Bilim

Harikalar Diyarı mı Kabus mu?

Alice Harikalar Diyarında Sendromu (AIWS: Alice In Wonderland Syndrome) isminde bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. Bu bir tür algısal bozukluk durumu imiş. Vücut parçalarını farklı büyüklüklerde algılıyorlarmış örneğin. Ya da odadaki eşyalar minik minik görünüyormuş. Dünyayı bir dürbünün yanlış tarafından görmek gibi. AIWS hastalığından muzdarip kişiler, nesneleri olduklarından büyük ya da küçük görme, boşluk-derinlik ve zaman gibi kavramları doğru algılayamama, dokunduğu cismi olduğundan farklı hissetme, sesleri farklı algılama gibi sorunlar yaşarmış. Yani algılama bozukluğu ve perspektif ile ilgili bir sendrommuş ve duyularda bozukluklar görülmesiyle karakterize imiş. Halüsinasyonlar görenler oluyormuş. Nöbet sırasında yürümekte zorlanan bile olabiliyormuş.

Yazılarında çektiği migren ağrılarından bahseden Lewis Carroll’ın yani “Alice Harikalar Diyarında” kitabının yazarının da bu bozukluğun pençesinde yaşamış olabileceği düşünülüyor.

Categories: Bilim, Edebiyat, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , | 2 Yorum

Zeytin

İzmir’den bir grup lise öğrencimizin kansere alternatif çözüm getirdikleri için Harvard Üniversitesi ve bazı Avrupa kentlerinden proje sunumu daveti aldıklarını öğrendim. İki yıldır projeleri üzerinde çalışan gençler, zeytin yaprağı gibi doğa armağanlarının kanser hücreleri üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu bitkilerin kanserden korunmada da kanser tedavisinde de kullanılabileceği fikrine ulaşmış.

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlu olsun.

 

Haber: Sözcü, 17.03.2017

Categories: Bilim, Doğa, Güncel, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Sihirli Güç

Jane Goodall’un birkaç şeyi değiştirebilme yetkisi olsa ilk yapmak isteyeceği değişikliğin nüfus olduğunu öğrendim. Şöyle demiş 83 yaşındaki insan-bilimci: “Sihirli gücüm olsaydı, gezegendeki insan sayısını azaltmak isterdim. Çok kalabalığız. Gezegenimizin kaynakları sınırlı ve biz onları tüketiyoruz. Bu da gelecekte çok acı çekeceğimiz anlamına geliyor.”

Kaynak: Human the Movie 

Categories: Bilim, Sinema | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Leopold von Ranke

Bugün (23 Mayıs) Leopold von Ranke’nin ölüm yıl dönümü olduğunu öğrendim. 

Leopold von Ranke (1795-1886) Alman tarihçidir. Tarih kitapları günümüzde artık kullanılmasa da, adı pek bilinmese de, tarihi sonsuza kadar değiştirmiş bir isimdir.

Bugün tarih alanında yapılan çalışmaların genel çatısını yarattı. Ranke’den önce Tarih profesörleri yoktu. Üniversitelerde Klasikler, Filoloji, İnsani Bilimler, Felsefe gibi alanlarda çalışılırdı. Tarih bu bölümlerden ayrılmamıştı henüz. Ranke ilk kez bir üniversitede Tarih programı oluşturdu ve şunun anlaşılmasını sağladı: Üniversiteler önemli araştırma enstitüleridir. Profesörlerinizin kendi alanlarına önemli katkıda bulunacak çalışmalar yapıp meslektaşlarının onayını almasını sağlamazsanız gerçek bir üniversite olamazsınız. Bu da şu anlama geliyordu: Üniversite hocaları, öğretmenliğin yanı sıra araştırma da yapıyor olmak zorundadırlar, ki bu onların asıl görevidir. Pasif katılımcılar olmanın ötesine geçmeli ve alanlarıyla fazlasıyla meşgul olmalıdırlar.

Ranke ayrıca bilimsel tarihi yaratan kişi olarak da kabul edilir. Yani kaynağa dayalı çağdaş tarih bilincinin babasıdır. Arşiv tarama ve tarihi belgelerin analizine odaklanmış, sınıf içi eğitim anlayışına da farklı bir tarz getirmiştir. Kanıt olarak birincil kaynaklara dayanmanın ve bu kaynakları da eleştirel bir gözle inceleyebilmenin önemine vurgu yapmıştır. Öğrencilerini birincil kaynak bulup getirmeye yollamış, önlerine konanı okumakla yetinmelerini kabul etmemiştir. Bu da tarih çalışmalarında ampirik yaklaşıma vurgu yaparak tarih alanında çok güçlü bir değişim yaşanmasına neden olmuştur. Üniversite programına Tarih bilimini dahil edip bu konudaki çalışmaların kurumsallaşmasını sağlamak zaten yeterince devrimci olarak nitelendirilebilecek bir davranış iken Ranke devamını da getirmiştir. O vakte kadar bilinen felsefi yaklaşıma karşı çıkmış, tarihin üzerinde çalışılıp anlaşılması gereken bir alan olduğu bilincinin temelini atmıştır. Akademik çalışmalara Tarihin de yerleşmesi çok büyük bir hızla dünyaya yayılmış, bunda ulusalcılığın yükselişi de etkili olmuştur.

Ondokuzuncu yüzyılın sonlarında, Tarih artık üniversite müfredatının en önemli kısımlarından biridir. Diğer bölümlerin bir parçası olarak değil, özgün bir bilim dalı olarak ele alınır.

Ranke, “tarih biliminin amacı, geçmişin gerçekte nasıl olduğunu göstermektir” demiş; “geçmişi yargılamak ya da geleceğe yol göstermek değil.”

 

Kaynak: The Cynical Historian

Categories: Bilim, Eğitim, Tarih | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Boğanın Kızgın Gözü

Aldebaran adlı yıldızın, kırmızıya çalan turuncu rengiyle Boğa takımyıldızında parıl parıl parlayan büyük bir yıldız olduğunu öğrendim. V biçiminde sıralanmış ve boğanın yüzü olarak düşünülen grubun parçası gibi görünürmüş. Tabii ki bu altı-yedi yıldızın en parlağı, yani boğanın ateş saçan gözü olarak.

Categories: Bilim | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Basında Cahil İnekler

İyi bilinen bir medya kuruluşunun yayınladığı Cahillikler Köşesinde yanlış bilgilere de yer verebildiğini öğrendim. Dün, yaz saati-kış saati uygulamasının mucidinin Franklin olduğunu söylemiş olmalarına şaşırmıştım. Bugün de, manyetik duyarlılık üzerine yapılan bir araştırmaya kafalarınca sonuç yazmalarına hayret ettim. Google Earth’ten elde edilen görseller, otlayan ya da dinlenen sığırların vücutlarını kuzey-güney doğrultusunda hizalayarak durduklarını gösteriyormuş. Yani başları ya kuzeye bakıyor, ya da güneye. Basın kuruluşumuz ise pusulasız kalırsak ineklere bakarak kuzeyi bulabileceğimizi belirtmiş rahat rahat. Holy Cow!

Araştırmanın detayları: Elizabeth Mitchell, BBC News, 25.08.2008

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Freud ve Köpekler

Köpeklerle ilgilenmeye yetmişli yaşlarında başlayan Sigmund Freud’un chow chow cinsi köpeği olduğunu, birlikteliklerinin onbeşinci ayında ölen (tren çarpması) köpeğinin ardından psikolojisini çok zor düzelten Freud’un yine bir chow sahiplendiğini öğrendim. Bu köpekle de yedikleri içtikleri ayrı gitmez, aynı tabaktan yerlermiş. Ayrıca terapilere köpeğini de dahil edermiş. 

 

 

 

http://thepoodleanddogblog.typepad.com/the_poodle_and_dog_blog/2013/07/the-dogs-of-sigmund-freud.html
https://www.fastcompany.com/3037493/pet-week/dog-complex-analyzing-freuds-relationship-with-his-pets

Categories: Bilim, Hayvan | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Deveye Diken

Başka hayvanların burun kıvırıp yanından geçip gidebileceği dikenli bitkileri develerin yiyebildiğini ve hatta yediğini öğrendim. Aslında buna uygun bir ağız yapısıyla dizayn edilmiş develer deri ve kemik dahil bulduğu birçok şeyi yiyebilirmiş (zehirli bitki değil ama). Hatta çölde karşı karşıya olduğu yiyecek kıtlığı durumu ileri düzeydeyse sahibinin çadırını tırtıklamaya bile başlarmış.

Livaneli, Z. (2017). Huzursuzluk. İstanbul: Doğan Kitap

Kaynak: Calamunnda Camel Farm

Categories: Bilim, Dil, Edebiyat, Hayvan, Seyahat | Etiketler: , , | 2 Yorum

Haymatlos 2

Nazi Almanyası döneminde çalıştıkları üniversitelerden uzaklaştırılınca ülkemize yerleşmiş değerli bilim insanları hakkında yapılmış ‘Haymatloz – Türkiye’de Sürgün’ adında yeni bir filmin iki ay önce Almanya’da gösterime girdiğini öğrendim. 1933’te çıkan bir kanun ile faşizm karşıtı Alman profesörler veya Yahudiler işlerinden çıkarılıyor. Bütün kapılar yüzlerine kapanınca büyük sıkıntıya düşen ve yaşamları alt-üst olan bu ‘istenmeyen’ sanatçılara ve bilim insanlarına biz kucak açıyoruz. Atatürk bu insanları ülkemize davet ediyor. Aralarında ünlü politikacılar, mimarlar, heykeltraşlar, besteciler bulunan sürgün konuklara TC’nin çağdaş üniversitelerinin kurulması aşamasında büyük yetkiler veriliyor. Örneğin Otto Gerngross Ankara’da Ziraat Fakültesini kurmuş.

Belgesel filmin yönetmeni Eren Önsöz, bu profesörlerden beşinin öyküsü üzerinden o dönemin gelişmelerine ışık tutmuş. Filmde bu kişilerin yaşayan akrabalarını dinleme şansı buluyorsunuz. Umarım bizde de gösterilir de biz de buluruz.


[Esin Özbanazı, DW Türkçe]

 

Kaynaklar:
Filmin Web Sitesi ve
Aydınlık (Mehmet Özaydın, 27.10.2016)

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Sanat, Sinema, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Dot-dot-dot-dash-dash-dash-dot-dot-dot

Mors alfabesi kullanarak nasıl SOS yazılacağını yani yardım isteneceğini öğrendim:

Dot-dot-dot- dash-dash-dash- dot-dot-dot yani   … — …

Zaten kolay akılda kalsın diye S.O.S seçilmiş yardım çağrısında kullanılmak üzere. Aklınızda tutun bence. Ne zaman lazım olacağı belli olmaz.

Categories: Bilim, Seyahat, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Eşcinsellik Üzerine

Freud ve Reich’ın eşcinsellik üzerine düşüncelerini öğrendim. Sigmund Freud, eşcinselliğin bir hastalık olmadığını, dolayısıyla utanılacak ya da aşağılanacak bir durum da olmadığını söylemiş. Bir dönem Freud’un öğrencisi olmuş ve onun çalışmalarını ileri götürmüş psikanalist Wilhelm Reich ise, sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumın oluşması için özgür cinselliği savunarak tepkileri çekmiş bir bilim insanı olmasına rağmen eşcinselliği bir hastalık ve sapma olarak betimlemiş ancak küçümsemeyi ya da saldırmayı o da yanlış bulmuş.

Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Fibonacci

‘Fibonacci Dizisi’ ya da ‘Fibonacci Sarmalı’ adıyla bilinen bir sayı dizisi olduğunu öğrendim. Her sayının kendinden önce gelen iki sayının toplanmasıyla elde edilmiş olduğu diziymiş bu. Yani 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233,  … Ama 1’den başlaması şart değilmiş, herhangi iki sayıyla başlayıp aynı mantıkla devam ederek de bu diziyi oluşturabiliyorsunuz. Örneğin, 3, 3, 6, 9, 15, 24, 39, … Olay şu ki, bu dizideki herhangi bir sayıyı kendinden önceki sayıya böldüğünüzde 1,618 çıkıyor. Küçük sayılarda biraz civarında bir sonuç verirken, sayılar büyüdükçe daha fazla kesin sonuç çıkıyor (ben de böle böle denedim 🙂 ) yani ‘altın oran’ denilen 1,618 sayısına yaklaşılıyor. Bu oranın da doğada, sanatta, kısaca tüm yaşantımızda ve bakmayı bildiğimiz her yerde olduğu söyleniyor. Yapraklarda, yaprakların dallara diziliminde, kozalakta, ayçiçeğinde, deniz kabuğunda, örümcek ağında ve hatta insan bedeninde. Tüm kol uzunluğumuzu dirsekten parmak ucuna kadar olan kısmın uzunluğuna bölersek 1,618 sayısını bulurmuşuz. Ağzımız ve burnumuzun genişlikleri orantılandığında aynı oran görülürmüş. Boyumuzu göbekten ayağa olan kısmın uzunluğuna bölünce de 1,618 bulurmuşuz. Yani vücut yapıları göz önünde bulundurulunca, herkesinki aynı çıkamaz demek geliyor içimizden elbet ama anladığım kadarıyla bu orana ne kadar yakın sonuca ulaşılırsa estetik mükemmelliyete de o kadar yaklaşılmış oluyor. Hatta fotoğrafçılıkta bile bu veri kullanılıyor. Fotoğraf kompozisyonunda başvurulan üçte bir kuralı da bu esastan türemiş.

‘Altın oran’ın atası, sarmalın isim babası Leonardo Fibonacci 1100, 1200’lerde yaşamış bir İtalyan. Genç yaşında babasıyla birlikte başta Cezayir olmak üzere Akdeniz ülkelerini gezmiş, Arap matematikçilerle tanışmışlığı var. Henüz Avrupa’da romen rakamların kullanıldığı bu dönemde Pisalı Fibonacci Arap sayılarıyla tanışıyor ve işlem yapmanın kolaylığına ve rakamların kullanışlılığına vurularak bu sistemin Avrupa’ya sıçramasını sağlamayı kendine görev biliyor. Saygılar sunarım kendisine…

 

Categories: Bilim, Doğa, Sanat | Etiketler: , , , , , , , , | Yorum bırakın

Filler ve Aynalar

Fillerin kendini aynada tanıyabildiğini öğrendim. Bazen ben bile aynadaki aksimi tanıyamıyorum oysa…

Categories: Bilim, Hayvan | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Tesla vs Einstein

Tüm zamanların en iyi bilim insanlarından Einstein ve Tesla’nın zaman zaman zıt düştüklerini öğrendim.

Categories: Bilim | Etiketler: , , | Yorum bırakın

Orgon

Üniversite yıllarımda “Dinle Küçük Adam” ve “Gençliğin Cinsel Eğitimi” kitaplarını okuyarak çok sevmiş olduğum Wilhelm Reich’ın sadece yazar olmadığını öğrendim. Reich, bilim tarihine damgasını vurmuş önemli bir psikanalistmiş. Sigmund Freud’un öğrencisi olmakla kalmamış, onun tezlerini daha da geliştirmiş ve ‘orgon’ ismini verdiği enerji üzerinde çalışmış.

 

Yahudiymiş (ama kendisi reddediyormuş). Yasak ilişkisi eşi tarafından fark edilen annesi intihar etmiş. Birinci Dünya Savaşına katılmış. Savaştan sonra tıp okumuş ve psikanalize yönelmiş. Komünist partiye bağlıymış. Otoritelerle ters düştüğü için çeşitli ülkelerde yaşamak durumunda kalmış. Oturma izni alınmış, sınır dışı edilmiş, partiden ihraç edilmiş, psikanaliz derneğinden çıkarılmış. Otoritenin sağlığımızı olumsuz etkilediğine inanan Reich, Nazilerin yükselişine de yüksek sesle karşı çıkmış ve tabii Hitler rejimiyle de sorunlar yaşamış. En sonunda Avrupa’yı bırakıp Amerika’ya göçmüş ve New York’ta araştırmalarına devam etmiş ancak orada da FBI ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) ile başı derde girmiş. Peki ne yapmış da bu kadar değerli bir bilim insanıyken bunca sevilmeyen adam ilan edilmiş?

 

İşte öğrendiklerim:

 

Freud, sosyal nedenlerle cinsel dürtülerimizi inkar etmemizin nevroza neden olduğunu keşfederek vücuttaki biyolojik cinsel enerjinin varlığından bahsetmiş, buna ‘libido’ adını vermişti. Reich bunu biraz daha ileri götürerek cinsel tatminin nevrotik semptomları dindirdiğini ifade etti.

 

İçimizde bir tür elektrik enerjisi olduğunu ve bu enerjinin beden ve ruh sağlığını ciddi anlamda etkilediğini belirtti. Bu yaşam enerjisine ‘orgon’ adını verdi. Orgazmın işlevini araştırırken keşfedildiği ve organik maddeleri şarj edebildiği için bu enerjiye ‘orgon’ dedi ve bu enerjinin tüm yaşam formlarında var olduğuna inandı.

 

Kısaca orgon, orgazm sırasında yayılan enerjinin ismiydi. Cinsel enerjinin boşalamamasının bir tıkanma meydana getirip zararlı hale gelerek nevroza neden olduğunu savundu. Dolayısıyla ona göre sağlığımız büyük ölçüde orgazm gücüne bağlıydı ve iyileşme de bu tıkanıklığın giderilmesiyle olasıydı. Yani bastırılmışlık vücudumuzda bir zırh yaratıyor, bu zırh psikoseksüel enerjimizi serbest bırakamamamıza neden oluyor, vücuttaki bu fazla enerjiyi atabilmek için orgazma gereksinim duyuluyor, o mümkün olmayınca içimizde oluşan gerginlik ve tabii daimi baskı hissi (fiziksel, cinsel, ekonomik ve sosyal yönden) bireylerde nevroza sebep oluyor. Yani ekseri ya orgon enerjisi az olduğu için ya da vücuttaki orgon dışarı atılamadığı için hasta olunuyordu. Gerilim yüklenmeye neden oluyor, bu yüklenme boşaltılamadıkça hücrelerde gerilim yüklenmesi devam ediyor ve kanser dahil çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Oysa orgazm, vücutta doğal olarak oluşan biyolojik enerji fazlasını boşaltarak enerji dengesini kuruyor, ki bu işlev yitirilince enerji artmaya devam ederken bir miktarı da serbest kalmadıkça nevrotik bozukluklar baş gösteriyor. Hatta Reich, faşizm gibi nefret kaynaklı hastalıkları dahi bu kurama dayandırmıştır.

 

Tüm bunları bilmenin ilk adım olduğunu kabul ederek, sıkıntının üstesinden gelmenin yollarını aradı ve çalışmalarını o yöne çevirdi. Çalışmalarını ilerletebilmek için Orgon Enstitüsünü kurdu. Enerjiyi toplayıp depolayarak yararlı hale getirmenin yollarını aradı. Maddelerin yalıtkanlık özelliklerini göz önünde bulundurarak orgon enerjisini içinde toplayabilecek kutuları icat etti ve ‘orgon enerji akümülatörü’nü yarattı. Bir insanın girip oturabileceği kadar küçük bir kutudan oluşan bu akümülatörlerle bireylerin enerji yoluyla sağlıklı hale gelmesi planlanmıştı. Kanseri bile yok edebileceğini belirtmesine rağmen medyanın ‘seks kutusu’ olarak eleştirdiği bu buluş ve tüm çalışmaları kısa sürede ABD’de de tepki çekmeye başladı ve akümülatör yasaklandı. Hakkında soruşturma başlatıldı. Bir bilim insanını hukukçuların yargılayamayacağını söyleyerek mahkemeye gitmeyen Reich, yazdığı bilimsel kitapları okumalarını söyledi. Ancak iki yıl hapis cezası hükmüne tabii ki karşı koyamadı. Kitapları yakılan Reich, hapisteki ilk yılında öldü (1957).

 

Reich, ömrünce cinsellik eğitimi, doğum kontrolü, boşanma hakkı ve kadınların ekonomik bağımsızlık mücadelesi gibi konulara önayak oldu. İşçi mahallelerinde cinsel danışma merkezleri kurdu. Sağlıklı bir cinsellik için sınıf kavramının olmaması gerektiğini ileri sürdü. Uygar toplumlarda kişilerin cinsel yönden özgür olamadığını, isteklerini bastırarak hep stres altında olduğunu düşündü. Sosyokültürel konumun gereklilikleri açısından değil, bir birey olarak gereksinimlerimiz ve acı çektiğimiz durumlar açısından yaşamı ele almamız gerektiğini dile getirdi ve sosyal hayatımızı buna göre düzenlememizi salık verdi.

 

Ama tabii ki görüşleri, çalışmaları, başarıları ve icatları (yağmur yağdırma aparatı gibi) hem genelgeçer inanışlara ters düştüğü için tutucu tayfanın canını sıktı, hem de kabul görmüş sisteme ekonomik getiri sağlamadığı hatta en başta ilaç endüstrisinin ekmeğini kestiği için sevilmedi. En çok da seanslarında hastalara dokunduğu için tepki uyandırdı, orgon akümülatörüyle dalga konusu oldu, FBI peşini bırakmadı, ajan olarak mimlendi, akıl hastası olduğu gibi karalamalara maruz kaldı, özel hayatı deşildi. Oysa altmış yıl aradan sonra bugün enerji konusunda yapılan çeşitli çalışmaların çoğu, zamanında hayatın dar edildiği Reich’ın fikirleri ve çalışmalarından yola çıkarak temellendirilmiştir.

 

 

 

Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Liselilerin Başarısı

Antalya’dan iki lise öğrencisinin, ABD’de gerçekleştirilen bir proje yarışmasında altın madalya kazandığını öğrendim. Kabuklu deniz hayvanlarından üretilen bir ‘yara örtüsü’ fikrini geliştiren gençler, bu şekilde kanamayı durdurabilmeyi ve bası yarası gibi zor yaraların iyileşmesini hızlandırmayı hedeflemişler. 

Aslında Genius Olympiad web sayfasını inceleyince yarışmaya katılan Türklerin sayısının Amerikalılardan bile fazla olduğunu ve başka Türk gençlerinin de bilim ve sanat dallarında ödüller aldığını görüyorsunuz ancak sanırım bu projenin öne çıkmasının nedeni, daha önce TÜBİTAK’ın yarışmasında ilk aşamayı bile geçemeyerek elenmiş olması. Gençlerimizin bu konudaki izlenimini öğrenebilmek isterdim.

 

Haberin Detayları: Antalya Ajans (28.06.2016)

 

Categories: Antalya, Bilim, Eğitim, Güncel | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Mantarlı Şişeler

Şişeyi kapatmak için kullandığımız mantar geniş geliyor ve şişeye girmiyorsa bir süre kaynar suda bekleterek çözüme ulaşabileceğimizi öğrendim. Ama henüz denemedim. Sıcakta gözenekleri genişlediği için esnek olup rahat mı giriyordur artık bilemiyorum ama deneyip bir daha araştırmalı bakalım doğru muymuş.

Categories: Bilim, Yiyecek | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Koala

Dünyalar tatlısı koala hayvanının iki penisi olduğunu öğrendim. Hanımefendilerinin de iki vajinası varmış zaten. Fair Play.

Günde ortalama yirmi saat uyuyorlar bu arada. Sonra da okaliptüs yaprağı kemiriyorlar 🙂

Categories: Bilim, Doğa, Hayvan | Etiketler: , , , , , | 1 Yorum

Müzikçe Düşünmek

Büyük dahi Einstein’ın çok iyi keman çaldığını öğrendim. Piyano ve keman çalmayı annesi öğretmiş. Mozart’a hayranmış, Bach’a tapıyormuş.

Sadece fiziğiyle ilgilenmişiz bunca yıl…

Categories: Bilim, Müzik | Etiketler: , , , , , , | 6 Yorum

Yatağını Toplama!

Her gün uyanır uyanmaz yatağınızı toplamanızın çok da sağlıklı olmadığını öğrendim. Sımsıkı düzeltilmiş çarşaflar, ölü deri hücreleriniz ve terinizle beslenen milyonlarca ev tozu akarını (mayt dediğimiz) içinde hapsedermiş. Bir süre yatağınız dağınık kalırsa temiz hava ve ışıkla buluşan çarşaflarınızın havalanma şansı olur, gece bırakılan sıvılar kururmuş ve böylece akarların da yaşam şansı kalmazmış. Tabii haberde ‘bırakın yatak hiç toplanmadan öyle kalsın’ demiyor. Kahvaltı edip hazırlandıktan sonra toplamanızın uygun olacağını yazıyor. ‘Haftada bir ya da iki haftada bir yatak takımlarının yıkanması unutulmamalı’ diye de ekliyor.

 

Kaynak: The Huffington Post

Categories: Bilim, Diğer, Hayvan, Sağlık | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Sağduyu Çıktısı Alacaktım

 

3D printer ile canlı doku ve organ basabildiklerini ve bu organların hayvanlara implantının başarıyla sonuçlandığını yani organların sorunsuz bir şekilde fonksiyonlarını yerine getirdiğini öğrendim. Daha fazla insanı yaşatmak ve yaşam kalitesini yükseltmek adına girişilen çalışmalar tam hız sürerken ülkemde de tam hız insanlar ölmektedir.

Kaynak: Devindra Hardawar, engadget

Categories: Bilim, Güncel, Teknoloji | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Sulu Zırtlak

‘Sulu Zırtlak’ lafının bitki biliminde ‘Limon’ anlamına geldiğini öğrendim.

Categories: Bilim, Dil, Yiyecek | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

Bir Kaya

Dahi Einstein’ın ilk eşine köleymişçesine kurallar koyarak bir anlaşma imzalattığını (odama üç öğün yemek getireceksin ama cinsellik beklemeyeceksin, hatta ben konuşmak istemediğim sürece konuşmayacaksın türünden), buna rağmen bir süre sonra teyzesinin kızıyla ilişkiye girerek evliliğini iyiden iyiye bozduğunu, boşanınca da zaten yıllardır birlikte olduğu kuzeniyle evlendiğini öğrendim. Bir rivayete göre onu da sekreteriyle (ve daha başka kadınlarla) aldatmış. Dahi olmak da zor…

Okuma: Focus Dergisi

Categories: Bilim, Diğer | Etiketler: , , , , , | Yorum bırakın

Facebook Parmağı

Üssü Kopenhag’da olan Happiness Research Institute’ün, yaptığı son araştırma ile, Facebook kullanmayı bırakınca mutluluk düzeyinin arttığını saptadığını öğrendim. Bin civarında denekle çalışan enstitü bunların yarısına bir haftalığına Facebook kullanımını tamamen bırakmalarını söylemiş, diğer yarısı ise feys rutinlerine devam etmiş. Çalışmanın öncesinde ve sonrasında deneklerin mutluluk düzeylerini on üzerinden değerlendirmeleri istenmiş. Tabii ki deney grubundakiler, kontrol grubundakilere göre daha mutlulaşmış. Bir haftada hemen gerçek hayatta olan türden sosyalleşmeleri artmış ve daha az yalnız ve öfkeli hissettiklerini ifade etmişler. Deneyin tamamı bundan ibaretse eğer, insanın “noolmuş yaani, bunu ben de söyleyebilirdim” diyebileceği türden çok vasat bir çalışma ama yine de bir farkındalık yaratılmasını sağlamıştır. En mutlu ülkelikten üçüncü mutlu ülkeliğe gerileyince telaşlandılar herhalde. Bir kere adamların ‘Mutluluk Araştırma Enstitüsü’ diye bir kurumları var ki bu bile vatandaşını mutlu etmeye yeter. Neyse… Artık ülkemizin mutluluk sıralamasında neden üst sıralarda yer almadığını biliyoruz: Üzüntü verecek hiçbir şey yok aslında ama işte Facebook parmağı var! Bence kapatılsın. Kah-rol-sun-Feeys-buk!

(Gerçi İsmail’i mutlu etmiş ama…)

Categories: Ülkeler, Bilim, Güncel, Psikoloji, Sağlık, Teknoloji | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Ödev

Geçtiğimiz Ağustos ayında yayınlanan bir araştırmaya göre, Amerikalı çocuklara, normalde uzmanlarca önerilenin üç katı kadar fazla ödev verildiğini öğrendim. Ulusal eğitim sendikası ile ulusal veli-öğretmen örgütünün uygun gördüğü günlük ödev yapma süresi, birinci sınıf öğrencileri için on dakika, ikinci sınıf için yirmi, üçüncü sınıf için otuz ve böyle böyle liseyi bitirene kadar onar dakika artarak devam ediyor. Beş-altı yaş grubuna ise ödev verilmesi onaylanmıyor. Bize de buyursunlar..

Categories: Ülkeler, Bilim, Eğitim, Güncel, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , | Yorum bırakın

Aziz İnsan

Nobel Kimya Ödülü alan Aziz Sancar’ın Mardin’de okuma-yazma bilmeyen bir anne-babaya doğduğunu, ilkokulundaki öğretmenlerinin çoğunun Köy Enstitüleri mezunu olması nedeniyle çok iyi bir eğitim aldığını düşündüğünü öğrendim. Demek ki neymiş?

Categories: Bilim, Eğitim, Güncel | Etiketler: , , , , , , , | Yorum bırakın

Huzursuz Bacak

Huzursuz Bacak Sendromunun insanlar tarafından çok bilinmediği için tanılanamayan ama aslında sık blblcr
görülen bir hastalık olduğunu, kadınlarda daha fazla rastlandığını (her zamanki gibi), ilk kez tedavisini bulanın da bir Türk olduğunu öğrendim. Zaten bu sendromun yarattığı rahatsızlığın kitap okumayı da engellediğini göz önünde bulunduracak olursak ülkemizde ne kadar sık görülen bir hastalık olduğunu tahmin edebiliriz. Neyse… En belirgin özelliği, kişinin sürekli bacaklarını hareket ettirmek istemesi olan rahatsızlığa maruz kalan kişiler kendilerine ne olduğunu tanımlayamazmış kolay kolay. Akşam saatlerinde dinlenirken ve gece yatarken bacaklarda şiddetli hareket ettirme isteğini ifade eden hastalara rahatlıkla HBS teşhisi konabilirmiş. Bacaklarda karıncalanma, kasılma, iğne batıyor gibi olma hissi, uyuşma, vb hissedilirmiş. Kişi bacaklarını germe, burma, arasına birşeyler koyma isteği duyarmış. Hep hareket etmek ister, bacaklarını nereye sokacağını şaşırırmış. Uyumakta çok zorlanır, gerinip durduğu için kramp sıkıntısına maruz kalırmış. Hareket etme isteği dolaşınca geçtiğinden sık sık kalkıp dolaşabilirlermiş. Uyuyabilenler sık uyanır, bazısı da bunları hiç fark etmez ama sabah çok zor kalkar ve günü yorgun geçirirmiş. Sıkıntılar bazen yıllarca yok olsa da sonra nüksedebiliyormuş. Tanılandığı takdirde tedavisi çok kolaymış. Yıllar önce sinemada filan oturamadığım, şehirlerarası otobüs seyahatlerinde yerimde duramadığım bir dönem yaşamıştım. O neydi, huzursuz bacaklılık mıydı, neden, nasıl ve ne zaman geçti bilmiyorum ama bazen vücutta B12 vitamininin ya da demirin eksik olması durumunda gözlemleniyormuş ve değerleri normale döndürerek düzeltiyorlarmış sıkıntıyı. Şeker, fıtık, romatizma filan da etkiliyormuş ama çoğunlukla ailede olduğu için başımıza geliyormuş.

 

Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Atacama

Dünyanın en eski mumyalama kültürünün Mısırlılara ait olmadığını öğrendim. İnsan tarafından yapılmış (doğal olmayan) en eski mumyalar yedibin yıl öncesinden kalmaymış ve kurak Atacama Çölünde yaşamış Chinchorro kavmine aitmiş. Şili’nin kuzeyi ve Peru’nun güneyine yayılan, okyanus kenarında ve And dağları eteklerindeki Atacama Çölü’nün Iowa eyaleti kadar bir alanı varmış. Milyonlarca yıl yaşı olan çöl dünyanın en kurak çölüymüş. Bu arada Amazonlarla yani yağmur ormanlarıyla bu çölün arasında yükselen And Dağları, aradaki farkı iyice belirgin kılıyor.

Koskocaman çölün bir noktasında da hoş bir heykel bulunuyor. Yer altından çıkıp göğe uzanan büyük el heykeli ‘Mano del Desierto (Çölün Eli)’ gömülmüş bir devin yardım dilenmesi hissini uyandırıyor. Zaten savunmasızlığımızı ve çaresizliğimizi sembolize ediyormuş. Sanatçının Uruguay gibi başka ülkelerde de benzeri el heykelleri (daha doğrusu parmaklar) varmış.

Mutlaka izlenmesi gereken süper bir belgesel: Belgesell

Gitmek isteyenler için Atacama Çölü hakkında detaylı bilgi: Gezimanya

Mumyalar hakkında detaylı bilgi: merakediyorumgrubu

Categories: Ülkeler, Bilim, Coğrafya, Doğa, Kültür, Sanat, Seyahat, Tarih | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Disleksik Solak Tersten Yazarsa

Leonardo da Vinci’nin, solak ve disleksik olduğunu, bir de üstüne, çalışmalarına dair notları ayna yazısıyla yani sağdan sola ve ambulans yazısındaki gibi tersten tuttuğunu öğrendim. Gerçi ayna yazısının sebebini disleksiye bağlayan da var ama bazıları da kiliseye aykırı düşen fikirleri okunamasın ve başkaları tarafından çalınamasın diye ters yazmış olabileceğini savunuyor. Başkalarının okuması için yazılan yazıları düz yazıyormuş. Ne severdim çocukken tersten yazmayı. Bir de sürekli yazdığım için bu konuda ilerlemiş ve hızlanmıştım ki… Devam ettirsem Leonardo olur muydum acep?

 

 

Disleksik Ünlülerin Listesi – Famous People With the Gift of Dyslexia

Categories: Bilim, Dil, Psikoloji | Etiketler: , , , , | Yorum bırakın

Mavi Ay

“Bu gün o gündür, aman ha kaçırmayın” nidalarıyla heyecan yaratılan ‘mavi ay görülmesi’ olayının, topu topu, ‘bir ayda iki kere dolunay yaşanması’ olduğunu yani ortada mavi bir ay filan olmadığını öğrendim. Bundan önce 2012’de gözlemlenen, sonra da 2018’de olacak olan çifte dolunay olayı çok sık karşılaşılan bir durum olmadığı için değerli herhalde. Ayın mavicene görünmesi durumunun ise ciddi boyutta bir orman yangını veya yanardağ patlaması ardından ortaya çıkabildiğini göz önünde bulundurarak bunun gerçekleçmemesine duacı olmamızda fayda var diye düşünüyorum. Ayrıca İngilizcede ‘çok nadiren olan’ anlamında kullanılan ‘once in a blue moon’ ifadesi de ayın çok nadiren mavi görünmesinden geliyormuş. Tabii her zaman olduğu gibi açıkladığım iki bilgiye de karşı çıkan bilim insanları var ama en yaygın görüş bu şekilde.

Categories: Bilim, Coğrafya, Dil, Doğa, Edebiyat, Güncel | Etiketler: , , , | Yorum bırakın

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: