Orgon

Üniversite yıllarımda “Dinle Küçük Adam” ve “Gençliğin Cinsel Eğitimi” kitaplarını okuyarak çok sevmiş olduğum Wilhelm Reich’ın sadece yazar olmadığını öğrendim. Reich, bilim tarihine damgasını vurmuş önemli bir psikanalistmiş. Sigmund Freud’un öğrencisi olmakla kalmamış, onun tezlerini daha da geliştirmiş ve ‘orgon’ ismini verdiği enerji üzerinde çalışmış.

 

Yahudiymiş (ama kendisi reddediyormuş). Yasak ilişkisi eşi tarafından fark edilen annesi intihar etmiş. Birinci Dünya Savaşına katılmış. Savaştan sonra tıp okumuş ve psikanalize yönelmiş. Komünist partiye bağlıymış. Otoritelerle ters düştüğü için çeşitli ülkelerde yaşamak durumunda kalmış. Oturma izni alınmış, sınır dışı edilmiş, partiden ihraç edilmiş, psikanaliz derneğinden çıkarılmış. Otoritenin sağlığımızı olumsuz etkilediğine inanan Reich, Nazilerin yükselişine de yüksek sesle karşı çıkmış ve tabii Hitler rejimiyle de sorunlar yaşamış. En sonunda Avrupa’yı bırakıp Amerika’ya göçmüş ve New York’ta araştırmalarına devam etmiş ancak orada da FBI ve FDA (Gıda ve İlaç Dairesi) ile başı derde girmiş. Peki ne yapmış da bu kadar değerli bir bilim insanıyken bunca sevilmeyen adam ilan edilmiş?

 

İşte öğrendiklerim:

 

Freud, sosyal nedenlerle cinsel dürtülerimizi inkar etmemizin nevroza neden olduğunu keşfederek vücuttaki biyolojik cinsel enerjinin varlığından bahsetmiş, buna ‘libido’ adını vermişti. Reich bunu biraz daha ileri götürerek cinsel tatminin nevrotik semptomları dindirdiğini ifade etti.

 

İçimizde bir tür elektrik enerjisi olduğunu ve bu enerjinin beden ve ruh sağlığını ciddi anlamda etkilediğini belirtti. Bu yaşam enerjisine ‘orgon’ adını verdi. Orgazmın işlevini araştırırken keşfedildiği ve organik maddeleri şarj edebildiği için bu enerjiye ‘orgon’ dedi ve bu enerjinin tüm yaşam formlarında var olduğuna inandı.

 

Kısaca orgon, orgazm sırasında yayılan enerjinin ismiydi. Cinsel enerjinin boşalamamasının bir tıkanma meydana getirip zararlı hale gelerek nevroza neden olduğunu savundu. Dolayısıyla ona göre sağlığımız büyük ölçüde orgazm gücüne bağlıydı ve iyileşme de bu tıkanıklığın giderilmesiyle olasıydı. Yani bastırılmışlık vücudumuzda bir zırh yaratıyor, bu zırh psikoseksüel enerjimizi serbest bırakamamamıza neden oluyor, vücuttaki bu fazla enerjiyi atabilmek için orgazma gereksinim duyuluyor, o mümkün olmayınca içimizde oluşan gerginlik ve tabii daimi baskı hissi (fiziksel, cinsel, ekonomik ve sosyal yönden) bireylerde nevroza sebep oluyor. Yani ekseri ya orgon enerjisi az olduğu için ya da vücuttaki orgon dışarı atılamadığı için hasta olunuyordu. Gerilim yüklenmeye neden oluyor, bu yüklenme boşaltılamadıkça hücrelerde gerilim yüklenmesi devam ediyor ve kanser dahil çeşitli hastalıklar ortaya çıkıyor. Oysa orgazm, vücutta doğal olarak oluşan biyolojik enerji fazlasını boşaltarak enerji dengesini kuruyor, ki bu işlev yitirilince enerji artmaya devam ederken bir miktarı da serbest kalmadıkça nevrotik bozukluklar baş gösteriyor. Hatta Reich, faşizm gibi nefret kaynaklı hastalıkları dahi bu kurama dayandırmıştır.

 

Tüm bunları bilmenin ilk adım olduğunu kabul ederek, sıkıntının üstesinden gelmenin yollarını aradı ve çalışmalarını o yöne çevirdi. Çalışmalarını ilerletebilmek için Orgon Enstitüsünü kurdu. Enerjiyi toplayıp depolayarak yararlı hale getirmenin yollarını aradı. Maddelerin yalıtkanlık özelliklerini göz önünde bulundurarak orgon enerjisini içinde toplayabilecek kutuları icat etti ve ‘orgon enerji akümülatörü’nü yarattı. Bir insanın girip oturabileceği kadar küçük bir kutudan oluşan bu akümülatörlerle bireylerin enerji yoluyla sağlıklı hale gelmesi planlanmıştı. Kanseri bile yok edebileceğini belirtmesine rağmen medyanın ‘seks kutusu’ olarak eleştirdiği bu buluş ve tüm çalışmaları kısa sürede ABD’de de tepki çekmeye başladı ve akümülatör yasaklandı. Hakkında soruşturma başlatıldı. Bir bilim insanını hukukçuların yargılayamayacağını söyleyerek mahkemeye gitmeyen Reich, yazdığı bilimsel kitapları okumalarını söyledi. Ancak iki yıl hapis cezası hükmüne tabii ki karşı koyamadı. Kitapları yakılan Reich, hapisteki ilk yılında öldü (1957).

 

Reich, ömrünce cinsellik eğitimi, doğum kontrolü, boşanma hakkı ve kadınların ekonomik bağımsızlık mücadelesi gibi konulara önayak oldu. İşçi mahallelerinde cinsel danışma merkezleri kurdu. Sağlıklı bir cinsellik için sınıf kavramının olmaması gerektiğini ileri sürdü. Uygar toplumlarda kişilerin cinsel yönden özgür olamadığını, isteklerini bastırarak hep stres altında olduğunu düşündü. Sosyokültürel konumun gereklilikleri açısından değil, bir birey olarak gereksinimlerimiz ve acı çektiğimiz durumlar açısından yaşamı ele almamız gerektiğini dile getirdi ve sosyal hayatımızı buna göre düzenlememizi salık verdi.

 

Ama tabii ki görüşleri, çalışmaları, başarıları ve icatları (yağmur yağdırma aparatı gibi) hem genelgeçer inanışlara ters düştüğü için tutucu tayfanın canını sıktı, hem de kabul görmüş sisteme ekonomik getiri sağlamadığı hatta en başta ilaç endüstrisinin ekmeğini kestiği için sevilmedi. En çok da seanslarında hastalara dokunduğu için tepki uyandırdı, orgon akümülatörüyle dalga konusu oldu, FBI peşini bırakmadı, ajan olarak mimlendi, akıl hastası olduğu gibi karalamalara maruz kaldı, özel hayatı deşildi. Oysa altmış yıl aradan sonra bugün enerji konusunda yapılan çeşitli çalışmaların çoğu, zamanında hayatın dar edildiği Reich’ın fikirleri ve çalışmalarından yola çıkarak temellendirilmiştir.

 

 

 

Reklamlar
Categories: Bilim, Psikoloji, Sağlık | Etiketler: , , , , , , , , , | Yorum bırakın

Yazı dolaşımı

Yorum yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

%d blogcu bunu beğendi: