi olduğunu öğrendim. Devon’da bulunan Westward Ho! isimli sahil kasabası adını bir romandan almış. 1855’te yayınlanan Westward Ho! (Batıya Doğru!) adlı kitap Charles Kingsley tarafından yazılmış. I.Elizabeth döneminde yaşamış bir denizcinin maceralarından yola çıkarak kaleme alınmış bu tarihi kurgu da Devon’da başlar ve denizlerde devam eder. İspanyollara karşı elde edilen zaferleri kutlar niteliktedir. Karakterimiz Amyas, Yenilmez Armada’ya büyük zararlar veren kuvvetleri komuta eden ‘Sir’ ünvanlı korsan Francis Drake’e katılır ve okuyucuyu keşiflere, fetihlere, zafer coşkusuna sürükler. İngiliz Emperyalizminin ateşli bir savunucusu tarafından yazılan kitap içinde korsanlarla mücadele, Karayiplerde hazine avı, sevdiğini kurtarma gibi unsurlar da barındırınca çok beğeni görmüş ve kısa sürede çok satmış tabii. İşte Devon’daki o yerleşim biriminin insanları da acaba bu kadar sevilmiş ve meşhur olmuş bir kitap bizi de iyi bir turist destinasyonu yapar mı ki diyerekten köylerine Westward Ho! ismini vermiş. Batıya Doğru!


Kitapla ilgili bilgi kaynağı: Revolvy

Categories: Edebiyat, Ekonomi, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti Evi

Pek çoklarının ‘eksantrik’ kabul ettiği ondokuzuncu yüzyıl yazarı Pierre Loti’nin Fransa’daki evinin 1969 yılında müze yapıldığını ve günümüzde de gezilebildiğini öğrendim. Rochefort’taki Pierre Loti Sokağında bulunan üç katlı evin içi Loti’ye yakışır biçimde son derece şaşaalıymış. Çok seyahat eden ve seyahatlerinden de mutlaka hayvan ve sanat eserleri toplayarak dönen yazarın doğduğu ev bu hediyelik eşyalarla dolunca yandaki evi de satın almış. İspermeçet balinası dişi, Senegal bilezikleri, Mısır kedisi mumyası, Japon süsleri gibi objeler toplayan bu ilginç insanın evi Cezayir’den alınan kaplumbağa ve mezar taşları gibi çeşitli nesneyle dolup taşarmış. Kaplumbağa çoktan ölmüş olsa da Loti’nin ilk romanı Aziyadé’ye adını veren trajik kahramanın sözde mezar taşı halen Fransa’daki müze evde sergilenmekteymiş. Loti, mezar taşının asıl sahibine olan büyük aşkını İstanbul’da yaşamış, bu aşkın romanı Aziyadé’yi de Rabia Kadın Kahvesi’nde yazmış derler. Yani adı sonradan Pierre Loti Kahvesi olan mekanda. Yani bulunduğu tepenin ismini değiştirerek İdris-i Bitlisi Tepesi yapmak istedikleri mekanda.

Oryantal dünyaya ve özellikle de Osmanlı’ya hayran olan Loti’nin ellerinden çıkan evin bazı bölümlerinde doğu hayranlığı çok net görülüyormuş. Umman sultanının verdiği hançer ve kılıç ile Fas sultanının armağanı olan kılıç ve gümüş kaplama tabancanın da yer aldığı Arap silahları koleksiyonu, damarlı mermer sütunlar, Osmanlı sediri, salon fıskiyesi, ahşap oymalı tavanıyla Türk salonu, çiniler ve çakma cami… Loti, Şam’da yanan bir caminin parçalarını satın alıp Rochefort’a taşımış ve yapıyı evinde yeniden inşa etmeleri için Suriyeli bir ekibi de beraberinde getirmiş.

Ev, halka açık olsa da ziyaret etmek zormuş. Sınırlı sayıda ziyaretçiye izin verildiği için rezervasyon zorunluymuş.

Kaynaklar:

Arthur Clark, Saudi Aramco World, Temmuz/Ağustos 1992 (Cilt 43, Sayı 4)

Elaine Sciolino, The New York Times Style Magazine, 12 Temmuz 2011

 

Categories: Edebiyat, Hayvan, Kültür, Mekan, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Loti

Pierre Loti isminin yazarın gerçek adı değil takma isim olduğunu öğrendim. Louis Marie Julien Viaud’e ilk kez Pierre şeklinde hitap eden kişi o zamanların büyük tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt imiş. Yani Pierre ismini veren kişi ünlü tiyatrocu Sarah Bernhardt. Rivayet odur ki, 1875’te Paris’te aktrisin performansını izleyen Viaud, bu oyuncuyla tanışmayı kafasına koyar ve şöyle bir mizansene girişir: Viaud kendini bir acem halısına sardıracak, Arap kıyafetleri içindeki adamlar rulo halindeki halıyı tiyatrocunun odasına getirecek ve sanatçının gözleri önünde yuvarlanarak açılan halının içindeki genç yazarımız hanımefendinin huzuruna serilecek! Böyle bir girişin ardından ikisinin hemen dost olduğu söyleniyor.

Loti kısmı ise henüz 22 yaşındayken yani 1872 yılında yapışıyor üzerine. Katıldığı donanmayla Tahiti’ye giden Viaud’a ‘Loti’ ismi bu adada verilir. Loti’nin adaya özgü bir çiçek olduğu kesin olsa da yazara ismi kimin verdiği net değil. Kimi kaynak yerlilerin Viaud adını telaffuz edememesi nedeniyle Loti dediklerini söylüyor, kimi bu adı bizzat kraliçenin taktığını belirtiyor, kimi de yazarın roti sözcüğünü yanlış söylemesinden sonra loti diye çağrılmaya başladığını ifade ediyor. Sonuç olarak bir Tahiti çiçeğinden almış takma ismini. 

Categories: Dil, Doğa, Edebiyat, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarı mı Kabus mu?

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AIWS: Alice In Wonderland Syndrome) isminde bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Bu bir tür algısal bozukluk durumu imiş. Vücut parçalarını farklı büyüklüklerde algılıyorlarmış örneğin. Ya da odadaki eşyalar minik minik görünüyormuş. Dünyayı bir dürbünün yanlış tarafından görmek gibi. AIWS hastalığından muzdarip kişiler, nesneleri olduklarından büyük ya da küçük görme, boşluk-derinlik ve zaman gibi kavramları doğru algılayamama, dokunduğu cismi olduğundan farklı hissetme, sesleri farklı algılama gibi sorunlar yaşarmış. Yani algılama bozukluğu ve perspektif ile ilgili bir sendrommuş ve duyularda bozukluklar görülmesiyle karakterize imiş. Halüsinasyonlar görenler oluyormuş. Nöbet sırasında yürümekte zorlanan bile olabiliyormuş.

Yazılarında çektiği migren ağrılarından bahseden Lewis Carroll’ın yani “Alice Harikalar Diyarında” kitabının yazarının da bu bozukluğun pençesinde yaşamış olabileceği düşünülüyor.

Categories: Bilim, Edebiyat, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Yazın Mühendisleri

Murat Gülsoy’un da mühendis olduğunu öğrendim. Böylece yazın dünyasında mühendis olduğunu bildiğim kişiler listeme bir isim daha ekledim:

Murat Gülsoy (Elektrik-Elektronik Mühendisi),
Cemil Kavukçu (Jeofizik Mühendisi),
Oğuz Atay (İnşaat Mühendisi),
Boris Vian (Maden Mühendisi),
Fyodor Dostoyevski (Askeri Mühendis),
Mehmet Eroğlu (İnşaat Mühendisi)

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Harikalar Diyarının Fotoğrafçısı

“Alis Harikalar Diyarında” (Alice in Wonderland) kitabının yazarı Lewis Carroll’ın başarılı bir matematikçi olmasının yanı sıra fotoğrafçı da olduğunu öğrendim. Matematik dehasına bir şey diyemem ama çektiği çocuk fotoğraflarını rahatsız edici buldum. 

 

Kaynak: photography-news (Lewis Carroll’s haunting photographs of young girls)

Categories: Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Fransızca Çok mu Kolay?

Panait Istrati’nin Fransızcayı kendi kendine öğrenerek bu dilde romanlar yazdığını öğrendim. Rumen yazar, temizlik yaparak geçimini güçlükle sağlayan bir hanımdan doğuyor. Babasına dair resmi bir kayıt bulunmasa da Yunan bir kaçakçı olduğuna inanılıyor. Fakir ve yeterli eğitim almamış bir çocuk olarak küçük yaşta kendisine uygun olmayan işlerde ve koşullarda çalışmak zorunda kalıp yaşamın zorluklarıyla ve sokak hayatıyla tanışmış.

Zorluklardan yılıp 37 yaşındayken boğazını keserek intihara kalkışması vesilesiyle Fransız yazar Romain Rolland ile tanışıyor ve yazın çalışmalarının önü açılarak dünya çapında beğenilen bir yazar doğuyor. 

Fransızcaya dönecek olursak: Derler ki bu dili sözlüklerden öğrenmiş otuzlu yaşlarında. Sonrasında da Fransız klasiklerini hatmederek geliştirmiş bilgisini. Sözlüklerin çok kıymetli kaynaklar olduğundan eminim ama Fransızcanın da en zor dillerden biri olduğunu iyi biliyorum. O zaman helal olsun Istrati’ye!

 

Kaynak: Encyclopaedia of the Hellenic World (blacksea.ehw.gr)

Categories: Dil, Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

12 Kez

Yazılan ilk Harry Potter kitabı nüshalarının oniki yayınevine yollandığını ancak hep ret yanıtı alındığını öğrendim.

 

Kaynak: The Guardian

Categories: Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Kesal Doktor

Ercan Kesal’ın aslen tıp doktoru olduğunu öğrendim. Psikoloji alanında yüksek lisansı varmış ve şimdi de Sosyal Antropoloji doktorası yapıyormuş. Taşrada hekimlik yapmış olmasının yanı sıra özel tıp merkezi kurmuşluğu da varmış ve şu anda da hastane yöneticiliği yapıyormuş. Peki nasıl başlamış oyunculuğa? Sinemaya ilgisi hep varmış ama meslek olarak yapmaya eşi sayesinde başlamış. Eşi Nazan Kesal da oyuncuymuş. ‘Uzak’ filminin çekimleri sırasında bir gün Nuri Bilge Ceylan kendisine şöyle diyor: “Yarın senin sevgilini oynayacak bir oyuncuya ihtiyacımız var. Seninle kafeden içeri girecek ve dışarı çıkacak.” Nazan Hanım da zaten hazırda bir sevgilisi olduğunu belirtince Ercan Kesal’a sinema yolları açılıyor ve ‘bara giren kel adam’ olarak kariyerine başlıyor.

Ama tabii bu kadar dolu bir bey olmasaydı bu konuda da bunca başarılı olamazdı. Yazarların kütüphanelerini inceleyen bir Internet serisi var: BookSerf. Kesal’ın çalışma odasını anlattığı bölümü izleyerek keşfettim kendisini zaten ve bilgisine ve de kafasının doluluğuna, okuma düzeyine hayran kaldım.

 

Kaynaklar:

Kendi web sitesi ercankesal.com

Miraç Zeynep Özkartal Röportajı, Milliyet, 22.01.2012

Categories: Edebiyat, Eğitim, Psikoloji, Sağlık, Sinema, TV | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Zor Çeviri

Otomatik Portakal kitabını dilimize ilk çevirenin Aziz Üstel olduğunu öğrendim.

Categories: Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Tutunamayanların Fotoğrafı

Oğuz Atay kitaplarının kapağında yer alan fotoğrafın Ara Güler tarafından çekildiğini öğrendim.

 

 

Cemal Süreya fotoğraflarını kim çekti?
Yusuf Atılgan fotoğraflarını kim çekti?

Categories: Edebiyat, Sanat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Hastalık Hastasının Ölümü

Molière’in nasıl öldüğünü öğrendim. Son yazdığı eser olan ‘Hastalık Hastası’ sahnelenmektedir. Yazar da baş rolü oynamaktadır, yani ölümden ve doktorlardan korkan hipokondriyak bir insanı. Ancak yazarın kendisi de gerçek hayatta verem hastasıdır ve sahnede fenalaşır. Durumunun ciddiyetine ve yakın çevresinin uyarılarına rağmen oyunu tamamlamayı başarır, ancak oyundan sonra götürüldüğü evinde ölür. 

 

 

‘Hastalık Hastası’ oyununu dinlemek için: Radyo Tiyatrosu

Categories: Edebiyat, Psikoloji, Sanat, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

İngiliz Edebiyatçılarının Basın Merakı

Altı ay önce vefat eden (2 Kasım 2016) gazeteci Mete Akyol’un Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olduğunu öğrendim. Çok sevdiğim Cem Seymen’in de lisans ve yüksek lisans çalışmalarını bu alanda yaptığını bilip gururlanırdım. Akyol’u da bugün öğrendim. 

Ayrıca, Mete Akyol’un 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında esir düşmüş olduğunu da yeni öğrendim. (Fotoğraflar için: Star, 03.11.2016)

Categories: Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Lüks Cezaevi

İstanbul’daki lüks bir otelin, geçmişte yazın dünyamızın önemli isimlerinin yattığı Sultanahmet Cezaevi olduğunu öğrendim.

 

Cezaevi’nin yürek burkan öyküsünü Sevil Okay‘ın kaleminden okuyun. Ve Sultanahmet’te dolaşırken bastığınız yerin altında neler yatıyor olabileceğini…

 

Categories: Edebiyat, Kültür, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Edebiyat Aşığı Başkan

Antalya Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal’ın en sevdiği yazarın Dostoyevski olduğunu öğrendim. Sanatın her dalıyla ilgilendiğini bildiğimiz başkanın en büyük aşkı edebiyatmış. Kendisi de öyküler yazan Uysal, Hürriyet’e verdiği bir röportajda şu üç kitabı önermiş:

* Semerkant, Amin Maalouf,
* Pupa Yelken, Sadun Boro
* Esir Şehir Üçlemesi, Kemal Tahir

Kaynak: Ceren Deniz, Hürriyet Akdeniz, 30.03.2017

Categories: Antalya, Edebiyat, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Doğum Günüm

17 Nisan’ın hem Köy Enstitülerinin hem de Öğrenince Mutluyum’un doğum günü olduğunu biliyordum da, Dünya Hemofili Günü de olduğunu yeni öğrendim. Halikarnas Balıkçısı’nın da yaş günüymüş. Yüz dolardaki resmin sahibi Benjamin Franklin’in ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ise ölüm günü. Bir de Gabriel García Márquez’in…

Aslında tarihe bugün kaydolmuş volkanik patlama faciası dahil ilginç olaylar var. Yıl 1492: Kolomb’un sürekli batıya giderek Hindistan’a ulaşmaya dair çılgın projesinin finansmanına İspanya Kraliyetinden  onay geldi. Böylece tüm geleceği değiştirecek imzalar atıldı. 1961: Castro rejimini yıkmak için Küba’ya ‘Domuzlar Körfezi’ Çıkarması. 1969: Sovyet askeri müdahalesi ile Çekoslavakya Lideri Dubček görevinden uzaklaşmak zorunda kaldı. 1982: Kanada Anayasasının son hali Kraliçe II. Elizabeth tarafından imzalandı.

Hiç de komik olmayan bir şaka gibi ama 17 Nisan Suriye’nin de Fransa yönetiminden kurtuluşunu kutladığı Bağımsızlık Günü.

Geçen sene ilk yaş günümü kutlayışımın ardından bu blogu bitirmeye karar vermiştim. Bir ay hiç yazmadıktan sonra yeniden başladım ve Öğrenince Mutluyum’un 651. yazısını yayınladım şu an. İyi ki bitirmemişim. Öğrenmek ve öğretmek bana her zaman zevk vermiştir ama geçen yıldan bu yana blog üzerinden edindiğim dostluklar da ayrı bir güzel. Varlığınız ve destekleriniz için teşekkür ederim… Saygılarımla…

Doğum günümüz kutlu olsun!

İlk Yazım: 17 Nisan 2015

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Edebiyat, Eğitim, Tarih, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 34 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: