Dil

Lup

Türk diline ‘lup’ diye bir sözcük geçtiğini öğrendim. Bir tür büyüteçtir lup (Bkz: TDK).

“Bir lup alıp içtiğimiz suya bakarsan, onun göze görünmeyen küçük küçük kurtlarla dolu olduğunu görürmüşsün. Kurtları görecek ve su içmeyeceksin. İçmeyeceksin de susuzluktan gebereceksin! Lupu kır patron! Kır namussuzu da, kurtlar hemen kaybolsun! Sen de suyu içip serinle!” (s.143)

Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları

 

Reklamlar
Categories: Bilim, Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Fak

‘Fak’ sözcüğünün ‘tuzak, kapan’ anlamına geldiğini öğrendim. Sabah annem “fak lazım” deyince ufak bir şok geçirdim ama fare kapanından bahsediyormuş. Faka basmışım.

TDK Orhan Kemal’den bir örnek tümce vermiş: “iyi bir fakı olsa yine iş görebilirdi.”

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Diptik

İki parçadan oluşan tablolara ‘diptik’ dediğimizi öğrendim. Birbiriyle bağlantılı fotoğraf ya da resim seti de olabiliyormuş bu, üzerine boyama işleminin yapıldığı ve ortadan menteşeyle birbirine tutturulmuş iki tahta panel de.

Marilyn Diptych, 1962, Andy Warhol

Categories: Dil, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Kangal

Kangal sözcüğünün anlamını öğrendim. Sadece ‘bir kangal sucuk’ demek için ihtiyaç duyduğum bu kelimeyi hiç merak etmemişim daha önce. Çok sık da ‘bir kangal sucuk’ demeyince… 😀

Rumcadan gelen ‘kangal’; tel, kurşun boru gibi uzun ve bükülebilir şeylerin halka biçiminde sarılmasıyla yapılan bağ demekmiş ve ayrıca bu şekilde bükülmüş şeylerin tek bir halkasını ifade ediyormuş (Kaynak: TDK). Ama sık kullanıldığı bir alan var mı sucuktan başka diye de merak ediyorum. Şahsen teli bükmek istesem “şu teli kangal yapayım” demezdim de teli halka şekline getirmeyi ya da kısaca teli bükmeyi seçerdim. 🙂

Categories: Dil | Etiketler: , , | 1 Yorum

Anya, Hanya, Konya, Gonya

‘Hanya’yı Konya’yı görmek’ olarak bildiğimiz sözdeki ‘Hanya’nın Girit adasında olduğunu öğrendim. Yani TDK gibi bir kaynakta izine rastlayamasam da bu Hanya’nın o Hanya olması olasılığı çok yüksek. Hanya (Hania / Χανιά / Chania), Girit adasının ikinci büyük kenti. Geçmişte daha da kıymetli bir yerleşim bölgesiymiş. 1600’lü yılların ortalarından 1900’e kadar Osmanlı var adada (Balkan Savaşları ardından Yunanistan’a geçiyor). Dolayısıyla herhangi bir sözde Hanya ilinin geçmesi çok doğal. Hatta Konya kısmı için de “aslında o Konya değil” diyenler mevcut, ki açıklamalar oldukça mantıklı. Hanya nere Konya nere… Konya olarak evrilmiş olan mekan için Girit’in yönetim merkezi ve en büyük kenti Heraklion olabilir diyen var. Heraklion’un eski adı ‘Kandiye’ imiş. Daha da mantıklı gelen bir başka açıklamaya göre ise, bu sözde geçen o yerin ismi ‘Gonia’ olmalı çünkü Hanya’ya 25 kilometre mesafede bulunan Gonia isminde bir yer var. Gonia’da da bir manastır var ve yerel tarih için çok çok önemli rol oynamış bu manastır. Gonia, koca Girit adasının batı ucunda ‘köşede’ kalan bir sahilde olduğu için konumu önem arz ediyor. Hanya kuşatmasında Türkler işgal ediyor mesela manastırı. Sıkça da tahrip ediyorlar. Ayrıca dönem dönem Gonia Manastırı isyancı grupların üssü haline geliyor. Girit asileri hep bu manastırda konuşlanarak örgütlenmiş. Girit’in büyük direniş hareketleri bu manastırda planlanıyor en önemli gizli devrim örgütlerince. Hatta son büyük eylemleri de yine Gonia Manastırının sahilinden başlatılıyor. (Kaynak: My Crete Guide)

Asilere sığınak olan, bu yüzden de sıkça saldırılara maruz kalan bu cennet ve cehennem köşesi adını da köşede bulunmasından alıyor. Yukarıda dediğim gibi, Girit adasının batısında önemli bir köşeyi tutuyor Gonia. Matematikte kullandığımız ‘gönye’ de Yunanca ‘gonia’ kelimesinden geliyor; yani ‘köşe, açı’ anlamında kullanılan sözcükten. Gördük mü şimdi Hania’yı Gonia’yı?

 

Categories: Dil, Seyahat, Tarih, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Otuz Kuş

‘Simurg’ sözcüğünün Farsçada ‘otuz kuş’ anlamına geldiğini öğrendim. ‘Si’ otuz demekmiş, ‘morgh’ ise kuş.

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Sanat, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , | 3 Yorum

Bango

Mutfak tezgahına Ege dolaylarında ‘bango’ dendiğini öğrendim. ‘Bango’ sözcüğü TDK‘da “Tuhafiye, manifatura mağazalarındaki tezgâh, masa” olarak verilmiş de ona ‘banko’ diyorduk sanki.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , | 1 Yorum

Türkçe Konuşun Be!

Devlete bağlı kurumlar adına sosyal medya hesabı açıp hiç çekinmeden küfür bile yazabilenler olduğunu öğrendim.

Ben yazı yazarken TDK sayfası mutlaka açık durur ki gereksinim duydukça sözcük yazılışlarını ve noktalamayı kontrol edeyim. Bugün yine açık olan sayfada şu duyuru dikkatimi çekince ilgim o yöne kaydı: “‘Drone’ sözü için yaptığımız çalışmaların ilk ayağı olan sormaca sona ermiştir. Bu yabancı kökenli sözün Türkçe karşılığını arama çalışmalarımız sürmektedir. Kamuoyuna duyurulur.” Hiçbir yerde tarih yazmadığından bu yeni bir haber mi yoksa artık bir sözcük bulundu mu diye araştırdım. 24 Haziran tarihinde paylaşılmış olan “‘Drone’ için önerilere açığız…” tümcesi sabitlenmiş tweet olarak duruyor. Onedio sayfasında Twitter kullanıcılarından gelen önerilerin derlemesini okuyup gülüyordum ki (görümce, uçupduron, Erdrone gibi) TDK’nın esprili yanıtıyla karşılaştım: “Drone artık karar vermekte zorlanıyoruz.” Tabii beklemediğim bu yanıt beni Twitter’da bu hesaba bir bakmaya itti ve gerçekten oldukça dolu, bolca bilgi yüklü, öğretici bir duruşu olan yani takipçileri dilimiz konusunda geliştirecek etkinliklere yer veren, sık paylaşımlı ve esprili bir hesap olmasına çok şaşırdım. “Evet, evet, bunu takip etmeli” mırıldanmasıyla kafamı sallıyordum ki bir küfürle karşılaştım! “You are writing f***king English. Please write Turkish…” Başbakanlık bağlantılı bir hesabın esprili, güncel ve dopdolu olması şaşırtmıştı ama küfür bu şaşkınlığı yirmiye katladı. TDK küfrü normal mı karşılıyor yoksa tweet atan kişiye fazla gereksiz bir sorumluluk, kontrolsüz bir yetki mi vermiş?

Kusura bakmayın gençler ama küfürü kabul edemiyorum. Günlük hayatta dostlar arasında durum başka ama herkese açık bir platformda biraz daha dikkat etmeli. İş yerinde küfrederek dolaşmıyorsanız Internette de ben sizin bu tümcelerinize maruz kalmak istemiyorum. Öyküde bir yere kadar kabul edilir, iki cümlede bir dümdüz gitmiyorsanız, ama fikir yazılarında küfür yerine kullanılabilecek, derdimizi anlatacak bir sürü sözcük var. Hele ki dilin doğru kullanımını savunmak ve yaymak için 7/24 uğraşan bir hesapsanız. İngilizce de olsa küfür küfürdür ve kullanmamız normal karşılansaydı gazetelerin küfürlü cümlelerle dolu olmasını beklememiz gerekirdi.

Neyse, TDK’nin web sayfasına girmek aklıma geldi de kurumun resmi hesabını öğrendim: @TDKBIM. Yani bir saattir paylaşımlarını okuyup incelediğim hesap gerçek Türk Dil Kurumu Twitter hesabı değilmiş. Başkasına aitmiş ve o ismi vermiş kendine. Bunun üzerine gerçek hesaplarına girdim. Benzer dolulukta paylaşımlar görme olasılığı ve de iyimserliği bir an aklımdan geçmedi değil ama ilk beklentim kazanmıştı. İşte, kurumsal başarı öyküleri karşımdaydı 😦

Türk Dil Kurumu’nun çakma hesapla ilgili olarak hiçbir şey yapmamış olması ilginç gelse de sevindiğimi gizleyemem. Çünkü site ‘yöneticisi’nin Türk dilinin gelişimi konusunda çok takdire değer çalışmalar yaptığı ortada. Hatta TDK biraz bu hesaptan fikir alsa iyi olacak gibi. Şu veriye bakarak bir daha düşünmeliler belki de:

* 2011 yılında Twitter alemine girmiş @TDKBIM hesabının yani kurumun resmi hesabının 809 paylaşımı ve 17.000 takipçisi var.
* Yazının başından beri bahsettiğim resmi değil resimli hesap ise 2015 yılından beri aktif, 591 paylaşımla 19.500 takipçi yapmış. Bir de beni ekleyin.

İleri Okuma: Diken Gazetesinin Haberi

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | 3 Yorum

Fayrap

Türkçe’de kullanılan ‘fayrap’ sözcüğünün İngilizce ‘fire up’tan geldiğini öğrendim. Küçükken hep duyardım etraftakilerden ‘faryap etti’ diye. Ne dendiğini tahmin ederdim de tam bilmezdim. Kelimeyi yıllardır duymamıştım. ‘Zorba’da çok geçiyor. Sözcüğün doğrusu faryap değilmiş tabii ama fayraptan daha rahat söylendiğinden öyle deniyor olsa gerek. Ne de olsa İngilizce kelime.

Neyse, ateşin yakılması ya da harlamasıyla ilintili olan ‘fayrap’ şu anlamda kullanılırmış: “Herhangi bir işi veya şeyi hızlandırma.” TDK‘nın verdiği örnek: “Beleş rakıyı bulunca fayrap etti.” Eder…

Ben de Zorba’dan bir örnek vereyim: “Kısa bir sessizlikten sonra yine fayrap etti; kalbi taşıyor, artık ona komuta edemiyordu.” (s.256) Edemez… 

[Kazancakis, N. (2017). Zorba. (Ahmet Angın, çev.) İstanbul: Can Sanat Yayınları]

Categories: Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Uçma Uçma Böceğim, Kal

Uğur böceğine neden bu ismin verildiğini yani çeşitli kültürlerde uğurlu kabul edilmesinin sebebini öğrendim. Bir böcek türü olmasına rağmen neredeyse hepimiz uç uç böceklerini sever, görünce mutlu oluruz tabii, ama çiftçiler çok daha fazla severlermiş. Sebep: yaprak bitlerini ve bitkiler için zararlı diğer böcekleri yiyerek bitkileri rahatlatması.

Uğur böcekleri, yumurtalarını bile bitlerin toplandığı yaprakların altına bırakırmış. Birkaç güne çıkan larvalar, ki bunlar uğur böceğini değil de minik timsahları andıran ince-uzun yapıdalar, hemen turalamaya başlayarak önlerine çıkan hayvancıkları yani bitleri lüpletmeye başlıyorlarmış. Artık nasıl yediğinin detayını bilemem, ama kısaca bu hayvanımız bitle mücadelede çiftçinin yanında ❤

Anlatılageldiği üzere bir tarihte bir bölgede ürünlere bitler dadanmış. Çok zor durumdaki çiftçileri bu sevimli böcekler kurtarmış. Çiftçiye şans getirdiği içindir ki ‘uğur böceği’ olarak anılırlar denir. Rivayet olma olasılığı var tabii ama okuduğum tüm Türkçe ve İngilizce kaynaklar aynı açıklamayı getirmiş. Yabancı kültürlerde Hazreti Meryem’in adını aldığı bile görülüyor. Onu bunu bilmem, ama en azından bolca uğur böceği görünen yerlerde bitkilerinin geleceğini tahmin edebilen çiftçi mutlu oluyordur herhalde.

Bu vesileyle, sabah-akşam blog dünyasını selamlamaktan yılmayan Uğur Böceğimize bir kere de ben iyi akşamlar demek isterim 🙂

Categories: Dil, Doğa, Ekonomi, Hayvan, Kültür, Teknoloji, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Seviyor Sevmiyor

Şu bizim “seviyoooor… seemiyoor…” bel bağlamasıyla yapraklarını yolduğumuz zavallı papatyanın falına Fransızların daha farklı baktığını öğrendim. Yenilgi Günlükleri’nin bir yazısında okuyunca haberdar olduğum konuyu araştırdım ve Fransız papatya falında çiçeğin beşli set halinde parçalandığını anladım. Yani yolma işlemine “Il m’aime” diye başlıyor ve koparılan her yaprakta seviyor-sevmiyor değil, sırasıyla şunları söylüyorlarmış: 

az seviyor (un peu),
çok seviyor (beaucoup),
tutkuyla seviyor (passionnément),
delice seviyor (à la folie),
hiç sevmiyor (pas du tout)

Böylece sevmeme ihtimali %50’den %20’ye düşmüş oluyor. Daha iyimser ve heyecanlı!

 

Bu arada, eğer “o beni takip etti, ben de onu edeyim,” “yazısını beğeneyim ki o da beni beğensin” şeklindeki blog okurlarından değilseniz eğer Yenilgi Günlükleri‘ni öneririm. Bilgi, deneyim ve duyguların birleştiği derin yazılar okumayı özleyenlere Onikinci Defter iyi gelecektir.

 

Categories: Dil, Doğa, Kültür, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , | 2 Yorum

Edessa

Urfa kentine verilmiş Edessa isminin, günümüzde Yunanistan’ın Makedonya bölgesinde bulunan Edessa’dan (yani Vodina) geldiğini öğrendim. 

Çeşitli kaynaklarda bu bilginin kesin olmadığı yazsa da anlatılan olay şu: O zamanların Makedonya Kralı Büyük İskender tabii ki Anadolu topraklarına da yayılmış. Bu büyük Büyük İskender fethiyle Urfa dolayları Edessa ismini almış. Çünkü buralarını Edessa’ya benzetmişler, yani şelalelerin aktığı sulak ovada kurulu memleketlerine.

Profesör Bilge Umar’a göre Helenistik Çağdan beri kullanılan ‘Edessa’ isminin öyküsü şuymuş: “Seleukos Nikator bu kenti geliştirerek Makedonya’dan gelen göçmenleri buraya yerleştirmiş ve ismini de Edessa olarak değiştirmiştir. Bu isim Roma, Bizans ve Haçlı Devletleri zamanında da kullanılmıştır.” (Kaynak: TC Şanlıurfa Valiliği Resmi Kent Rehberi)

Categories: Coğrafya, Dil, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

R

Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin’in de ‘r’ harfini söyleyemeyenlerden olduğunu öğrendim.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Prafa

Prafa diye bir iskambil oyunu olduğunu öğrendim. Aynı sözcük hem Kazancakis’in Zorba romanında bir Girit kahvesinde gözlemlenenler anlatılırken hem de Sait Faik’in ‘Deli Çay’ şiirinde geçince merak edip baktım. Bilinen ve sevilen de bir oyun imiş meğersem. Dilinden hiç anlamadığım kağıtlar onlar 😉 Siz tanır mısınız bu oyunu?

Geceleyin üç ayaklı titrek masalarda oynanan
Kazıklı prafa partilerinin
Bıçak çektirdiği lüks lambalı kahveler…

(‘Deli Çay’ şiirinden)

 

 

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Senden Nefret Etmeyi Seviyorum

Almancadaki ‘Hassliebe’ sözcüğünün, ‘birinden ya da bir şeyden nefret edip aynı zamanda da onu sevmek anlamına geldiğini öğrendim. Verilen örnek şu şekilde: Bir insan, evleri çok güzel görünüyor diye ya da şık restoran ve alışveriş merkezleri var diye bir kenti sevebilir, ama aynı zamanda stresli, kirli, kalabalık oluşu, suç oranının ve kirlilik düzeyinin yüksekliği ve trafik unsurlarını can sıkıcı buluyordur, ama örneğin orada alışveriş yapmayı da çok seviyordur. Bu durumda diyebiliriz ki bu kişi bu kent için bir Hassliebe duyuyordur. Türkçe karşılığı ‘aşk-nefret ilişkisi’ ya da ‘sevgi-nefret ilişkisi’ olarak verilmiş sözlük sitelerinde. Yönetmen Erden Kıral ise “Gece” filmi üzerine yapılan bir röportajda, filmdeki çiftin arasındaki ilişkiyi bir Hassliebe olarak tanımlamış ve Türkçe karşılığını da ‘nefret aşkı’ olarak vermiş ve mutlu olmadan sevmekten bahsetmiş. Kıral, anılarını anlattığı kitabında kendisinin Yılmaz Güney’e karşı olan hislerini de Hassliebe sözcüğünü kullanarak açıklıyor ve ekliyor: “Ben hem onun sinemasına hayrandım hem de davranışlarını eleştiriyordum.” (s.163)

Blogda yer alan başka ilginç Almanca sözcüklerden bazıları:

Torschlusspanik
Weltschmerz
Schadenfreude
Geschlechtsverkehr

[Yelens82]

Bu yazı için başvurulan kaynaklar:

HiNative.com
Artful Living, Ece Koçal Röportajı, 15.04.2015
Kıral, E. (2012). Aynadan Yansıyan Hatıralar. İstanbul: Agora Kitaplığı

Categories: Dil, Edebiyat, Kültür, Müzik, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Güneydeki Bilinmeyen Ülke

Avustralya kıtasına adını veren ‘Australis’ sözcüğünün Latincede ‘güney’ anlamına geldiğini öğrendim. Güneydeki, güneyli, güneye ait, güney tarafta olan demekmiş Australis.

Categories: Ülkeler, Coğrafya, Dil | Etiketler: , , , , , , , | 5 Yorum

Çatra Patra

‘Çat pat’ anlamında ‘çatra patra’ zarfının da kullanılageldiğini öğrendim. TDK’nın örnek tümcesi: “Bülbül gibi İtalyanca, Fransızca, çatra patra Türkçe konuşuyor.” (P.Safa)

İlk defa duyuyorum!

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Kibar Ekabirde Tek Bir Kibirli Kübra

Kibar‘ ve ‘Kibir‘ sözcüklerinin aynı kökten türediğini öğrendim.

 

kibir: büyüklük, büyük olma

kibar: büyük ve önemli kimse, kibir sahibi

kebir: büyük anlamında bir sıfat

ekâbir: büyükler

ekber: kıyaslamada daha büyük, en büyük anlamında

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Keşkül

‘Keşkül’ kelimesinin Farsçadan geldiğini ve kâse demek olduğunu öğrendim. Ama her türlü kâse değil. TDK’da verilen tanımı şöyle: “Gezici bazı dervişlerin ve dilencilerin ellerinde tuttukları, Hindistan cevizi kabuğundan, metalden veya abanozdan yapılmış dilenci çanağı.”

Keşkül dediğimiz tatlının adı da ‘keşkül-i fukara’ imiş. Fukara, fakir sözcüğünün çoğuludur. Eskiden, el açmak söz konusu olmasın diye, yardım almak isteyenler koluna keşkül asıp dolaşarak halkın verdiklerini toplarmış. Derler ki, fakirlere dağıtılan tatlı da bu yüzden bu ismi almış.

Farsça keş, ‘çeken’ anlamına gelirmiş. Keşide ve keşmekeş sözcükleri de aynı köktenmiş.

Categories: Antalya, Dil, Ekonomi, Giyim, Kültür, Tarih, Yiyecek, İnanç | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Loti

Pierre Loti isminin yazarın gerçek adı değil takma isim olduğunu öğrendim. Louis Marie Julien Viaud’e ilk kez Pierre şeklinde hitap eden kişi o zamanların büyük tiyatro oyuncusu Sarah Bernhardt imiş. Yani Pierre ismini veren kişi ünlü tiyatrocu Sarah Bernhardt. Rivayet odur ki, 1875’te Paris’te aktrisin performansını izleyen Viaud, bu oyuncuyla tanışmayı kafasına koyar ve şöyle bir mizansene girişir: Viaud kendini bir acem halısına sardıracak, Arap kıyafetleri içindeki adamlar rulo halindeki halıyı tiyatrocunun odasına getirecek ve sanatçının gözleri önünde yuvarlanarak açılan halının içindeki genç yazarımız hanımefendinin huzuruna serilecek! Böyle bir girişin ardından ikisinin hemen dost olduğu söyleniyor.

Loti kısmı ise henüz 22 yaşındayken yani 1872 yılında yapışıyor üzerine. Katıldığı donanmayla Tahiti’ye giden Viaud’a ‘Loti’ ismi bu adada verilir. Loti’nin adaya özgü bir çiçek olduğu kesin olsa da yazara ismi kimin verdiği net değil. Kimi kaynak yerlilerin Viaud adını telaffuz edememesi nedeniyle Loti dediklerini söylüyor, kimi bu adı bizzat kraliçenin taktığını belirtiyor, kimi de yazarın roti sözcüğünü yanlış söylemesinden sonra loti diye çağrılmaya başladığını ifade ediyor. Sonuç olarak bir Tahiti çiçeğinden almış takma ismini. 

Categories: Dil, Doğa, Edebiyat, Sanat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Sırra Kadem Nasıl Basılır?

‘Kadem’ sözcüğünün Arapçada ‘ayak’ anlamına geldiğini öğrendim.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Blog Ne Demek?

Blog sözcüğünün ‘weblog‘un kısaltılmış hali olduğunu öğrendim.

WEB + LOG:
‘Web’, yani ‘World Wide Web’, yani www, bildiğimiz gibi Internet ağını kastediyor. ‘Log’ ise olayların-gelişmelerin düzenli olarak kaydedilişini anlatan bir sözcüktür. Günlük gibi de düşünülebilir ama günlük olmak zorunda değildir. Denizcilikte kaptanın seyir defteri de ‘log’dur.

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Kelime Bulucu

Scrabble gibi kelime oyunlarında sizin yerinize sözcük bulan bir web sitesi öğrendim. Örneğin ‘lur’ ile biten kelimeleri listeletebiliyorsunuz. Hatta elinizdeki harfleri yazıyorsunuz, o size kelime türetiyor. Kelimeler.net sitesi bir yandan da sözcük öğrettiği, hafiften Türkçe dersi verdiği ve de kelime oyunları hakkında bilgi verdiği için hoş bir site ve kelimelerle çok ilintili bir işiniz varsa oldukça yararını görebilirsiniz gibi geldi. Örneğin şiir yazarken bir türlü uyak tutmadı diyelim, çıldırmadan önce buraya başvurabilirsiniz. Beyninizi zorlamanız her zaman daha iyi olsa da bu sizin tercihiniz. Ama Scrabble oynarken karşımdakinin telefonundan kelime aradığını görürsem de kalkar giderim yani. Bu da benim tercihim. 

Bugün bir Scrabble oynayalım o zaman. İyi Pazarlar!

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mastorluk Üzerine Master

‘Mastor’ kelimesinin ‘master’ ile aynı kökenden geldiğini öğrendim. Yani ‘magister’ kelimesinden. Latincede bu sözcük usta demekmiş. Ayrıca, saygı gösterilen kişiler için kullanılırmış.

Bizdeki en yaygın kullanımıyla ‘master’ (mastır) kelimesi yüksek lisans ile aynı anlama gelmektedir.

Rumca kaynaklı argo bir kelime olduğu söylenen ‘mastor’ lafını ise büyüklerimiz içen kişiler için kullanırdı. Zaten TDK‘ya göre ‘mastor’ çok sarhoş demek. ‘Mastor olmak’ sözünü ise ‘esrar içerek kendinden geçmek’ olarak vermiş. Yunan için ‘meyhaneci’ anlamına da gelirmiş ‘mastor’.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Fransızca Çok mu Kolay?

Panait Istrati’nin Fransızcayı kendi kendine öğrenerek bu dilde romanlar yazdığını öğrendim. Rumen yazar, temizlik yaparak geçimini güçlükle sağlayan bir hanımdan doğuyor. Babasına dair resmi bir kayıt bulunmasa da Yunan bir kaçakçı olduğuna inanılıyor. Fakir ve yeterli eğitim almamış bir çocuk olarak küçük yaşta kendisine uygun olmayan işlerde ve koşullarda çalışmak zorunda kalıp yaşamın zorluklarıyla ve sokak hayatıyla tanışmış.

Zorluklardan yılıp 37 yaşındayken boğazını keserek intihara kalkışması vesilesiyle Fransız yazar Romain Rolland ile tanışıyor ve yazın çalışmalarının önü açılarak dünya çapında beğenilen bir yazar doğuyor. 

Fransızcaya dönecek olursak: Derler ki bu dili sözlüklerden öğrenmiş otuzlu yaşlarında. Sonrasında da Fransız klasiklerini hatmederek geliştirmiş bilgisini. Sözlüklerin çok kıymetli kaynaklar olduğundan eminim ama Fransızcanın da en zor dillerden biri olduğunu iyi biliyorum. O zaman helal olsun Istrati’ye!

 

Kaynak: Encyclopaedia of the Hellenic World (blacksea.ehw.gr)

Categories: Dil, Edebiyat, Eğitim | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Zor Çeviri

Otomatik Portakal kitabını dilimize ilk çevirenin Aziz Üstel olduğunu öğrendim.

Categories: Dil, Edebiyat | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Gakgo

Elazığlılar için gakgoş dendiğini öğrendim. Yiğit, mert, babayiğit, dürüst, delikanlı anlamına gelirmiş. Harput dolaylarında erkek kardeşe hitap ederken söylenegelen gakgo sözcüğünden türemiş. Akrabalar arasında kıymet verilen büyükler, saygı duyulan erkek figürler için kullanılırmış ama tanımadığına seslenirken de söylenebilirmiş. O zaman da size saygıyla yaklaşıldığını gösterirmiş. Kelimenin gakgoş halinin popüler kültür bozması olduğunu gören de var tabii. Doğrusu gakgodur diyenlere kulak vermeli sanırım. Kendi kültürleri ne de olsa. Gakgolara selam olsun.

Categories: Dil, Kültür, Seyahat | Etiketler: , , , , , , , , , , | 1 Yorum

Wiki

Wikipedia’daki ‘wiki’nin Hawaii dilinde hızlı, çabuk demek olduğunu öğrendim.

Categories: Dil, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Marsık Gibi

Güneşte çokça kalıp fazla yanmış ya da zaten çok koyu tenli kişilere yakıştırılan “marsık gibi” sözündeki marsığın bir tür odun kömürü olduğunu öğrendim. Ama hatalı üretilmiş, kalitesiz bir kömür. Hatası da, üretim aşamasında olması gerektiği gibi yanmamış olması. Dolayısıyla, siz yaktığınızda tütermiş ve rahatsız edici bir biçimde kokar, baş ağrısı yaparmış. TDK’ya göre, bu yakıştırmaya uğrayacak kişilerin zayıf da olması gerekiyor. İlk anlamını ise şu şekilde vermiş: “Yapılırken iyice yakılmadığından duman ve koku vererek yandığı için baş ağrısı yapan odun kömürü.” Her halükarda hoş bir benzetme olmadığı ortada ama ben dahil bir çoğumuz bu sıfata maruz kalmıştır herhalde çocukluk yazlarında.

Categories: Dil | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Çamaşırcı Ayı

Rakunlara çamaşırcıayı da dendiğini öğrendim.

Memeliler: Küçükayıgiller. (1981). Gelişim Hayvanlar Ansiklopedisi içinde (Cilt.2, s.346-347). İstanbul: Fratelli Fabbri Editori Milano ve Gelişim Basım Yayım A.Ş.

Categories: Dil, Hayvan | Etiketler: , , , | 5 Yorum

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: